236

Kardeşlik Tesis Edilmeden Olmaz

Yazar: 
Nureddin Soyak

İnsanın yaratılış gayesi olan Allah'a kulluğun en iyi bir şekilde gerçekleştirilmesinin şartlardan biri de, Allah için kardeşliğin tesis edilmesidir. Bu da Allah sevgisindeki samimiyetin bir göstergesidir. Allah ve Rasûlü bizlerden samimi kardeşler olmamızı istemektedir. Allah ve Rasulullah sevgisinden neşet eden sevgilerin gerçekleştiği toplumlar, mümbit arazilerin kaliteli mahsul yetiştirdiği gibi kaliteli müslüman yetişmesi için çok ehemmiyetli ortamlardır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Mekke’de Darul Erkam; Medine’de mescit ortamlarında hep bu kardeşlik ve muhabbetin tesisi için gayret göstermiş, tarihte eşine bir daha rastlanamayacak, her şeyini birbiri için feda edebilen kardeşler yetiştirmiş ve bu samimi kardeşlerin gayret ve çabaları ile de İslam kardeşliği bütün cihana yayılmıştır.

Dini Sünnetsiz Yaşama Çabaları

Yazar: 
Ziya Ökçe

Sünnet denildiği zaman ilk aklımıza gelen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen söz, fiil ve takrirleri (Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin başkaları bir şey yapması karşısında ses çıkarmayıp onaylaması hali)dir.
Hadisçiler arasında kazanmış olduğu ıstılah manası ise, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme peygamberlik geldikten sonra O’nun, dînî veya gayri dînî söz, fiil ve takrirlerinin hepsini içine alır. Bu manalarıyla sünnet, hadisin de tarifini yapmış olmaktadır.1 Başka bir ifade ile Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin söz, fiil, takrir, yaratılış ve huy özelliği, hususi hayatı, sireti ile ilgili nakledilen şeylere hadis denir.

Araçlardan Onları Amaca Dönüştürmeden Faydalanmalı

Yazar: 
Yunus Keleş

Mezhep, Arapça bir kelime olup, takip edilen ve gidilen yol anlamına gelmektedir. Terim anlamı ise, itikadî ve amelî, yani iman, ibadet, ahlak ve muamelatla ilgili konularda çözümler üretmek için ortaya çıkan İslâm Düşünce ekollerini ifade etmektedir. Arapçada mezhep kelimesi yerine, daha çok kelamî ve itikâdî konulardaki ayrılıklar için "fırka" tabiri kullanılmaktadır.
Yine bu anlamda “makâle” (çoğulu makâlât), “nihle” (çoğulu nihâl) terimlerinin de kullanıldığına şahit olmaktayız. Türkçede ise, mezhep dendiği zaman hem siyasî ve itikadî, hem de fıkhî mezhepler anlaşılmaktadır. Dolayısıyla her iki alanı da ifade etmek için bu tabir kullanılmaktadır.

Tasavvuf İhya mı? İnhiraf mı?

Yazar: 
Adem Çatak

Hamd Allah'a, salat ve selam âlemlerin efendisi Peygamberimize, O'nun âl ve ashabına olsun. Bu yazımızda tasavvufun İslam'daki yerini incelemeye gayret edeceğiz. Bunu yaparken de bazı çevrelerce tasavvuf hakkında ileri sürülen bir iddiaya cevap vermeye çalışacağız, inşallah.
Tasavvuf hakkında ileri sürülen iddia: Tasavvuf İslam’dan inhiraftır, Kur’an’dan sapmadır. Tasavvuf yeni bir din ortaya koymuştur.
Cevap: Tasavvuf İslam’dan bir sapma ve Kur’an’dan inhiraf değil belki Kur’an’ın özü ve İslamî yaşantının numunesidir. Yukarıdaki iddia tamamen haksız ve hiçbir ilmî mesnede dayanmayan bir iftiradır. Tasavvuf temelini Kur’an’dan almış aydınlık bir yoldur.

