234

İlkadım'dan

Yazar: 
Akif Dursun

Kıymetli okuyucu, Teröre farklı tanımlar getirilebilir. Dergimizde de bunları okuyacaksınız. Ancak kanaatimce terörün en ayırt edici tarafı, kalleşçe olması ve ilkelerinin bulunmamasıdır. Savaşın bir hukuku vardır. Kimi uyar kimi uymaz ama sonuçta iyi kötü bir hukuk ve kurallar dizisi vardır. Ama terör hemen hiçbir kural tanımaz. Teröristin hiçbir ilkesi yoktur. Daha doğrusu var olduğunu ileri sürdüğü ilkelerin hiçbirine uymak zorunda hissetmez kendini. Öldürmek için hedef seçiminde kadın, çocuk, yaşlı, masum, sivil, asker ayırımı yapmaz.
Terörist saldırıda herkesi kullanabilir, her hedefi vurabilir. Amaç için her aracı meşru(!) görür ama çok kere amacını da bilmez.
Bu manada aldığımızda, İslam dünyası ve ülkemiz belki de iki yüzyıldır terörle muhatap. Eğer haçlı seferlerini de dâhil edersek müslümanlar bin yıl önce terörle tanışmışlardı.

Allah'a Hicret

Yazar: 
Nureddin Soyak

"İbrahim, ben Rabbime hicret edeceğim, dedi." (Ankebut 26) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: "Müslüman, müslümanların elinden dilinden güvende olduğu kimsedir. Muhacir de Allah'ın yasakladığı şeyleri bırakan kimsedir" buyurmaktadır. (Buhari)
Hicret görünüşte yer değiştirme, şehir veya ülke değiştirme olsa da, gerçekte Allah’ın yasaklarından uzaklaşıp, emrettiklerini en iyi bir şekilde yaşayıp yaşatmak için uygun bir mekâna geçiştir. Hicret, kulluk ve davet için çorak bir yerden verimli bir yere geçmektir. Hicret, Allah’tan gayrı her şeyden geçmektir. Hicret denenmektir; en büyük kulluk imtihanıdır. Hicret, Allah düşmanları ile hesaplaşmadan nefisle hesaplaşmaktır. Hicret, Allah yolunun haramîleri ile hesaplaşmak için derlenip toparlanmaktır.

Terör Ve Terörizm

Yazar: 
Hikmet İnce

Kökünü Latince "terrere" sözcüğünden alan terör kelimesi dilimizde "korkudan sarsıntı geçirmeye, dehşete düşmeye sebep olma, yıldırma, tedhiş" anlamlarına geliyor. Genel olarak terörizm ise "siyasî ve ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla savaş ve diplomasi ile kazanılamayan sonuçları elde etmek, korkutmak ve itaat ettirmek için sivillere, resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddeti içeren bütün yolların sistemli ve hesaplı bir şekilde kullanılmasıdır" şeklinde tanımlanıyor. Terörizm, bir strateji olarak terör kavramına süreklilik ve siyasal içerik katmaktadır.
Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü; terör uygulayan şahıslara ise terörist deniyor.
Son yıllarda özellikle Batı ülkeleri başta olmak üzere ülkeler iç ve dış tehdit unsurlarını göz önünde bulundurarak kendi terör tanımlarını yapmaya ve bu konuda yasal düzenlemeler meydana getirmeye başladılar.

