261
İlkadım'dan
Kur'an Dilinden Rasulullah
Kulun ilk görevi Rabbini tanıyıp bilmesidir.
“Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur.” (Muhammed 19)
Sonra da Rasulünü –sallallahu aleyhi vesellem- bilip tasdik etmesidir.
“Muhammed Allah’ın rasulüdür.” (Fetih 29)
Kulluğun kemalatı açısından Rabbin ve onun Rasulünün –sallallahu aleyhi vesellem- tanınması çok mühimdir. Rabbini tanımayan kullukta kemalata eremeyecektir. Rasulünü tanımayan da Rabbine nasıl kulluk edeceğini bilemez. Rabbimiz kitabının pek çok yerinde Rasulünün –sallallahu aleyhi vesellem- ahlak ve meziyetlerinden, ibadet ve zikirlerinden ve davetinden bahseder. Müşrik, ehli kitap, münafık ve müminlerle münasebetlerini haber verir. Rabbimiz kendine imandan, itaatten ve sevgiden sonra; Rasulüne –sallallahu aleyhi vesellem-iman, itaat ve sevgiyi emretmiştir.
Ebubekir Efendimiz ve Sevgilisi
Hz. Ebubekir, Peygamber Efendimize ortaya çıkıp hakikati haykıralım diye teklif ediyordu. Efendimiz ise sayılarının çok az olduğunu ve zayıf olduklarını ifade buyuruyorlardı
Bir gün yine Hz. Ebubekir: “Artık meydana çıkalım. Hakikati haykıralım, ey Allah’ın peygamberi!” dediler. Efendimiz Ebubekir’i onayladılar. Efendimiz, Müslümanlar ve H.z Ebubekir Kabe’ye geldiler. Her sahabe kendi kabilesinden olan insanların arasına girdi. Az sonra fırtına kopacaktı.
Hz. Ebubekir ortaya çıktılar, yüksek sesle yalnız Allah’a bel bağlanacağını, yalnız Allah’a ibadet edileceğini ve kesinlikle putlara dayanılmaması gerektiğini dillendirmeye başladılar. Müşrikler daha fazla dayanamadı ve Hz. Ebubekir efendimizin üzerine yürüdüler. Ortalık bir anda ana baba gününe döndü. Hz. Ebubekir efendimize tekme tokat girmişlerdi. Özellikle müşrik Utbe tekmeleriyle Hz. Ebubekir’in mübarek yüzlerine birkaç tane vurmuşlardı. Giderek olay tam bir linç haline dönüşüyordu. Ama Teym kabilesi yetişti. Ebubekir efendimiz Teym kabilesindendi.
Peygamber Efendimizin Beden Dili
İnsanlararası iletişim günümüz araştırmalarında en önde gelen konulardan biri haline geldi. Bu araştırmalardan hareketle, eğitim ve iletişimde beden dilinin ayrı bir öneme sahip olduğu ortaya çıkmıştır. 20 yy başında yapılan araştırmalar insan denen canlının sözel olmayan bir takım ortak beden dili kullandığını ortaya çıkarmış ve beden dilinin sözel dilden çok daha etkili ve evrensel olduğunu ortaya koymuştur.
Diğer yandan Allah Resulünün insanlarla iletişim kurmadaki becerisi, etkileyici gücü ve karizması; bizim için göz ardı edilemeyecek bir noktadır. Bu noktadan hareketle Hz. Peygamber’in aleyhisselatü vesselam kısa sürede on binlerce insan üzerinde etkili olması ve onları kendi düşünce ufkuna çekmesi iletişim biliminin ayrıca araştırma konusu olmalıdır.
O;(sallallahu aleyhi ve sellem) Her Kesime Örnekti
İLKADIM DERGİSİ: Eğitim ve öğretim kavramları hakkında bilgi verir misiniz?
ABDULLAH ÖZBEK: Eğitim dilimizde “eğmek” kelimesinden türetilmiştir. “Ağaç yaşken eğilir” atasözünün buna kaynaklık ettiği de dile getirilir. Bu biraz da eğitime erken yaşlarda ve zamanında başlamak gerektiğini ifade eder.
