245
İlkadım'dan
Kıymetli okuyucu,
Günümüz müslümanların en önemli problemlerinden birisi; değişen dünya ve toplum şartları altında günün ve geleceğin temel meselelerini çözebilecek insan yetiştirmektir. Bir müslümanın çevresinin, yakından uzağa doğru sürekli tefessüh ettiği bir gerçektir. Bir taraftan yakın çevresinde ahlaksızlığın, gaspın, fuhşiyatın, hırsızlığın, insanı katletmenin arttığı, sayısı gün geçtikçe çoğalan sokak çocuklarının tiner çekerek, uyuşturucu kullanarak her an biraz daha ölüme gittiğine şahit olmakta, diğer taraftan açlıktan derileri kurumuş, eti kemiklerine yapışmış, üzerine konan sinekleri dahi kovmaya takati kalmamış insan manzaraları ile karşılaşmakta… Madalyonun öbür yüzünde tıkınırcasına yiyen, yedikçe de semiren, obezleşen, şuursuz insanların arttığı bir dünya…
Cehennemî Değil Cennetî Ol
İslâm’ın müslüman kadın ve erkeğe yüklediği önemli sorumluluklardan biri de fıtratın gereği olan evliliğin meşru şekilde gerçekleştirilmesidir. Bu hususta da müslüman fert, aile ve topluma önemli vazifeler düşmektedir. Günümüz müslüman toplumunda evlilik müessesesine bakışta ilâhî ve nebevî çizgiden ciddi sapmalar olduğuna şahit olmaktayız.
Bunun başlıca sebepleri ise anne, baba ve çocukların bu hususta ilâhî ve nebevî öğretiden cahil olmaları, dünyevileşme anaforu içerisinde bu çok önemli müesseseyi çıkar ve menfaate kurban etmeleridir.
Bugün evlilik çağına gelmiş kaç genç kız ve genç erkeğimizin evlilikten beklentileri ile İslâm’ın onlara yüklediği sorumluluk örtüşmektedir. Kaçı İslâm’ın evlilikte kendilerine yüklediği sorumluluğu biliyor. Burada sadece gençlerimizi suçlamak yanlış olur. Ana, baba olarak kaçımız gençlerimizi İslâm’ın öngördüğü şekilde kavlen ve fiilen evliliğe hazırlıyoruz. Onlara örnek oluyoruz. Netice malum binlerce yıkılan yuva parçalanan aileler, anne babaları hayatta olduğu halde öksüz ve yetim yavrular. Neden? Yanlış eğitim. Evliliğin sadece nimetleri tozpembe dünyalar olarak anlatılır, külfetleri öğretilmez, ona hazırlanmazsa, en ufak sıkıntı ve meşakkatler, beraberinde kavgaları, neticede de ayrılıkları ve düşmanlıkları getirir.
Anne-Baba Veya Öğretmen Olarak Nasıl Bir Eğitimciyiz?
Bilindiği gibi Peygamberimiz: “Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden mes‘ulsünüz.” buyurmaktadır. Bu konudaki, görevlerimizden biri olarak Kuran’da müminin özelliklerinden bahsedilirken öne çıkan hususlardan bir tanesi de “ma’rûfu emretmek, münkerden sakındırmak”tır (Âl-i İmran,104; Tevbe, 71–72). Ma’ruf, Allah katında ve Peygamberimizin sünnetinde istenilen, rağbet edilen, hoşa giden sözler ve fiillerdir. İnsanı insan yapar, güzelleştirir, sevimli kılar. Münker ise bunun tersidir.
Ayette öncelikli sırayı “marufu emretmek” almaktadır. Biz de bu sıraya uyarak; büyüklerin çocuklarımıza ve gençlerimize davranışlar kazandırmak ve bu davranışlara süreklilik sağlamak konusunda basit ama önemli hatalarımıza açıklık getirmeye çalışacağız. Münker konusunda izlenmesi gereken yöntemleri başka bir zamana bırakacağız.
