262

İlkadım'dan

Yazar: 
Yrd. Doç. Dr. İlhami NALÇACIOĞLU

            Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

Kıymetli Okuyucu;
İmtihan dünyasındayız. Her hususta farklı farklı imtihanlardan geçiyoruz. Bazen şahsi imtihanlar bazen de kitlelerin imtihanlarıyla zaman geçiyor ve ömrümüz tamamlanıyor. Zamanın değerini bilen, hayatın anlamını da öğrenmiş oluyor. Gereksiz bilgileri çok önemliymiş, hayatımızı kurtaracakmış gibi sunan aklı evveller, zamanımızı da çeşitli hilelerle faydasız meşguliyetler üreterek çalıyorlar. Zamanımızla birlikte hayatlarımızı da çaldıklarını başka bir deyişle kasıtlarının hayatlarımız olduğunu görüyoruz! Çıkardıkları fesatlarla kardeş kavgalarına sebep oluyor, insanımızın enerjisini ve dimağını lüzumsuz hatta zararlı uğraşlarla heba etmenin planlı bir gayretini sürdürüyorlar.

Dipsiz Fitne

Yazar: 
Nureddin SOYAK

         Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

         Hakkın karşısına dikilen her türlü fikri, kavli, fiili, itikadi, ictihadi, şahsi, kavmi, siyasi ve gayri ahlaki faaliyetler birer fitnedir. İnsanlığın kokuşmasına ve bozulmasına sebeptir.

Fitne Hak ile halkın, halk ile halkın arasına girmektir. Arasını bozmaya çalışmaktır. Fitne ile halk halıkından ve birbirlerinden uzaklaştırılmaya çalışılır. Kurtta sürüye dalarak fitne çıkarır ve sürüden ayrılanı hemen kapar. Halkla halıkı arasına fitne sokan hedefine ulaşırsa halkın imanını çalar ki en büyük fitne budur. İnsanlar arasına fitne sokan hedefine ulaşırsa başta huzur ve sükûn olmak üzere her güzel şeyi çalar. Fert ve toplumları tüm güzelliklerden mahrum bırakır, çirkinliklerle doldurur.

Darbe geleneğimizin temelleri

Yazar: 
Hikmet İnce

           Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

           İhtilal, devrim, darbe kelimeleri toplumumuzun yabancı olduğu sözcükler değil. Gücün, iktidarın, “devletin” olduğu her yerde, zamanda ve zeminde bu “dünyalık” güçlerin sahiplenilmesi ve paylaşımında gerek meşru olan gerekse olmayan yöntemler insanlar tarafından kullanılmıştır.

Meşru yönetimlere karşı meşru olmayan yöntemler kullanılarak yapılan kalkışmaların gerek “hazırlık” dönemlerinde, gerek gerçekleştiği sırada ve gerekse yeni yönetimlerin yerleşmeye çalıştığı sürede toplumda kargaşa, düzensizlik ve kanunsuzlukların yol açtığı zulüm dönemleri yaşanmış, çoğu zaman sonraki nesiller bile bu durumlardan menfi etkilenmiştir.
Hz. Osman’ın (RA) şehid edilmesiyle ortaya çıkan olumsuzluklar herkesin malumudur. “Fitne kapısının kıyamete kadar açıldığı” bu vahim olayın neticeleri hem birinci nesil ashabı hem de sonraki nesilleri çok uğraştırmış, çok ağır faturalar ödenmiş, günümüzde bile ödenmeye devam etmektedir.

Yazar Abdurrahman Dilipak İle Söyleşi

Yazar: 
İlkadım

              Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

          İLKADIM: Kaos nedir? Siyasi anlamda kaosu açıklar mısınız?

Abdurrahman Dilipak: Sözlüklere baktığınızda şöyle bir anlam verilir kaosa: “ Evrenin düzene girmeden önceki biçimden yoksun, uyumsuz ve karışık durumu.”  mecazi anlamda ise karmaşa, kargaşa. Aslında evrendeki bizim aklımıza göre belirsizlik devam ediyor, ama daha işin başından beri de bizim anlamakta acze düştüğümüz sarsılmaz bir düzen var.
Bana göre siyasette de de yakın plandan bakınca çok çalkantılı bir zaman diliminden geçiyoruz gibi gözükse de, kozmozdaki derin sessizlik her yere hakim. İlahi kurallar tıkır tıkır işliyor. Günah işleyenler, fıtrata yabancılaşanlar, cahillik ve zalimlik edenler sonuçta imtihan oluyorlar.
Sonuçta bu işler çok karmaşık gibi görünse de, olacağına varır. Bizler mallarımız, canlarınız ve sevdiklerimiz, kimi zaman artırılarak, kimi zaman eksiltilerek imtihan oluruz. Herkes  yaptıkları ve yapması gerekirken yapmadıkları ile, ya kendi, cennetine sırtında tuğla taşır, ya da kendi cehennemine odun taşır.

