Dini Sünnetsiz Yaşama Çabaları
Sünnet denildiği zaman ilk aklımıza gelen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen söz, fiil ve takrirleri (Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin başkaları bir şey yapması karşısında ses çıkarmayıp onaylaması hali)dir.
Hadisçiler arasında kazanmış olduğu ıstılah manası ise, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme peygamberlik geldikten sonra O’nun, dînî veya gayri dînî söz, fiil ve takrirlerinin hepsini içine alır. Bu manalarıyla sünnet, hadisin de tarifini yapmış olmaktadır.1 Başka bir ifade ile Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin söz, fiil, takrir, yaratılış ve huy özelliği, hususi hayatı, sireti ile ilgili nakledilen şeylere hadis denir.
Sünnet, bazen de Sahabe-i kiramın ameline atfedilir. Hadis âlimlerinin çoğuna göre her iki kelimede eş anlamda kullanılmıştır. Bazı hadis âlimleri ise ikisini ayırmıştır. Buna göre: Hadis, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden nakledilen kavlî, fiilî ve takrirî şeylerdir. Sünnet ise: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin döneminden Sahabe-i kiramın son dönemine kadar dînî uygulamadaki keyfiyet olarak tarif edilmiştir.
Bu çerçevede sünnet, Ümmet-i Muhammed’in kimlik ve kişilik ölçüsü ve belirleyici özelliğidir. Allah Teâlâ’nın:
"Andolsun, Allah’ın Rasûlünde sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenler ve Allah’ı zikredenler için (uyulacak) en güzel bir örnek vardır." (Ahzab 21) buyruğu bunu açıkça ifade etmektedir.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem inananlar için hayatı kapsayan tüm alanlarda en güzel ve en mükemmel örnektir. Hz. Peygamber'in sünnetine uymadan ve onu model almadan Müslüman’ca bir hayat yaşayabilmek, böyle bir iddiada bulunmak bir anlamda Allah ve Rasûlüne rağmen, müslüman olmak ya da olunabileceğini savunmak demektir.
SÜNNETİN VAHİYLİĞİ VE
DİNDEKİ YERİ
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sözleri, fiilleri ve susması olan sünnet vahiydir. O kendi heva ve hevesinden hiçbir şey söylemez.
“O hevasından konuşmaz, onun konuşması kendisine vahyedilenden başkası değildir.” (Necm 3-4)
Ayette geçen "vahiy" kelimesi geneldir. Rasûlullah'ın konuştuğu Allah kelamı ve hadis-i şeriflerden ibarettir.
"De ki, ancak benim Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım." (A'raf 203)
O zaman Rasûl'ün ameli vahiydir. Çünkü vahiy’den başka bir şeye uymaz. Allah Teâlâ, Rasûlünün getirdiğine uymamızı ve yasakladıklarından vazgeçmemizi istemiştir.
"Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının." (Haşr 7)
Buradaki ifade genel olduğundan yalnız Kur’an’la tahsis edilmeyip, Kur'an'la beraber sünneti de kapsamaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Kim Rasûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa 80)
Peygamber'e itaat, Allah'a itaat sayılırsa, Peygamberin sözü ve ameli Allah'tan bir vahiy olur. Yoksa Allah Rasûlü kendi heva ve hevesinden konuşur veya aklına göre amel ederse, ona itaat Allah'a itaat olarak sayılmayacaktır. Kur’an-ı Kerimde:
"De ki; Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmran 31) buyrulmaktadır.
Bu ayet; Allah Rasûlünün sözlü olsun fiilî olsun bütün emirlerine uyun demektedir. Allah'ı sevmek, O'nun sevgisini kazanmak ve O'nun affına mazhar olmak, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve selleme uymakla gerçekleşir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Allah'ın vahyettiğine göre konuşur ve amel eder.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
selleme verilen açıklama görevleri:
1-Kur'an'ın mücmel manasını açıklar. Allah Teâlâ:
"Sana bu Kur'an'ı indirdik ki insanlara kendilerine indirileni açıklayasın." (Nahl 44) buyurmuştur.