Terör Örgütleri Ve Örgütlü Terör

Yazar: 
Mustafa Özcan

Bazıları modern devletin miladını Fransız Devrimine bağlıyorlar veya yakın dönemine götürüyorlar. Elbette içtimaî bir yapı olarak devlet her zaman vardı. Ama ulus devlet gerçekten de sadece 300 yıllık geçmişe sahip bir yapıdır. Fransız Devrimiyle de özdeşleşmiştir. Filhakika, ulus devletleri yeni bir olgudur. Yeni olgu olan sadece ulus devletleri değil. Sistematik terör de nisbeten yeni bir olgu ve fenomendir. Bu anlamda, Seçilmiş Terör adlı kitabın yazarı olan Gültekin Avcı sistematik terörü Fransız Devrimiyle ilişkilendirmektedir. Bu ilişkilendirme isabetlidir. Hatalı değildir.
Sonra Fransız Devriminin türevlerinden ve yavrularından birisi olan (bu anlamda komünizm de pozitivizmin devamıdır) Ekim Devrimi, terör ve onun beslediği anarşiyi hedeflerine ulaşabilmek için bir yöntem olarak benimsemiş ve sonuna kadar da kullanmıştır. Dolayısıyla Soğuk Savaş, karşıt kamplar arasında terör savaşıdır. Türkiye de bu savaşın ateşiyle uzun süre yanmış, kavrulmuş ve fidan gibi çocuklarını kaybetmiştir.

Pkk Terör Örgütü Kime Hizmet Ediyor?

Yazar: 
Ahmet İlhan

Terör başlığı açılınca, Türkiye için birinci sırada anılması gereken PKK terör örgütüdür. Kurulduğu günden bugüne haber bültenlerini, hayatımızı meşgul eden canımızı yakan bir örgütten söz ediyoruz.
Bu yazıyı yazan yazar, terör uzmanı değildir. Terör üzerine bir sürü söz de söyleyecek değildir. Sade bir vatandaştır. Terörü çıplak gözle yaşamış, öğretmen arkadaşlarını teröre kurban vermiş, öksüz ve yetimlerin gözyaşlarını acı ve çığlıklarını yaşamış sade bir vatandaştır.
Bu büyük terör olayında güvenlik güçlerinin terör uzmanlarının çabalarını ve çaresizliklerini maalesef görmüştür. Hâlâ çözülememiş bir sorundan bahsettiğimize göre anlı şanlı açıklamalar da zaten bir fayda sağlamamıştır. Bizim yapacağımız olayın görünüşünü bu günkü bakış açısıyla tevsik etmektir.

Hiçbir Sorun ''İslam''sız Çözülemez

Yazar: 
Veysi Erken

Mehmet Acet beyin Haber7. com'daki "Kürt Sorunu 'Din'siz Çözülemez" başlığı benim için ilham kaynağı oldu. Bu ifade beni derin bir düşünceye gark etti. Acaba 'din'siz bir sorun çözülebir miydi?
Zira insanın var olduğu her yerde ve her zaman diliminde “sorun”lar olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bu fıtratın gereğidir. Sorunların doğru amaçlara göre çözümlenmesi, çözülmesi veya asgariye indirilmesi benimsenmiş, kabul edilmiş “değer yargıları” ve hayat tarzına dönüştürülmek istenen “temel ilkeler”le mümkün değil miydi?
Bizim temel değer ve yargılarımızın belirleyicisi ne idi ve ne olmalıdır. Temel ilkelerimiz İslam’dan neş’et (kaynaklanıyorsa) ediyorsa İslamsız bir çözüm mümkün mü?

Nikah

Yazar: 
Cemil Usta

"Evlenmenin hükmü nedir ve zamanımızdaki evlilikler konusunda dinen tercihimiz ne olmalı yani evliliği tehir mi edelim?" Abdurrahman HATİPOĞLU-AKSARAY
“İçinizden bekârları (erkek ve kadın) evlendirin.” (Nur 32)
“Onlar, Rabbimiz, eşlerimiz ve çocuklarımız hususundaki gözümüzü aydın kıl, bize iyi bir eş ve hayırlı evlatlar ver! derler.” (Furkan 74)
Peygamberimiz aleyhisselam hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Nikâh, benim sünnetimdir. Sünnetimden i’raz eden, benden yüz çevirmiş sayılır.”
“Evlenin çoğalın zira doğan çocuk düşükte olsa kıyamet gününde ben sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.”
“İçinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Zira evlenmek gözleri (haramdan) daha çok korur. Zinadan daha çok muhafaza eder. Gücü yetmeyen kimse ise oruç tutsun. Çünkü orucun şehveti kıran bir özelliği vardır.”