31 Mart Vakası ve günümüze yansımaları

Yazar: 
Atıf Bilgili

             Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

          Osmanlı döneminde askerler pek çok kez isyan ederek, eski bir geleneğimiz olan darbeler ve müdahaleler ile yönetime el koymuşlardır. Sonucunda pek çok defa Osmanlı devleti hükümdarlarını yitirmiştir.

Osmanlı isyanları ve darbelerin tarihi Fatih Sultan Mehmet’in hükümdarlığının ilk dönemindeki 1446 Bucaktepe isyanı ile başlar ve 1913’teki Bab-i Ali baskınıyla sona erer. Neredeyse Fatih Sultan Mehmet’ten başlayarak isyanla yüzleşmeyen Osmanlı padişahı yok gibidir. 36 Osmanlı padişahından 12 tanesinin isyan ve darbe ile tahtını kaybettiği göz önüne alındığında durum daha iyi anlaşılır.
Osmanlı Devleti zamanında yapılan bu darbeler, rejimi dönüştürme amacında olmamıştır. Daha çok kendi yerlerini sağlamlaştırma yönünde olmuştur. Rejime yönelik değişiklikler bizde cumhuriyet ile başlamıştır; özellikle çok partili siyasete geçildiğinde.

Fitne ve Kaos

Yazar: 
Süleyman Arslantaş

             Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

          Kaybedecek bir şeyleri olan birey ve toplumları bekleyen en büyük tehlikelerin başında fitne ve kaos gelmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de: “Aranızdan yalnızca zalimlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu da bilin.” (Enfal: 25) buyrulmakta. Bu ayetin ışığında sahih hadis kitaplarında zikredilen çeşitli hadislerde de fitneden sakınılması ifade ediliyor: “En büyük fitne ümmetin birliğini bozan ve İslam toplumunun sosyal hayatını ihlal eden isyan hareketleridir. İkincisi ise İslam devletinin müdafaasından kaçmak, bütün milletin gözü önünde küfür ve dinden irtidat etmek, zalim yöneticilere hayır ve doğru olan şeyleri öğretmeyip, onlara dalkavukluk yapmak veya yağ çekmek gibi kötü şeyler gelir ki bunlar da bir ümmetin bütün fertlerinin maruz kalmalarına sebep olan fitne ve belalar cümlesindendir.” (Tecrid-i Sarih tercümesi, 12. cilt, s. 291)

Kaos Üzerine Bir Deneme

Yazar: 
Ahmet SERVET

           Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

          “Siz hiç küre şeklinde bulut, koni şeklinde dağ gördünüz mü?”

Mandelbrot
Kaos mutluluktur, çünkü özgürlüktür. Önünüzde uzanan engin bir kırdır. Koruğun yeşilidir. Doğumdur, ciğeriniz patlayasıya havayla dolar, gerilir, acır, yüzünüz buruşur; sert bir refleks, haykırışı andıran bir sesle havayı boşaltır, hemen ardından bir kuvvetli soluk daha...
Kaos sevimlidir, komiktir. Güzeldir, okşamak, kucaklamak istersiniz. İlk günahtır. Kendini tanıyıvermedir. Meraktır, zihnin bir oraya bir buraya koşuşturup durduğu. Çelmelenmiş aklın kahkahasıdır.
Kaos bunaltıdır, çünkü özgürlüktür. Dağ soğuğu, kış beyazıdır. Doğup kalakalmadır, muhtaçlıktır, yoksunluk, zayıflıktır. Ana rahmini özletecek kadar pişmanlıktır. Hakikatsizliktir. Körün körle dövüşüdür. Keyfiyettir, başına buyrukluktur. Zorbanın, zalimin, haydudun, eşkıyanın, yol yordam bilmezliği, erdem tanımazlığıdır. Düzendir, düzer. Tornadonun, kasırganın, fırtınanın, depremin selin gazabıdır, kaçıp gitmek en iyisi. Burgaçtır, bir kara deliktir ne var ne yok içine çeken.

