275
İLKADIM'DAN
Değerli okuyucu!
Günümüzde Müslümanlar çok büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Değerleri tahrif ve tahrip edilmekte, inançları, ibadetleri, ahlakları bozulmaktadır. İç ve dış düşmanlar batıl davaları, fani çıkar ve menfaatleri için bütün araçları kullanarak bu uğurda gayret sarf etmektedir. Elbette ki Allah’ın dinini söndürmeye güçleri yetmeyecektir. Ama Müslümanlar kendi dünya ve ahiret saadetleri için bu oyunları bozmak amacıyla gücünün yettiği kadar mücahede içerisinde olmalıdırlar. İmansızlığın karşısına imanı, ahlaksızlığın karşısına nebevî ahlakı koyabilmeli, bunu günün imkânları içinde, günün meşru araçlarından istifade ederek en güzel bir şekilde sunmalıdırlar. İslam düşmanlarının imkânları ne kadar fazla da olsa, fıtrat bizden yanadır.
ÖRNEK İSLAM TOPLUMU
Onlar, insanî değerlerin sıfırlandığı, insan kıtlığının, ahlaksızlık ve hayâsızlığın zirve yaptığı bir zaman ve mekânda ortaya çıktılar. İlahi bir rahmet serpintisiyle, Kur’an ve Sünnet’le yoğrularak insan olmanın farkına varan, insanlığın ve İslamlığın zirvesine tırmanan örnek bir toplum haline geldiler. Ömürlerini Allah’a kullukta kemalata adayan, bu uğurda varını yoğunu feda eden ve Âlemlerin Efendisine ashab olma şerefine ulaşan bir toplum oldular.
Allah celle celaluhunun ve Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimizin sevgisiyle, mü’min sevgisiyle, imanıyla, ibadetiyle, ahlakıyla, sosyal münasebetiyle örnek bir toplum… O günün imkânsızlıkları içerisinde yeryüzünün doğularına da batılarına da her şeyiyle örnek olan bir toplum... Allah yolunda her türlü meşakkat ve sıkıntılara göğüs geren, hicretiyle cihadıyla diğerkâmlığıyla, fedakârlığıyla örnek bir toplum….
Nureddin Soyak ile Mülakat
“Allah Teala Gaye, O’na Götüren Herşey Vasıtadır”
İlkadım: Kendinizi tanıtır mısınız?
NUREDDİN SOYAK: Rabbim, rızası uğrunda çalışan tüm Müslümanları muvaffak kılsın, onların yar ve yardımcıları olsun.
1960 yılı Kayseri doğumluyum. İlk tahsilime İstanbul’da başlayıp Kayseri’de devam ettim ve Urfa’da tamamladım. İmam Hatip Lisesinin orta kısmını Urfa’da, lise kısmını ise Nevşehir’de tamamladım. İlahiyat tahsilimi Kayseri’de yaptım. Kayseri merkezde üç yıl imam-hatiplik yaptım. Halen Kayseri A.R. Özderici Anadolu İmam hatip Lisesi’nde meslek dersleri öğretmenliğine devam etmekteyim.
Hüsnü Aktaş ile Mülakat
“Müslüman’ın Temel Hedefi Allah’ın Rızasını Elde Etmek ve İmtihanı Kazanmaktır”
İlkadım: Kendinizi tanıtır mısınız?
HÜSNÜ AKTAŞ: Sözlerime başlarken Allah Teala’ya hamd-ü senâ, Peygamberimiz Efendimize sallallahu aleyhi ve selleme, temiz ehl-i beytine ve ashabına salât-ü selâm, bütün Müslümanlara hayır dualar ederim. İnsanın kendini tanıtması kolay değildir. Ancak kısaca izaha gayret edelim. 1950 yılında Burdur’un Askeriye köyünde doğdum.
