Aralık 2014 Fatih YILMAZ A- A+
A- A+

Azık Edinin

İnsan Allah’a kul olsun diye yaratılmıştır ve denenmektedir. Çok değil, ortalama 60-70 sene gibi bir süre dünyada kalacak ve sonra Allah’ın huzurunda hayatının her anından hesaba çekilecektir. Herkesin kendi kazandıklarını öğrenmesinin yani şahitlerin dinlenmesinin ve kitabının eline verilmesinin ardından, sonsuz hayatı için Allah hüküm verecektir. Eğer kitabı sağ yanından verilirse artık o kişi ebediyyen kurtulmuştur. Ama kitabı sol yanından verilenlerden ise o zaman şöyle diyecektir:

“...Bana keşke kitabım verilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı. Güç ve kudretim yok olup gitti.” (Hakka, 25-29)
Artık bundan sonra tutuklanıp yüzüstü sürüklenerek bir daha hiç çıkmamak üzere cehenneme götürülecektir.

O gün buyruk verenler, buyruğa baş eğecek,
Cehennem öfkesinden, köpürüp kükreyecek
Ve, doldun mu, dedikçe, daha yok mu, diyecek;
Yandıkça o deriler, değişecek bilesin;
Hâlâ secde yok ise, Daha Kur’an Ne Desin!
Gör ki, dünya sırtında nice insan taşıyor;
Kimi yaşarken ölmüş, kimi ölmüş yaşıyor.
Kimi Arş-ı Âlâ’ya, doludizgin koşuyor;
Diyor ki; işte cennet, gayret et ki giresin;
Ey! En şerefli varlık... Daha Kur’an Ne Desin!

İnsanın bu kötü sona düşmesinin ardındaki sebep, yaptıklarının her an kaydedildiğini, bunların bir gün kendisine bildirileceğini ve hesap vereceğini ummadığı için, Allah’tan ve O’nun tehdidinden korkup sakınmadan yaşamını tüketmesidir. Bu insan, ahirete, hesap gününe ve cehennem gibi dehşet verici bir ebedi ceza yerine kesin bir biçimde iman etmediği için, yaptığı kötü işlerden ötürü korkup sakınmaz ve Allah’ın sınırlarını çiğnemekte bir sakınca görmez.

İşte Allah korkusu, bir insan için hem imanının çok keskin bir göstergesi, hem de onun ebedi hayatını belirleyecek çok önemli bir özelliktir. İnsan, ancak ve ancak Allah’tan korkup sakınırsa kurtulacaktır.

Hesap günü yaşanacak olayları düşünüp de korkuya kapılmamak ise mümkün değildir. Fakat bu korku yalnızca iman edenlere özgü bir korkudur. Çünkü Allah’ın pek çok ayetinde tarif ettiği imtihan ortamının, yazıcıların, şahitlerin ve herkesin bir araya getirilip toplanacağı hesap gününün kesin birer gerçek olduğuna ancak mü’minler kayıtsız, şartsız inanırlar ve kötü bir sonla karşılaşmaktan korkarlar.

Sizin de yaptığınız her şey, an ve an kayda geçiyor; bunları okuduğunuz an da buna dâhil. Hızla Allah’a hesap vereceğiniz güne doğru yaklaşıyorsunuz. Sen Amerika’da olan bir olayı canlı olarak kendi yaptığın televizyon denen icadınla seyretmeyi gayet normal görüyorsun. İşte Allah Teâlâ da Mahkeme-i Kübra’da, ilahî kamerayla senin tüm ef’âlini film olarak sana tekrar seyrettirdiği gibi,  tüm mahşer halkına da seyrettirecektir. Ve o gün geldiğinde yanınızda getireceğiniz en değerli şey bu dünyadaki iyilikler ve Allah korkusu olacaktır:

“... Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takva (Allah korkusu)’dır. Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup sakının.” (Bakara, 197)

