239
İlkadım'dan
Ebû Kabîl rivayet ediyor: "Biz Abdullah bin Amr bin As'ın yanındaydık. Ona Konstantiniyye ve Roma'dan hangisinin daha önce fethedileceğini sorduk. Abdullah, ağzına kadar dolu bir sandık getirtti ve oradan bir kitap çıkarttı. Ardından şöyle dedi: Biz Rasulullah'ın yanında yazıyorduk. Rasulullah'tan, Konsantiniyye ve Roma'dan hangisinin önce fethedileceği soruldu. Rasulullah, Hırakl'in şehri (yani Konstantiniyye) önce fethedilir, buyurdu." (Müsned-i Ahmed, H. No:6804) "Roma, müslümanlar tarafından tesbih ve tekbirlerle fethedilmedikçe kıyamet kopmaz" (Deylemî)
Kıymetli okuyucu,
Müslüman kıyametin büyük alametleri görülünceye kadar ümitvar olmak zorundadır. Sıkıntılar her yandan gelse de Allah Teala’nın kendisi ile olduğu şuurunda olduğunu bilmeli, ümitsizliğe kapılmamalıdır.
Kur'an Eğitiminin Önemi
Kur'an, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gönderilmiş Allah celle celaluhun sözüdür. Rabbimiz onunla insana bilmediğini öğretmiştir. İnsan onunla Rabbini öğrenmiş, kendini öğrenmiş, dünyayı öğrenmiş ve ukbayı öğrenmiştir. O, öğrenilecek, öğretilecek, yaşanacak ve yaşatılacaktır. Çünkü bu, Allah celle celaluhun emri, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin de kavlidir. Rabbimiz Rasûlünün şahsında tüm insanlığa hitaben: "Sen sana vahyolunana sımsıkı sarıl" (Zuhruf 43) buyurmakta; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de: "Size iki emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız müddetçe yoldan sapmazsınız. O Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetimdir" buyurmaktadır.
Elbette ki hem olağan hem de olağanüstü durumlarda Kur’an ve sünnete sarılmak ve de mucibince de amel işlemek, beraberinde bazı meşakkatleri de getirmektedir ki bu da adetullahtır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tebliğiyle başlayıp günümüze kadar gelen süreç bunu göstermektedir.
Allah Ve Rasulü Yalan Söylemez
Gayb'dan Haber Vermek Gelecek insanlar için gaybtır ve bilinemez. Ancak Allah Teâlâ, bazı kullarına gayba dair bazı bilgileri verdiğini Kur'an'da bildirmiştir. Elçilerin gösterdiği mucizelerinden birisi olan gayb bilgilerine, Rabbimizin haber verdiği kadarıyla vâkıf olmuştur. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem, hem geçmişte meydana gelen ve kimsenin bilmediği olayları hem de gelecekte gerçekleşecek olan birçok olayı Allah'ın haber vermesiyle bilmiş ve sahabelerine bildirmiştir.
Allah Teâlâ her şeyi bilir ve kendi katında saklı tuttuğu bilgi ve gayb haberlerinden dilediği kadarını dilediği bazı kullarına bildirir. Bu çerçevede Allah Teâlâ Kur’an’da:
“O, bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz; Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar” (Cin suresi, 26–27). İlâhî emri ile elçilerinden seçtiklerine kendi katında saklı bulunan gayb bilgilerinden haber verdiğini belirtmektedir.
En Büyük Nimet ''İman''
Bizi yoktan var eden ve hayat nimetini veren Allah Teala'nın bize verdiği nimetlerini saymaya çalışsak buna gücümüz yetmez. Çünkü içinde yaşadığımız dünya hayatını bize O verdi. Bu hayatı devam ettirmek için gerekli olan her şeyi veren de O'dur. Bir insanın, bu dünya hayatında ihtiyaç duyduğu nimetler o kadar çok ki saymakla bitiremeyiz. Rasûl-ü Ekrem Efendimizin, Allah Teâla'nın katından getirmiş olduğu bilinen haber ve hükümlerin hepsini birden, kati olarak kalbiyle tasdik edip bunu diliyle ikrar etmeye iman denir.
