253

İlkadım'dan

Yazar: 
Yrd. Doç. Dr. İlhami Nalçacıoğlu

 
Kıymetli okuyucu,
  
Hep elimizde olan ama kıymetini bilemediğimiz, yaşayamadığımız ibadetlerin başında “oruç ve ramazan” gelmektedir. Ev hayatını, gündelik hayatı, iş hayatını, Müslüman’ı hem bedeni, hem ruhunu etkileyen özelliği ile oruç, çocukluktan ölene kadar beraber olduğumuz bir ibadettir.
 
Hep dilimizde, yanımızda, çevremizde olan bu temel ibadetimizi bir kere daha ele almak istedik. Gönlümüze yer etsin dedik.
 
Oruç ve ramazanı bir ibadet olarak ilmihal tarafıyla, sosyal hayatımıza kazandırdıkları bakımından, sosyal yönüyle de ele aldık.
“Haremeyn’de namaz” la başladığımız ziyaret ve gezimizi “Medine’de Ramazan” la devam ettirip, ramazanı orada yaşayanlara hatırlatmak, burada olanlara o kutlu beldelerin ramazan havasını solutmak ve yansıtmak istedik.

Nefislerin Dizgini: Oruç

Yazar: 
Nureddin Soyak

 
İbadet ve kulluk için yaratılan insanın turabi ve ilahi olmak üzere iki yönü mevcuttur. Turabidir çünkü topraktan yaratılmıştır. İlahidir Rabbimiz ona kendi ruhundan üflemiştir. İnsan hayatı boyunca varlığında mevcut olan bu iki hakikat arasında gidip gelmektedir. İnsanda hangi yön ağır basarsa ona meyleder. Şehvetlerle beslenen nefsin hâkimiyetinde turabi yön ağır basarken, ibadetlerle desteklenen ruhun hâkimiyetinde ilahi yön ağır basmaktadır. Onun içindir ki imandan sonra ibadetlerin Müslüman hayatındaki önemi çok büyüktür.
Nitekim Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“İslam beş şey üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekâtı, haccı ve ramazan orucunu yerine getirmektir.” (Buhari-Müslim)buyurmaktadır.
Görüldüğü üzere harcı iman olan İslam binasının kumu, çimentosu, demiri ibadetlerdir. Malzemeleri eksik inşa edilen binanın yıkılmaya mahkûm olduğu gibi ibadetleri eksik veya hakkıyla ifa edilmeyen iman binası da şeytan ve işbirlikçilerinin vesveseleri ile yıkılmaya mahkûmdur. İbadet yapmayan, yaptığı ibadetlerden huzur almayan insan perişandır.

Ramazan ayı ve orucun insana kazandırdıkları

Yazar: 
Prof. Dr. Mehmet Soysaldı

 
Yüce Allah, mübarek ramazan ayını diğer aylarda bulunmayan hayır ve bereketli birçok özellikle süslemiştir. Bu ay müminler için rahmet ve mağfiret ayıdır. Ramazan evveli rahmet, ortası mağfiret sonu da cehennem azabından azad olma ayıdır. Bu ay, şifa ayıdır, hayır ayıdır. Bu ay, orucu, sahuru, iftarı, teravihi, dolan camileri, dinlenen vaaz ve mukabeleleri ile bereket ayıdır, şefaat ayıdır. Bu ay, öz ifadeyle Kur’an ve oruç ayıdır. Nitekim Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Kim, inanarak ve mükafatını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları affedilir.”[i]
            Bu ayın Allah katında büyük bir değeri olduğundan dolayı yüce Allah, insanları doğru yola ileten, insana insanca yaşamayı, çalışmayı, ilerlemeyi öğreten, insanı ahlaklı, faziletli dürüst bir hayata sevk eden Kur’an-ı Kerim’i bu ayda indirmiştir. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayı öyle bir aydır ki, Kur’an-ı Kerim onda indirilmiştir. (O Kur’an ki) insanlara hidayettir. O’nda doğru yolun, hak ile batılı ayırt eden hükümlerin nice açık delilleri vardır. O halde içinizden kim o aya erişirse oruç tutsun. Kim hasta olur, yahut seferde bulunursa, o zaman tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allah size kolaylık diler, size güçlük istemez.”[ii]
 

Ramazan ve Sosyal Hayat

Yazar: 
Ömer Çavuşoğlu

 
Ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta huzur, dayanışma ve kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı af, mağrifet ve bereket mevsimi Ramazan ayına yaklaşmış bulunuyoruz.