Dini Camiye Hapsetmek

Yazar: 
Ahmet İlhan

Olayların yorumlanış biçimi ve yaşananlar, müslümanların da başka dinlerden etkilendiklerini gösteriyor. Dinin yaşanması, toplumsal, kamusal alanın dışına çekiliyor. Laik devlet anlayışının zorlamaları da böyle bir durumu meşrulaştırıyor. İnsanlar yapıp ettiklerini dînî sınırlar içinde değerlendirmekten uzaklaşıyorlar.
Yılbaşında tv sunucusu elinde mikrofon dolaşıyor:
- Piyango haram diyorlar, sizce haram mı? diye soruyor.
Müslüman kimlikli insanlar cevap veriyorlar:
- Kim demiş haram diye? Haram değil.
Başka bir yerde kadın ve erkek ilişkileri sorgulanıyor; el ele tutuşmak, flört yapmak günah diyenler yuhalanıyor. Hem de müslüman kimlikli kişilerce. Çünkü onlar sözlerini hep şöyle tamamlıyorlar: “Ben de müslümanım.”

İmanın Muhafazası

Yazar: 
Cemil Usta

"İslam'ın nice hükümleri karşısında ehliyetli ve ehliyetsiz kişilerin konuştuğunu duyu yoruz. Mesela bir başörtüsü konusunda herkes bir şeyler söylüyor. Genel bir bilgi verirseniz seviniriz." Abdulhalik YÜCE - İSTANBUL
Gök ve yer ehlinin imanı ne artar ne eksilir. Gök ehlinden kasıt, meleklerle cinlerdir. Yer ehlinden maksat, peygamberlerle, veliler iyi ve kötü müminlerdir. İman, iman edilen şeyler açısından artmaz ve eksilmez. Zira tasdik, bu şekilde olmazsa zan ve tereddüt mertebesinde olur. Zan ise inanç makamından bir şey ifade etmez bu konuda Allah Teala şöyle buyuruyor.
“Zira zan gerçeği ifade etmez.” (Necm 28)

Hizmet-1

Yazar: 
Fatih Yılmaz

Aşk ikliminden beslenen hizmet arzusu, kalpte mekân bulduğunda, kulu sonsuzluğun seyyahı eyler. Kalp, Haccac-ı Zalim'in katılığından çıkar, Yunus'un şefkat postuna bürünür. Bu ruh ile sahip olunan ilim, sanat ve ahlak, mest edici bir ebedîliğe kavuşur. Bu itibarla samimi ve gerçek hizmetler, kalbî olgunluğun bir şaheseridir. Böyle kalpler, "nazargâh-ı ilâhî"dir.
Ruh yapımız ve fizikî yapımız İslam’la özdeşleşecek, Rasûlü Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimizin: “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olanlardır.” sözünü kulağımıza küpe edinecek ve bunu daima hayatımızda uygulamaya çalışacağız. Bu kaidelere uyduğumuz zaman, toplumda parmakla gösterilen kaliteli insanlardan olur, sevilir sayılır, yaşça küçük dahi olsak, kendisine hürmet edilen insanlardan oluruz. O zaman ruhumuzda kopan fırtınalar diner ve bir iç huzuru hâsıl olur. Evimizde, işimizde, hülasa her yerde gönül huzuru ile yaşantımız devam eder. Bunun adı dünya saadetidir. Bir de ahiret saadeti vardır ki, onun önü ve sonu yoktur. Orası devamlıdır ve gerçek kazanç ahiret kazancıdır. O da dünyada kazanılır. Hizmetle, merhametle ve şefkatle kazanılır. Kim kalben ve ruhen Rabbine bağlı ve huzur içindeyse, görevini layıkıyla yapıyorsa, o, ahiretini de imar etmiş demektir.