Mutluluk Ve Kalıcı İtminan

Yazar: 
Muhammed B. Ayaz

Doğuda ve Batıda, tarihe geçmiş her vakıanın arkasında, insanın mutluluk arayışı var. Savaşlar ve barışlar mutlu bir gelecek için yapıldı. İnanılmaz hadiseler yaşandı mutlu etme yarışında -Bugün de kıtaları aşan savaşlarla kendi halkına 'mutluluk' tacirliği yapanlar var. Ne ki mutluluk, insan paylaşma duygusunu öğrenemediği için uzak bir ülke gibi kaldı. Paylaşmadaki mutluluk sırrı, bugünün insanının bireysellik çıkmazıdır.
Bu nevzuhur bireysellik, insanı fıtrat donanımından uzaklaştırdı. Metanet ve sabır gibi duygularını yitirdi. Bu sebeple paylaşmayı bir gizeme dönüştürüp daha kolay elde edileni seçti; hazlar ve arzular...

Allah Korkusu

Yazar: 
Fatih Yılmaz

Hangi ortam olursa olsun içinde bulunduğunuz ortamda yalnız değilsiniz. Zaten kendinizi en yalnız sandığınız zamanlarda bile siz hiçbir zaman yalnız olmadınız. Allah tarafından görevlendirilen yazıcı melekler sürekli sizi izliyorlar. Ağzınızdan bir kelime çıkmasın, hemen yazıyorlar. Her adımınızı, her düşüncenizi, her yaptığınızı, yapmanız gerekip de ertelediğinizi, hepsini eksiksiz kaydediyorlar. Küçük büyük hiçbir şeyi ayırt etmiyorlar. Siz uyuyorsunuz, onlar yine yanınızdalar. Unutmaları ya da yanılmaları mümkün değil, emrolundukları şeyi kusursuzca yapıyorlar.
Öte yandan bize vekil kılınan ölüm melekleri de bekliyorlar. Neyi mi? Bize verilmiş olan sürenin dolmasını. Bizim için tayin edilen ecel geldiğinde canımızı onlar teslim alacaklar.

Konuşmaya Dair

Yazar: 
İdris Arpat

"Sözler seçilir sözlerden, gerisi unutulur." Konuşma insanoğlunun önemli özelliklerinden biridir. Diğer varlıklar da kendi lisanlarıyla anlaşıyorlar ama insanın konuşması tekâmül etmiş, düşünceye müstenit bir konuşmadır. İnsan, konuşmasıyla topluma sıhhat de kazandırabilir, yara da açabilir. Kitapların faydalı olanları da vardır, zararlı olanları da.
İnsan bazen, “bir güzel sözden, bir nasihatten ne çıkar?” diye düşünebilir. Ne var ki, zaman ve zemin gözetilerek, bir ömür boyu süren güzel konuşmalar, tadında bırakılmış sohbetler, çok zengin, çok hayırlı bir muhteva oluşturabilirler.
“Söz ola, kese savaşı / Söz ola, kestire başı”

İmanı Gözden Geçirmek-2

Yazar: 
Zeki Soyak

Değerli kardeşlerim, aziz kardeşlerim, İslamî hizmet yapan, İslamî tebliğ yapan; insanlara, gençlere İslam'ı anlatan kişilerin bu çalışmalarına mani olmak demek, İslam'a mani olmak demektir. Siz, böylesi çalışmalara yardımcı olmak bir tarafa bir de köstek oluyorsanız, destek olmuyor da önüne geçiyor, mani oluyorsanız, siz bu çocukların komünist olmasına, ateist olmasına, satanist olmasına yardımcı oluyorsunuz demektir.
Onun için böyle kötü işleri yapmaktan Allah Teâlâ’ya sığınalım. İyilere yardımcı olmuyorsak, destek olmuyorsak bile köstek olmayalım. Kaldı ki mümin gücünün yettiği kadar her hayır işte, her hayırlı hizmette bulunmak mecburiyetindedir. Hem bulunmaz hem de köstek olursak bunun vebalini düşünelim. İnsaf edelim. Tefekkür edelim. Ve toplumu İslamlaştırmak, yeniden İslamî hayata kavuşturmak, İslam’ın esaslarını öğrenmek için bir seferberlik yapalım. Kuran’ı insanımıza öğretelim.

