İki Kalp Bir Karakter

Yazar: 
Muhammed B. Ayaz
Köşe: 
Deneme

İnsan davranışlarını normal ve anormal olarak sınıflandıran psikoloji biliminin, ruh sağlığı hakkında yetersizliği bilinmektedir. Davranışı, bir beden hastalığı gibi ele alarak adlandırmak ve ilaçla tedavi etmeye çalışmak, bir akıl yürütmekten öteye geçmemiştir.
Çünkü yaratılış donanımı, rastlantı olarak kabul edilip insan bir makine gibi incelenmiştir.
Zengin bir fıtrat donanımı ile insanı tanımlayan İslam, yönelişlerin merkezi olarak “kalbe” işaret eder. Fıtrata uygun ya da ters düşecek yönelişin “kalpten” sadır olduğunu Kur’an’dan öğreniyoruz:
“Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır.” (Ahzab 4)

Bu ayeti Seyyid Kutub, şöyle açıklıyor:
“Bir insanın herhangi bir söz söylerken, herhangi bir harekette bulunurken veya bir şeye niyetlenirken ya da bir şey hakkında düşünürken bir inanca göre davranmaması, bu inanç sisteminin gereklerine uymaması söz konusu olamaz... Bir kalp iki İlâha birden kulluk yapamaz, iki efendiye birden hizmet edemez. Aynı anda iki yolu izleyemez iki mercie yönelemez. Böyle bir şey yapmaya kalkıştığı an duygu, düşünce ve davranış olarak paramparça bir görünüm sergiler, kendisi ile çelişir, et ve kemik yığınına dönüşür.”
Davranışlarımızın İslamî bir çerçevede; tutarsızlığa düşmeden seyretmesi kalbin Rahmana teslimiyetine delalet eder. Çünkü kişinin kırmızı ve yeşil çizgileri sarahaten belirgindir. Menfaatlerini ilkeleri uğruna terk edebilmektedir.
“Şimdi Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine 'süslü ve çekici gösterilmiş' ve kendi heva (istek ve tutku)larına uyan kimseler gibi midir?” (Ra’d 19)
Bu ayette Rabbimiz, kalbi körelerek heva ve şeytanın büyülü iğvasına gözünü dikenleri, Kendi fazlına muhatap olanlardan ayırıyor. Onların davranışı kalp merkezlidir. İçlerindeki tutku kalpten sadır olmuştur. Arızî değildir. Bu kalpte tutarsızlığın olması inanca mütealliktir; amelleri dışa dönüktür.
Kalbin değişebilir bir halde olması insanı sağlıklı çifte kişilik sahibi kılmaz. Bu marazi bir insan tipidir. Çünkü hevaperest ve riyakâr bir davranış, kalbi tutarsız hale getirmiştir. Kimi zaman yöneldiği inancı bu pranganın esaretinde kalmıştır.
İki insan tipi iki davranış modeli… Müslüman tipinde kişinin kalbi sıkıdır. Yani şirkten başlayıp şüphelerden sakınmaya kadar terakki sağlayanlar... Bununla birlikte tutarsızlık psikolojisi içinde sıkışmak mümkündür; kişinin teslim olduğu doğruları sımsıkı tutmak varken gaflet göstermesi onu kendisiyle çelişkiye düşürmektedir. Böylece tutarsızlığın ağında kendine hâkim oluncaya kadar çalkantılı bir seyir takip etmektedir. Ancak bu tutarsızlık arızîdir. Kalbin iktidarını sarsmamaktadır.
Aldanmış kalp, en iyi durumda laubalidir. Laubalilik terimi bir psikolojik hali açıklıyor; kalplerini aldanmaya karşı koruyamayanların dine yaltaklanması... Çünkü bu görüntüyü sergilemek hem toplumsal uyumu hem de menfaati celbetmektedir. Burada bir nüans ile münafıklıktan ayrılmaktadırlar. Münafık, dini düşmanlık ve menfaat için kullandığı halde, laubali tip düşmanlık beslemez ve Allah’a karşı yüzeysel bir korku taşır.
Kişi dünyevî bir konu hakkında, iki şey arasında çelişkiye düşebilir. Mesela meslek seçerken, uzun süre iç çatışma yaşayabilir. Bu önemli konudaki ikircikli tutumu kınanamaz. Çünkü geçerli sebeplerle yarı yarıya iki yönelişin arasındadır. Ancak dini hakkında apaçık hükümlerde hem müslümanlara hem de inkârcılara uyamaz. Mesela “müslümanım” dedikten sonra faiz yemek… iki kalpten biriyle İslam’a, ötekiyle şeytana uymak. Salim kalbi etkisiz kılmak... Ya da Rahmanı kalpten uzaklaştırmak... Bu halde kalpte şeytan iktidar olmuştur. Bundan sonraki dînî yönelişler tamamen görüntüden ibarettir. Çünkü kalbe dayanmamaktadır.
Kalbin Rahmanî ve süflî iki karakteri vardır. Bu bir dualite değildir. Çünkü ikisi bir anda hükmetmez. Dengede götürmek de mümkün değildir. Bu bir bakıma dünya ve ukba arasındaki yönelişin çekişmesidir:
Süflî bir yönelişe giren kalbin iki karakteri vardır; ya benliğine yenik düşen, nefsine zulmeden tip ya da ikiyüzlü (münafık) tip…
Rahmanî kalp iktidarına sahip olanların davranışları zaman zaman aksamış olsa da hayatları doğruluğun izdüşümü ile örülür. Allah’a müteveccih kalp de sevgi ağır basar. Böyle bir kalbi Allah, Rasulullah ve müminlerin sevgisi doldurur.
Ancak, müslüman olmak, ibadet etmek, sureten insanî bir kimliğe delalet ederken, kalp başka mecralara yelken açabilir. Mesela ileri derecede bir dünya sevgisi ile tûlü (uzun) emele saplanmış olabilir. İşte kalbin asıl yönelişi budur. İktidardaki kalpte budur. İnsanın kendini sergileme biçimi onun kalbinin doğrultusunu göstermemektedir. Bu arada kendisi hakkında iyi zanla hareket edebilmektedir.
Davranışlarımızın çelişkili olarak ortaya çıkması içteki çatışmayı haber verir. Çatışma münafık kalbinde yer almaz, o kararlıdır. Onda davranışa yansıyan ikili tutum bilinçlidir ve pişmanlık içermez.
Eğer çatışma pişmanlıkla birlikte varsa bu, suflî kalbi oradan çıkarma çabasıdır. Yani nefsi emmarenin sirayet ettiği kalbi arındırma mücadelesidir. Müslüman kalbidir.
Kalbin hayat akışında, etrafında döndüğü amillere baktığımızda, rotanın belirleyicisini de görürüz. Kendini tanımaya çalışanlar, kalplerindeki eğriliği, gayret ettikçe görebilirler. Her görme menzilinden sonra başka bir aşama çıkar. Ancak marazî kalpler kendilerini tanıma nimetini yitirmişlerdir.