Erbaîn

Yazar: 
Mustafa Suna

Bazı rakamların diğer rakamlardan bir farklılığı vardır; üç, yedi, yirmi bir, yirmi dört gibi. Bunlardan biri de kırk rakamı, yani erbaîndir. Kur'ân-ı Kerîmde, dört yerde erbaîn kelimesi geçmektedir. Belki de olgunluk rakamıdır. Olgunluk kelimesiyle özdeşleşmiş bir rakamdır.
Muhammed aleyhisselâma peygamberlik kırk yaşında gelmiştir. Hz. Ömer kırkıncı müslümandır ve akabinde müslümanlar kendilerini açığa çıkartmışlardır. Şâfiîlerde, ancak kırk kişiyle cumâ namazı kılınabilir. Hz. Mûsâ, Tûr dağında kırk gün kalmıştır. İsrâil Oğullarına Arz-ı Mukaddes kırk gün yasaklanmıştır.
İslâmî literatürde çokluktan kinâye olarak kullanılmış; erbaîn esas alınarak hadis, tefsir, tasavvuf, kelam, biyografi, vb. dallarda eserler yazılmış, İslâmî Türk Edebiyâtında da edebî tür olarak yerini almıştır.

Müslümanlar Arasındaki İlişkiler-2

Yazar: 
Zeki Soyak

"Bakın, Allah'ın Elçisi'nin huzurunda seslerini kısanlar var ya, işte onlar kalpleri, kendisine karşı sorumluluk bilinci ile (doldurularak) Allah tarafından sınananlardır; onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır." (Hucurat 49/3)
Demek ki insanî ilişkilerimizde, beşerî münasebetlerimizde olması gerekeni yapmak, o adaba riayet etmek Allah Teâlâ’nın muhabbetini ve mağfiretini celbediyor ve bu gibi insanların takva sahibi olduğu beyan ediliyor. Demek ki takva ehli İslam’ı özümlemiş, İslam’ın gerçeklerini kavramış, İslam edeb ve ahlakını hayatına yansıtmış olan insanlar böyle yaparlar; yani konuşmalarına, insanî ilişkilerine dikkat ederler.

Şanlı Destanın Adı: Çanakkale

Yazar: 
Vedat Sağlam

"Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder." (Muhammed 7) Bu ayet-i kerime, Çanakkale savaşını nasıl kazandığımızın sırrını, elbette ki çok iyi bir şekilde açıklamaktadır. Zira biz biliyoruz ki, Allah'ın izni ve isteği olmadan bir yaprak bile kımıldamaz. Müslüman Türk milleti İ'lay-ı Kelimetullah davası için dünyanın dört bir tarafına seferler düzenlemiş, İslam sancağını dünyanın dört bir yanına, şimdiye kadar hiçbir millete nasip olmayacak şekilde şanla, şerefle yüzyıllarca taşımıştır.
Elbette ki Allah Teâlâ da, ilahî lütfunu ve yardımını bu milletten hiçbir zaman esirgememiş, tarihin her döneminde ve her zaman bu lütuf ve yardımını göstermiştir.
Çanakkale savaşı devam ederken 5. ordu komutanı olan Alman General Liman Von Sanders, bir teftiş sırasında Mehmetçiğe söyle bir soru sorar:
- İyi savaşıyor musunuz?
- Evet, komutanım!

Öğretmenliğe Dair

Yazar: 
İdris Arpat

Öğretmenliğe dair, muallimliğe dair, müderrisliğe dair... Zihnimdeki öğretmen kıvamını en güzel hangi kelime ifade ediyor, bilmiyorum. Anlatmaya çalışacağım öğretmen, sadece bilgi veren değil ilgi uyandıran, ufuk açan, aşk ve samimiyet tohumları eken, fıtrata, aklıselime, imana çağıran, usul erkân öğreten, öğrenme metotlarını gösterendir.
Öğretmenliğin önemini ve sorumluluğunu kavramak için, en kıymetli varlıklarımız olan çocuklarımızı, en temiz öğrenmeğe, en hazır dönemlerinde öğretmenlere teslim ettiğimizi hatırlamamız kâfidir.
Çocuk insanın orijinali “bir harikanın en güzel nüshası” şaheser varlık, hayat ağacının meyvesidir.