İlkokulu köyümde, ortaokulu Burdur’da ve lise tahsilimi Antalya’da tamamladım. Ankara Üniv. DTCF Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde bir süre okudum. (1968)
Solcuların üniversiteyi işgal etmeleri ve uydurma ‘Halk Mahkemeleri’ kurmaları neticesinde, tahsilime ara vermek zorunda kaldım. Daha sonra A.Ü. İlâhiyat Fakültesi’ne girdim ve 1973 yılında mezun oldum.
Ankara DİB’nda memurluk, Giresun Müftülüğü’nde şeflik, İHL Öğretmenlik, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde Daire Başkan Yardımcılığı ve SDMM Akademisi’nde Kütüphane Müdürlüğü gibi görevlerde bulundum. Son olarak rahmetli Prof. Dr. M. Esad Çoşan Hocaefendi’nin teşvikiyle ‘okutmanlık’ imtihanına girdim ve kısa bir süre Arap ülkelerinden gelen öğrencilere ‘Türkçe’ dersleri verdim.
Mehmet Ali Eminoğlu ile Mülakat
“Farklılıklarıı Tehdit Olarak Değil, Bir Fırsat Olarak Görmeliyiz”
İlkadım: Kendinizi tanıtır mısınız?
MEHMET ALİ EMİNOĞLU: Mehmet Ali EMİNOĞLU, 1979 Gaziantep Doğumluyum, ilk orta ve liseyi Gaziantep’te okudum. Sivil Toplum örgütleriyle tanışmam lise yıllarında oldu. Okul önünde bekleyen davetçi kardeşlerimizin çalışması neticesi hidayeti kavramış biriyim. Düz lise sayısal bölümü öğrencisiydim ama 1998 yılında İnönü Üniversitesi Darende İlahiyat Fakültesini kazandım. Sevdiğim ve ilgi duyduğum bir alan olduğu için okudum. 2002 yılında mezun oldum. Aynı yıl Gaziantep’te 1994 yılından beri faaliyet veren Bülbülzade Eğitim Sağlık ve Dayanışma Vakfı’nda çalışmaya başladım. Halen genel sekreterliğini yaptığım vakıfta çalışmaya devam ediyorum.
İkram Soltan ile Mülakat
“Emanet’in Hakkını Vermeliyiz”
İlkadım: Kendinizi tanıtır mısınız?
İKRAM SOLTAN: 1965 yılının Nisan ayında Bayburt ilinin Kalecik köyünde dünyaya gelmişim. İlköğrenimimi Kalecik Köyü İlkokulunda yapıp eğitim için İstanbul’a anneannemin yanına geldim. Burada Zeytinburnu İmam Hatip’e başladım, orta öğrenimden sonra, lise kısmının ilk üç yılını Erzincan İmam Hatip Lisesi’nde son yılını Zeytinburnu İmam Hatip Lisesi’nde tamamladım.
Ertesi yıl Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İngilizce İşletme Bölümü’ne kayıt yaptırarak üniversite hayatına başlamış oldum. Dört yıl İngilizce İşletme bölümüne devam ettikten sonra fakültenin Türkçe İşletme bölümüne geçerek üniversite eğitimimi tamamladım.
Sinan Aydın ile Mülakat
“Hiç kimseyi Ayırmadan İnsanımıza Hizmet Etmeli”
İlkadım: Kendinizi ve derneğinizi kısaca tanıtır mısınız?
SİNAN AYDIN: Adım Sinan AYDIN. Bulancak Ab-ı Hayat Derneği yönetim Kurulu Başkanıyım. Eğitimciyim. Derneğimizin tam adı Bulancak Ab-ı Hayat Çevre Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneğidir.
İlkadım: Derneğinizin kuruluş öyküsü hakkında bilgi verir misiniz?