Kadim Dostlarıyla Zeki Soyak Hocaefendi Sohbeti

Yazar: 
İlkadım

             Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

         Ahde vefa çerçevesinde sadakatin bir gereği olarak, hizmetlerini unutmamak ve sonrakilere örnek göstermek amacıyla İlkadım Dergisi olarak, her Mayıs ayında yaptığımız gibi muhterem Zeki Soyak Hocamızı farklı özellikleriyle tanımak ve tanıtmak görevini bu sayıda da yerine getirmek istedik.

Diğer birçok hizmette olduğu gibi dergimizin kuruluşuna da  öncülük eden,  devamında da büyük destekleri olan Hocamızı her yönüyle tanımak ve tanıtmak istiyoruz. Bu sayımız için Zeki Soyak Hoca Efendinin Nevşehir’deki kadim dostlarından Hacı  Çetin (Mehmet Çetin), “Vahdet Giyim” namıyla bilinen Mustafa Çakır, Göreme Tuhafiye namıyla Nuri Özdemir ve hasta haliyle bizleri evinde misafir eden Bizim Tuhafiye’den Mehmet Satılmış ağabeyler ile  bir araya geldik. Ziyaretimizde İlhami Nalçacıoğlu, Ahmet Belada ve Baki Öncel Hocalarımız da bizimle birlikte oldular.

Mele

Yazar: 
Selim Armağan

             Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız... 

          Ayeti kerimenin muhatapları; Allah’a imana ve salih amellere, önem vermeyen, yaratılış gayesinin aksine rabbine asi olup onu inkâr eden ve onunla mücadeleye kalkışan kâfir, müşrik ve mücrimlerdir. Günümüzde ise şirk üzerine kurulan toplumların kurucuları, savunucuları, yöneticileri, sermaye sahipleri ile onlarla aynı düşünce ve tavrı benimseyenlerdir.

Ayetlerde Yüce Rabbimiz bu günahkârların durumunu tespit cümlesinden sonra onlara ikaz mesabesindeki uyarılarında onları muhatap almamış ve “Resulüm de ki” ifadesi ile onlara üçüncü şahıslar üzerinden dolaylı hitap etmiştir. Bu tavır aslında onların muhatap dahi alınmaması gerektiğine bir işarettir. Bizim için de onlarla günümüzdeki aynı ahlaka sahip din düşmanı imansızların, makam ve konumları ne olursa olsun muhatap alınmamasına, onlara helâk edilen geçmiş devirlerin halkları gibi davranılması gerektiğine Rahmani bir işaret vardır.

Nasıl Kurtuluruz-2

Yazar: 
Zeki Soyak

             Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

          (Büyük Allah dostu İbrahim Ethem’in (radıyallahu anh) kalplerimizin kararmasına ve dualarımızın kabul olunmamasına sebep olarak saydığı on özellik anlatılmaya devam ediliyor.)

“Dördüncü sebep, hem şeytana düşman olduğunuzu söylüyorsunuz hem de onun adımları ardından gidiyor, onu önder ediniyorsunuz.”
Evet, şeytana düşman olduğumuzu söyleriz. Fakat nice yapılan şeytani işler vardır ki bilerek veya bilmeyerek şeytanı önder ediniriz, o da bizi Rasulullahın sallallahu aleyhi ve sellem yolundan uzaklaştırır, nice sapıklıklara nice dalaletlere sevk eder. Neticede helak olur gideriz onun peşinde.

Fitne Uykudadur. Uyandırana Allah Lanet Etsin.