Kur'an'da namazla ilgili ahkâm mücmel olarak geçmiş, Sünnet ise namazın keyfiyetini, rekât sayılarını, vakitlerini, şartlarını ve onu bozan veya bozmayan hususlarını açıklamıştır. Onun için, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi namaz kılınız."2 buyurmuştur. Hacc da3 başka ibadetler de aynı şekildedir.
2- Kur’an’ın genel lafızlarını tahsis eder (özelleştirir). "Allah size çocuklarınızın alacağı miras hakkında erkeğe kadının payının iki mislini tavsiye eder." (Nisa 11)
Burada, her babanın miras bıraktığı ve her çocuğun varis olduğu belirtiliyor. Fakat bu, genel lafızdır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Katil mirasçı olamaz."4 buyurarak babasını öldüren evladın ona vâris olamayacağını bildirmiş ayeti tahsis etmiştir.
3- Kur'an'ın bazı mutlak, kayıtsız ve şartsız hükümlerini takyit eder (sınırlandırır). Kur’an-ı Kerim’de; "Erkek ve kadın hırsızın ellerini kesin." (Maide 38) ifadesi mutlaktır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, el kesmek için sınırlandırmaları göstermiş; bunlardan, "Çeyrek dinardan fazla çalınırsa el kesilir." 5 buyurmuştur.
4- Kur'an'da aslı bulunan bazı müşkülleri açıklar ve hüküm belirtir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yeni bir şey söyler bunun aslı (temeli) Kur'an'da mevcuttur. Mesela; "Rasûlullah Hayber Günü'nde evcil eşeklerin etini, katırların etini, dişi kesici olan vahşi hayvanların etini ve tırnağı kesici olan kuşların etini haram kıldı." 6 buyuruyor. Bu haram kılınmış şeyler Kur'an'da geçmemiştir. Bunlar yeni teşri'lerdir. Ancak Kur'an'da bunların temeli bulunmaktadır. "O (Peygamber), onlara temiz olanı helal ve pis olanı haram kılar." (A'raf 157)
Bu ayet, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin, teşri edici yani Sünnet'in şeriatın bir kaynağı olduğuna dair bir delildir.
5- Kur'an'da geçmeyen başka konular hakkında hüküm verir.
Bunlardan, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir erkek, eşinin halasıyla veya eşinin teyzesiyle veya eşinin erkek kardeşinin veya kız kardeşinin kızlarıyla evlenemez diye bir yasaklık getirmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "...ve iki kız kardeşle birlikte nikâhlanmanız da size haram kılındı. Ancak daha önce yaptığınız evlilik müstesna." (Nisa 23)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği yasaklık Kur'an'da geçmiyordu. Vahyin emrine göre buna böyle hükmetti.
ÂHAD HABER DÜŞMANLIĞI
Haber, herhangi bir şey veya mesele ile ilgili olarak nakledilen bilgi anlamındadır; "hadîs" kelimesinin eş anlamı olarak kullanılır.
Râvî sayısı bakımından mütevâtir derecesine ulaşmamış hadîsler için kullanılan bir usûl-i hadîs ıstılahıdır. Bir haber, ilk kaynağından itibaren her nesilde yalan üzere birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir kalabalık tarafından rivayet edilmişse buna "mütevâtir haber" denir. Mütevâtir dışında kalan haber çeşitlerinin hepsine birden "âhâd haber" denir.