SİNAN AYDIN: Derneğimizin kuruluş öyküsü, buna sebebi de diyebiliriz, şöyle: Yaşadığımız ilçe olan Bulancak, Giresun’un en büyük ve en hareketli ilçesi. Yerinde durmak, iki günü birbirine denk olmak Bulancak’ın yetiştirdiği gençlere yakışmıyordu. Bir araya gelmek, dağınıklıktan kurtulmak gerekti. İşe yaramak ve faydalı olmak için tesbih gibi bir ipin çevresinde bir araya gelmek lazımdı. Parklarda, ağaç altlarında yapılan geyik muhabbetlerinin yeni yetişen genç nesle bir faydası olmuyordu.
BİLGİYE ATFEDİLEN ANLAM DEĞİŞİKLİKLERİ (II)
Sosyal ve ekonomik sebeplerin, bilgiye atfedilen anlam değişikliğindeki yerini daha önceki yazılarımızda ele almaya gayret etmiştik. Bu yazımızda düşünce değişimindeki etkenlerin, bu anlam farklılaşmasını sağlamadaki rolünü ele almaya gayret edeceğiz.
Pozitivist felsefeye göre; bilimsel bilgiler tek ve mutlak doğrulardır. Tartışılamazlar. Bilimsel bilginin, içinde bulunduğu toplumların sosyal yapıları inanç ve değerleriyle ilişkisi yoktur. Bu nedenle pozitivist felsefeye göre; bireylerin eğitiminde referans noktalarının ele alınması doğru olmaz.
ÜÇ AYLAR-1
Muhterem mü’minler!
Bu sohbetimizde üç aylardan, üç aylardaki mübarek gecelerden ve bir Müslüman olarak üç aylarda ne gibi bir İslâmî tavır sergilememiz gerektiğinden bahsedeceğiz.
Recep ayının ilk Cuma gecesi Regaip, 27. gecesi de Miraç kandilidir. Üç ayların ikincisi olan Şaban ayının 15. gecesi Berat kandilidir. Ramazan-ı Şerifin 27. gecesi de Kadir Gecesi’dir. Görüldüğü gibi üç aylar çok mübarek ve Müslümanların hayatını etkileyen mübarek gecelerle müzeyyendir.
ZALİME MEYLETMEK
“Zalimlere meyletmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah’tan başka bir veliniz yoktur. Sonra yardım da görmezsiniz.”
(Hud:113)
Sözü yerinde kullanmamaktan haksızlık etmeye, eziyetten, işkenceye ve baskı yapmaya, adaletsizlik yapmaktan söz ve fiilde sınırı aşmaya, aydınlıktan ve Allah’ın nurundan uzaklığa kadar her türlü karanlık işlere zulüm, zulmü yapana da zalim denir.
Kuran ı kerim’de zulüm kelimesi türevleriyle birlikte; tabiri yerindeyse kelimeden kastedilen bütün sözcük ve terim anlamlarıyla kullanılmıştır. Kuran’a göre “nur” un (aydınlığın) karşıtı “zulüm” karanlıktır. Yüce Rabbimiz “Allah yerlerin ve göklerin nurudur” ayeti ile zat-ı âlisini varlık âleminin gerçek aydınlatıcısı ve nuru olarak tanımlar.
ÖLÜM YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAMAK!
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Yedi şey gelip çatmadan iyi işler yapmaya bakın. Yoksa siz insana görevlerini unutturan fakirlikten, azdıran zenginlikten, halsiz bırakan hastalıktan, bunaklaştıran ihtiyarlıktan, ansızın yakalayan ölümden, gelmesi beklenen şeylerin en fenası deccâlden, belâsı daha büyük ve daha acı olan kıyametten başka bir şey mi gözlüyorsunuz?”
Tirmizî, Zühd 3
EDİLLE-İ ŞER’İYYE (ŞER’Î DELİLLER)
Delil; lügatte rehber ve kılavuz manasına gelip çoğulu ise “edille” dir.
Şer’i Delil: “Üzerinde sıhhatli bir şekilde düşünüldüğü takdirde şer’i hükme ulaşmayı mümkün kılan şeydir.”
Dini bir hükmün dayanağı veya hüküm çıkarma yolları demektir.