“Eğmek” kelimesinden hareket ederek eğitimi açıklamaya çalışırsak, şunlar söylenebilir:
Yine bir atasözümüzü hatırlamakta yarar var… Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur…
İnsan, doğuştan iyiyi de kötüyü de kabul edebilecek özellikte yaratılmıştır. Yani ne yöne istikamet verilirse o tarafa gider.
Büyük İslâm eğitimcilerinden İmam Gazâli, çocuğun bu özelliğini bal mumuna benzetir. Başta anne-babası olmak üzere çevresi ona şekil verir.
Demek ki vaktinde tedbir almak gerek. Yoksa kendiliğinden kötü yöne gidebilir.
Peygamber -sallallâhu Aleyhi ve Sellem- Efendimizin İnsan Yetiştirme Metodu*
Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa -sallallâhu aleyhi ve selem- Efendimizi her yönüyle değil, sadece bir veçhesiyle, hayatının bir bölümüyle takdim etmeye çalışacağım. Bu konuşmamda sizlere, O’nun insan yetiştirmede takip ettiği metodu anlatacağım.
Yüce Allah, ilk insan ve ilk peygamber olarak Hz. Âdem –aleyhisselâm-‘ı topraktan yaratmıştır. Hakîkatın bilgisi olan, ilâhî kelâm Ku’ân-ı Kerîm’den biz bunu öğreniyoruz. Hz. Âdem –aleyhisselâm- hem ilk insan hem de ilk peygamberdir. Bu şu mânâya gelir: “Yüce Allah insanı yaratır yaratmaz, kendisini ilâhî teklifle mükellef kılmıştır.” Yani, insan başıboş bırakılmış bir varlık değildir. İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem –aleyhisselâm-‘dan bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed –aleyhisselam-’a gelinceye kadar çok sayıda peygamber gelmiş geçmiştir. Bunların sayısını kesin olarak söylemek mümkün değildir. Çünkü yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de, Efendimize: “Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık…” (en-Nisâ, 4/165) diye buyurmaktadır. Bizler, bütün peygamberlere, bu iki peygamber arasında gelip geçen bütün peygamberlere inanırız.
Geriye Dönüş Yok
Uhud gününde Abdullah b. Kamia Resulullah’a bir taş atarak mübarek dişini kırdı ve güzel yüzünü yaraladı, öldürmek maksadıyla da saldırdı. Mus’ab b. Umeyr müdafaya koştu. Fakat İbnü Kamia onu şehit etti ve Resulullah’ı öldürdüğünü zannederek, “Muhammed’i öldürdüm.” diye haykırdı. Ses hemen yayılıverdi. Her taraftan kaçışmalar başladı. Müslümanlar savaş alanını terk etmeye dağılmaya başladılar.
Nasıl Kurtuluruz ? 1
Bugünkü sohbetimizde yaratılış gayemizden ve ebediyyen kurtulmamız için yapmamız gerekenlerden bahsetmeye çalışacağız.
Değerli müslümanlar, bütün varlık alemi boşa yaratılmadı. Hele biz insanlar hiç mi hiç boşa yaratılmadık. Yaratılışımızın bir gayesi var. Bu yaratılış gayemizi Allah celle celalühu Zariyat Suresi 56. ayeti kerimede şöyle anlatıyor:
“Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Kulluğumuzun, varlık sebebimizin hikmeti işte budur. Ayette geçen “Liya’büdun” kelimesine müfessirîn ibadet etme, kulluk etme ve Allah’ı tanıma manalarını veriyor. Zaten bunlar iç içe manalardır. Tanınmadan ibadet ve itaat olunmaz. Önce Allah’ı kainatın yoktan var edicisi, güç kuvvet sahibi, her şeye kadir olan, her şeyi bilen, işiten bir Rab olarak tanıyacaksınız sonra da onun önünde boyun eğeceksiniz, itaat edeceksiniz, teslim olacaksınız ve ondan gelen her şeye “amenna ve saddakna/inandık tasdik ettik” diyeceksiniz.