Tüm insanları Allah yaratmıştır ve onların kendilerini bilip tanıdıklarından kat kat daha iyi bilip tanır. Herkesin kalplerinde gizli olanı, gizlinin de gizlisini bilir. Nefsinin insana ne tür vesveseler verdiğinden, ne tür oyunlar oynayacağından da çok iyi haberdardır. Çünkü nefsi yaratan, ona “imtihan için” sınır tanımaz kötülüğünü ve bu kötülükten sakınmayı ilham eden Kendisi’dir. Şeytanı da imtihan ortamının bir parçası olarak yaratmış ve ona bu amaç doğrultusunda birtakım güç ve özellikler vermiştir.

Allah, Kendisi’nden korkup sakınmayan insanlara dünyada gerek fiziki, gerekse manevi sıkıntılar yaşatır. Her ne kadar onlar açıkça görülen bir musibet bekleseler de aslında farkında olmadan maddi manevi sayısız musibetle iç içe bir yaşam sürerler. Onları en çok yanıltan sebeplerden biri de her şeye rağmen birtakım nimetlere hala sahip olabilmeleridir.

Örneğin böyle bir kişi zengin olabilir ya da güzel bir görünüme sahip olabilir. O, tüm bunlara aldanarak her şeyin yolunda gittiğini zanneder ve taşkınlıklarına devam eder. Hâlbuki kendisi farkında değildir ama yaptığı her şeyin Allah katında an an hesabı tutulmaktadır. Cehennemde ise tüm bunlar karşısına sonsuz bir azap olarak çıkacaktır. Allah insanları bu konuda şöyle uyarmıştır:

“Artık sen onları belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak. Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.” (Mü’minun, 54-56)

Yataktaki adam, başucunda bekleyen genç doktora “Allah senden razı olsun evladım.” dedi. “Benim için yurt dışından zahmet edip buraya kadar gelmeni, yaşadığım sürece unutmayacağım.”

Ameliyat edilen kişi büyük bir hastanenin başhekimiydi. Tedavisi ancak yurt dışında mümkün görülen hastalığı aniden artınca, doktor arkadaşları onun böyle bir yolculuğa dayanamayacağını anlamış ve kurtarma umudunun azlığına rağmen ameliyatı üstlenmeye karar vermişlerdi.

Ameliyatın zor ve yeni bir ihtisas sahası olmasından dolayı biraz tereddütleri de vardı. Fakat o konuda sayılı bir uzman olan bu genç doktor nereden haber almışsa almış ve Hızır gibi yetişip onu kurtarmıştı. Yaşlı doktor, kendisine yapılan bu iyiliğe nasıl mukabele edeceğini bilemiyor ve hemen yanında oturan genç adamın ellerini sıkarcasına tutuyordu. Hayata yeniden dönmenin sevinciyle hiç durmadan konuşurken;

“Ameliyat için beni bayılttığınızda, her nedense gençlik yıllarıma döndüm.” diye devam etti. “Henüz toy bir asistanken, anne karnındaki bir bebeğin sakat olduğunu anlamış ve onu bu şekilde yaşatmaktansa öldürmeyi düşünürken, kalp atışlarını duyup kıyamamıştım. Planlama bahanesiyle sapasağlam yavruları bile katleden canavarlara rağmen o yavrunun yaşamasını istediğim için, Allah seni imdadıma göndermiş olmalı.” Genç doktor, ancak bir babanın evladına karşı gösterebileceği sıcaklıkla kavranan ellerini kurtarıp biraz geriye çekildi ve dizlerinden aşağısı takma olan bacaklarını gösterirken:

“Allah, hiçbir iyiliği unutmaz efendim.” diye gülümsedi. “Kurtardığınız o çocuk bendim.”

Rabbim bizlere Müslüman’ca yaşamayı ve son nefesimizi de Müslüman’ca vermeyi nasip etsin. Öbür âlemde de Müslüman’ca haşr edip cennette salihlere komşu etsin. Amin.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Aralık 2014

Sayı: 317

İlkadım Arşiv