Şer’i Deliller dörttür. Edille-i Şer`iyye`nin dört ile sınırlandırılmasının gerekçeleri için ise şunlar söylenir: Delil, menşe- kaynak itibariyle ya vahiy kaynaklıdır ya da değildir. Eğer vahiy kaynaklı ise, bu ya Kur`an`dır ya da Sünnet’tir.Delilin vahiy kaynaklı olmaması durumunda ise iki ihtimal vardır: Bu delil, bir asırdaki bütün müctehidlerin ortak görüşü ise “icmâ”, her müctehidin ferdî görüşü ise “kıyas” adını alır. İşte bu deliller “ aslî” delildir. Bunun dışında birde “ferî” deliller vardır. Aslında, Kur`ân ve Sünneti aslı ve sâbit kaynaklar olarak; bu ikisi dışında kalan diğer bütün delilleri ise Kur`an ve Sünneti yorumlama ve uygulama metodu ve vasıtası olarak değerlendirmek de mümkündür.
ARİFLERİN NASİHATLERİNDEN
Şiblî -rahimehullah-’ın şu nasihatlerini bize naklettiler:
Dünyayı bütün yönleriyle görmek istersen bir çöplüğe bak. İşte dünya odur. Nefsine bakıp görmek istersen, bir avuç toprak al ve ona bak. Zira sen ondan yaratıldın, sonunda da ona gireceksin. Ne oldu ğunu görmek istersen yediklerinin son haline bakman yeterlidir. Hali böyle olan birisinin, kendisi gibi olanlara karşı kibirlenip boy göster mesi nasıl mümkün olur?
21.YY. FETİH HAREKETİ MAVİ MARMARA
Fetih; açmak, açılmaktır. Fetih, yeni zafer ve muvaffakiyetlere kapı açıldığına işaret etmek için kullanılır. İstanbul’un Fethi Türk tarihinde Dünya tarihinde bir dönüm noktasıdır. Fetih denilince İstanbul’un fethi, Fatih denilince de Sultan II. Mehmet Han gelir hemen akla. İstanbul’un fethini gerçekleştiren, Müslüman-Türkün yalnız kılıç kuvveti değil, aynı zamanda imanı, aşkı ve maneviyatıydı. Fatih’e kadar fetihler kılıçla, güçle, kuvvetle yapılıyordu. Fatih İstanbul’un fethinde yeni bir yöntem denedi, ilk defa ağır topları kullandı ve İstanbul’u teslim aldı. Fatih’ten önce ataları da Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sözüne nail olmak için nazlı İstanbul’u çok kez kuşatmıştı, ancak Fatih’e teslim oldu İstanbul. Bizans İmparatorluğu şehri çepeçevre kuşatan bütün surlarını onardı, bütün kapıları sağlamlaştırdı ve bütün girişlere askeri yığınaklar yaptı. Deniz sularına zincirler çekti. Fatih ve askerleri hiç beklemediği bir yerden dağlardan bir gece içinde gemileri Haliç’e indirdi. 21.yy’da tarih yeniden tekerrür edercesine İsrail Gazze’yi dört bir yandan kuşattı. Şehre girişleri sağlayan, halkın can damarı haline gelen tünelleri bile bombalayarak kapattı. Gazze’yi açlığa terk etti. Kendince Gazze’yi dünyadan soyutladığını sanıyordu. İsrail’in bu katliamına Fatih’in çocukları sessiz kalabilir miydi, bu mümkün müydü? Kudüs’ün güllerine, Gazzeli çocukların çığlığına kulak tıkayabilir miydi?
İNSAN
Yeryüzünde iki çeşit insan vardır;
“Birlikte yaşadıkları insanlara hayatı hoş edenler,
Birlikte yaşadıkları insanlara hayatı zehir edenler.”
Aguste Breal
Değerli İLKADIM okuyucusu kardeşlerim; zaman zaman farklı yazılar yazdımsa da genellikle biyografi türü yazılar kaleme aldım. Bu kez de “İNSAN” hakkında yazdım.
