Kaybedenler-Kazananlar (3)
Değerli müminler;
İslam’ı öğrenen, İslam’ı yaşamaya çalışan veya İslam’ı başkalarına öğretmek, başkalarına tebliğ etmek durumunda olan insanların oturup şöyle bir düşünmeleri, başlarını iki elleri arasına alıp tefekkür etmeleri gerekir. Bu ümmete İslam’ı anlatanlara söylüyorum. Gerek okullarda, gerek şurada, gerek burada din-i mübin-i İslam’ı insanlara anlatan biz insanlar kalbimize dönüp bakalım. Nasılız? Acaba bırakınız coşkumuzu, bırakınız heyecanımızı kaybetmek yoksa -Allah korusun- imanımızdan mı uzaklaştık, imanımız mı zaafa uğradı?
Bir kere imanımızın zaafa uğradığı gerçek, eğer imanımız zaafa uğramasaydı biz böyle olmayacaktık. İslam âleminde meydana gelenler, gözümüzün önünde her gün tekrarlanıp dururken biz böyle olmayacaktık. İmanımız da zaafiyet olduğu kesin fakat daha ileriye gitmeyeydi inşallah. Onun için sık sık kalbimizi yoklayalım ve imanımızı tazeleyelim. Dünya hırsından, dünya tamahından uzaklaşıp Allah yolunda cihada, Allah yolunda hizmete koyulalım. Çünkü heva ve hevese uyan insan neticede sapıtır, imanından bile olur. Nitekim bunun geçmişte de hâlihazırda da pek çok örnekleri var. Dünya makam ve mevkii için, sırf bazı insanlara yaltaklanmak için veyahut da bazı insanların iltifatına mazhar olmak için insanlar nice nice sözler ediyorlar ve bu yapmış oldukları konuşmalar neticesinde de -Allah korusun- imanlarından bile oluyorlar da haberleri olmuyor.
Değerli müslümanlar, “Kendisini zillete sürükleyen bir arzuya kaptıran kul ne kötü kuldur” buyuruyor Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. Kendisini zillete duçar ediyor. Üç beş kuruşluk dünya menfaati için zillete düşüyor. Bir makam ve mevki elde etmek için nice nice değersiz kişilere boyun eğiyor. Öyleyse aziz kardeşim, insanı dünyada da ukbada da aşağıların aşağısına doğru sürükleyen kötü arzulardan, kötü duygulardan kendimizi uzak tutalım.
Mümin şükredici ve sabredici olmalıdır. Eğer şükretmesini ve sabretmesini bilmezse işte o zaman bu dünya hayatında birçok kötülüklere dûçar olur. İnsan sabretmeyince birçok kötülüklere mecburen dalar. İnsan şükretmesini bilmezse, Allah’ın lütfettikleri elinden çıkar giderde haberi olmaz. O şükredilmesi gereken şeyler elinden gittikten sonra eyvah demenin faydası var mı? Sabretmen gereken şeylere bir müddet daha sabretsen emin bir noktaya geleceksin veyahut da biraz daha sabretsen o kötülükten kurtulacaksın. Sabretmediğin için o kötülüğün içine düşüverdin, sonradan geriye dönüp bakıyorsun ki iş işten geçmiş. Eğer müminde iki haslet mevcut olursa, yani hem sabreder hem şükrederse, Allah indinde muhakkak sabreden ve şükredenlerden yazılır. Sabreden, şükreden bir kul da mümin bir kuldur. Çünkü Abdullah ibni Mes’ud radıyallahu anh diyor ki:
“İman iki kısımdan ibarettir. Bir kısmı sabır, bir kısmı şükürdür. Kim ki sabreder ve şükrederse imanını tamamlamış olur.”
Peki, kötülüklere karşı sabredelim mi? Hayır! Tabii böyle durumlarda sabredilmez. O sabır değil meskenettir. Böyle durumlarda müslüman emri bil maruf nehyi anil münkerle mükelleftir. Önümüzde kötülükler, her türlü ahlaksızlıklar yapılıyor ve biz de bu kötülüklere, bu ahlaksızlıklara mani olacak güce sahibiz, o zaman elimizle o kötülüğe mani olacağız. Elimizle müdahaleye gücümüz yetmiyor, dilimizle “yapma, etme” diyeceğiz. Buna da gücümüz yetmiyorsa, kalben buğz edeceğiz ki bu, imanın en zayıfıdır.
