Ocak 2015 Mehmet Akif ÇELİK A- A+
A- A+

Algıların Dini Mi, Allah’ın Dini Mi?

İlk insan Hz. Âdem’den bu yana fitnelerin hiç bitmediği gerçeğinden yola çıkacak olursak, son dönemlerde fitne aracı olarak yoğun bir şekilde kullanılan medya sektörü de bu işin lokomotifi olma görevini her dönem devam ettirmiştir. İnsanlar üzerinde oluşturmaya çalıştığı düşünce ve davranış biçimleri -olumlu ya da olumsuz- ve başarılı olabilmek adına her türlü hainliğin yapıldığı bir toplum mühendisliği merkezleri halini almıştır.

Birtakım eller İslam dünyasını karıştırmak için hiç durmadan çalışmış ve gerek iç gerekse dış kaynaklarını iyi kullanıp İslam ile fitneyi yan yana kullanılır hale getirmek için epeyce güç harcamışlardır. Amaç “İslam’ın ve Müslümanların olduğu her yerde fitne ve terör vardır.” algısı oluşturmaktır.

Şu yadsınamaz bir gerçektir ki bu proje Müslümanların kendi içlerine ılımlı İslam modeli, Müslümanların dışındaki dünyaya da radikal İslam modeli fikrini empoze etmek için ortaya atılmıştır. Bu kavramı ilk defa 1995 yılında ABD’li bir yetkili kullanmıştır.  Bu söylemle o an için ne dediği pek de anlaşılmayan ABD’nin şimdi ne demek istediği çok daha net anlaşılıyor. Peki, İslam’ın ılımlı olması ile radikal olması ne demekti? Kim, neden bu tip ön adlar getirdi İslam’ın başına? Tüm bunların yanında İslam kendini nasıl tarif ediyor?

“İslam” kelimesi sözlükte “kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak; teslim etmek, vermek; barış yapmak”  gibi anlamlara gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de ise sekiz yerde geçen İslam kelimesi , türevleri ile birlikte bir hayli yerde geçmektedir. Türevlerinden çıkan kelimelerin anlamlarını ise şu şekilde sıralamak mümkündür;

1- Allah’a yönelmek. (Bakara, 2/112)
2- O’na teslim olmak. (Bakara, 2/131)
3- Tevhid inancına sahip olmak. (Enbiya, 21/108)
4- Allah’a teslimiyetin gereğini yapmak. (Zümer, 39/54)

İslam’ın Sözlük, Ayet ve Hadislerde Anlamı

İslam kelimesi hadislerde ise iman bölümünde zikredilmiş ve içinde İslam kelimesi geçen birçok rivayet tespit edilmiştir. Bu rivayetlerde dikkat çeken ise İslam’ın fıtrat kelimesi ile yakın bir ilişki içerisinde olmasıdır. Fıtrat, yaratılış demektir. O zaman Allah’ın yaratığı insan İslam’ı seçmekle fıtrat dinini seçmiş olmaktadır. İslam kelimesinin sözlük, Kur’an’ı Kerim ve hadislerde geçtiği manalara bakınca şu sorular aklımıza gelebilir.

1- Ilımlı İslam/ Müslüman kavramı doğru bir kullanım mı?
2- Radikal İslam/ Müslüman kavramı doğru bir kullanım mı?
3- Bunların doğrularını nasıl anlamak gerekir?

Allah ve Rasulü, İslam’ı tanımlarken ılımlı ve radikal kelimesini kullanmamışlardır. Ilımlı kelimesinin kökenine inince elimizde kalan ılım, ılımak gibi sözcüklerin anlamını eğer itidalli olmak, mutedil olmak gibi anlıyor ve bu mana üzerine fikri düşüncelerimizi inşa ediyorsak ılımlı İslam kelimesini kullanmakta bir sakınca yok gibi duruyor.