TÜRKİŞ GANDİ’YE MESAJ
Toplamadır, çıkarmadır bilgisi
Çarpma ile bölmeyedir ilgisi.
Bin çeşit yalanı yanlışı vardır,
Kaleminden önce bitti silgisi
Mahatma Gandhi, Hindistan’ın büyük ruhu! Bir kurşun atmadı, bir tırnak çakısı bile kullanmadı! Ama “Üzerinde güneş batmayan ülke” diye bilinen, kibir abidesi İngiliz İmparatorluğunu dize getirdi. İngiliz hapishaneleri onu yıldıramadı. Sadece azmini, inancını, sabrını biledi!
DÜŞÜNCE ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Karşılaştırmalar yapma, ayırma, birleştirme, şekilleri kavrama yetisine düşünme; bunların sonunda ulaşılan şeye de düşünce denir. Aristo’nun “insanı hayvandan ayıran fark” dediği düşünceye, Decart ” düşünmek var olmaktır.” Derken Kant “Düşünmek yargılamaktır” diyor.
SORUMLULUK ŞUURU
Sorumluluk şuûru insanlığın en mühim meselesi, en büyük meziyetidir.
Nedir sorumluluk şuûru?
Allah’a, insanlara, kendimize ve tabiata karşı vazîfelerimizi îfâ gayretini tetikleyen derûnî his. Buna Allah’ın içimizden yükselen sesi, meleğin sesi, vicdânın sesi, sağduyu demek de mümkün.
Burada evvel-emirde “vazîfe nedir?” suâline cevâp aramak gerekir.
Vazîfe, içinde bulunduğumuz anda Allah’ın ve vicdânın bizden yapmamızı istediği şeydir.
Geçmişten Geleceğe Ko(nu)şanlar-Davaya Adanmış Ömürler/Abdullah YILDIZ
Kıymetli okuyucularımız. Bu ay sizlerle yine güzel bir eser daha tanıyacağız. Namazla Diriliş Platformunun kurucularından Abdullah YILDIZ hocamızın Türkiye’mizde önde gelen dava adamlarıyla yaptığı söyleşilerden oluşan bir eser olan Geçmişten Geleceğe Ko(nu)şanlar. Daha ilk sayfalarını okumaya başladığımızda nelerle karşılaşacağımızı tahmin edebiliyoruz. İslam’a adanmış ömürler. Söylemesi çok kolay yaşaması çok zor olan bir cümle. Kitapta tanıtılan 41 muhterem şahsiyet ömürlerini davaya adamışlar ve öyle yaşamışlar. Söyleşi yapılan hocalarımızdan bazıları şu an hayatta değiller. En son kaybettiğimiz hocamız ise mart ayının başında ahirete göç eden, kitapta Konya’ya Sığmayan Manevi Mimar olarak tanıtılan Tahir BÜYÜKKÖRÜKÇÜ hocamızdır.
GELECEĞİ İNŞA EDEN MODELLER
Bütün insanlığın örnek karakterlere ihtiyacı var. Model dediğimiz bu karakterler, beklide insanlığın geleceğini inşa edecek. Örnek alanlar, örneklediği kişilerde, kendilerinden bir parça buldukları için ya da imrenilecek özelliklere sahip bir model buldukları için örnek alıyor ve onları modelliyor.
Dernek mi? Vakıf mı?
Son zamanlarda dikkati calip bir hadise olarak karşımıza çıkan olgulardan biri de, eğitim, kültür ve hayır hizmetlerini toplum indinde gerçekleştirme amacı ile kurulan müesseselere isim olarak “vakıf” kelimesi yerine “dernek” adının daha layık görülür olmasıdır. Bu tercihin sebebi belki de derneklerin mevzuatının kolayca uygulanabilirliğidir. Vakıfların adeta resmi bir hüviyete büründürülerek, hantal bir mevzuatla sivil toplumdan uzaklaştırılması dernekçiliğe ilgiyi artırmıştır.

