İmanı Gözden Geçirmek-2

Yazar: 
Zeki Soyak
Köşe: 
Cuma Sohbetleri

Değerli kardeşlerim, aziz kardeşlerim, İslamî hizmet yapan, İslamî tebliğ yapan; insanlara, gençlere İslam'ı anlatan kişilerin bu çalışmalarına mani olmak demek, İslam'a mani olmak demektir. Siz, böylesi çalışmalara yardımcı olmak bir tarafa bir de köstek oluyorsanız, destek olmuyor da önüne geçiyor, mani oluyorsanız, siz bu çocukların komünist olmasına, ateist olmasına, satanist olmasına yardımcı oluyorsunuz demektir.
Onun için böyle kötü işleri yapmaktan Allah Teâlâ’ya sığınalım. İyilere yardımcı olmuyorsak, destek olmuyorsak bile köstek olmayalım. Kaldı ki mümin gücünün yettiği kadar her hayır işte, her hayırlı hizmette bulunmak mecburiyetindedir. Hem bulunmaz hem de köstek olursak bunun vebalini düşünelim. İnsaf edelim. Tefekkür edelim. Ve toplumu İslamlaştırmak, yeniden İslamî hayata kavuşturmak, İslam’ın esaslarını öğrenmek için bir seferberlik yapalım. Kuran’ı insanımıza öğretelim.

Ne acı günlerde yaşıyoruz değerli müminler, aziz kardeşlerim. Hiçbir din mensubu kendi kitabından bigane kalamaz. Her hıristiyan İncil’ini bilir. Her yahudi Tevrat'ını bilir. Hatta bırakınız böyle semavî -bozulmuş- dinleri, bir sürü beşerî sistemlerin, ilâhî olmayan dinlerin mensupları bile kendi o uydurma kitaplarını biliyorlar. Bir müslüman nasıl kendi kitabını okuyamaz aziz kardeşim. Bu ne basiretsizlik, Allah korusun. Bir gencin, kitabını, Kur'an’ı okuması için bir hafta yetiyor. Azami bir ayda bir insan, bir genç kitabını okur. Şimdi imkânlar da var. Camilerde hoca efendiler veyahut da birçok mahallemizde insanlar Kur’an-ı Kerim’i okutacak durumda. Sadece gençlerimiz değil, yaşlılar da Kur’an’ını en asgaride yüzüne okumasını bilmeli ve namazını sahih bir şekilde kılabilmek için ezberlerinde en azından “Elem tera’dan aşağısı” ve bir de namaz duaları bulunmalıdır. Bu asgarisidir. Bunun ötesinde farz-ı ayn ilimler var. Namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur, zekât nasıl verilir, ibadet-taat nasıl yapılır? Bunları çok iyi bir şekilde bilmemiz lazım. Namaz kılmak nasıl bize farz-ı ayn ise namazın nasıl kılınacağını öğrenmek de farz-ı ayn’dır. Onun için buna dikkat edelim. Kendimizi kontrol edelim.
Bakınız Nisa suresi ayet 144’te Rabbimiz Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Sakın ha sakın, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin! Şayet böyle yaparsanız –müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirseniz- o zaman siz kendi aleyhinizde Allah’a apaçık bir delil vermiş olursunuz.”
Allah Teâlâ:
“Ancak müminler kardeştirler.” (Hucurat 10)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de:
"Müslüman müslümanın kardeşidir" buyuruyor.
Öyleyse biz kardeşlerimizle dost olmalıyız. Müminlerle dost olmalıyız. Böyle yapmazsak Allah’a, azab olunmamız için, çeşit çeşit bela ve musibetlerin üzerimize gelişi için apaçık bir delil vermiş oluruz. Ecdadımız ne güzel söylemiş: “Domuzdan post, gâvurdan dost olmaz.”