Yıl içerisinde gönüllerin yumuşadığı, rahmet kapılarının açıldığı geceler, günler ve aylar vardır. İşte bunlardan biri de peygamberimiz (s.a.v)’in “Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluştur” diye haber verdiği Ramazan ayıdır.

Bu ay, öğrenmek, anlamak ve gereklerini yerine getirmek üzere okuyan herkesin zihninde ve kalbinde farklı, kalıcı ve derin izler bırakan yeryüzünde en çok okunan Kur’an-ı Kerimin indirildiği bir aydır. Aynı zamanda nimetlerin kadrinin bilinmesine vesile olan, insanda şükran hisleri uyandırarak, yoksulların çaresizlerin halinden anlama şuuru veren ve maddenin esaretinden kurtararak “sabır” denilen en yüksek ahlaki bir meziyete eriştiren bir ibadet olan oruç ibadetinin farz kılındığı bir aydır.
İslam ulemasının çoğunluğuna göre Ramazan ayı ve bu ayda tutulan orucun şeair-i İslâmiyye(simgeleşen İslami ibadetler)nin en büyüklerinden olduğu belirtilmektedir. Şeair-i İslâm'ın en büyüklerinden şeklinde nitelendirilen Ramazan ve oruç, gözden kaçırılamayacak bir şekilde sosyal hayata damgasını vurmaktadır. Ramazan ayının toplumsal hayat içinde ne gibi etkileri bulunduğunu anlayabilmek için modern hayatın ve popüler yaşam tarzının Ramazan ayındaki manevi atmosfer ile kıyaslamasına bakmak gerekmektedir.

Ailede Oruç

Yazar: 
Bekir Balaban

 
Allâhu Teâlâ; “Allah’ın varlığına, kudret ve kuvvetine delillerden biri de kendileri ile huzur bulasınız ve gönül rahatlığı içerisinde yaşayasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratmasıdır. Aranıza sevgi ve şefkat duyguları koydu. Bunda düşünenler için uyarıcı ve Allah’ın varlığını kanıtlayıcı deliller vardır” buyurmaktadır. (Er-rûm: 30/21)
Bu âyet-i kerimeye iman eden her mü’min, ailedeki sevgi ve mutluluğun Allah tarafından kendilerine bahşedilmiş bir nimet ve O’nun azamet ve kudretine bir delil olduğunu kabul eder. Bu kabul ediş ile yola çıkan insanımız, aile yuvasını Allah’ın emri ve Peygamberin kavli üzere kurarak insan olmanın şeref ve haysiyetini o yuvada koruma altına alır, böylece aile, neslin meşru yollarla devamının ocağı olur.
Aile, azgınlaşmaya meyilli suların kanalize edilmesi ile sulanan nesil bahçesi, meşrû nesil fidanlığıdır.
Her varlığın neslini mükemmel şekilde devam ettirmesi, fıtratına uygun yolda yürümesine bağlıdır. İnsan için uygun yol, Allah’ın sevgi ve şefkat duygularını yerleştireceği meşrû şekilde evlenme, evliliğini de meşrû şekilde idâme ettirmesidir.
Bitkilerin genleri ile oynandığı, sperm bankalarının kurulduğu, sokaklarda tanışıp üç günde evlenen ve beş günde ayrılan sefih insanların çoğaldığı günümüzde ayağını sırât-ı müstekîm üzere sâbit kadem tutan mü’minlere düşen görev, sahih neseplere sahip olma gayretidir.

