Terör Örgütleri Ve Örgütlü Terör
Bazıları modern devletin miladını Fransız Devrimine bağlıyorlar veya yakın dönemine götürüyorlar. Elbette içtimaî bir yapı olarak devlet her zaman vardı. Ama ulus devlet gerçekten de sadece 300 yıllık geçmişe sahip bir yapıdır. Fransız Devrimiyle de özdeşleşmiştir. Filhakika, ulus devletleri yeni bir olgudur. Yeni olgu olan sadece ulus devletleri değil. Sistematik terör de nisbeten yeni bir olgu ve fenomendir. Bu anlamda, Seçilmiş Terör adlı kitabın yazarı olan Gültekin Avcı sistematik terörü Fransız Devrimiyle ilişkilendirmektedir. Bu ilişkilendirme isabetlidir. Hatalı değildir.
Sonra Fransız Devriminin türevlerinden ve yavrularından birisi olan (bu anlamda komünizm de pozitivizmin devamıdır) Ekim Devrimi, terör ve onun beslediği anarşiyi hedeflerine ulaşabilmek için bir yöntem olarak benimsemiş ve sonuna kadar da kullanmıştır. Dolayısıyla Soğuk Savaş, karşıt kamplar arasında terör savaşıdır. Türkiye de bu savaşın ateşiyle uzun süre yanmış, kavrulmuş ve fidan gibi çocuklarını kaybetmiştir.
Yine İsrail gibi bir takım modern devletler de İrgun gibi çeteler ve terör örgütleri vasıtasıyla kurulmuştur. İsrail devleti de Ekim Devrimi gibi Fransız Devriminin uzantılarından veya rüzgârının beslediği gelişmelerden birisidir.
Fransız Devriminden beri dînî ve toplumsal değerlerin çözülmesinden mütevellit terör örgütleri yaygınlaştığı gibi modern devletin yükselişiyle birlikte örgütlü terör de yükselişe geçmiştir. Örgütlü terörün dünya tarihinde en etkili olduğu dönem ve devre Soğuk Savaş dönemidir. Yüzbinlerce ve hatta milyonlarca genç insanı biçmiştir. Sovyetler Birliği dünyadaki devrimci ve ihtilalci hareketlere destek verirken ve körüklerken, ABD de buna mukabil kontrgerilla tabir edilen karşı cenahı örgütlemiştir.
NATO içindeki kontgerilla uzantılarına genel bir isim olarak Gladio denilmektedir. NATO'nun yedeğindeki bu örgüt birçok ihtilali de tetiklemiştir. Soğuk Savaş döneminde Lumamba'ya karşı Mobutu'nun yaptığından; Türkiye’deki irili ufaklı bütün ihtilaller aynı merkez tarafından desteklenmiştir. Bütün darbeler Amerikan patentlidir. Jaruzelski gibi karşı ihtilaller de tabii ki Sovyetler Birliği’nin marifeti idi. Sahibinin ürünüdür. Gladio, Soğuk Savaş'la birlikte onun levazımatından olan Varşova Paktı gibi paktlarla birlikte tarihin çöplüğüne atıldı.
Genellikle NATO üyesi ülkelerde Kontgerilla Soğuk Savaş sonrası kalksa bile bunun istisnaları var ve bazı ülkelerde hâlâ faal olduğu biliniyor. Soğuk Savaşın perdelerini indirmesi ve hitamıyla paralel olarak küresel cihad ve küresel terörden bahsedilmeye başlandı. Bunu yapanlar yine Gladio olarak anılan merkezlerdi. Raader's Digest gibi CIA finansmanıyla ve yönlendirmesiyle çıkan kimi dergiler Soğuk Savaş sonrasında yeni bir Soğuk Savaşın tohumlarını ekmeye başladılar. Belki de 11 Eylül'den sonra olduğu gibi sıcak savaşların hazırlığıyla meşgullerdi. 11 Eylül küresel terör kavramını için bir milat oldu ve bunu somutlaştırdı.
İSLAMî TERÖR VEYA
İSLAM'DA TERÖR VAR MI?
İslam'da terörün tanımına baktığımızda, terörün İslam'da karşılığını ve tanımını bulamıyoruz. Bu, terörün tamamen yeni bir olgu olmasından kaynaklanıyor. Cihad kutsal savaş olmadığı gibi hirabe veya fesat gibi kavramlar da terörü karşılamıyor. Bu hususta Mehmet Erdoğan ve Veli Sırım gibi sahasının uzmanları İslam literatüründe terörü karşılayacak bir kavramın olmadığını beyan ediyorlar.