“Eğer Allah’ın nimetini saysanız, sayamazsınız. Doğrusu Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Nahl 18)
Bize verilen zahirî nimetlerin yanında bir de Allah Teala tarafından verilen manevî nimetler vardır. Belki de biz, dünyaya gelir gelmez elimizde hazır bulduğumuz için bunların nimet olduğunun farkında bile değiliz. İşte bu nimetlerin başında “iman nimeti” gelmektedir.
Varolma İşaretleri: Sevgi, Ümit, Tevekkül
İbrahim'in atılacağı ateşe; "kûnî berden ve selamen" emri verildi. "Serin ve selamet ol." Sonu ateş olsa da doğru sözü haykırdı İbrahim aleyhisselam... Putlarına dokunduğu için ateşi boylamıştı. Ancak hakikatin sözü ve eylemi, bir mucizeye; ateşten gülistana dönüşüverdi.
Serin ve selametlik, bir tutku halinde, bugün de ateş gibi daralmaların sığınağı… Her inanç ve düzen, selametlik iddiası ile farklı tezler ortaya koyuyor. Bu çağdaş düzenler dinleri klasik bularak insanı çıkılmaz noktalara itmekteler. Batı medeniyeti merhametten uzak kalarak güç üzerine ikbal kurdu.
İnsanın Üstünlüğünün Ölçüsü
İnsanın üstünlüğünü birkaç açıdan değerlendirebiliriz: a-İnsanın yaratılmışların üstünü olması. b-İnsanın diğer insanlardan üstün olması c-İnsanın kendi nefsinin kemali d-İnsanın galip gelmesi için sağlaması gereken üstünlük. İşte sorumuz bu üstünlüklerin bir ölçü ve değerinin olması veya bunları bulmaya ve öğrenmeye çalışmak.
İnsanın diğer yaratılmışlara üstün kılındığını Yaratıcı hatırlatıyor. İnsanı en güzel bir yaratılışla yaratan Allah, onu aşağıların en aşağısına indireceğini de duyuruyor. O zaman diğer yaratılmışlara olan bu üstünlük belli ölçüleri ve değerleri taşıması halinde geçerlidir diye anlaşılabilir. Bunun için kısa iki ölçüyü aklımıza getirebiliriz. Birincisi insanın yaratılış gayesine uygun ölçü ve değerleri taşıması, ikincisi de insanın meleklere üstünlüğü için ölçü alınan bilgi sahibi olmasıdır. Bilgi sahibi olmak, bilgiyi kullanmak ve bilgiyi aktarmak şeklinde değerlendirilmelidir. İnsanın kültür ve medeniyet inşası da bu şekilde gerçekleşmektedir.
Zerre Kadar Hayır Ve Zerre Kadar Şer
"Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür." (Zilzal 7-8)
'Şerr' sözlükte, istenmeyen, arzu edilmeyen, her açıdan kendisinden kaçınılan şey demektir. Bunun yanında fesat, bozukluk, kötülük, kötü şey, zulüm, cezayı gerektiren iş anlamında da kullanılmaktadır. Bazen de sıkıntı, belâ ve musîbet mânâsına gelir. 'Şerr'in çoğulu 'şurûr'dur. Şer, her türlü 'hayr'ın ve iyiliğin karşıtıdır.
‘Hayır ve şer’ ölçüleri, ya mutlak, ya da izâfî (göreceli) olur. Meselâ, akıl, adâlet, iyilik duygusu her zaman mutlak olarak ‘hayr’dır. Zulüm, kötülük, adam öldürme gibi şeyler de mutlaka şerdirler. Bazı şeyler bazıları için geçici olarak ‘hayr’ veya ‘şer’ olabilir. Meselâ, mal sahibi olmak şer olmadığı halde, bazıları için şer olabilir. Birisi mal ile kötülük veya zulüm yapıyorsa mal o insan için hayır değildir.