Altı Lambalı Radyo Ya Da Bir Değişimin Direnç Noktası

Yazar: 
Mustafa Suna

Bin dokuz yüz otuzlu yıllara doğru doğmuştu. Adını "Ali" koydular. Evin ikinci çocuğu olarak, gözlerini tavanı olmayan, döşeme tahtalarının aralıklarından ahırdaki hayvanların gözüktüğü; ahırın başka, evin diğer odalarının başka akrabalara ait olduğu, tuvaletin ortak kullanıldığı, üç odalı, kerpiçten yapılmış bir köy evinde gözlerini dünyaya açmıştı Ali... İki buçuk yaşına geldiğinde ölen babasının, gözleri önünde, avluda yıkandığını hayal-meyal hatırlıyordu.
Hayatının yirmi beşinci yılında, genç yaşta, arkasında bir genç dul eş ve iki yetim bırakarak dünyadan göçen babasının; kendisi gibi, daha bebek iken babasını kaybettiğini, yetim büyüdüğünü, babasıyla aynı kaderi paylaştığını, hayatın acı gerçeklerini tanımaya başladıkça daha iyi idrak edecekti…

İsrail'in Köktenci Terörünün Yol haritası-2

Yazar: 
İsmail Çolak

Ve Filistin’i müslümandan arındırma faaliyetleri zincirleme bir surette kesintisiz olarak toplu gösterime sunulan birbirinden kanlı katliamlarla idame edecekti: Kral Davut katliamı, Deir Yasin Katliamı, Saf Saf Köyü katliamı, Kibya Köyü katliamı...
İsrail’deki Davar Gazetesi’nin 9 Haziran 1979’da yayınladığı, 1948’deki “Dueima Köyü Katliamı”na tanıklık eden bir askerin ağzından aktarılan; tarihin en vahşi topluluklarına bile şapka çıkarttıracak evsaftaki şu izlenimler, Siyonist çetelerin “acımasız barbarlık yöntemleri” hakkında mühim bir ipucu vermektedir:
“Çocukları, kafalarına sopalar vurarak öldürdüler. Her evden en az bir kişinin canına kıyıldı. Köylerde erkek ve kadınlar, yiyecek ve su verilmeksizin evlere kapatıldılar. Sonra da sabotajcılar gelip evleri havaya uçurdu. Bir kumandan, bir ere emir vererek, havaya uçurmak istediği bir evin içine 2 kadın kapatmasını söyledi. Bu arada bir asker, öldürmeden önce bir Arap kadının ırzına geçtiğini anlattı. Yeni doğmuş bir çocuğu olan Arap kadınına, birkaç gün süreyle etraf temizlettirildikten sonra kadın ve çocuğu öldürüldü. ‘Harika Adam’ diye nitelenen iyi yetiştirilmiş, iyi eğitim görmüş kumandanlar, aşağılık kâtiller hâline gelmişti. Onlara göre dünyada ne kadar az Arap kalırsa, o kadar iyiydi...”

Türkiye'de Anayasa Geleneğinin Özellikleri-2

Yazar: 
Yusuf Can

17 Mustafa Kemal Paşa’nın 20 Ocak 1921’de anayasanın yapılması münasebetiyle yaptığı konuşmada, “Biz prensip olarak makam-ı hilafet ve saltanatı kabul ediyoruz. Bunu kabul ettikten sonra efendiler, mukteza-yı şer’i şerif ve mukteza-yı tabiat ona bir takım hukuk ve selahiyet vereceğiz. Fakat bunları bugün konuşup karar vermek istemiyoruz”18 diyerek teminat vermesi üzerine, konu ile ilgili tartışmalar ileri bir tarihe ertelenmişti.19
Görüldüğü gibi, yazılı olarak kayıt altına alınmasa da her halükarda hilafet ve saltanatın meşruiyeti ve meclisin bu makamlara bağlılığı tartışma konusu edilmiyordu. TBMM, olağan şartlarda kanun yapacak ve aldığı siyasî kararlarla ülkeyi yönetecek İstanbul’dan bağımsız bir organ olarak görülmüyordu. Bu nedenle hazırlanan anayasada, devletin şeklinin ne olduğu belirtilmemişti. Bu olağanüstü şartlarda geçici bir çözüm olarak, meclis hükümeti sistemi benimsenmişti.20

