İlkadım'dan
Kıymetli okuyucu, Teröre farklı tanımlar getirilebilir. Dergimizde de bunları okuyacaksınız. Ancak kanaatimce terörün en ayırt edici tarafı, kalleşçe olması ve ilkelerinin bulunmamasıdır. Savaşın bir hukuku vardır. Kimi uyar kimi uymaz ama sonuçta iyi kötü bir hukuk ve kurallar dizisi vardır. Ama terör hemen hiçbir kural tanımaz. Teröristin hiçbir ilkesi yoktur. Daha doğrusu var olduğunu ileri sürdüğü ilkelerin hiçbirine uymak zorunda hissetmez kendini. Öldürmek için hedef seçiminde kadın, çocuk, yaşlı, masum, sivil, asker ayırımı yapmaz.
Terörist saldırıda herkesi kullanabilir, her hedefi vurabilir. Amaç için her aracı meşru(!) görür ama çok kere amacını da bilmez.
Bu manada aldığımızda, İslam dünyası ve ülkemiz belki de iki yüzyıldır terörle muhatap. Eğer haçlı seferlerini de dâhil edersek müslümanlar bin yıl önce terörle tanışmışlardı.
Belki denilecek ki terör daha yeni bir kavram. Bundan yüzyıl önce terör kavramı bilinmiyordu. Ancak terörün tanımlarına ve sonuçlarına baktığımızda bunun daha haçlı seferleri sırasında uygulandığını görmekteyiz. Zaten Mustafa Özcan’ın yazısında belirttiği gibi ilk sistemli terörü Fransız Devrimi’ni gerçekleştirenler uygulamıştı.
Bilindiği üzere Fransız Devrimi “ulus devlet”lerin ve milliyetçilik akımlarının başlangıç tarihidir. Fransız devriminden mülhem olarak Osmanlı’dan kopmak isteyen hemen her ülke terör yöntemleri kullandılar. Bulgar çeteleri, Sırp çetnikleri, Yunan palikaryaları hep aynı metotla hareket ettiler: Büyük devletleri arkalarına alarak masum halka dehşet salmak, baskınlar yoluyla askerlerimizi öldürmek, ırzlara ve mallara tasallut etmek, ardından da “özgürlük savaşçısı(!)” postuna bürünmek. Aynı yöntemleri daha şiddetlisi ile yahudiler Filistin’de uyguladılar, uyguluyorlar.
Bolşevik ihtilali ile Fransız devriminden sonra devlet terörü yeniden arz-ı endam etti. Sovyetler yıllarca kendi vatandaşlarına özellikle de müslümanlara yönelik devlet terörü uyguladı. Onu diğer sosyalist ülkeler ve İsrail takip etti. İsrail’in terörü hâlâ şiddetli olarak devam ediyor.
11 Eylül 2001’den beri de “küresel terör” zuhur etmiş durumda. Amerika kendi hegemonyasını ve zenginliğini korumak ve dünyanın önemli merkezlerini ele geçirmek için muhayyel düşmanlar üretti ve güya onlarla mücadele ediyor. Bu arada hiçbir ilke tanımıyor. Irak’ta soykırım yapıyor, Afganistan’da güya mücadele ettiği afyon ekim alanlarını artırıyor, Pakistan’da cami baskınlarını teşvik ediyor, kendi işine geldiği için PKK, PJAK gibi terör örgütlerini destekliyor. Bütün bunları da insan hakları(!), demokrasi(!) ve üstün değerler(!) için yapıyor.
Bütün bunlarla da yetinmiyor, Avrupa ile el ele, hiçbir yeri ile alaka kurulamayacak İslam’ı, terörle yan yana anıyor; cihad diyen, kâfirlere güvenmeyin diyen her müslümanı terörist olarak yaftalıyor.
Hâlbuki İslam hakkında azıcık bilgisi olan herkes bilir ki, muhatapları uymasa bile, müslümanların uyması gereken kurallar vardır. Mesela, ne olursa olsun masum insanlar öldürülmez. Amaç için her araç meşru değildir.
Kavramları tersyüz ederek İslam’ı terörü besleyen bir din, müslümanları da terörist gibi gösterenlerle mücadele, İslam’ın ne kadar barışsever bir din, müslümanların da ne kadar insancıl olduğunu ispat etmeye uğraşarak yapılmaz. Çünkü bu işi örgütleyenler cehaletleri sebebiyle değil kast-ı mahsusla böyle yapıyorlar. Eğer biz izzetli ve güçlü olur, cihadı hakikati ve tüm boyutları ile uygularsak işte o zaman bunlarla mücadele edebiliriz.
Rabbimizin, ülkemizi ve İslam âlemini yerel ve küresel tüm terörlerden ve terörist devletlerden kurtarmasını, bizlere izzet bahşetmesini niyaz ederiz.
Selam ve dua ile…