Çocuk; Dünya Ve Ahiret Dengesi
Çocuk, evli olan bütün ailelerin ya hayallerini kurduğu ya da hayatlarının en kıymetli varlıklarıdır. Annelerin saçını süpürge ettiği babaların ömürleri boyunca çalışıp didinip kazandıklarını ayaklarının altına serdikleri dünya süsüdür çocuklarımýz. Mal ve çocuklar dünya hayatýnýn çekici-süsüdür… (Kehf 46)
Ülkemizin sosyal ve ekonomik şartlarında çocuklarımız, dünyaya ödemeleri gereken borçlarla geliyorlar. Böyle olunca çocuklar dünyaya teşrif etmeden ebeveynlerini -çocukları için- bir gelecek kaygısı alıyor. Hangi okul, hangi dershane -hatta bazı derslerden özel dersler- hesapları ve kaygıları yaşanıyor. Sanki anne ve babaların çocuklarına karşı olan bütün sorumlulukları bunlardan işaretmiş gibi… Allah Teâlâ “Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akıbet takva sahiplerinindir.” (Tâhâ 132) buyurmaktadır. İnsan için asıl olan, rızkının peşinde olmasıdır. Fakat bunu hayatının tek gayesi haline getirerek kaybedenlerden olmayacaktır. Dünya hayatı, geçici ve aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. Elinizdeki ziynetler, aranızdaki övünme, mal ve evlat yarışı hepsi de geçicidir. Asıl kalıcı olan Cennet hayatıdır. O halde ne yapacaksanız, Cennet hayatı için yapın. Dünyada sıkıntı veya ferahlık, Allah’ın takdirine bağlıdır. (Tefhimu’l Kur’an)
''Çocuklar Sözlerimizi Değil İzlerimizi Takip Ederler.''
ALİ ÖZKANLI Kimdir?
• 1956 Kayseri doğumludur. İlk, orta ve yüksek öğrenimini memleketi Kayseri’de tamamladı. 1978 Kayseri Eğitim Enstitüsünden mezun oldu. 1979 yılında başlayan öğretmenlik mesleğ
ine, Ordu-Merkez, Kayseri-Pınarbaşı, Diyarbakır-Silvan, Ankara-Çubuk ve Kayseri Melikgazi ilçelerinde devam etti. 2004 yılı Temmuz ayında emekli olana kadar değişik okullarda 15 yıl sınıf, 10 yıl Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmenliği yaptı.
• 1990–2004 yılları arasında değişik vakıf ve derneklerde eğitim çalışmalarında bulundu. Bir dönem eğitim sendikacılığı yaptı. Şu anda çeşitli fikir- kültür-sanat dergilerinde aile ve çocuk eğitimiyle ilgili yazılar yazmakta. İç Anadolu Bölgesine yayın yapan Art Fm radyosunda “Elini Ver Öğretmenim” isimli eğitim programı yapmakta2003 yılında “Gönül Bahçem”, 2005 yılında “Beni de Götür” adlı şiir kitapları yayınlandı
Sözler Kalbin Aynasıdır
Ey çocuk! Dünyanın en mükemmel aynaları gümüş çerçeveli, altın yaldızlı olanlar değil “sizsiniz” biliyor musun? Ey çocuk; israfların en büyüğü insan israfı olduğunu ve bir gram eksik insan yetişmişse, ne olursa olsun mağlup sayılırız anlıyor musun? Her çocuk kabul edilmiş bir dua ve dua, sadece namazdan sonra âmin dediğimiz cümleler değil aslında. Ağzımızdan çıkıyor kelimeler ve Allah onları bizim için bir araya getirip dua yapıyor, hissediyor musun? Ey çocuk! Her bir kar tanesini bir melek indirirken yeryüzüne, her bir sözü kaç melek çıkarır gökyüzüne, hesap edebiliyor musun? Ey kabul edilmiş en güzel dua! Artık dudağımıza sadece kabul edilecek güzel dualar değdireceğiz, desek bize inanır mısın? Seni son nefesine değin uyutmayacak, ruhen ve zihnen diri tutacak ninniler söylesek bizi dinler misin?
Namaz
Namazı terk etmenin ve namaz kılanları namazdan alıkoymanın hükmü nedir?
Namaz: dinin direği, müminin Allaha karşı taahhüdü ve itaat tezahürüdür. Bu cihetle imandan sonra dini vazifelerin başında gelir. Bu büyük vazifeyi yerine getirmeyenleri, özürsüz olarak kılmayanları Allah’ın adaleti bırakmayacak. Onlar cehennemin gayyalarına atılacaklardır. Çünkü namaz kılmamak, ilâhî taahhüt ve bağlılığı bozmak, Allah’ın zikrinden yüz çevirmek, hakiki hayat kaynağından uzaklaşmaktır ki, cinayetlerin ve hainliklerin en korkuncudur. Ayeti celilede namazdan uzak kalanların hali şöyle beyan ediliyor: “Günahkârlara sizi şu yakıcı azaba sokan nedir? Uzaktan sorulduğunda, onlar şöyle cevap verirler. Biz namaz kılanlardan değildik.” Müddesir 41-43
Kurban Ve Allah'a Kurbiyet
Allah Teâlâ, Kevser suresinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şahsında bizden
kurban kesmemizi istiyor. Kurban, hicretin 2. yılında meşru kılınmıştır. Hür ve mukim
olan her müslüman zengine vaciptir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Kurban kesecek durumda olup da kesmeyen mescidimize gelmesin” (Ýbn Mace, Edâhî 2) buyurmaktadır.
İbrahim aleyhisselam telbiye günü yani Zilhicce’nin sekizinci günü bir rüya gördü.