Medine'de Ramazan

Yazar: 
İbrahim Çiftçi

 
     Hava hafif yağmurlu damlalar çok iri, Pat pat düştüğü yerden toz kaldırıyor. Hacılar kaçışıyor. Biz de arabadan indik, Mescid-i Nebevi’ye koşar adımlarla yürüyoruz. Sonra durdu yağmur, akşam yakın, dolayısıyla iftar saati. Yusuf Aydoğmuş Bey(Medine Uluslarası Türk Okulu Müdürü)arabasına park yeri arıyor. Biz yürüyoruz, ramazan umresine gelmiş Erol Beyle Mescid’in avlu kapısına yaklaştık. Zayıf, uzun, yalın ayaklı, mütebessim, zenci çocuk karşıladı bizi:”Faddal hacı faddal.”Erol Beyin elinden tutuyor, kolundan tutuyor, çekiştiriyor. Erol Bey benim gözüme bakıyor, ben renk vermiyorum. Erol Bey elini cebine atıyor, çocuk:“Faddal ya hacı” dedikçe ve kolundan çekiştirdikçe, onu para istiyor zannıyla riyal vermeye niyetleniyor. Bu sırada Mescid’in kapısına geldik ve ben Erol Beye:
 
            -Bu çocuk bizi iftar sofrasına davet ediyor kendi sofralarına oturmamızı istiyor. Bunun için çekiştiriyor kolumuzdan “Faddal ya hacı-buyur hacı soframıza” diyor. Ondan kurtulmamızın bir yolu var, eğer başka bir sofraya oturacaksanız “Fi sofra” diyeceksiniz- soframız var-”fi sofra” dediğiniz an sizi bırakır ve başka bir hacının yanına koşar çocuk.
 

"Oruç bitince ölü çıkmış gibi ağlar, üzülürdük"

Yazar: 
Ahmet İslamoğlu

 
            Ahmet İslamoğlu Kayseri Develi’den.Orda doğup büyümüştür.Dini tahsiline de Develi’de başlayıp değişik yerlerde tamamlamıştır.Cesur, ihlas sahibi,samimi,alim,hoş sohbet, nükteli rikkatli, dikkatli,emeğini esirgemeyen bir muhterem ve değerli zat.Yıllardır camilerde ve evinde sohbetleriyle irşat faaliyetini sürdürmüş ve sürdürmektedir.Bizi, çok hasta olmasına ve iki aya yakın yattığı hastaneden yeni çıktığı halde kabul etti ve dergimize konuştu.Kendisine hayırlı uzun ömürler diliyoruz.Sizi çok uzun bir sohbetin bir bölümüyle
-ramazan bölümüyle- baş başa bırakıyoruz.
       İLKADIM: Genel anlamda ramazan ve oruçtan bahseder misiniz?
    Ahmet İslamoğlu Hoca Efendi: Ey Mübarek Ramazan
                                                                                                                                         
                         On bir aydır hasret idim yüzüne
                         Yine bir nur saçtın benim özüme
                         Senden gayri dünya zindan gözüme
                         Sen hoş geldin sefa geldin ramazan.
 
       On bir aydır hasretini çekerdim
       Gözlerimden kanlı yaşlar dökerdim 
       Sen gidince ben boynumu bükerdim
       Ağlar idim şimdi güldüm ramazan
 

Ramazanın Düşündürdükleri

Yazar: 
Erkan Özdemir

 
Sahurları, iftar sofraları, teravihleri, sosyal ve kültürel etkinlikleriyle müslümanlar için ayrı bir yere sahiptir ramazan ayı.
Ramazan kulların ayıdır. Bu ay içinde yoğun ibadet ve yaşayışla birlikte, bin aydan daha faziletli olan Kadir Gecesi bulunur. Kur’an-ı Kerim bu ay içinde, Kadir gecesinde inmeye başlamıştır. Oruç ibadeti bu ayın içindedir. Zekât, sadaka-i Fıtır bu ayda verilir. Zekâtın bu ayda verilmesi müslümanlar arasında adet olmuştur. Ramazan son on gününde itikâf ibadet vardır.
Ramazan oruç ayıdır. Oruç, bize bahşedilen nimetlerin kadrini bildiren, her şeyin sahibi Allah’a karşı şükran hisleri uyandıran, sabır gibi en yüksek ahlaki meziyete eriştiren, nefsanî arzu ve temayulleri uzaklaştıran bir ibadettir. Oruçla yoksulların ve çaresizlerin hallerini anlarız, kalbi muhabbetle dolarız. Bütün bu hikmetleriyle oruç, sosyal hayatta kin, haset, kıskançlık gibi toplumu fesada uğratan davranışların ıslahı için ilahi bir emirdir. Oruç, fani lezzetlerden vazgeçip hakiki lezzete insanı ulaşturan ilahi bir lutuftur. Bu ibadet, nefsin yemek, içmek ve şehvetten yana, bitmek tükenmek bilmeyen arzularına karşı insanın şeref ve haysiyetini koruyan bir kalkandır.
Ramazan ayında yediden yetmişe Müslümanlar oruç tutmanın heyecanını yaşarlar. Bu oruç ayının en unutulmazları iftar saatleri, teravih namazları ve sahur vakitleridir.