Sonra, şükretmek… Allah Teâlâ’nın bize çeşit çeşit nimetleri var. Az veya çok. Bakarsınız Ahmet’e göre Mehmet’inki, Mehmet’e göre Hasan’ınki daha çok olabilir. Veyahut da bulunduğu mevki itibari ile Hasan, Hüseyin’den daha bir başka yerde bulunabilir. Bunlara bakarak katiyen şükürsüzlük yapmayacağız. Dünya işlerinde Allah Teâlâ’nın lütfuna mazhar olduğumuz ne varsa ona şükredeceğiz. Dünya işlerinde bizden aşağıdakilere bakacağız, şükrümüzü artıracağız. Ahiret işlerinde ise bizden aşağıdakilere değil, üst taraftakilere bakacağız ve böylece şükrümüzü daha fazla ziyadeleştireceğiz. İbadet yapmada ve kötülükleri yapmamada sabredeceğiz, böylece Allah’ın sevgili kullarından olmaya çalışacağız.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
“Her kimde şu iki özellik bulunursa Allah o kimseyi şükreden ve sabreden bir kul olarak yazar; kimde de bu iki özellik bulunmazsa Allah o kimseyi şükreden ve sabreden olarak yazmaz. Kim din konusunda kendisinden üstün kimselere bakar ve onlar gibi olmaya çalışırsa dünyalık konusunda da kendisinden aşağılık olanlara bakıp Allah’ın kendisine verdiği nimete hamdederse Allah bu kimseyi şükredici ve sabredici olarak yazar. Kim de din konusunda kendisinden aşağı olan kimseye bakar ve kendisini ondan iyi görüp kulluğunu artırmaz dünyalık konusunda da kendisinden üstün olan kimselere bakarak elinden kaçan şeylere üzülürse Allah’da o kimseyi ne şükreden ne de sabreden olarak yazar.” 3
Demek ki değerli müminler, bizler dinimiz konusunda bizden yukarıdakilere bakacak, onlar gibi olmaya çalışacak, hatta onlardan daha ileri hizmetler yapmaya çalışacağız. Heyecanımızı hiç kaybetmeyeceğiz. Eğer bizden yukarıdakilere bakmazsak, hizmet heyecanımızı, cihad heyecanımızı, Allah yolunda kulluk heyecanımızı, iman heyecanımızı muhafaza edemeyiz. Bunu muhafaza edebilmek için hem zaman zaman kendimizi yoklayacak, nefis muhasebesi yapacağız, hem de hep din-i mübine hizmet eden insanlara bakacağız. “Yahu şu insanın yaptığı hizmetlere, şu haline bak! Fakir olduğu, ihtiyaç sahibi bulunduğu halde işlerini güçlerini az çok yerine getirir getirmez, vazifelerini yapar yapmaz hemen hizmete koşuyor. Allah yolunda kulluğa koşuyor. Şu ne güzel kul!” diye ona imrenmemiz, bu heyecanı onların haline bakarak muhafaza etmemiz lazım.
Dünya işlerinde daha ileride olan insanlara bakarsak, iki günlük dünya için o insanlara imrenirsek, iman heyecanımızı, hizmet heyecanımızı, cihad heyecanımızı kaybederiz. Bakınız kimler geldi kimler geçti bu dünyadan. “Dünyanın yarısı benim, Türkiye benim” diyen insanlar neredeler? Hepsi göçüp gittiler ve toprağın altındalar. Dünyada ne yapmışlarsa karşılığını orada görüyorlar. Öyleyse kötülüklerden kaçmak lazımdır. Haramlardan kaçmak lazımdır. Kötü insanlardan kaçmak lazımdır. Kötülüklerin yanından kaçmak lazımdır. Çünkü Allah Teâlâ:
“Ey müminler, Allah’tan ittika ediniz ve sadıklarla beraber olunuz” (Tevbe 9/119) buyuruyor.
Dünyada iyilerle beraber olursanız muhakkak iyi işler yaparsınız. İyilerle beraber olur, onların izini takip ederseniz muhakkak iman, hizmet, cihad, kulluk heyecanını da muhafaza etmiş olursunuz. Ama kötülerle beraber olursanız hep dünyayı konuşan, makam mevki, para pul gibi hep böyle dünyevî işlerle meşgul olan insanlarla beraber bulunursanız, netice itibari ile siz de onlara uyar heyecanınızı kaybedersiniz. Filistin’de, Irak’ta ve başka yerlerde olanlar, sizin için artık âdiyattan bir haber gibi olur. Bir an olur ki her şeyinizi kaybedersiniz. Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
“Haramlardan kaç ki insanların en çok ibadet edeni olasın. Allah’ın sana yaptığı taksimata razı ol ki insanların en kanaatkârı olasın. Komşuna iyilik et ki gerçek mümin olasın. Kendin için sevdiğini insanlar için de sev ki gerçek müslüman olasın. Çok gülme, zira çok gülmek kalbi öldürür.” 4
Değerli müslümanlar, bu hadis-i şerif üzerinde de dikkatlice tefekkür edelim ve Rabbimizin yolunda, imanımızın, hizmetimizin, cihadımızın heyecanını daima taze tutalım ve Allah Teâlâ’ya layık-ı vechile bir kul olmak için çalışalım.
