Kur'an-ı Dinlemek Allah'ı Dinlemektir
Kur’an-ı Kerim’i dinlemek, öğrenmek, öğretmek, okumak ayrı ayrı ve başlı başına birer ibadettir. Asıl gaye okuduğumuz, dinlediğimiz Kur’an’ı anlamak yaşamak ve hayatımıza hakim kılmaktır.
Bu yazımızda Kur’an’ı dinlemenin önemini, usul ve adabını anlatmaya çalışacağız. Kur’an-ın ALLAH kelamı olduğunu bilerek, saygı ve tefekkürle dinlemek, kamil mü’minlerin olmazsa olmaz vasıflarındandır. Araf suresi 203.ayette’’……….işte bu Kur’an Rabbinizden gelen açık delillerdir, inanan bir toplum için de yol gösterici ve rahmettir.’’ buyurduktan sonra konumuzla ilgili olarak Araf 204. ayette’’Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız’’205. Ayette ise ‘’kendi kendine yalvararak ve ürpererek sesini yükseltmeden sabah akşam Rabbini zikret, gafillerden olma.’’denilmektedir.
Sünnet
Bütün İslam bilginleri sünneti Kur’an’dan sonra bir teşri kaynağı olarak kabul etmişler ve bu konuda bazı ayet ve hadisleri delil olarak göstermişlerdir.
Ayrıca icmanın ve akli delilerin de sünnetin bir teşri kaynağı olduğunu belirtmişlerdir. Kitap, sünnet, icma, kıyas şer’i delillerin ana kaynağıdır. Kur’an, ayetleri açıklama görevini Peygamber’e (aleyhisselatü vesselam) vermiştir: “Biz sana da Kur’an’ı indirdik. Tâ ki insanlara kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın.” Nahl 44. Ayet bunu teyit etmiştir. Buna göre sünnet, Kur’an’ın bir tamamlayıcısı ve hükümlerin bir kaynağıdır.
Kur’an’da pek çok ayet, sünnete uymanın, Peygamber’e (aleyhisselatü vesselam) itaat etmenin farz olduğuna delalet etmektedir. Kur’an’ın bu delaletleri, çeşitli üslub ve ifade tarzları ile olmuştur. Mesela Kur’an’da: “Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.” Nisa-80
Dar-ül Erkam'dan Suffe Ehline
Bazı mekânlar, içinde barındırdıkları veya oradaki oluşumlar sebebiyle aydınlanır ya da kararır. Erkam’ın evinin aydınlanmasına neden, içinde barındırdığı Yüce İnsan ve insanlığa sunulan mesaj sebebiyledir. İnananların gizlice uğrak verdiği, çehresinin ve içindekinin değiştiği bir mekân… Erkam b. Eb-ül Erkam b. Esed radıyallahuanhın evi Safa Tepesi’nin doğusunda, dar bir sokak içerisinde, gözden ırak ama gönüllere yakın gizlice toplanmaya elverişli mütevazı bir yapı. Allah Resulünün (sallallahu aleyhi ve selem) ümmetini eğitmeye başladığı bir yer, ilk eğitim mekânlarından birisi… Karartılmış ama hakkı arayan, yanık gönüllere ışık ve su… Burası, Rabbin rızasına koşacak hayırlı bir ümmetin oluşmasında basit ve sade bir ev ama gönüllerin coştuğu Allah ve Rasülü’ne bağlılığın, sadakatin, sevginin doruk noktasına ulaştığı bir mekân… Kerpiçten yığma duvarlarına rağmen insanlığa sunulacak yepyeni bir medeniyet temellerinin oluştuğu, gizli gözden ırak bir yer…
Peygamberimizde Diplomasi Ve İslama Davet Mektupları
Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Risalet görevine başladığında, hükümet edeceği bir devlete sahip değildi. O (aleyhisselam) elinde bulunan, Mekkeli hemşehrileri tarafından zulüm ve işkenceye tâbi tutulan, kendisine bağlı kimselerden müteşekkil, küçük bir cemaat idi.