Yazar: 
Ahmet Ağmanvermez

              Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

           Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, birçok Hadis-i Şeriflerinde, gelecekte ümmet içinde fitnelerin olacağından söz etmektedir. Böyle bir zamanda İslamı yaşamak, Kurân hakikatlerini benimsemek, sünnete uymak kolay olmayacaktır. Misal olması bakımından fitnelerle ilgili birkaç örnek hadis sunmak yerinde olacaktır:

“Amel işlemede acele edin.(İbadetlere sarılın) Kıyamet kopmadan önce, her yeri fitneler kaplayacak. Fitnelerin zulmeti, ortalığı karanlık gece gibi yapacak. O zaman evinden mümin olarak çıkan kimse, akşama kâfir olarak evine dönecek. Akşam mümin olarak evine gelen, sabaha kâfir olarak çıkacak. Ancak Allah’ın ilim ile kalbini ihya ettiği kimseler hariç. O zaman oturmak, ayakta kalmaktan hayırlıdır. Yürüyen koşandan daha iyidir.” (Müslim, İman,186

Ölüm İçin Hazırlanmak

Yazar: 
Cemil Usta

             Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

            Soru:Cenazeleri morgda bekletmek ve acele defnetmek konusunda ne dersiniz.?

Ahiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk eder. İbni Mesud’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: Allahtan hakkıyla haya edin, utanın. Sahabe: “Ey Allah’ın peygamberi! Allah’a hamd olsun ki bizler utanıyoruz.” HZ. Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu: “Öyle değil, fakat şöyledir: Allah’tan hakkıyla utanan başını ve başında bulunan azalarını korusun, karnın içindekileri korusun, ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlasın. Ahiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk eder. Bu söylenenleri yapan kimse Allah’tan hakkıyla utanır.” Tirmizi
Ölüm için hazırlanmak, zulümleri bırakmak, kötülüklerden tövbe etmek, ibadetlere yönelmekle olur. Çünkü; Allah Celle Celaluhu şöyle buyuruyor: “Rabbine kavuşmayı isteyen iyi iş işlesin ve Rabbine ibadet ederken hiç kimseyi ortak koşmasın.” Kehf 110.
Bera Bin Azip’ ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kabir kazan bir cemaat gördü ve göz yaşları toprağı ıslatacak derecede ağladı. Sonra şöyle buyurdu: “Kardeşlerim böyle bir gün için hazırlanın”.

Eğitim İçinde Tanıdım. Eğitim Üzere Hakka Yürüdü.

Yazar: 
Yrd. Doç. Dr. İlhami Nalçacıoğlu

            Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

        Zeki Soyak Hoca Efendi ile yetmişli yıllarda tanıştık. Yeni bir eğitim-öğretim yılı başlangıcı idi. Nevşehir İmam Hatip Lisesi müdürlüğüne yeni atanmıştı. İlk işi okul deposunda yer alan ecdadımız -Osmanlı büyüklerine- ait resimleri okul duvarlarına astırdı. Oklun tamamını gözden geçirdi ve aşağıdan yukarıya her yana çeki düzen verdi. Etrafını düzenlemede fazlalıkları kaldırmada, eksikleri gidermede olağanüstü ve bitip tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahipti. Bu enerjisi sadece fiziki bir mekânın düzenlenmesinde değil, hayatının bütün safhalarında görülüyordu. Muhatabı olan öğrencilerine gösterdiği ilgi ve alakayı kapsıyordu. Eğitim ve öğretim için sadece ders kitaplarını yeterli görmezdi. Öğrencilerin kendilerini yetiştirmeleri için gerekli kitap listeleri hazırlar ve bunları öğrencilerin okumalarını sağlamak suretiyle onlara yardımcı olmaya hep birlikte çalışırdık.

İsmail Saib Sencer

Yazar: 
Ahmet Belada

            Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

         31 Ocak 1873’te Erzurum’da doğdu. Küçük yaşta İstanbul’a gitti. İptidaî ve Rüştiye mekteplerini bitirdikten sonra, devrin seçkin zevatından ders aldı. Tıp ve biyoloji gibi ilimlerin yanı sıra, eczacılık ve hukuk dersleri de aldı.

Maarif Nezareti (Milli Eğitim Bakanlığı)’nın açmış olduğu imtihanı kazanarak Bayezid Umumî Kütüphanesi’nde ikinci hafız-ı kütüplüğe tayin edildi. Bu esnada medreseyi de bitiren Saib Efendi, Bayezid dersiamlığı unvanını aldı. Bayezid Camii’nde ders vermeye başladı. Muhtelif medreselerde değişik dersler okuttu. Birinci kütüp Tahsin Efendi’nin ölümünden sonra birinci müdür oldu.
1925’ten sonraki şapka kanunundan sonra, prensiplerinden taviz vermeme adına medreselerdeki derslerine son vererek Bayezid Umumî Kütüphanesi’ne çekildi. Kırk yılı aşkın çalıştığı Bayezid Kütüphanesi’nden 1939 yılında emekli oldu. İbnülemin Mahmut Kemal ile birlikte, kütüphane tasnif işlerinin yanı sıra, İslam Ansiklopedisi ilmi müşavirliğinde bulundu.