Medyatik Ramazan

Yazar: 
Abdülhamit Özyayla

 
Bir ülkenin kültürel kimliğini yansıtan işitsel, görsel ve yazılı neşriyat yapan yayın organlarına MEDYA denir. Kültür bir milletin eğitim düzeyini, ekonomik yapısını, tarihi geçmişini, sanat anlayışını, folklor ve geleneğini, tecrübe ve bilgi birikimini v.s. yansıtan bir aynadır. Bireyler bu aynada kendini görmek ister. Kimisi dev aynasına bakar, kimi aynaların görüntüsü de arkasına düşer. Traş için bir kırık tarak, bir buğulu ayna, bir de keskin makas yeter. Bazıları da sihirli aynalarla kendi fikir ve ideolojilerini güneş ışığı gibi evlere yansıtır. Televizyonun icat nedeni budur. ÇİÇERO’ya göre bir milletin ahlaki yapısını öğrenmek için o milletin müziğini dinlemek bile yeterlidir.
Hakli Müslüman olan toplumların medyasında Ramazan Kültürü’nün ayrı bir yeri ve önemi vardır. Müslümanın Ramazan seti ve sepetinde Kur’an vardır. Oruç, fitre, zekât, teravih, iftar, sahur, itikâf, mukabele, umre, hürmet, rahmet, bereket, mağfiret, heyecan ve aşk vardır. Ancak konveks aynanın arka yüzündeki görüntü de maalesef bizim toplumumuzda oruç tutmadığı halde iyiden gâvur olmamak için eşine sahur yemeği hazırlatanlar vardır. Gayri Müslim olduğu halde İslam dinine saygısından dolayı dinler arası diyalog amacıyla iftar sofralarına oturanlar vardır. Siyasi kimlikleri ve dünya görüşüne ters düşmesine rağmen politik kaygı ve gelecek endişesiyle sandık öncesi iftar sofraları açanlar vardır. Fıtratlarında var olan din duygusunu tatmin ve teskin için özellikle medya organları arka sahife güzelleri (!) ile birlikte Ramazan sohbetleri düzenlerler. İlave Ramazan Hediyesi sunarlar. Günler öncesi reklamlar yapılır. Ramazan gelmeden okuyucu, dinleyici veya izleyici kitlesini etkilemeye yönelik Ramazan’a özel paket ve canlı programlar hazırlanır.

İmanımızı Gözden Geçirelim

Yazar: 
Zeki Soyak

 
Muhterem müminler,
Ne mutlu ki Rabbimiz (cc) bizleri böyle güzel vasıtalarla, vesilelerle beraber bulunduruyor. O’na sonsuz hamdü senalar, şükürler olsun. Küfür ve dalalet dışında her şeye razıyız. O’ndan gelen ister musibet, bela şeklinde olsun. İster çeşit çeşit nimetler şeklinde olsun. O’ndan geliyor ya! Razıyız. Rabbim, bizi dalaletlerden, sapıklıklardan, küfürden, şirkten, nifaktan muhafaza buyursun.
Allah(c.c), nisa suresi 136.ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:
“Bismillahirrahmanirrahim
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberi’ne, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla sapıtmıştır.”
Mesaja dikkat ediniz. Allah(c.c), iman edenlere hitap ederek tekrar “iman ediniz” buyuruyor. Neye? Allah’a, rasule, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme inzal olan Kur’an’a, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden önce diğer peygamberlere ve onlara inen kitapların asıllarına da inanmak mecburiyetindeyiz.