Mekkelilerle bazı temaslar olmuşsa da buna pek diplomasi denemez. Ancak Medine’ye Hicret’ten sonradır, Muhammed (aleyhisselam)’in riyaset ettiği ve bir şehir-devlet içinde teşkilatlandırdığı, Müslüman camiasının sinesinden fışkıran gerçek manada bir diplomatik (siyasi) faaliyet kendini hissettirmeye başladı. Medine’ye varışının hemen ilk haftasında o bölgede, yerleşik Arap ve Yahudi kabileleriyle; daha sonra Medine ve Kızıldeniz arasında oturan kabilelerle, askeri ittifakları akdetmek maksadıyla girişilen müzakereleri bizzat yönetmişti.
Gülden Güzel Sevgili
Bismillahirrahmanirrahîm..
Sonsuz kudretiyle, bütün varlıkları yoktan var eden, varlıkların en hayırlısını, en güzelini kendisine yâr eden, gökyüzünü güneş, ay ve yıldızlarla süsleyen,sayısından ve şükründen aciz kaldığımız türlü türlü nimetlerle besleyen, esirgeyen ve bağışlayan âlemlerin Rabbi olan Allah’a (c.c) nâmütenâhi hamdü senalar..
Sebeb-i vücudumuz, kâinatın ve insanlığın Efendisi, Efendimiz, müjdecimiz, kurtarıcımız, âlemlere rahmet, en üstün ahlak sahibi, Allah’ın elçisi, H.z Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selemle, sonsuz salâtü selâm olsun…
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin adede mâfî ilmillahi salâten dâimaten bi devâmi mülkillâh…
Hz. Muhammed (Sav.)'e Çocukça Muhabbet
Bir Müslüman için en kamil insan, vahyedilmiş ilahi dinlerin de kemal ufku olan İslam’ın peygamberi Hz. Muhammed –aleyhisselatü vesselam-dır; İslam da Allah’ın insanları yarattığı paralele uygun olan dindir.
Hz. Peygamber’i sevmek, her mü’min için en gerekli taatlerden biridir. Zîrâ sevgili Peygamberimiz (s.a.v), Buhârî ve Müslim’in Enes b. Mâlik (radıyallahuanh)’dan rivayet ettikleri bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
“Sizden birinize Ben, annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman)
Bir Nât'ın Hikayesi
Edebiyatımız, Peygamber sevgisini terennüm eden sayısız eserle doludur. Efendimizin doğumunu ve hayatını işleyen mevlidler, onun dış görünüşünü ve ahlaki üstünlüklerini dile getiren hilyeler bu meyanda yazılan müstakil eserlerdir. Bunun dışında Osmanlı’da hemen hemen her şair, Efendimizi övmek ve onun üstün vasıflarını dile getirmek için şiirler yazmıştır. Peygamber Efendimizi övmek ve onun üstün vasıflarını anlatmak için yazılan bu şiirlere na’t denir. Şairler na’t yazmayı kendileri için af ve şifa vesilesi olarak görmüşlerdir. Nitekim Kab bin Züheyr hayatı boyunca Müslümanları hicvetmiş, İslam’a ve Müslümanlara karşı pek çok suç işlemiş birisiydi. Bu sebeple hakkında öldürülme emri vardı. Mekke fethedildiğinde Kab kaçmaya başlamıştı. Kardeşi Büceyr Müslüman oldu ve kaçmanın değil, ancak Efendimize teslim olmanın kendisini kurtaracağını, yazdığı bir mektupla Kab’a bildirdi.
Sevdasız Olmaz
Sevebiliyorsanız dağı, dereyi, esen yeli, yağan karı, yağmur yüklü bulutları, kurdu kuşu, çiçeği böceği, bitmez tükenmez hazlar verir tabiat ulvi hazlar. Ne güzelliği tükenir, ne sesi soluğu. Sonu gelmez harikalar, uçsuz bucaksız güzel sanatlar galerisindesiniz artık. Renk, ses ve şekil cümbüşüyle mestü hayransınızdır. Her ne zaman ruhunuz sıkılsa, kendinizi yalnız hissetseniz bir dost arar gibi tabiatı arar, onunla kucaklaşır, kaynaşırsınız. Sevemiyorsanız, ilgisiz, bilgisizseniz, dağ sadece dağ, dere sadece deredir. Ötesi yoktur. Ne halinizi bilen, ne hatırınızı soran vardır. Şuursuz, manasız kaskatı bir dünyada avare dolaşıp durursunuz. Metafizik ve duygusal boyut devre dışı bırakıldıysa nereye gitseniz âlem kör, sağır ve dilsizdir. Yalnızlık kaderinizdir.