Bakınız güncel bir konu. Amerika reisicumhuru İslam düşmanı Bush ağzından kaçırdı, haçlı seferlerinden bahsediyor. Masum milyonların üzerine acımasız bombalar indirecek. Ateş yağdıracak gökten. Peki, bir müslüman olarak buna nasıl tavır almazsınız? Bunlarla nasıl dostluk kurarsınız? Bugün İslam âleminin çektiği bundan değil mi? Devletler olarak, cemaatler olarak, fertler olarak birbirimizle o kadar çekişiyor, o kadar uğraşıyoruz ki küçük ayrılıkları düşmanlık noktasına kadar getiriyoruz ve birbirimizle çekişirken düşmanlarımızla işbirliği yapıyoruz. Allah Teâlâ’ya aleyhimizde açık deliller veriyoruz. Ondan sonra da Rabbimizden yardım diliyoruz.
Bir Allah dostu, Allah şefaatine nail eylesin:
“İnsanlara şaşarım ki hep cehennemlik işler yapıyorlar da cennet bekliyorlar, cennet ümit ediyorlar” demişti.
Aziz kardeşlerim cehennemlik işler yapılarak cennet beklenilmez. Allah’ın gazabını celbeden kötülükler yapıp da Allah’ın rahmeti beklenmez. Bakınız, Ad kavmi Hud aleyhisselama hep isyan etti. Davetlerine karşı geldi ve nihayet Allah Teâlâ kara bulutlar içerisinde görülmemiş bir şekilde bir fırtına, bir azap gönderdi. Fakat o Ad kavmi, ülkelerini kara bulutlar sarmış olduğu halde, “bunlar yağmur bulutları” diye birbirlerini müjdeliyorlardı. Hâlbuki onlar yağmur bulutları değil azap bulutlarıydı. Hud aleyhisselam son defa ikaz etti:
“Ey kavmim! Bunlar yağmur bulutları değil, azap bulutlarıdır. Tevbe edin. İmana gelin kurtulun. Yoksa helak olacaksınız.”
Onlar inanmadılar. “Biz biliriz. Bunlar yağmur bulutları” dediler. Ad kavmi, Tefsir-i Hazin’in beyanına göre, uzun boylu, cüsseli, güçlü, kuvvetli, uzun ömürlü bir kavim. Cüsselerine baktılar. Boylarına poslarına baktılar. Zannettiler ki kendileri güçlü. Ve öyle diyorlardı Hud aleyhisselama: “Bizden başka güçlü kavim mi var? Görmüyor musun boyumuzu posumuzu. Tuttuğumuzu koparıyoruz.” Ama Allah, boyuna posuna bakmıyor insanın. Öyle bir fırtına çıktı ki o koca koca cüsseli adamlar yerle bir oldular.
Münafikun suresinde Allah Teâlâ:
“O münafıkların görkemli, gösterişli, alımlı bedenlerine, cezbedici konuşmalarına bakarsınız da hoşunuza gider. Sakın ha öyle yapmayın. Onlar duvara yaslanmış keresteler gibidir” (Münafikun 4) buyuruyor.
Evet, Ad kavmi de öyleydi. Ama Allah neye bakıyor. “Allah sizin suretlerinize, boyunuza, posunuza bakmaz.” Bu uzunmuş, bu kısaymış, bu ortaymış yok. Bu zenginmiş, bu fakirmiş yok. Bunlara bakmaz. Çünkü onu öyle yaratan bizzat Allah Teâlâ’dır. Ya neyinize bakar? “Kalbinize, amellerinize bakar.”
Kalbinizde iman coşkusu, Allah Teâlâ’nın, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin aşk ve muhabbeti var mı? Yoksa küfürle, şirkle, nifakla çeşit çeşit huylarla kirli mi kalbiniz? Allah’ı mı dost edinmişin, kâfirleri mi? Allah’tan yana mısın, şeytandan, kâfirden, nefsinden yana mısın? Amelleriniz Allah rızası için mi, değil mi? Veyahut da Allah’ın emrettiklerini mi yapıyorsunuz, nehyettiklerini mi? Ona bakar Rabbimiz.