Hayata Davet

Yazar: 
Selim Armağan

 
“Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği         zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.”(Enfal:24 )
 
            “İstecibu lillahi ve rasulihi” “Allah ve Rasulü’nün davetine katılın.” Bu ve benzeri ayetler bize yön çizen, istikamet gösteren ayetlerdir. Bu ayetin bir benzerini de Bakara suresinin186.ayetinde görürüz. Orada “Kullarım sana, beni sorduğunda (Söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin davetine icabet ederim. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” buyrulmaktadır.
Dikkat edilirse birinci ayette yani Enfal:24 te kısaca; Müminlerden, Allah’ın ve Rasülü’nün hayat verecek davetine icabet etmeleri istenmektedir. Bu durumun gerçekleşip gerçekleşmediğinin gerçek nedenlerini kalplerin özünü bilen Allah bilir. Mesajı verilmekte ve ahirette kişilerin amellerinin (İşlerinin) niyetlerine göre olacağı vurgulanmaktadır. İkinci ayet olan Bakara:186 da ise kısaca davetin karşılıklı olması vurgulanmaktadır.

Modernleşme ve Sılai Rahim

Yazar: 
Ahmet Ağmanvermez

 
              İslam akrabalık bağı anlamına gelen “sıla-ı rahim”e çok değer vermiştir. Akrabalık kelimesinin “rahim” kavramı ile ifade edilmesi de çok manidardır. İnsanoğlu bir anadan, bir rahimden dünyaya gelmiştir. Ayrıca rahim Cenabı Hakkın Rahman ve Rahim isimleriyle aynı kökten türeyen bir kelimedir. Yüce Rabbimiz yarattığı bütün canlılara, bu sıfatı ile merhamet eder.
             Sıla-ı Rahim, yani “rahim bağlarını sağlamlaştırma” da ancak yakınlık hak ve görevlerine hakkıyla uymakla mümkündür. Nitekim Nisa Suresi 36. ayette:”Ey İnsanlar! Adını kullanarak birbirinizden bir şeyler istediğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının ve akrabalık haklarına saygı gösterin.”buyrulmaktadır.
             Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de:”Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabasını kollayıp gözetsin.”(Buhari, Edeb, 12) buyurmaktadır. Rızkın çoğalması, ömrün uzaması, bereketlenme olarak anlaşılabilir. Az ömürde çok sevap kazanır, huzurlu bir hayat sahibi olur şeklinde de açıklanabilir. Bu sebeple sıla-ı rahim, ahretteki karşılığı ile beraber, dünyada da peşinen kazanılan karlı bir alışveriştir.

Ramazan-ı Şerif ve Oruç

Yazar: 
Cemil Usta

 
Oruç ayı olan Ramazan-ı Şerif, feyizli bir hayatın yaşandığı mübarek bir mükâfat ayıdır.
Orucun fazileti ve aslî gayesi, daimi bir ibadet şuuru içinde nefs engeliyle mücadele etmek ve nefsi kontrol altında tutarak tesirini asgarîye indirebilmektir.
Oruç sadece bu ümmete değil, evvelki ümmetlere de farz kılınmış bir ibadettir. Allahu Teala buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye sayılı günlerde size de farz kılındı.” (Bakara 183,184)
Orucu sadece günün belli zaman dilimindeki açlık ve susuzluktan ibaret saymamalıyız. Oruç ilahî bir emirdir, hem dünyevî hem uhrevî menfaatleri mevcuttur. Hazreti Mevlana kuddise sirruh buyurur: “İnsanın asıl gıdası Allah’ın nurudur, ona aşırı ten gıdası vermek layık değildir. İnsanın asıl gıdası, ilahî aşk ve akıldır.” İnsanoğlu, asıl gıdası olan ruhanî gıdasını unuttuğu ve ten gıdasına düştüğü için huzursuzdur. Ruhanî hayatımızı canlandırmak için Ramazan ayında çokça Kurân okumalı, salavatı şerife getirmeliyiz. Tevbe-istiğfar edip salih amellerle ruhumuzu beslemeliyiz. Ramazan-ı Şerif, müminlere fazilet ve olgunluk kazandırabilecek ilahi bir rahmet mevsimidir.