Ancak burada yine dikkat etmemiz gereken şöyle bir durum var. İtidalli olmak adına istenilen şeyler bizim hal, tavır ve davranışlarımızdır. İslam’ın kendisi zaten mutedildir. Allah bizden orta yolu tercih edip ifrat ve tefritten sakınmamızı  istemektedir. Peygamber efendimiz aleyhisselam ise taşkınların helak olacağını  bizlere haber vermektedir.

Bu kavramın aşırı ucu, aşırısı anlamında kullanılan “Radikal İslam” tabiri de yerine oturan bir tabir değildir. Fransızca bir kelime olan Radikal ise sözlükte “kökten, köktenci”  gibi anlamlara gelmektedir. Bu cihetten bakılınca da zaten kendisi mutedil olan İslam hiçbir zaman ön ad olarak radikal kelimesini hak etmemiştir.

Ümmet dışındakiler yumuşatılmış, cıvataları gevşetilmiş İslam’ı gerçek İslam zannettiler ve hakiki İslam’ı da görünce hemen bir kelime yapıştırdılar. Bunun yanında zaten Müslümanları her zaman aşırı giden, dünyanın düzenini bozan biri gibi gösterme gayretinde olanların ekmeğine yağ sürülmüş oldu. Ancak bu tabirlerin yukarıda bahsi geçtiği üzere İslam düşmanlarınca kullanıldığında farklı manalar yüklenmeye çalışıldığını hepimiz görmekteyiz. İşte burada sormamız ve cevap almamız gereken bir soru da şu ki, neden Müslümanlar tarafından kullanılmayan ve İslam literatüründe yeri olmayan bir kelime başkaları tarafından kullanılmaktadır?

Bu kavram ön plana çıkarılarak gerçek İslam’ı yaşamak zorlaştırılacak ve gerçek İslam’ı yaşayanlara da “Radikal İslamcı ve Radikal Müslüman” kavramları yapıştırılacak ve bunlar “öcü” ilan edilecek. Bu radikallerden herkesin korkması sağlanacak ve kimse tarafından istenmeyecekler. Başta İslam ülkeleri olmak üzere tüm dünyaya İslam’ın aşağıda ifade edeceğimiz kelime ve kavramlarla eşit olduğu düşüncesi benimsetilmeye çalışılacak.

1- Radikal İslam ve Radikal Müslüman.
2- Cihat, savaş, ölmek, öldürmek.
3- Fitne, terör, İslami terör.
4- Kafa kesmek, eve kapanmak, çarşaf giymek.
5- Önüne geleni yakıp yıkmak vs.

Yöneten Değil, Yönetilen İslam Projesi

Bu kelime ve kavramlardan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür; “Namazını kıl, orucunu tut, haccına git, evinde otur…” Yani tabiri caiz ise bu durum ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Cihadı dışarı atmaktır. Çıkış kapısı olarak buralar gösterilecek ve sonunda mukavemet göstermeyen, yöneten değil yönetilen bir İslam toplumu oluşmuş olacak. Peki, İslam “Ilımlı İslamcıların” anlatmaya ve göstermeye çalıştığı gibi asan, kesen ve terörle iç içe olan bir din mi?

1- İslam’ın ana kaynakları olan Kur’an ve Sünnet’e bakıldığında hiçbir şekilde Müslümanın haksız yere ölen, öldüren, kıran, döken olmadığını görmekteyiz. Aksine İslam bir insanın hidayetine vesile olmanın bütün insanlığın hidayetine vesile olduğu  müjdesini veren, haklı yere savaşırken bile muharibin haricinde kimseye dokunulmaması gerektiğini söyleyen bir sistemdir. Böyle olan bir sistem nasıl olur da insanlıktan çıkmış, insanlıktan nasibini almamış birilerinin dini gibi lanse edilmeye çalışılır? Eğer buna rağmen böyle yapılıyorsa dine karşı bir saldırının olduğu kesindir.

2- İslam, Müslümanlara anlaşmalı oldukları diğer din mensupları ile yaptıkları sözleşmeye bile sadık kalmalarını emreden  bir din iken ve bunun uygulamasını tarihler, tarihçiler hatta müsteşrikler dâhil herkes kabul ederken nasıl olur da radikal diye isimlendirilir?