Âhâd haberler zan ve galip zan ifade ettikleri için küfür ve iman konusunda tek başına delil olmazlar. Ancak fıkhî ve ahlaki gibi konularda amel edilir.7
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen her rivayetin tevatür derecesine ulaşması mümkün değildir. Ona nisbet edilen her haberi tenkit süzgecinden geçirmeden kabul etmek ne kadar yanlış ise, râvîlerin hatası veya yanılma ihtimali var diye hadîsleri reddetmek de o derece yanlıştır. Bu gerekçe ile hadîsleri bütünüyle reddedenler sapıklığa hatta küfre düşerler. Bir çuvalda çürük bir patates var diye bütün çuval atılmaz, ayıklanır. Aynısını biz de yapmak zorundayız, çünkü aklen de bütün hadislerin uydurma olması mümkün değildir. Mütevatir hadislerin sayısı hakikaten azdır. İbn Salah mütevatire misal olarak yalnızca bir hadis gösterebileceğini, onun da "men kezebe aleyye..." “Kim benim söylemediğimi bana söyledi diye (nisbet ederse) söylerse cehennemde oturacağı yere hazırlansın”8 hadisi olduğunu söylemiştir. ‘Mütevatir sünnet’ kesinlikle bağlayıcıdır. Örneğin bizler ‘Kur’an’ın namazı bizlere emrettiğini bilmekteyiz ancak nasıl kılındığı ile ilgili ayrıntılı bir açıklamayı bulamamaktayız. Bize bu ayrıntılar konusunda örneklik edecek olan Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin ‘mütevatir sünnet’idir ki bu da bağlayıcıdır. Bunun bir örneği namazların rekâtları meselesidir. Kimse bu konuda kendi başına hareket edip ben sabah namazını üç rekât olarak kılacağım diyemeyecektir.
İmam-ı Beyhaki Delail kitabında şöyle rivayet eder:
"Eshab-ı kiramdan İmran bin Husayn radıyallahu anh, şefaatle ilgili bazı hadisler nakleder. Oradakilerden biri der ki:
- Siz hadisler bildiriyorsunuz, fakat biz bunlarla ilgili Kur’an’da bir şey bulamıyoruz.
İmran bin Husayn hazretleri buyurur ki:
- Sen Kur’an’ı okudun mu?
- Evet.
- Kur’an’da sabah namazının farzının iki, akşamınkinin üç, öğle, ikindi ve yatsının farzının ise dört rekat olduğuna rastladın mı?
- Hayır.
- Peki bunları kimden öğrendiniz? Bizden [Eshab-ı kiramdan] öğrenmediniz mi? Biz de Rasulullah’tan öğrenmedik mi? Peki Kur’an’da kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekât düştüğüne rastladın mı?
- Hayır.
- Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Rasulullah’tan öğrenmedik mi? Hac suresinde “Eski evi [Kâbe’yi] tavaf etsinler” âyetini okumadınız mı? Peki orada Kabe’yi yedi defa tavaf edin diye bir ifadeye rastladınız mı?
- Hayır.
- Allah Teâlâ’nın Kur’an’da şöyle buyurduğunu duymadınız mı? “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.” [Haşr 7]
Hz. İmran daha sonra buyurur ki:
- Sizin bilmediğiniz bizim Rasulullah’tan öğrendiğimiz daha çok şey vardır."
Kur’an’ı Kerim’de: “Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek, aranızdan bir rasul gönderdik.” (Bakara 151) buyrulması, dini sünnetsiz yaşamanın mümkün olmadığının bir ifadesidir.
İmam-ı Şarani diyor ki:
Üstadım Aliyyülhavas'dan duydum. Buyurdu:
“…Sünnet bize Kur'ân’daki icmalleri bildirmeseydi, âlimlerden hiçbiri, fıkıhtaki sular ve abdest bahislerindeki hükümleri çıkaramaz; sabah namazının farzının iki, öğle, ikindi ve yatsının farzlarının dört, akşam namazının farzının üç olduğunu, bilemezdi. Aynı şekilde hiçbir kimse kıbleye dönüldükte yapılan duada, iftitahta ne söyleneceğini bilemezdi. Tekbîrin nasıl olduğunu, rükû' ve sücut tesbihlerini, tadil-i erkânı, teşehhüde oturdukta ne okunacağını bilemezdi. Aynı şekilde bayram namazlarının nasıl kılınacağını, ay ve güneş tutulması namazlarını, cenaze, yağmur duası namazları gibi daha çok şeyleri kimse bilemezdi. Bunun gibi, zekâtın nisabını, orucun ve haccın şartlarını, alış veriş, nikâh, yaralama, kadılık ve fıkhın diğer bâblarının hüküm ve esaslarını bilen olmazdı.”