Eğitimde ''Model Şahsiyet'' Ve Battal Gazi-1

Yazar: 
Yrd. Dç. Dr. Veysi Erken

Milletler arasında korkunç boyutlarda rekabetin yaşandığı ve yaşanacağı bir devirde yaşıyoruz. Bu rekabette ön saflarda yer almak ancak yetişmekte olan nesillerin bilgi ve teknoloji çağının gereklerine uygun talim ve terbiyeye tâbi tutulmaları ile mümkün olur. Talim ve terbiye ıstılahları yerine günümüzde eğitim ve öğretim terimleri kullanılmaktadır.
Öğretim(talim) bilgi ve becerinin planlı bir şekilde kazandırılması süreci olarak tarif edilirken, eğitim (terbiye), öğretimi de kapsayacak şekilde ferdin bütün özelliklerinde bilgi, beceri, anlayış, tutum, tavır, davranış vb. değişiklik ve gelişme meydana getirme süreci olarak tanımlanmaktadır.

Allah'ın Misafirleri (Mekke)

Ramazandan 4 gün önce, 2 saat 45 dakika uçak yolculuğu ile Mekke'ye 70 km uzaklıktaki, dünyanın sayılı havaalanlarından olan Cidde havaalanına ulaşıyoruz. Mekke'deki otelimiz, Mekke-Medine karayolu olan İbrahim el-Halil caddesi üzerinde Kâbe'ye 300 metre kadar mesafede.
Evden ihramlı olarak hareket ettiğimizden otele eşyalarımızı bırakıp, abdestlerimizi tazeleyip, bir an önce ihramdan çıkmak en önemlisi de "yoklamada" geldiğimizi, davete icabet ettiğimizi, "Davet Sahibi'ne" iletmek üzere Beytullah'ın yolunu tutuyoruz.
Türkiye'den sonbaharın tatlı serinliğiyle ayrılıyoruz.

Başörtüsü İle Neleri Tartıştık

Yazar: 
İlhan Öztürk

Üniversitelere YÖK sisteminin getirdiği durum, hep eleştirildi. Bizzat üniversitenin içinden yükselen itirazlar, otoriter bir anlayışla susturuldu. Sistem öyle kurulmuştu ki, bırakınız değişimi, söylemini bile kabul etmiyordu. Üniversitelere egemen olanlar, bunu bir güç olarak görüyorlar ve tabii olarak değişim isteklerini güç kaybı olarak değerlendiriyorlardı. Otuz yılda elde edilmiş mevzilerini bir anda kaybetmeyi istemiyorlardı.
Ne zaman üniversiteler gündeme gelse agresif bir tutumla püskürtmeyi başarıyorlardı. Bu yıllar boyunca kaç defa YÖK kaldırılsın istendi, üniversitelere bir çeki düzen verilmesi düşünüldü, her defasında üniversitelerden yükselen muhalefet, çabaları boşa çıkardı.

Ayrandan ''Cola'' ya Geçiş

Yazar: 
Nuri Ercan

Ben, doğunca toprakla belenen bebeklerin arasındaki yerimi almıştım. Çocuk bezi bilinmiyor, mama tanınmıyordu. Annemizin sütü yetmez ise, yemeniye sıkıştırılmış kara üzüm suyu emerek beslenirdik. O zamanlar anne-baba, dedenin yanında çocuklarını sevemezlerdi.
Aile, çocuk bahçesi gibi hareketli ve bereketli idi. Herkes sofradan yer kapma mücadelesi verirdi. Zaten az çeşitli olan yemek kıyıda köşede kalana kendini sunmazdı. Böyle yapanlara bir tas ayran bile kalmazdı.
Apartman olmadığı için, daireye sıkışıp kalmak ne demek bilinmezdi biz çocuklar arasında.
Efrad-ı ailenin işi de aşı da beraberdi. Evin muhtarı, dede idi. Kaynana vardı, örflü mü örflü. Gelinlerin stajı zor geçerdi. Kaynana olabilmek epeyce zor idi.