Zayıf Hadisle Amel Ve Mutasavvıflar

Yazar: 
Adem Çatak

Bu çeşit hadis bazılarınca akaide ve ahkâma yani haram ve helal gibi hususlara taalluk etmemek (mesela fazail-i amal ile kıssalara ait olmak) şartıyla mamülün bih (kendisiyle amel edilebilir) olarak kabul görüldüğü gibi, esanidinde tesahül göstermenin de, zayıflığını beyan etmeksizin rivayetinin de cevazına hükmolunmuştur.
Abdurrahman b. Mehdi, Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Mübarek de böyle düşünenlerdendir.
Ahmed b. Hanbel, "ehadis-i rekaikin haklarında tesahül olunmaya tahammülleri vardır, ta hükmü havi bir şeye tesadüf edinceye kadar." demiştir.
Hafız İbni Hacer el-Askalani fezaile ve emsaline dair hadis-i zaif ile amel edebilmenin üç şartı olduğunu söyler ve bu şartları şöyle sıralar:

Aleviler Azınlık mı? - Başörtüsü Sorununun Çözmek İçin Bir İrade Var mı?

Yazar: 
İlhan Öztürk

Sadece Alevîlerin ötekileşmesini isteyen bir kısım Alevîlerin tutumunu da bu anlayışın içinde değerlendirebiliyoruz.
Alevîlik nedir? Bu soruya nasıl cevap verildiği önemli.
Alevîlik bir mezheptir.
Tıpkı Sünnilik gibi. İran’daki Şiiler gibi. Ya da ülkemizdeki Caferî vatandaşlarımız gibi. Eğer böyle deniyorsa Alevî müslümandır. Lozan’da sınırları çizilen azınlık tabiri içinde sayılmaz. Bütün müslümanların kullandıkları hakları, imkânları onların da kullanması gerekir. Ülkenin gerçek sahiplerindendirler. Dinle ilgili kurumlarda temsil edilmeleri gereklidir. Eğitimlerini şimdiye kadar getirdikleri yazılı kaynakları üzerinden almaları haklarıdır. Onlara başka İslamî bir mezhebin yerine kendi kitabî bilgileri verilmelidir. Bunların inanışında kitapları Kuran’dır, peygamberleri Hz. Muhammed’dir, ibadet yerleri camidir. Farklı olmaları hiçbir zaman sorun olmamalıdır. Zaten de olmamıştır.

Piyasa Dini

Yazar: 
Nuri Ercan

Bir de, din olup olmadığını bilmeden din edinilen adetler, tavırlar, olgular vardır ki, insanlığın yanıldığı en önemli nokta burasıdır. Din edindiğini bilmeden din sahibi olmak, alışkanlıklara din gibi sarılmak, kendisine yön veren düşünce sahiplerini ilahlaştırmak… Hz. Âdem’den beri yeryüzündeki tevhid hareketinin omurgasını da bu gibi yanlış anlayışlarla mücadele oluşturmaktadır.
Modern çağın en önemli özelliklerinden birisi, insanın özünden bahsetmeyi terk edip eşyadan bahsetmeye yönelmesidir. Hakikatte insana ait olan öz, ilâhî bağlarla Allah’a bağlıdır. Öz, ruhanîdir. Özün gerçek manada mutlu olması bir süreçte gerçekleşebilir. Buna karşılık insanın nefsî ve fizikî yanı anlık mutluluklar ister. Mutluluk, başka hazları doğurur. Mutluluğun sonu gelmez. Çünkü nefis doyma bilmez. Bu sebeple nefse hoş gelen her şeyin elde edilmesi gerekir. Bu düşünceyi ileri sürenler hem kendi egolarını, hem de kendileri gibi insanların yeryüzünü kuşatmaları için var güçleri ile çabaladılar. Bugün dünyanın “küçük bir köy” olduğundan herkes bahsedebiliyorsa bu onların zaferidir.