3- Kendisini taşlayarak memleketlerinden çıkaran Taiflilere dahi beddua etmeyen bir peygamber ve getirdiği din nasıl olur da gözleri kandan ve öldürmekten başka bir şey görmeyenlere benzetilebilir?

4- Geldiği toplumda herkesçe bilinen bütün haksızlıkları ortadan kaldırarak; puta tapıp, içki içen, zina eden, asan, kesen insanları nasıl da merhamet ve adalet timsali insanlar haline getirmiştir? Bu insanları bu hale dönüştüren bir din nasıl olur da terör ile kol kola gezebilir? Düşünmek gerekir.

Küresel İslam düşmanları ve ümmet içindeki işbirlikçileri İslam’ı ve Müslümanları her dönem olduğu gibi bu dönemde de sıkça ele alıp kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktan hiç çekinmemektedirler. Bir çeşit, kendi emellerine hizmet eden İslam algısı oluşturma gayreti içindedirler. Bu çalışmanın önüne çıkan herkesi ya kendilerinden olmaya mecbur kılma ya da yok etme parolası ile atlama çabası içerisindedirler.

Dinde Mucitlik Yapmayacağız!

Dışarıdan gelen bu tip baskı ve müdahaleler içerden de güya dindar olan insanlarla desteklenince iş tadından yenmez oldu. Bu güç odakları ne zaman canları sıkılsa, menfaatlerine dokunacak bir saldırı olsa hemen bir masa başı senaryosu hazırlamaktan çekinmediler. En acısı da hazırlanan bu senaryoya -ümmet içindeki fitneciler ve ahmaklar başta olmak üzere- onların en gözde oyuncuları olmak için sıraya girmekte adeta yarışıldı. Ve nitekim son dönemler bu teorinin en güzel örnekleri ile doludur. Peki, böyle oldu da ne oldu? Şu an İslam, Müslüman, hizmet, cemaat, tarikat, vakıf, dernek… gibi kelimeler ve kurumlar farklı bir anlayışa büründü. O zaman nedir görevlerimiz;

1- En başta kendimiz adam gibi adam bir Müslüman olacağız. Kur’an ve Sünnet bize neyi veriyor ve emrediyorsa onu alacak ve uygulayacağız.

2- Kafamızdan din icat etmeyeceğiz. Kendi görüşlerimizi ve tağuti düzenleri hak düzenin yerine koymayacağız.

4- Başta kendi içimizde olmak üzere İslam’a yamanmaya çalışılan terör, fitne, öldürme gibi haksız fiilleri reddedecek, bunları bize ve dünyaya lanse etmeye çalışan güruha karşı uyanık olacağız. Gerekirse bu uğurda feda-yı can yapacağız.

5- Nasıl Müslüman olunması gerektiğini güzelce ve temizce öğrenip önce şahsımızda yaşayacağız. Sonra son nefese kadar anlatmanın gayreti içinde olacağız. Dışarıdan ve içerden gelecek açık-gizli tehlikelere karşı teyakkuzda olacağız.

7- Allah’ı kendimize asker edinmeyi bırakıp bizler Allah’ın askerleri olma yolunda elimizden ne geliyorsa gayret sarf edeceğiz.

8- Ve en önemlilerinden bir tanesi de Allah katından gelen dini, şirke düşmeden tek din olarak yaşamak ve yaşatmak gibi bir görev ve sorumluluğumuzu unutmadan gereğini yerine getireceğiz.

İslam bir takım kimselerin tekelinde olan bir din değildir. Bu din her zaman Allah’ın çizmiş olduğu sınırlar dâhilinde kalarak bizleri sahil-i selamete ulaştıracaktır. Kur’an ve Sünnet’in ön gördüğü bir Müslüman olmak zorundayız. Algıların yönettiği İslam değil de tevhidin orta yere koyduğu bir İslam’ı içimizde yaşamak ve yaşatmak zorundayız.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2015

Sayı: 318

İlkadım Arşiv