Beyhakî Sünen'inde Misafir namazı bölümünde, hazreti Ömer radıyallahu anhtan bildirir:
Hazret-i Ömer radıyallahu anha:
-Yolculukta namazın kasır edilmesi, yani dört rekâtlı farzları iki rekât olarak kılmaktan soruldu:
- Biz, aziz kitap da korku namazını buluyoruz, fakat seferî namazı bulamıyoruz, denildi. Sorana:
- Ey kardeşimin oğlu, Allah Teâlâ bize Muhammed aleyhisselâmı gönderdi. Biz bir şey bilmeyiz. Ancak biz, Rasûlullah’ın yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız. O, seferde, 4 rekâtlı farzları iki kılardı. Onu teşri' eden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir, buyurdu.
Ne kadar özlü ve güzel bir ikazdır ki dini sünnetsiz yaşama çabalarının beyhude olduğunu ve âhad habersiz dinin yaşanamayacağını ortaya koymuştur.
KUR’AN’LA YETİNME
ÇIĞIRTKANLIĞI
Sünnet, Kur’an’ın hayata dönüşmüş şeklidir, hayatî ve pratik olanla ilgilidir. Kur’an, kendisini değil Rasûlullah’ı örnek gösterir.
Sünnetin (hadisin) bu kadar öne çıkması Kur'an-ı Kerîm'in eksik ve yetersizliği anlamına gelmez. Vahyi alıp öğrenmede peygamberlerin aracılığına insanların nasıl ve ne ölçüde ihtiyacı varsa, Kur'an'ı anlamakta da Peygamber'in yorumuna yani sünnete öylece ihtiyaç vardır. Bunun dışındaki iddialar nasıl takdim edilirse edilsin, temelden yanlıştır. Bu tür iddia ve tavır Hz. Peygamber tarafından önceden teşhis ve teşhir edilmiştir:
"Bana Kur'ân ve Onunla beraber onun gibisi (Sünnet) verildi. Yakında karnı tok, koltuğuna yaslanmış birisi "Size bu Kur'ân yeter; onda neyi helal bulursanız, onu helal kabul ediniz, onda neyi haram bulursanız, onu da haram biliniz" diyecek. Şunu iyi biliniz ki, Allah Rasûlünün haram kıldığı da Allah'ın haram kıldığı gibidir." 9
"Size kendileri ne sarıldığınızda hiç sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum; Allah'ın Kitabı ve Nebî'sinin sünneti."10
"Benim emrettiğim veya nefyettiğim bir konu kendisine iletildiğinde, sakın sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış olarak, "biz onu bunu bilmeyiz, Allah'ın kitabında ne bulursak ona uyarız, işte o kadar" derken bulmayayım!". 11
Bu ikaz ışıkları ile Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem müslümanları uyarmaktadır. İslam ümmetinin kimlik ve kişiliğini dokuyan yorum, Kur’an’la birlikte Hz. Peygamber'in yorumu yani sünnetidir. Bu sebeple sünnet, İslam'ı anlama, kavrama ve yaşamada vazgeçilmez en doğru ölçü ve yorumdur. Hadislere yöneltilecek hiçbir tenkit, sünnetten uzak kalmayı haklı kılamaz.
Peygamberi veya sünnetini dışlamak ne İslam’a ne de müslümanlara fayda verir, aksine bunu yapanlar İslam’ı yıkmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüş olurlar. Misyonerler müslümanları Kur’an’dan uzaklaştıramayacaklarını anlayınca İslam’ın ikinci kaynağı Sünnetin temiz ırmağını bulandırmak için, onun bir bölümünü oluşturan hadislerde tereddütler oluşturma ve tahrif etme yoluna girmişlerdir. Bunun böyle olduğunu kendileri şu şekilde ifade etmişlerdir.