Oruç ve Eğitim

Yazar: 
Yrd. Doç. Dr. İlhami Nalçacıoğlu

             Eğitimin tanımları içerisinde en yaygın olarak kullanılanların başında “İnsan davranışında istendik ve kalıcı davranış değişiklikleri meydana getirmek” gelir. Eğitimin kalıcılığı ve bireyin arzusuyla ortaya koyduğu davranış biçimleri üzerinde, tekrarın ve rutin uygulamaların önemli bir yeri vardır. Bu nedenle tekrar, kazandırılmak istenen alışkanlıkların kazanılmasını sağlar. Bunun ehemmiyetini vurgulamak için yarı Arapça, yarı Türkçe olarak şu tekerleme kullanılır: “Et tekrârı ahsen velev kâne yüz seksen” (Yüz seksen kere de olsa tekrar iyidir.)
            Oruç, insan hayatındaki günlük rutin hareketleri kaldıran; tan yerinin ağarmaya başlamasından itibaren gün batımına kadar orucu bozan şeylerden sakındıran bir ibadettir. Bu ise bir yıl boyunca devam eden insan alışkanlıklarının birden değişmesi, yani insanın önüne önceki davranışlarından farklı bir davranış örneğinin konmasıdır. Oruç konusundaki eğitimin zorluğu buradan gelmektedir. Biz burada büyüklerin ramazan ayındaki yükümlüklerinden daha çok, çocukların bu önemli ibadeti yerine getirmelerini söz konusu edeceğiz.

Ethem Fevzi Bey ve Rüyaları

Yazar: 
Ahmet Belada

 
Yıllar önce Mahir İz Hoca’nın “Yılların İzi” isimli hatıratını okurken, oradaki ilginç simalardan Ethem Bey dikkatimi çekti. Siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim.
 
Beykoz Ortaokulunda müdürken bir gün odama girerek Fransızca dersine girmek istediğini söyledi. Haftada 13 saat boş olduğunu söyledim, dilekçesini vermesini ve 18 gün sonra belli olacağını kendisine ifade ettim. 13 gün sonra gelerek; hal-hatırdan sonra bizim iş belli oldu dedi. Daha neticelenmesine 5 gün var, sen nereden öğrendin, dedim. Manevi postadan geldi, dedi. Hem de eksik gelecek, zira ben rüyamda buraya geldiğimde müstahdem bize kahve ikram etti, benimkinin bir kısmı döküldü. Kararname geldiğinde baktım ki, 9 saat, geri kalanı Leyla Hanım diye birine vermişler.

Öyle bir zihniyet ki

Yazar: 
Abdullah Gülcemal

 
            İttihat ve Terakki zihniyetini iyi okumak lazım. Bu zihniyet evrimcidir, çevrimcidir, devrimcidir. Bu zihniyet mensuplarının partilerinin, kurumlarının, kuruluşlarının, sendikalarının, yayın organlarının farklı olması bizi yanılgıya düşürmemelidir. Bu zihniyet tekamülün ve tahammülün dışında her şeye açıktır.
            Bu zihniyet evrilmiş, çevrilmiş, devrilmiş ve siyaset sahnesine “Halk Fırkası” olarak çıkmıştır.9 Eylül 1921’de kurulan Halk Fırkası, isminin başına “Cumhuriyet” kelimesini 10 Kasım 1924’ te almıştır.
            Niçin mi?
            Bende bilmiyordum ama araştırıp öğrendim.
            Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan (CHF) ayrılan bir kısım milletvekilleriyle birlikte 17 Kasım 1924’ de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF) kurulur. Genel Başkanı General Kazım KARABEKİR’dir.