Onun için aziz kardeşlerim, değerli müslümanlar!
Kimi dost edineceğimizi, kimi düşman edineceğimizi bilelim. Üç günlük dünyaya aldanıp da ahiretimizi mahvetmeyelim. Oradaki pişmanlık işe yaramıyor. Ancak burada pişman olursak, tevbe ve istiğfar edersek o zaman tevbemiz, istiğfarımız işe yarıyor. Kâfirleri, münafıkları, İslam düşmanlarını değil, Allah’ı razı etmeye çalışalım. Çünkü onlar asla razı olmazlar. Ta ki onların dinine dönmedikçe. Ayet-i kerimede öyle buyruluyor:
“Onların dinine dönmedikçe yahudi ve hıristiyanlar asla senden razı olmaz.” (Bakara 120)
Dinlerine dönmedikçe, onlar gibi olmadıkça sizden razı olmazlar hatta dinlerine de dönseniz yine şüpheyle bakarlar. “Acaba bunlar niye böyle ki? Cidden mi bizim dinimize döndü? Yoksa bir ajan olarak mı döndü?” diye yine de şüphe ederler. Öyleyse müslümana yakışır tavır alalım. Müslümana yakışır davranalım. Müslümana yakışır yaşayalım. Dinimizden, tarihimizden, örfümüzden, âdetimizden tavizler vererek kâfirlere yaranmayalım. İslam düşmanlarına yaranmaya kalkmayalım. Yaranamazsınız, yaranamazsınız...
Değerli kardeşlerim, bakınız Allah Teâlâ ayet-i kerimede ne buyuruyor:
"Ey Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen!" (Secde 12)
İslam’a karşı yaşamış, müslümanları tahkir etmiş veya küfür içerisinde yaşamış olan insanlar ölüm geldiği, mezara konuldukları zaman baktılar ki çeşit çeşit azap var.
"Eyvah! Keşke filanı dost edinmeseydim. Keşke filana yaranmak için dinimden taviz vermeseydim. İnsanları razı edeceğim yerde Rabbimi razı etseydim. Eyvah! Ben şeytanın, nefsimin peşinde koşmasaydım” diye pişmanlık duyacak. Bu pişmanlık mezarda hemen öldükten sonra başlayacak. Mahşerdeki o dehşeti görünce bu pişmanlık daha da şiddetlenecek.
“Yarabbi! Beni geri çevir, hayata geri gönder. Yeniden ben dünyaya döneyim de şu yapamadıkları mı yapayım. İsyan, tuğyanlarımı bir daha asla hayatıma koymayayım. Sana itaat edeyim. Senin yolunda her türlü hizmeti yapayım” diyecek. Ama oradaki pişmanlık işe yaramayacak. Çünkü geriye dönüş yok. Burada aklımızı başımıza almamız lazım. Burada tevbe ve istiğfar etmemiz lazım. Burada Rabbimize yönelmemiz lazım ki yaptıklarımızdan pişmanlık duymamızın bir faydası olsun.
Rabbimiz Teâlâ bizi affeylesin, mağfiret eylesin. Rabbimiz Teâlâ bizleri lütfuyla, ihsanıyla, ikramıyla müslüman olarak yaşatsın, son nefesimize kadar. Son nefesimizde kemal-i iman ile müslüman olarak ölmek nasip eylesin ve yarın o kıyametin, mahşerin dehşetli anında, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selemin, âlemlerin efendisi, canımız cananımız Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin livaü'l-hamd adlı sancağı altında haşreylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Bizi bize, bizi nefsimize bırakmasın. Nefsimizin şerrinden, şeytanın şerrinden, şerirlerin şerrinden, hasidlerin hasedinden, münafıkların nifakından, kâfirlerin küfründen, her türlü kötülüklerden muhafaza buyursun. Ahir akıbetimizi hayreylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref kılsın.
Âmin…