İngiliz istihbarat ajanı Hempher, “İslam’ı Nasıl Yok Edelim” isimli kitapta bir bölümde bakınız neler demektedir: “…Fıkıh kitapları saf dışı edilerek, dinin doğrudan Kur’an’dan öğrenilmesi için yönlendirme yapılacak. Sonra, müslümanları Kur’ân hakkında şüpheye düşürecek ve içinde noksanlık ve fazlalık bulunan tahrif edilmiş her dilde Kur’ân tercümeleri hazırlayıp, diyeceksiniz ki: “Kur’ân bozulmuş. Birbirini tutmuyor.” Aynı şekilde, hadisler hakkında da şüphe uyandırılacak. Ayrıca, Arap memleketleri dışında, ezan, namaz gibi ibadetlerin Arapça yapılmasını önleyeceksiniz…”
Kur'an ve Sünnet, bizim için düşünce ve siyaset kaynağıdır. Bu kaynaklarımızla düşünür ve hareket ederiz. Fikirlerimizi hep buradan alıp hayat sahasına indiririz. Kâfirler, Kur'an'la ve Sünnet'le savaşırken İslâm ümmetini vahiy ve sünnet bilincinden uzaklaşmış bir ümmet haline getirmek istiyorlar ki böylece, ona Kıyamet Günü'ne kadar hâkim olmayı düşlüyorlar. Bu düşlerini ebedîleştirmeyi umuyorlar. Onun için, Kur'an'ı ve Sünnet'i ortadan kaldırmak istiyorlar. Fakat Kur'an'la fazla uğraşmalarına rağmen müslümanların Kur'an'a güvenlerini sarsamıyorlar. Bu nedenle Sünnetle uğraşıyorlar, müslümanların buna güvenini sarsmak istiyorlar. Buna çok dikkat etmeli ve sünnet konusu iyi bir şekilde müslümanlara izah edilmelidir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yaşantısını ve hadislerini anlamadan Allah Teala’nın kitabı Kur’an’ı anlamak ve yaşamak mümkün olmadığına göre; Kitap’la sünneti cıvata ile somun gibi düşünmek gerekir. Nasıl cıvata tek başına bir işe yaramazsa, Kur’an da sünnetsiz anlaşılamaz ve tatbik edilemez.
İmam Malik radıyallahu anhın sünneti izahı:
"Sünnet Nuh'un gemisidir. Ona binen kurtulur, ondan geri kalan suda boğulur.”12
Kur’an-ı Kerimi en iyi anlayan ve yaşantıda model olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olduğuna göre; O’ndan daha ileri dindar bir kimse var mıdır? O’ndan daha muttaki, daha çok Allah’tan korkan kim vardır? O’ndan daha ilerde, daha muttaki ve daha çok Allah’tan korktuğuna inanmak tam bir sapıklık ve küfürdür. Başka bir ifade ile Peygamberi dışlayarak mümin olunamayacağı gibi, O’nun sünneti (hadisi) alınmadan da müslüman olunmaz.
Müslüman’ı Peygambere şartsız teslim olmaya çağıran Allah Teala:
“Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümlerden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65) buyurmuştur.
Hz. Ömer'in dile getirdiği teslimiyetle noktalayalım:
"Biz Rab olarak Allah'tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak da Muhammed'den memnun ve razı olduk." 13
Kaynakça:
1. Koçyiğit, Talat, Hadis Usulü, İlmi Yayınlar, Ank. s. 86
2. Buhari, Ezan 18, Edep 27; Darimi, Salat 42
3. "Haccın vaciplerini (menasikini) benden alınız." (Nesai, Menasik 27, 220)
4. Ebû Dâvud, Diyât,18; Tirmizî, Ferâiz, 17; Ahmed b. Hanbel, I, 49
5. Müslim, Hudûd 1; Tirmizi, Hudûd 16; Nesai, katu's-sarık 9,10; Ahmed, b. Hanbel, VI, 36.
6. Müslim, Sayd: 12; İbn Mâce, Zebaih: 13
7. Koçyiğit, Talat, a.g.e.
8. İmam-ı Suyuti, Miftahu’l-Cenne Fi’l-ihticac bi’s Sünne, Rağbet Yayınları, İst.
9. el-Hatîb et-Tebrizî, Mişkat, II, 57; bk. Ebu Davud, Sünen 5
10. Muvatta, Kader, 3
11. Tirmizi, Kitab’ül-İlim, Ebu Davut, Sünnet 5, İbni Mace, Mukaddime 2
12. Suyutî, "Miftahu'l-Cenne Fi'l-İ'tisam bi's-Sünne" Daru'n-Neşr, Medine, 1409, s. 76,
13. Buhari, ilim 26, Deavat 64, Fiten 15, İtisam 3; Müslim, İman 56, Tirmizi, İlim 10.
