Bununla birlikte İslam'da devlet anlayışının teokratik yani din adamları sınıfına dayalı olmadığını söylediğinizde yüzünüze bön bön bakanlar bu tespit karşısında da afallayarak aynı tavrı sergiliyorlar. Bununla birlikte yine de iddialarından vazgeçmiyorlar. Terör meselesi modern tarihle birlikte başlıyor ve onun konusudur. Bu anlamda Şam'da faaliyet gösteren Fethülislam Medresesi Müdürü Hüsamettin Ferfur'un da yerinde ve isabetli olarak söylediği gibi İslam'da teröre tekabül eden ve onu karşılayan bir kavram yok. Hirabe ve fesad gibi kavramlar onu karşılamakta yetersiz ve aciz kalıyor. Modern devlet olgusunun yol açtığı gelişmelerden birisidir.
Hirabe, fesad gibi kavramlar sadece takribî kavramlardır. Dolayısıyla İslam hukuku bu kavramı tanımıyor (İslam ve Şiddet, Mümtazer Türköne, Ufuk Kitap s: 106).
Esasında, Fransız Devrimiyle birlikte, ahir zamanın iki yüzyıllık fetret devri de başlamış oluyor. Bu iki yüzyıllık devrede Karnu'ş-şeytan'ın hükümferma olduğu yüzyıl da Ekim Devrimiyle başlayan ve İkinci Dünya Savaşı'na uğradıktan sonra Soğuk Savaş sonrasına kadar devam eden tarihî safhadır. Hadis mecmualarında fitne dönemi olarak anılan dönem işte bu dönemdir. Ve geniş manasıyla fitne terörü de içine almaktadır. Burada fitne anarşi ve terör anlamındadır. Zira fitne bağlamında 'sefki'd dima' denilen sebepsiz kan akıtma da sayılmaktadır (Mutabakat el muhteraatü'l asriyye lima ahbara bihi seyyidu'l beriyye, s: 109, Ebu'l Feyz Ahmed İbni Muhammed İbni es Sıddik el Gimari el Hüseyni ).
Bu da modern dönemlerin terör belasıdır. Keza hadislerde geçen 'cessase' gibi ifadeler de genel ve geniş anlamıyla bu meseleyi çağrıştırmaktadır.
İslam'da dar manasıyla anarşizm ve terörü çağrıştıran ilk referanslardan birisi itaatsizlikleri ve serkeşlikleriyle Haricîler olmuştur. 'Fitne karnının (yüzyıl veya boynuz)' Necid'den çıkması ise Allahu a'lem Vehhabiliğin çıkışına ve zuhuruna işarettir. Vehhabiler Haricîlerin modern takipçileridirler.
Maalesef terör asrı ve terörün küreselleşmesi Fransız Devrimiyle birlikte başlamış ve Soğuk Savaşla birlikte tavan yapmış ve zirveye tırmanmıştır. Müslümanlar da, olsa olsa pasif bir şekilde bu dönemin mağdurları ve kurbanları olmuşlardır. Yine bu fitneye kurban edilen kavramlardan birisi de bizzat cihad kavramıdır. Karen Armstrong ve Michael Wolfe gibi insaflı kimi batılılar veya muhtediler müslümanların bu küresel terörden, kurdun Yusuf'un kanından beri olduğu gibi beri olduklarını ve İslam’ın bu karalama ve iftiralardan uzak olduğunu söylemekte ve buna tanıklık etmektedirler. Karen Armstrong: "İslam’ın nurlu yüzüne kara çalanlarla mücadele etmek de benim boynumun borcu ve cihadımdır' demektedir.
Tarihi tersyüz edenler ve manipüle edenler cihadı terör, terörü de cihad olarak takdim etme yarışındalar. Bir başka ifadeyle, bunların amacı cihadı terörize etmek, terörü de cihadize etmektir. Bu tarz kavramların genleriyle oynayarak da psikolojik harbi sürdürmektedirler. En vahimi de bu olsa gerek. Belki de burada hatırlanması gereken Mısırlı felsefeci Tevfik Tavil'in şu sözleridir:
"İngilizler Mısır'dan çekip giderken geride kavramlarını bıraktılar..."
Öyleyse kavramını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim!