Aşkın Mevlid'i ve Mevlid'in Aşkı
Rivayetlerinin çoğunun arkasında bir gerçek vardır.Tabi bulabilirseniz.Rivayet şöyledir:
Yer Bursa Ulu Cami. Kürsüde bir vaiz.Bütün peygamberlerin her yönüyle aynı olduğunu ,mesela Hz. İsa aleyhisselam’a göre Hz. Peygamberin hiçbir üstünlüğünün olmadığını içeren bir vaaz yapar.İtirazlar çare etmez.Süleyman Çelebi de Ulu Camii imamıdır.Fetret döneminin karışıklığında bu ifadeler taban da tutar.Süleyman Çelebi’de var olan Rasul aşkını ortaya çıkarır ve tepki olarak ünlü Mevlidine başlar.
Bir Eğitimci Olara Hz. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-
Kıymetli okuyucularımız! Kutlu Doğum ayı içerisindeyiz. Siz değerli okuyucularımıza bu ayla ilgili bir dergi hazırladık. İlkadım Kitaplığı’nda da, sizlere Efendimizle ilgili bir kitap tanıtacağız. İnceleyeceğimiz eserimiz, Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK’in hazırladığı Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed isimli eserdir. Eserimiz beş baskı yapmış. Şimdi ise yeni baskısı hazırlanıyor. Bizler Efendimizin farklı bir yönünü daha tanımak istiyorsak, bu eser bilere Efendimizi farklı yönleriyle tanıtıyor.. Bizler aslında hepimiz birer eğitimci değil miyiz? Anne babalar evde, öğretmenler okulda, esnaf dükkânında eğitimcidir. Dolayısıyla bu eser hepimizi ilgilendiriyor.
Ne Kadar Tanıyoruz ?
Efendimiz yüzmeyi nerede öğrendi? Yüzmeyi öğrenirken yanında kim ya da kimler vardı? Şeklinde bir soruya aleyhisselatü vesselam Efendimiz hakkında pek çok kitap okuyanların bile cevap veremediklerine şahit oluyoruz. Bu da gösteriyor ki Efendimiz aleyhisselatü vesselam hakkında daha bilmediğimiz nice nice şeyler var. Bildiklerimiz hususunda ise sahabe efendilerimiz gibi bir anlayışa sahip olabildik mi sorusu zihnimizi tırmalıyor. Sahabe efendilerimizin bizim bugün okuduğumuz herhangi bir hadisi ilk defa işittiklerindeki anlayışları nasıldı? Onları nasıl bir titreme hali alırdı?
Sıfırı Tüketmek
Yeryüzüne inmesinin bile bir maliyeti olan insan, bu maliyetin gerçek değerini bilmeden ve bedelini ödemeden bu âlemden göç etmemelidir.
Günlük hayatımızda ihtiyaç duyduğumuz her bir şey, aslında bizlerin hizmetine hasredilmiş demektir. İmtihan için dünyaya gönderildiğimizi beyan eden Yaratıcımız, imtihan salonunun her türlü araç-gerecini noksansız var etmiştir. Bu nedenle, “Kalemim tandıra düştü, ödevimi yapamadım, çalışamadım!” gibi öğrenci gerekçeleri de ortana kalkmaktadır. İnsanın böyle gerekçelerin arkasına sığınmasının hiç bir anlamı yoktur. Hayatın devamı için sonsuz nimetler önümüze serilmiş; hesabı daha sonraya ertelenmiş durumdadır. Buna rağmen, insan bilincinin körlenmesi nedeniyle, asrımızda hesapsız nimetler sorumsuzca tüketilebilmektedir. Biz bu yazımızda, maddi tüketimin detaylarına inmek yerine, Milletimizin, olmazsa olmaz niteliklerinin yok olmasına sebep olabilecek ahlaki-manevi normların nasıl tüketildiğini incelemeye gayret edeceğiz.
