İsrail'in Köktenci Terörünün Yol Haritası-3
Vahşete Hıristiyan ve Yahudi Çevrelerin Tepkisi Günümüzde, Siyonizm'e ve İsrail Devleti'nin Siyonist uygulamalarına yönelik eleştirileriyle bilinen düşünür ve yazarlar arasında, pek çok hıristiyan olduğu gibi, Yahudi dinine mensup, İsrail üniversitelerinde görev yapan akademisyenler de az da olsa bulunmaktadır. Kudüslü bir hıristiyan olan Edward Said, İsrail'in Filistin halkına karşı uyguladığı şiddeti eleştiren ve bölgeye barışın getirilmesinin ancak İsrail'in Siyonist ideolojiden vazgeçmesi ile mümkün olabileceğini savunan ünlü Ortadoğu (anti-oryantalist) uzmanlardandır.
Kendisi de bir Yahudi olan Noam Chomsky de, yazılarının ve kitaplarının büyük çoğunluğunda Siyonizm’i ve Siyonizm’e destek veren ülkelerin politikalarını, halihâzırda en fazla tenkit eden ve bu tenkitleri, başta ABD olmak üzere tüm dünyada ziyadesiyle yankı yapan yazarlardan biridir. Diğer yandan, Profesör Benny Morris, “Correcting A Mistake: Jews and Arabs in Palestine/Israel, 1936-1956” (Bir Hatayı Düzeltmek: Filistin/İsrail’de Araplar ve Yahudiler) adlı kitabında, şahitlerin ifadeleri ve gizli tutanaklarla Siyonist vahşeti detaylı bir şekilde ispatlamıştır.
2001 yılında ölen Israel Sh
ahak da, Siyonist uygulamaları eleştiren ünlü isimlerdendir. Shahak, “Jewish History, Jewish Religion and the Weight of Three Thousand Years” (Yahudi Tarihi, Yahudi Dini ve 3 Bin Yılın Ağırlığı) isimli kitabında, Siyonizm’in dünya için ne ölçüde bir tehdit unsuru olduğunu şöyle dile getirmiştir:
“İsrail, sadece kendisi ve komşuları için bir tehlike unsuru olarak kalmamakta; dünyadaki tüm yahudiler, Ortadoğu’da veya diğer bölgelerdeki tüm dünya ülkeleri ve milletleri için büyük bir tehlike içermektedir."
“İsrail’de en nefret edilen İsraillilerden” olduğunu söyleyen Ilan Pappe’nin, İsraillilerin Filistin halkına yapılan zulmü neden fark edemedikleri veya bigane kaldıklarıyla ilgili tesbitleri fevkalade düşündürücüdür:
“Bu aslında daha çocuk yuvalarında başlayan, yahudi kız ve erkeklerini bütün hayatları boyunca takip eden, çok uzun bir fikir aşılama sürecinin meyvesidir. Böylesine güçlü bir aşılama mekanizması ile inşa edilen bir fikri söküp atmanız çok zordur. İlkel, neredeyse henüz var olmamış ve düşman olan diğer insanlara karşı faşist bir bakış açısı kazandırır. O bir düşmandır ve ilkel olduğu, müslüman ve anti-semit olduğu için düşmandır; yoksa bizler onun topraklarını işgal ettiğimiz için değil.”
Son dönemde Ariel Şaron’un şiddet politikalarına en sert tepkiyi gösterenlerden biri de Genel Kurmay Başkanı Korgeneral Moşe Yalon’dur. Yalon, Şaron hükümetinin Filistinlilere matuf şiddet politikalarını ciddî bir şekilde tenkit etmekte ve bunun, “hayatları katlanılmaz hâle gelen” Filistinliler arasında İsrail’e yönelik nefret dalgasının daha fazla kabarmasına ve radikalleşmesine sebep olduğuna dikkat çekmektedir.
Aynı tehlikeye, İsrail’in liberal eğilimli gazetesi Haaretz, Theodor Herzl’in 100. ölüm yıldönümü dolayısıyla yayımladığı, 9 Temmuz 2004 tarihli başyazısında şöyle işaret etmiştir:
“Yahudi Devleti’nin yeni yorumu Filistinliler üzerinde, onların iradesine aykırı olarak egemenlik kuran bir ırk ayrımcısı devlet biçimine bürünecek olursa, Siyonizm’in 21. yüzyılda ayakta kalmasına imkân olmayacağını da korkmadan söyleyebiliriz. Bugün İsrail işgali altında yaşayan Filistinlilerin durumunun, 19. yüzyıl sonlarında Avrupa Yahudilerinin içinde bulunduğu ve Herzl’in çare aradığı durum kadar kötü olduğunu unutmamalıyız. Yahudi Devleti’nin geleceği, yanında ve içinde yaşayan Filistin milletinin geleceğine bağlıdır ve buna ahlâkî ve mantıkî çözüm, yaşanan gerçekliğin değiştirilmesinde yatıyor.”