Küçük Gördüklerimiz

Yazar: 
Fatih Yılmaz

 
Peygamberimiz –aleyhisselatü vesselam- buyuruyor:
“Bir kadın bir kediyi hapsetti. Hayvan yiyecek ve içecek bulamadı ve öldü. Allah o kadını Cehenneme koydu...”  (Buharî ve Müslim.)
Bu kadın Müslümandı... geçmişten günümüze ibret vesikası. Kediden ne olacak canım dememeliyiz. Allah’ın rızası nerede saklı olduğunu çok iyi düşünmeliyiz ve adım adım O’nun rızasını kazanmanın yollarına bakmalıyız.
Bir başka hadîste Efendimiz–aleyhisselatü vesselam- şöyle diyor:
“İsrail oğullarına mensup kötü bir kadın yolculuk yapıyordu. Bir kuyuya rastladı, tutunup aşağıya indi, su içti. Yukarıya çıktığında bir köpeğin susuzluktan kıvrandığını gördü. Bu hayvancağızın da yanan bir ciğeri var, şuna su vereyim dedi. Tekrar kuyuya indi. Yanında bir kap olmadığı için ayakkabısının birini su ile doldurdu, yukarıya çıkardı, köpeği suvardı. Allah bu kötü kadını affetti.”(Bu hadîs de hem Buharî'de, hem Müslim'de mevcuttur.)

Osmanlı'da Ramazan

Yazar: 
Hamit Haksever

 

On bir ayın sultanı olan Ramazan-ı Şerifin Osmanlı toplum hayatında apayrı bir yeri vardır. Ramazan-ı Şerif Kuran-ı Kerim’de ismi geçen yegâne aydır. Yine bu ayda Kuran-ı Kerim nâzil olmaya başlamıştır. Bu sebeple Osmanlı toplumu Ramazan’da Kuranla ilişkisini artırırdı. Özellikle selâtin camilerin her bir köşesinde mukabeleler okunur, tefsir dersleri yapılır, halka yönelik dini vaazlar verilirdi. Sarayda da Ramazana has “huzur dersleri” yapılırdı. Tefsir konulu olan bu derslerde pek çok âlim, padişahın huzurunda daha önceden tespit edilmiş bazı ayeti kerimeleri müzakere ederdi. Ramazan’ın on beşinde padişah, Topkapı sarayında muhafaza olunan ve Efendimizin Kab bin Zübeyr’e hediye ettiği Hırka-yı saadeti ziyaret eder, ardından da yeniçerilere baklava ikramında bulunurdu. Hırkayı Şerif camiinde bulunan ve Efendimizin Veysel Karani’ye hediye etmiş olduğu mübarek hırkaları ise Ramazan’ın ilk haftasından arefe gününe kadar halkın ziyaretine açık tutulurdu. Hırka-yı şeriften başka insanlar Ramazan boyunca farklı camileri ve türbeleri de ziyaret ederlerdi.

Ahengin Cazibesi

Yazar: 
İdris Arpat

 
Biz Davud’a dedik ki; “İşleri en güzel, en ideal bir şekilde hakkını vererek yap ve onlar arasında ölçü ve uyumu gözet.
Ve hepiniz Allah’ ı (c.c.) razı edecek işler yapın. Çünkü ben yaptığınız her şeyi görmekteyim”(34/Sebe suresi, 11)(M. İslamoğlu, Gerekçeli meal tefsir,c.2, s.847)
Muhyiddin ibnü-l Arabi; “Hz. Peygamber iki büyük miras bıraktı: Ferdiyetin yüceliği ve güzellik sevgisi.(Türk Edebiyatı Dergisi, s.426,sf.39)
                İyadeye bakıldığında bu iki meziytin devr-i risallette yürürlükte olduğu anlaşılıyor. Kapsamı çok geniş olan bu iki ilke insanın hazret-i insan haline gelmesinin de, dünyanın cennete dönüşmesinin de alt yapısı görünuyor.
                Ferdiyetin yüceliği ve güzellik sevgisi. Birincisi eğitim öğretimi, diğeri de sanki bunun neticesini ifade ediyor. Birincisi insanın, ikincisi de yaşadığı çevrenin güzelleştirilmesi.