Kendisinden oğlu Hz. İsmail’i kurban etmesi isteniyordu. Rüyanın Rahmânî mi şeytanî mi olduğu hususunda tereddüt etti. Ertesi gün yani Zilhicce’nin dokuzuncu günü aynı rüyayı tekrar gördü. O gün rüyanın Rahmânî olduğunu katiyetle anladığı için o güne “arefe” denildi. Üçüncü gün aynı rüyayı tekrar gördü. Artık Hz. İsmail’i kurban etmeye kat’i olarak kastettiğinden o güne de “yevmü nahd/kurban günü” denildi.
Hz. İbrahim oğlu İsmail’in elinden tuttu. Bir bıçak ve balta alıp yola çıktı. Mina denilen mahalle varınca rüyasını oğluna anlattı. Hz. İsmail de:
“Ey babacığım emrolunduğun şeyi yap. İnşallah sen beni sabredenlerden bulursun.” dedi. (Saffat 37/102)
Allah'ın Dinine Yardım Etmezseniz...
“Ey inananlar! Size ne oldu ki, “Allah yolunda, savaşa çıkın” dendiği zaman yere çöküp kaldınız? Âhireti bırakıp dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının geçimi âhirete göre pek az bir şeydir.” Tevbe 38
Hicretin dokuzuncu yılında Tebûk seferine çıkmak üzere Rasulullah efendimiz bir seferberlik ilânında bulunduğu zaman müslümanlar arasında ağır davrananları kınayan bir âyetle karşı karşıyayız. Yeryüzünde fitne ve fesadın kökünün kazınmasının, adâletin, Allah’a kulluğun gerçekleşmesinin bu uğurda mü'minlerin Allah için bir savaşı göze alabilmelerine bağlı olduğu vurgulanıyor. Dünya üzerinde, dünyaya taparak zâlimce egemen olan güçlerin belini kırmak, egemenliklerine son verip, onların zulüm ve işkenceleri altında kıvranan mazlumların, mus’taz’afların imdadına yetişmek üzere müslümanların mutlaka savaşı göze almaları gerektiği haber veriliyor.
Tefekkür
Tefekkür, insana mahsus bir özelliktir. İnsan, tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur. Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler hakkında yapılabilir. Onun için, Allah’ın yarattığı varlıklar hakkında tefekkür mümkündür. Fakat Allah’ın zatı hakkındaki tefekkür mümkün değildir. Çünkü Allah hiç bir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez.
Düşünen toplum için yüce Rabbimiz ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:
“O’dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti. Orada bütün meyvelerden iki çift yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor. şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) bir toplum için ayetler vardır.” (er-Ra’d, 3)
Nihai Evrensel İslam Birliğine Giden Süreçteki Dönüm Noktaları-14
Kur’ân-ı Kerîm, Allâh kelâmı; her harfi, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer harfleriyle, her kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer kelimeleriyle, her âyeti, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer âyetleriyle ve her sûresi de, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer sureleriyle bire-bir bağlantı içeriyor. Kur’ân-ı Kerîm’deki bu yapı, tüm kâinatta da mevcut. İyi takip edildiklerinde, hikmetlerine inildiğinde, kâinatta cereyan eden tüm; fizîkî, coğrafî, sosyal olayların birbirinin sebebi ve sonucu olduğu, tetikleyicisi olduğuna şahit oluruz. “Arizona’da bir kelebek kanat çırpsa, titreşimi Çin’de deprem tetikler.” Sözü bir gerçeği ifade eder.
Kur’ân-ı Kerîm’i oluşturan surelere bir göz attığımızda, isimlerinin, kâinattaki tüm; siyasî, sosyal, coğrafî, fizikî vb. olaylara dikkat çekici olarak seçildiğini görürüz. Yine, yüce Allâh’ın, üzerine yemin ettiği şeylerde de aynı durum söz konusudur. “Kalem”, bir sure ismidir ve Allah “kalem”e yemin eder. “İncir (Et-Tîn)” bir sure ismidir; Yüce Allah “incir”e yemin eder. “Burçlar sahibi Semâya yemin olsun.” der Rabbimiz, “El-Burûc” adını verdiği surenin ilk ayetinde. Semâ, “Burçlar sahibidir.” Ve yine güneş, bu sistem içerisinde burçtan burca geçerek; Yasîn Suresinin 38. âyetinde işâret edildiği gibi, “Kendisi için karar kılınan bir durağa doğru akıp gitmekte..”
Düşünceye Dair
“Kuşkusuz göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, gece ile gürdüzün birbirini izlemesinde derin kavrayış sahipleri için alınacak dersler vardır.” “Onlar ki; ayaktayken, otururken ve uyumak için uzandıklarında (her zaman ve her durumda) Allah’ı anar, göklerin ve yerin yaradılışı üzerinde tefekkür ederler”
“Rabbimiz! Bütün bunları anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Yücelikte eşsizsin! Bizi ateş azabından koru... (derler)”
“Allah’ı anmak, Allah’ı sürekli gündeme almak, O yokmuş gibi düşünmemek, konuşmamak, yaşamamak ve sonuçta Allah’ın gündeminde kalmaktır.