Dilimizin Suçu Neydi ?

Yazar: 
Abdullah Gülcemal

            Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

         Dil; (lisân) insanların anlaşma gayesiyle kullandıkları hareket, söz, yazı veya sesli işaret sistemidir.

İnsanlar arasında sağlıklı bir etkileşimi sağlamak; doğru bir iletişim kurmakla, aynı duyguları paylaşıp, aynı dili konuşmakla mümkündür…
Bir milleti millet yapan en mühim iki unsurdan birisi DİN, diğeri ise DİL’dir. “Benim nezdimde iki şey mukaddestir: Din ve Dil.” diyen merhum Mehmet Akif de bu gerçeğe işaret etmektedir.
Biz asırlarca İslâmın bayraktarlığını yapmış köklü bir milletiz… Bizi Biz yapan mukaddeslerimizin başında, elbette Dinimiz ve Dilimiz gelir.
Nurlu bir İslâm Medeniyetimiz var… Tatlı bir dilimiz var. Güzel bir Türkçemiz var…
Ne acı ki; mâruz kaldığımız dil katliâmının acılarını, sıkıntılarını cemiyet olarak birlikte çekiyoruz… Bu katliâm, kim adına kimler tarafından yapılmış olursa olsun çok vahim sonuçlar doğurmuştur…

Geçmişten Günümüze Zulüm

Yazar: 
Fatih Yılmaz

            Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

           Zulüm, insanlık tarihiyle başlayan ve her devirde artarak kendini gösteren bir mefhumdur. Mahkeme-i Kübra’ya hazırlık sınavında iki kutup arasında olmazsa olmazlardandır zulüm. Ruhi derinliğe ulaşamayıp heva ve hevesinin esiri olanlar, kendilerine bu yolu şiar edinmişlerdir. Aydınlıktan hoşlanmayan; ruhu kara, kalbi, vicdanı kara kişiler, tarih boyunca bu yolu kendilerine prensip edinmişlerdir. Şunu da görüyoruz ki, bu güne kadar kimse zulümle abad olmamıştır ve zorbalıkları uzun ömürlü asla olamamıştır. Önemli olan bu dünya imtihanından kolay geçebilmek için hangi safhada olursa olsun zulümle mücadele etmek ve zalime kesinlikle boyun eğmemektir.

Adalet mefhumunun önemine binaen Sultan Süleyman da:
“Halkın dergahına yüzün urunca,
Süleyman’dan alır hakkın karınca.” demiştir.
Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Kimsenin hakkı kimsede kalmaz. Bu Adl-i İlâhi’nin değişmez kanunudur. Er veya geç, bu dünyada veya ahirette Allah’ın adaleti mutlaka gerçekleşecektir.

Ey Müslüman ! Senin Kızıl Elman Neresi ?

Yazar: 
Hamit Haksever

            Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

             Kızılelma; i’lâ-yı kelimetullâh davası uğrunda, cihan hâkimiyeti yolunda gayret eden Türk milletinin ulaşmak istediği hedeflerin sembolik ifadesidir. İslamiyet öncesi devirlerden beri Türk milletinin maşeri(toplumsal) hafızasında ve şuuraltında hayatiyetini devam ettiren Kızılelma mefkûresi, İslamiyet’in kabulü ile bambaşka bir muhtevaya bürünmüş, i’lâ-yı kelimetullâh için küffar ülkelerini fetih idealinin şevk veren bir sloganı haline gelmiştir.

Kızılelma mefkûresi, İslamiyet öncesi Türk tarihinde, Ergenekon’dan çıkış ve kaybedilen eski yurtların tekrar alınması şeklinde karşımıza çıkar. Ortaasya’daki Oğuzlar için Kızılelma, nereye sefer düzenlenirse o bölgenin fethi ve kazanacakları zaferin adıdır. Oğuzlardan sonra Selçuklularda da fethedilmek istenilen ülkelere Kızılelma denilmiştir.