Bir Çığır Öyküsü

Yazar: 
Müjdat Selçuk ÖZDOĞAN

 
Kıymetli okuyucularımız. Bu ay sizlerle tanıyacağımız kitab, Demet TEZCAN’ın yayına hazırladığı Şule Yüksel ŞENLER’in hayatını anlatan Bir Çığır Öyküsü isimli eseridir. Eser esas olarak Şule Yüksel ŞENLER’in kendi anlatımına dayanıyor. Anlatım Şule Hanım’ın yaşadığı dönemin şahitleri ve o dönem gazetelerinde Şule Hanım’la ilgili çıkan haberlerle zenginleştirilmiş. Biyografi türünü sevenler için çok güzel bir eser.
 
Eserin önemli özelliklerinden biri hiç şüphesiz tarihi bir belge niteliği taşımasıdır. Çünkü bizim yakın tarihimizle ilgili objektif bilgiler sunuyor. Diğer bir önemli özelliği ise -ki bu en önemli özelliğidir- İslam davasında bir kadının ne zorluklar çektiğinin anlatılmasıdır. Şöyle ki, bizler Şule Hanım’ı başörtüsü mücadelesinin ilklerinden olmasıyla tanıyoruz. Daha sonraları ise “Bu örtü ancak bu başla birlikte çıkar.” sözlerini söyleyecek yiğit bacılarımızı yetiştirmesi ile tanıyoruz.
 

Karakter Yahut Kişilik

Yazar: 
Mükremin Çelik

 
Hoca eline tebeşiri alıp tahtaya kocaman bir (1) rakamı çizer. “Bakın” der çocuklara; “bu bir (1) rakamı kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey!” Sonra (1) rakamının yanına sıfır (0) koyar: “Bu başarıdır. Başarılı bir kişilik 1’i 10 yapar.” Bir sıfır daha ekler: “Bu tecrübedir.” 10 iken 100 olursunuz. Ve sıfırlar uzayıp gider. Yetenek... Disiplin... Kararlılık... Azim...
                   Güngörmüş tecrübeli hoca, öğrencilere, eklenen her yeni sıfırın kişiliği 10 kat daha zenginleştirdiğini anlatır. Bütün öğrenciler gözlerini açmış, pür dikkat dinlerken hoca eline silgiyi alıp en baştaki bir (1) rakamını siler. Geriye bir sürü sıfır kalmıştır. İşte can alıcı yorum: “Kişiliğiniz yoksa öbürleri hiçtir!” İbrahim Refik böyle anlatmış kişiliği.
                   Kişiliksiz bir mahlûk için davranış hududu da düşünülemez. Virüs gibidir. Sürekli DNA değiştirir. Münafık karaktersizliği ile hem kendi hayatını hem de yakın çevresindekilerin hayatını bozguna uğratır. Bozgunculuk onun hayatının asıl amacıdır. Şehvetinden ve midesinden başka düşünebileceği hiçbir şeyi yoktur. Bunlar için de Yapabileceği hiçbir hile ve bozgunculuktan geri kalmaz. Necip Fazıl’ın bir zümre için söylediği cümleler onlar için de geçerliliğini yitirmez. Şöyle ki: Yiyecekleri iki yumurtanın lezzetini almak için, dünyayı yakmaktan çekinmeyecek lanetlilerdir.”

Yaşadığımız Hayat, Bizim Tarz-ı Hayatımız mı?

Yazar: 
Nuri Ercan

 
Hiçbir toplum kendi iradesi olmadan değişime, başkalaşıma maruz kalmaz.
“Mutlak İyi”ye doğru olan değişim de, kötüye(batıl) olacak değişim de toplumların kendi arzu ve istekleri sonucunda gerçekleşir.
İyiyi hedefleyebilen değişim, şuurlu bir zihin yapısıyla, hedeften sapmadan vuku bulur. Ancak kötüye doğru gerçekleşecek değişim, her zaman bile- isteye ortaya çıkmaz.
Tersine bir yanılgının neticesi olarak tebarüz edebilir.
Diğer bir anlatımla berrak olmayan, orijinalliğini yitirmiş, ya da zedelenmiş zihin yapıları, yanlışı doğru zannederek tercih ettiklerinden habersizdirler.