Hayat biz olmasak da anlamlıdır. Biz farketmedik diye hayat anlamını kaybetmez. İnsanın farkı hayata anlam verdiği için değil, hayata verilen anlamı keşfettiği içindir.” (Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, Gerekçeli Meal tefsir, 3/Âl-i İmran
Suresi, a. 190, 191)
Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu
Arayış insanın fıtratının gereğidir. Özellikle insan bir başarısızlıkla karşılaştığında veya mağlup olduğunda çare ve çıkış yolu arayışı hızlanır.
Çıkış yolu bulmaya çalışır. Bize kalırsa Osmanlı devletinin son asırlarını ve günümüzün Türkiye’sini bu bağlamda incelemek, olayları ve olup bitenleri anlamak gerekir.
Evet…
Osmanlı mağlup olmuş ve daralmaya başlamıştır.
Bu mağlubiyet ve daralma maddi ve manevi plandadır. Toprak kaybı ile birlikte ahlakî kayıplar da söz konusudur Osmanlı coğrafyasında.
Bu coğrafyada sorumluluk sahibi olduğunu düşünen her birey bir çıkıþ arayışına girmiş ve bir fikir akımına yönelmiş. Asiye nasıl kurtulur misali devlet nasıl kurtulur sorusu ve derdi herkesin gündeminde.
Aydın olarak bilinen veya gösterilen taife de cevap arayanların başında.
ABD Seçimleri Nasıl Değerlendirilmeli?
Amerika'da iki farklı parti var. Ancak bu partilerin politikaları pek de birbirinden farklı olmuyor. Dış politikada özellikle değişiklik yaşanmıyor. Diğer alanlardaki politikaları da dünyayı fazla ilgilendirmiyor. Ancak orada ekonomik bir kriz yaşanması, ekonomisi konusunda da dünyayı etkileyen politikaları ortaya çıkardı. Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi parti, kendilerini destekleyen gıuplar da dikkate alındığında çok farklılık beklenmeyen siyasi çizgileri ifade ediyorlar.
Ancak bu partilerin dışında iki farklı çizgi dikkat çekiyor. Birincisi şu an iktidar olan Neocon olarak adlandırılan grubun çizgisi. Medeniyetler çatışması ve dünyanın sonu gibi fikri temeller üzerinde hareket eden bir siyasi çizgi. Şimdiki Başkanın politikaları bu çizgi üzerinde yürüdü. Irak’ın işgali, Afganistan’ın işgali ve dünyanın çeşitli yerlerine sert müdahaleler yapıldı. Bu çizgi kendi medeniyetini üstün görüyor ve diğer tüm medeniyetleri aşağılayıp savaş açıyor. Kendi egemenliklerini zorla ve güçle kabul ettirmeyi hedefliyor. BOP gibi projeleri yürütebilmek için savaşı ve şiddeti göze alıyor. Dünyanın ABD egemenliğinde tek kutuplu olarak kalmasını amaçlıyor. Ekonomik, siyasi ve askeri tüm girişimler, bu hedefleri elde etmek için yapılıyor.
Gelenek Oluşturabilmek
Tarih ve insan bir birlerine etki etmekten bir türlü vazgeçemez. İnsan, hayat gergefinde tarih denilen olguyu örmeye devam ederken, tarih de insanı kendine yapıştırarak insanın geleceğe yalın bir halde uçup gitmesine engel olur. Tarih insansız, insan tarihsiz olamaz. Aslında anlatan her varlık geçmişten bahsetmek zorundadır. Geçmiş tarihtir. Yaşayan her şey de, geçmişi oluşturur. Böylece kendi tarihini de yapmış olur. İnsan her ne olursa olsun, bir tarih meydana getirdiğinin farkında olmalıdır. Bu sebeple yapıp-ettiklerine dikkat etmelidir. Belki yapıp ettikleri kitaplara geçmeyecektir ama kendisi bu âlemden göçüp gittiğinde mutlaka “falan böyleydi” diye kendisinden bahsettirecektir. Bu da o kişi için küçük bir tarihi değil midir?
Toplumların tarihleri, o toplumu oluşturan insanların günlük hayatları ile birebir ilişkilidir. Dinamik bir toplum, oluşturacağı tarihle bütün bir dünya tarihine baskın gelebildiği gibi; statik bir toplum da durağanlıkları nedeniyle tarih içerisinde bahse değer bulunmayan, sadece adlarının geçtiği bir yer alabilir. Belki bu bile gerçek olamayabilir.