Buraya kadar zikrini ettiğimiz gerçekleri, istisnaî bir vicdan ehli hakikatperest ve “onlardan birisi” olarak İsrailli muhalif yazar İsrael Şamir’in şu muhteşem itiraf tespitleri adeta taçlandırmaktadır:
“Yahudi ordumuz sivilleri öldürüyor, evleri yıkıyor, milyonları açlığa mahkûm ediyor ve Filistin köylerini ablukaya alıyor; işlediğimiz suçlar Çeçenistan ve Afganistan’daki Rus zulmünü, Vietnam’daki Amerikan zulmünü, Bosna’daki Sırp zulmünü geçti. Alman Nazilerinin sevmediğimiz yanı nedir; ırkçılıkları mı? Bizim ırkçılığımız daha az ve daha az zehirsiz değil! Biz ırkçılığa başkası öyle olduğunda karşıyız. Biz ölüm mangalarına ve gizli operasyonlara bize karşı yapıldığı sürece karşıyız. Kendi kâtillerimiz, yahudi özel kuvvetleri bizim övünç kaynağımız. Yahudi devleti, yasal olarak cinayet mangaları bulunduran, katliam politikası güden, Ortaçağ işkenceleri uygulayan dünyadaki tek yer.”
Terörü Körüklemede Evanjelik Yaklaşımın Etkisi
İsrail terörünü alevlendiren en önemli faktörlerin başında, Batının (bilhassa ABD) tipik çifte standart anlayışı ve Bush idaresindeki Washington yönetimine musallat olan “Evanjelik Köktencilik” gelmektedir. ABD’nin, İsrail’e karşı tarafsız ya da bigâne kalması, Bush’un müntesibi bulunduğu Evanjelist görüşten türediği; bunların İncil metinlerine istinaden “eleştirmeyen bir desteğin” İsrail’e sağlanmasını salık verdikleri bir vâkıâdır. Özellikle Reagan döneminden sonra, Protestanlığın Evanjelist kolu, İsrail’e ve Siyonizm’e tam bir destek vermeye başlamıştır.
Evanjelistlerin, Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne inmesini (ki bunu, yahudilerin Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine III. Süleyman tapınağını inşa etmesinin sağlayacağını düşünüyorlar) sözde hızlandırmak için İsrail’i, dinî yükümlülükleri gereği kayıtsız şartsız destekledikleri otoritelerce ifade edilmektedir. “Dispensationalism” denen bu teoriye göre, kutsal Filistin toprakları yahudilere Tanrı tarafından vaat edilmiştir ve Hz. İsa’nın dünyaya yeniden gelişi, yahudilerin bu topraklarda tam manasıyla güçlü bir devlet kurmalarından sonra vukû bulabilecektir.
Başka bir deyişle, hıristiyanların tarihin sonunda olacağına inandıkları “Armagedon Savaşı” (son kıyamet sahnesi), Filistin topraklarında gerçekleşecek ve “dünyanın merkezi” İsrail ve Yahudiler, bu savaşta mühim bir rol oynayacaktır. Öyle ki Reagan bunu, “Armagedon’u yaşayacak neslin biz olduğunu düşünüyorum.” sözüyle dile getirmiştir. Öte yandan Jimmy Carter ise, yahudilerin 1948’de İsrail Devleti’ni kurmasını “İncil’in bir kehâneti” olarak nitelendirmiştir. Bu yüzden, “İsrail hata yapmaz” fikri, Evanjelistler arasında kök salmıştır.
Özelde Filistinlilere, genelde de İslâm Âlemi’ne karşı oluşturulan bu köktendinci Siyonist ve Evanjelist ittifak, 11 Eylül sürecinde daha radikal bir kimliğe bürünmüştür. Güney Baptist Konvansiyonu’nun Etik ve Dînî Özgürlük Komisyonu Başkanı Richard Landi, yukarıdaki kanaatleri şöyle desteklemektedir:
“Evanjelistlerin desteği, vaat edilen topraklarla izah edilebilir. İncil’e göre Allah, bu toprakları ebediyen yahudilere vereceğini vaat etti. Onlara göre Allah, yahudileri kutsayanları kutsayacak, lanetleyenleri de lanetleyecek.”