Hayır, Allah rızası düşünülmüş ve takvâya uygun bütün davranış ve işlerdir. Şer ise, Allah’ın rızâsına uymayan bütün işlerdir. Birisi müminin halini ortaya koyarken, diğeri de günâhı ve kâfirin amellerini nitelendirmektedir. Şirk, küfür, nifak, zulüm gibi tavırların hepsi de şerdir. Bunun sonucu olarak kim zerre miktarı hayır işlerse onun karşılığını, kim de zerre miktarı şer işlerse onun karşılığını görecektir
Şefaat
"Son zamanlarda şefaat var mı yok mu uzun uzadıya tartışılıyor. Bu konuda ehlisünnetin görüşünü, ayet ve hadisten delilleriyle açıklarsanız seviniriz." Ahmet AYDOĞDU/NEVŞEHİR
Peygamberlerin ve bizim peygamberimizin müminlerin günahkârlarına ve büyük günah işleyenlere şefaat etmeleri haktır, bu konuda şöyle bir hadis rivayet edilmiştir.
“Benim şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” (Ebu Davud, "Sünnet", 21; Tirmizî, "Kıyamet", 11; İbn Mace, "Zühd", 37)
Şefaatin varlığına aşağıdaki ayet-i kerimeler de delalet eder.
Alpagut
Alpagut: Tek başına cengâver, serdengeçti. Alp yani, yiğit. Gut yani kutsal, mukaddes. Alpagut (ya da Alpakut): Kutsal savaşçı, kendini kutsal değerlere adamış yiğit. Bütün toplumlarda, dinlerde buluna gelmişlerdir; Kamikaze, Samuray, Şövalye, Rencer, vb. benzer isimlerle.
Türkler, Alpagut demişler. İslâm’la müşerref olunca, Ahmet Yesevî okulunda yanmışlar, pişmişler, saflaşmışlar. Selçuklularda Alperen olmuşlar, Osmanlılarda Akıncı. Sûfî olmuşlar; inkılâbî sûfî.
Halk içinde, halkla beraber, hak üzere yaşamışlar. Farkı fark etmişler ve farklarını fark ettirmişler. Beden dili kullanmışlar. Halktan alkış değil Hak’tan rıza beklemişler. Onlara: “şöhret âfettir” diye belletilmiş. Bilinmemişler. Hiçbir yerde ama her yerde olmuşlar. Onlar az, ama çok olmuşlar. Selçukluyu dağıtıp; Osmanlı’da toplamışlar. Devleti konuşmuşlar.
Dine Yardımcı Olmak
Muhterem müslümanlar, Bugünkü sohbetimizde dine yardımcı olmak konusunu işlemeye çalışacağız inşallah. Allah Teala bu konuda bizlere şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (yani O'nun dinine) yardımcı olursanız Allah Teâlâ da size yardımcı olur ve ayaklarınızı sabit kılar." (Muhammed 7)
Bu ayet-i kerimeyi müslümanlar olarak çok iyi bir şekilde tefekkür etmemiz gerekir. Allah Teâlâ’nın bize yardım şartı, O’nun dinine yardımdır. Yani Allah Teâlâ, biz din-i mübin-i İslam’a yardımcı olursak kendisinin de bize yardımcı olacağını vaat ediyor.
Allah Teala’nın dinine nasıl yardımcı olunur? Elbette ki yardımcı olmanın ilk şartı nasıl yardım edeceğimizi iyi bilmemizdir. Biz müslümanlar öncelikle din-i mübin-i İslam’a nasıl yardımcı olacağımızı iyice öğrenmeli, sonra da öğrendiğimizin gereğini yapmalıyız. Müslüman her şeyden önce Allah’ın dinine yardımcı olmak için dinini iyi bilmelidir. Dinini iyi tanımalıdır. Bu hususta yapması gerekenleri acilen, vakit kaybetmeden yapmalıdır. Çünkü dinimizde öğrenmemiz gereken bazı hususlar vardır ki öğrenmek her müslümana farz-ı ayndır, bazı hususları öğrenmek farz-ı kifayedir. Bir takım hususları da bilmek vaciptir, bazı hususlar da sünnettir. Çocuklarımıza, öncelikle, yaşlı, genç hepimize lazım olan farz-ı ayn olan hususları öğretmemiz lazım.