Gün Işığında Günlük Hayatımız

Yazar: 
İdris Arpat

             Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

          Peygamber efendimiz sallâllahu aleyhi ve sellem yürürken ayaklarını yerden biraz kaldırıp önlerine hafif eğilerek yürürlerdi. Adımlarını uzun ve seri atmakla beraber sükûnet ve vakar üzerine yürürlerdi. Rastgele sağa sola bakmazlardı. Yere bakışları, göğe bakışlarından daha çoktu. Çoğunlukla göz ucuyla bakarlardı. Yolda karşılaştıkları kimselere onlardan önce hemen selam verirlerdi.

Hazreti Peygamber dostlarının önünde metanetini muhafaza ederek ağlamazlardı. Fakat mezar gerisinde yere oturarak üzüntülü bir halde sakal-ı şerifini elleriyle tutarlardı. Onu bu halde görenler, son derece üzgün ve mahzun olduğunu anlarlardı.

Bir Abide Şair, Bir Abide Şiir

Yazar: 
İbrahim Çiftçi

            Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

         O bir zamanların ve her zamanın şairi, öncü insanı. O şiir de bir zamanların ve her zamanın şiiridir. Şimdi o şair, sevdiğinin yanında inşaallah. Şiirleri de onu seven ve onun sevdiklerinin yanında. Şairler öncüdürler. Milletin önünden giderler. Şairler özgürlükçüdür; özgürlüğe koşarlar milletlerinin önünde. Onun için özgürlük karşıtı rejimler şairlerini hapse atarlar susturmak için. M. Emin de haykırıyor:

Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum
Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;
Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İki Darbe Arasında

Yazar: 
M. Selçuk Özdoğan

             Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

         Kıymetli okuyucularımız! Sizlerle yine kapak konumuza uygun bir kitap tanıyacağız. Prof. Dr. İskender PALA’nın kaleme aldığı İki Darbe Arasında isimli kitabı tanıyacağız.

Eserimiz yazarın askerlik süresince yaşadıklarını ele alan ve on beş yılını anlatan on beş bölümden oluşuyor. Yazarımız her bir bölümde askerlikte geçen bir yılını anlatıyor. Askeriyeye üniversiteyi bitirdikten 3 yıl sonra 1982 yılında giriyor, yani bir darbe sonrasında ve 1997 yılındaki meşhur 28 Şubat post modern darbesiyle askeriyeden YAŞ kararlarıyla atılıyor.
İskender PALA kendi ifadesiyle kaderi öğretmenlik olan ve bu mesleğe âşık bir akademisyendir. Hayatını öğretmeye ve araştırmaya adamıştır.

Müslüman Tavrı

Yazar: 
Mükremin Çelik

           Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

           İstikrarın bozulup sıkıntıların başladığı zor zamanlar vardır. imtihan için geldiğimiz şu dünyanın imtihan soruları ve soruların cevaplarına verilen puanlar bu zor zamanlarda artar. Zor zamanlar aynı zamanda kırılma zamanlarıdır. Şahsiyetle çıkarın çatışması sonucu faziletlerin ortaya çıkma zamanlarıdır. Kokuşmuşluğun, şahsiyetsizliğin makyajlanarak medeni kisvesiyle sunulmasına karşın gerçeğin tertemiz diriliğini gösterme zamanıdır.

Karışık zamanlarda müslümanın yapması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:

Erkeğe Rağmen Kadın

Yazar: 
Nuri Ercan

           

         Yazıyı PDF olarak açmak için tıklayınız...

         Yeryüzü, tarih boyunca Hak-batıl mücadelesinin arenası olmuştur.

Bu mücadele, soğuk savaş ve sıcak çatışmalar şeklinde tezahür etmiştir.
Hak- batıl mücadelesinin bir aracı olarak, cihat vakıası da her dem varlığını korumuştur.
Hakkı savunanlar inançlarını dava haline getirdiler.
Bilerek ve bilmeyerek yanlıştan tarafa tercih kullananlar da bir dava gibi sarıldılar yanlışlarına.
Yaşadığımız asrın başlarına kadar herkesin safı belli idi.
Bir inanca taraf olmuş her hangi biri,ömrü boyunca keskin ve net çizgilerle savunduğu düşüncenin bir temsilcisi olduğunu düşünerek hayatını sürdürmüştür.