Bugün Amerika’daki en yaygın fikir, İsrail’deki yahudilerin her gün yeni bir “11 Eylül” yaşadığı ve sürekli terörizm tehlikesi altında kaldığı; Filistinlilerin de “terörist” olduğudur. 11 Eylül’den sonra norm haline gelen bu inanç, Siyonistler tarafından bütün medya kuruluşlarında, akademik toplantılarda ve diplomatik görüşmelerde bir öcü olarak kullanılmakta ve bundan en çok da İsrail kârlı çıkmaktadır.
Müslümanların ve
İnsanlığın Ağır Mesuliyeti / Vebâli
Tüm dünyanın kahredici duyarsızlığı sayesinde Siyonist vahşet ve soykırım olanca şirretliğiyle maalesef rutinleşmiş ve kanıksanmış bir hâlde devam etmektedir. Dünya kamuoyu, Bosna ve Kosova’da patlak veren Sırp katliamına gösterdiği duyarlı ve caydırıcı tepkiyi, Filistin’de (ve şimdi de Lübnan’da) yıllardır süre giden İsrail barbarlığına karşı aynı ölçüde göstermekten imtinâ (etmektedir) etmemelidir. İslâm Dünyası’nın göbeğindeki bu zulüm ve fitne odağının etkisiz hâle getirilmesi müslümanların ve tüm medenî dünyanın insanlık ve boyun borcudur. Şaron ve hempalarının tıpkı Miloşeviç gibi savaş suçlusu sıfatıyla yargılanmaması; daha da mühimi Batı ve işbirlikçisi İsrail’e, tarihten bugüne irtikâp ettikleri katliamların hesabının sorulmaması insanlık âlemi için en âlâ bir kara leke ve ayıp olarak yeter de artar bile.
Şurası katî bir gerçek ki, Haçlılar ve Siyonistler, Kudüs’te, Filistin’de ve nihayet topyekûn Ortadoğu’da hep terör estirdiler, kan ve gözyaşına doymak bilmediler; o hâlde bölgenin aradığı ideal barış ve saâdeti, geçmişte olduğu gibi bugün de, yine İslâm’ın insancıl, âdil, müsâmahakâr ve kuşatıcı inanç ve yönetim anlayışı hakiki mânâda tesis edebilecektir. Bu hakikati, Sigrid Hunke de tasdik etmektedir:
“Kudüs, hıristiyanların elindeyken, etrafındaki bütün manastırlar ve kiliseler kabuklarına çekilmiş, pasif vaziyette varlık gösterirken; İslâm’ın idaresi altında bulundukları zaman ise, en mesut, dinamik ve rahat hayatlarını yaşıyorlardı.”
Dolayısıyla, “Yeni Dünya Düzen(sizliğ)i”nden türeme “Büyük Ortadoğu Projesi”; İsrail terörü (bunu alevlendiren Batının –ABD- çifte standart anlayışı) durdurulmadıkça ve kanayan yara Filistin Meselesi çözülmedikçe, daha önceki versiyonlarında görüldüğü gibi hep bir kuru laf ve aldatmaca olarak, bölgede barış ve istikrarı gerçekleştirmesi imkânsız hayalî tasarılar hanesine kaydedilmeyi hak edecektir. Ortadoğu’da barış daha uzunca bir süre seraptan ibaret kalacak; gittikçe şiddetlenen sürgit çatışma ve karmaşalara gebe kalmak mukadder olacaktır. İsrail ise, giriştiği kanlı eylemlerle, kendi varlığını baltalamaya ve sonunu hazırlamaya her geçen gün bir adım daha yaklaşmaktadır.
Ortadoğu’da barış ve istikrarın sağlanmasının önündeki en büyük engelin, yarım asrı aşkındır süre giden “İsrail terörü” olduğunu, aslında bazı üst düzey İsrailli yetkililer de dolaylı anlamda kabul ve itiraf etmektedir. Misâl olarak işte İsrail’in kurucusu ve ilk Başbakanı David Ben Gurion’un, 1967’deki “Altı Gün Savaşları” esnasında dönemin Savunma Bakanı Moshe Dayan’a söylediği sözler:
“Bu kadar kan döktüğümüz kum tanelerinin her birini elde tutabilmeyi çok arzu ederdim. Bu toprakları şimdiki sahiplerine iade etmek zorundayız; aksi takdirde biz Arap topraklarını işgale devam ettiğimiz sürece bizim kutsal topraklarımıza barış hiçbir zaman gelmeyecektir.”
Kaynakça: Konu hakkında daha ayrıntılı bilgi için bakınız: İsmail Çolak, Tarihin Gizem Dolu Sırları, İstanbul 2006, Akis Kitap; Çolak, Doğu-Batı Kavşağında Osmanlı, 2. Baskı, İstanbul 2006, Lamure Kitap.