Duyguların Yoğunlaştığı Anlar
Üç kademeli mütevazı bir çağlayandı. Küçük bir dağı yukarıdan aşağıya kesip iniyordu. Sağında solunda koca koca kayalar vardı. Çamlar, meşeler ardıçlarla çevriliydi. Kuşlar uçuyordu bir o tarafa bir bu tarafa.
Suyu çayırlardan, bayırlardan geliyor ve durmadan akıyordu. Bağıra-çağıra, atlaya zıplaya, esire köpüre akıyordu.
Düşünceler içinde mütebessim dolaşıyordu derenin ötesini berisini. Mütebessim dolaşıyordu.
Burası, Marmara bölgesi’nin tek kanyonuydu. Minare yüksekliğinde kayalar sağında ayrı, solunda ayrı yükselirdi. Arka arkaya gelen manzaralar, heybet ve korku uyandıran manzaralardı. Bir değil, iki değil, üç değil… dere boyunca heyûlâ gibi kayalar.
Bir saat yürürdünüz hayretler ve korkular içinde.
Hizmet-4
Hizmet ehlinin dikkatli olacağı hususlardan bir kısmı şunlardır:
1. İstikamet ve ihlâs üzere olmak.
2. Hizmetini sırf Allah rızâsı için yapmak.
3. Yaptığı hizmetten şımarıp, kendini diğer insanlardan üstün görmemek, bu fırsatı verdiği için Allah Teâlâ'ya şükretmek.
4. Daima kendi kusurlarını görmek.
5. Herkesi sevip, herkesle geçimli olmak.
6. Mütevâzı olup, kendini herkesten küçük görmek.
Nevşehir'li Hacı Hüseyin Efendi
1926 yılında doğan Hüseyin Yücebaş'ın babası aslen Aksaray'ın Eskil Kasabasından olup Nevşehir'e yerleştiklerinde Eskili mahallesinde ikamet etmişlerdir. "Kavaklılar" lakabıyla anılan babasının üç çocuğundan ikincisidir. Hüseyin Efendi 7 yaşlarında babasını kaybetmiş, Eskili Mahallesinde annesi, ablası ve kardeşiyle birlikte zorlu bir hayata adım atmıştır.
Her zaman inancının adamı olmayı bilen Hüseyin Efendi küçüklüğünden itibaren takva üzere yaşamaya önem vermiştir. Daha çocuk denecek yaşlarda iken mahalle imamı Sait Hocaefendi kendisinden saatin kaç olduğunu sorar. Saati durmuş olduğu için bilmeyerek saati yanlış söyler. Eve gelip de yanlış bilgi verdiğini anlayınca “Niçin ben yalan söyledim” diyerek kendisini ağır bir şekilde cezalandırdığını evlatlarına anlatmıştır.
Milli İstiklali Korumada Eğitimin Rolü-2
Tarihî süreç içinde baktığımızda "istiklal ve hürriyet" kavramlarının anlam bakımından genişlediğini görüyoruz. Evet, bugün istiklal kavramı daha geniş bir anlam kazanmıştır. Günümüzün dünyasında istiklal sadece toprak bağımsızlığını ifade etmemektedir. Günümüzde istiklal, ferdin ve toplumun kendi değerleriyle olduğu kadar, kendi bilgi, beceri ve üretimiyle kendi ayakları üzerinde durmayı ifade eder.
Bilgi sahibi olmayan, sahip olduğu bilgiyi fiiliyata, yani teknolojiye dönüştüremeyen milletler ve fertler başka milletlere bağımlı olmaya mahkûm olurlar. Dolayısıyla, en azından istiklallerinin bir kısmını kaybederler.
Ferdin sahip olduğu istiklal duygusunun dışında, istiklal kavramı büyük oranda bilgi ve teknoloji ile eş anlamlı hale gelmiştir diyebiliriz. Bilgi ve teknoloji ile “güç” ve “kudret” sahibi olan milletler, diğer milletleri istedikleri yönde ve istedikleri tarzda hareket ettirebiliyorlar.
İslam Beni Temizledi
Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Brezilya'da da müslüman olanların sayısı artıyor. Brezilya'da İstanbul Kardeşlik Derneği'nin destekleri ile çalışmalar yapan İslam Merkezi de verimli sonuçlar alıyor. Bu merkezdeki kardeşlerimizin vesilesiyle müslüman olan bir kardeşimizin mektubunu sunuyoruz.
İslam Beni Temizledi
Dün olmuş gibi hatırlıyorum, 3 yaşında annemin elinden tutuyordum, babam valizleri eline almış kaçıyordu, bundan sonra bir daha babamı görmedim…
Annem beni ve 3 erkek kardeşimi tek başına yetiştirdi. Hayatımızda pek çok yanlış vardı. Tipik Brezilya Favela* hayatı yaşıyorduk. Çoğu zaman yiyeceğimiz yoktu, bir hafta sadece kuru pilav, ya da bir hafta sadece sebze yiyorduk… Zorlanınca tarlalardan çalardık, bununla bir hafta beslenirdik. Farklı yiyecekleri sadece yaş günlerinde başka yerlerde bulurduk. Onun için şimdi bile hep canım tatlı ister. Çok eksiğimiz olurdu ama ben yine de ayaklarımla yeryüzünde durmaya çalışırdım. 14 yaşında hem okula gidiyor hem de çalışmaya başlamıştım, çünkü yaşama şartlarımız çok zordu.
Millet İddia Sahiplerini Mahkum Etmiştir
Ak Parti hakkında açılan kapatma davası ve verilen cevap üzerinde birkaç noktaya temas etmek istiyoruz. Bu dava tüm Türkiye'yi ve bizim de geleceğimizi ilgilendirdiği için kendimizi ve dergimizi ilgilendirdiği düşüncesindeyiz. Olaya mevcut durumu bir kenara koyarak bakarsak belki daha doğru değerlendirmiş oluruz.
Bu davayı bir Başsavcının açtığı dava olarak görmeyip, siyasetin ürettiği iddialar olarak cevaplanması halinde cevapların yerine oturduğunu görüyoruz. Bu, varsayım olmaktan öte bir gerçeği de ifade etmektedir. İddialar daha önce siyaset tarafından ifade edilmiştir. Hatta bu siyasî partilerden biri iddiaları Başsavcıya kendilerinin gönderdiğini iddia bile etmiştir. Ayrıca iddia metnindeki gazete kupürleri de bir kısım medyanın bu iddiaları daha önce dile getirdiğini göstermektedir. 22 Temmuz seçimlerine bu iddiaların gölgesinde gidilmiş, sonuçta iddia sahipleri yüzde birin altında kalırken iddiaların muhatabı olan parti yüzde kırk yedi oy alarak oylarını artırmıştır. Kısaca millet iddia sahiplerini mahkûm etmiştir.
Teneffüs
Efendimizin Takdiri
Mescid-i Nebevî önceleri yatsı ve sabah namazı vakitlerinde hurma dalları ve yaprakları yakılarak aydınlatılıyordu. Hicretin dokuzuncu yılında Temim heyeti ile birlikte Medine’ye gelen ve yanında birkaç kandil ile fitil ve yağ getiren Temim ed-Darî, bir Cuma gecesi hizmetçisine Mescid’de kandilleri direklere astırarak yaktırır. Hz. Peygamber Mescid’e gelince bunları kimin yaktığını sorar. Temim ed-Darî’nin yaptığını öğrenince ona şunları söyler:
- Sen İslâm’ı nurlandırdın. İslâm’ın mescidini süsledin. Allah da seni dünyada ve ahirette nurlandırsın.
Bu olay Efendimizi o derece etkiler ki, Temim ed-Darî’ye kandilleri asan hizmetçisinin adını sorar. Fetih olduğunu öğrenince onun adını Sirac (kandil) olarak değiştirir.
(Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, Prof. Dr. İbrahim Sarıçam, s. 282)
