İmanın Muhafazası

Yazar: 
Cemil Usta
Köşe: 
Fıkıh

"İslam'ın nice hükümleri karşısında ehliyetli ve ehliyetsiz kişilerin konuştuğunu duyu yoruz. Mesela bir başörtüsü konusunda herkes bir şeyler söylüyor. Genel bir bilgi verirseniz seviniriz." Abdulhalik YÜCE - İSTANBUL
Gök ve yer ehlinin imanı ne artar ne eksilir. Gök ehlinden kasıt, meleklerle cinlerdir. Yer ehlinden maksat, peygamberlerle, veliler iyi ve kötü müminlerdir. İman, iman edilen şeyler açısından artmaz ve eksilmez. Zira tasdik, bu şekilde olmazsa zan ve tereddüt mertebesinde olur. Zan ise inanç makamından bir şey ifade etmez bu konuda Allah Teala şöyle buyuruyor.
“Zira zan gerçeği ifade etmez.” (Necm 28)

İman dil ile ikrar kalp ile tasdikten ibarettir. Yalnız başına ikrar iman olmaz, zira yalnız ikrar iman olsaydı bütün münafıkların mümin olmaları gerekirdi. Bilmek eğer iman olsaydı bütün ehli kitabın mümin olması gerekirdi. Allah Teala şöyle buyuruyor.
“Kendilerine kitap verdiklerimiz, öz oğullarını bildikleri gibi, hazreti peygamberi bilirler.” (Bakara 146)
İmanın kalpte istikrar bulması gerekir. Allah’ın haramları, helalleri, emir ve nehiylerinin de kalpte hiçbir şüphe olmadan tam bir teslimiyetle kabul edilmesi gerekir. Aksi halde “zamandır, şartlardı, günümüzde böyle olabilir” gibi sözlerle müminler şüphe ve tereddüde düşerler de imanlarına zarar verebilirler.
Helaller ve haramlar kıyamet gününe kadar geçerlidir. Peygamberimiz, “helal bellidir haram da bellidir bir de şüpheli olanlar vardır. Şüpheli olandan da sakının” buyuruyor. Hiçbir mümin helaller ve haramlar karşısında ne söz sahibidir ne de muhayyerdir. Hiçbir haramı helal, helali de haram sayamazlar. Sayarlarsa imandan mahrum olurlar. Böyle itikat edenlerin iman ve nikâhlarını tazelemeleri gerekir. Küfür üzere ısrarcı olurlarsa kâfir olarak ölürler ve cehennemde ebedî kalırlar(neuzübillah). Allah Teala ayet-i celilede şöyle buyuruyor:
“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65)
İman kuru bir sözden ibaret değildir. Gönülden bağlanmak, inanmak ve kabullenmektir. Hem Allah ve Rasulüne inandım deyip, hem de hükümlerine razı olmamak tipik münafıklık alametidir. “Şeriatın kestiği parmak acımaz” denilmiştir. Acımaz çünkü müminin kalbinde o acıyı unutturacak kadar büyük bir imanı vardır. İşte bu imanı muhafaza etmek gerekir.
Allah ve ahiret gününe iman eden o bahtiyar kişilerin sevgideki ölçüsünü şöyle beyan ediliyor:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavmi, Allah’a ve Peygamberine muhalefete kalkışan kimselerle sevişir halde bulamazsın. Velev ki o muhalifler babaları yahut oğulları veya kardeşleri, hısımları ve hemşireleri olsun. İşte Allah, böyle zalim kimseleri sevmeyen bir kavmin kalbine imanı yazmıştır ve kendilerini yüce katından bir rahmetle kuvvetlendirmiştir.” (Mücadele 22)
 İman bir bütündür. Hiçbir müminin inanılması gerekenlerin bir kısmını kabul bir kısmını red diye bir hakkı yoktur. Bir tek hükmü inkâr etmek bile kişiyi imandan mahrum eder. Kamil iman, bütün emir ve nehiylere severek inanmak ve Allah’ın hükümlerine tam olarak teslimiyetle mümkündür.
İman eden salih amel işleyenler halkın hayırlılarıdır. Cennet nimetleri onlara aittir. Cennette insanların hayallerinin üzerinde nimetler müminler için hazırlanmıştır. Allah müminlerden iman ve güzel amellerinden dolayı razıdır. Allah müminlerin velisidir. Allah Teala Allah yolunda ölenlerin gerçekten ölmeyeceklerini beyan ediyor. İşte böylesi müminlere müjdeler olsun.
Kâfirlere gelince:
“Ehli kitap ve müşriklerinden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.” (Beyyine 6)
“Kâfirler zalimdirler.” (Bakara 254)
Kâfirlerin kabri cehennem çukurlarından bir çukurdur. Allah küfürlerinden dolayı onları sevmez, kendilerinden razı olmaz. Cehennemde yanarlar, öyle ki bitme şekline gelirler, Allah Teâlâ derilerini tekrar eski haline getirir yanmaya devam ederler. Cehennemin bekçisi Malik’e, “sen bari bizim için dua et de Rabbimiz bizi öldürsün, bu azaba dayanamıyoruz” derler ama nafile. Zamanımızda din adına, dindarlık adına, İslam adına, “kâfirler ebedî yanmaz” diyenlere diyoruz ki “siz kendinizden emin misiniz ki kâfirlerin avukatlığını yapıyorsunuz.” Biz ise İslam adına diyoruz ki: “Ey kâfirler iman edin ve kurtulun!” Adı Ahmet, Mehmet olan bazı kişilere de deriz ki: “makam ve mevki adına din düşmanlığı yaparak imandan mahrum olmayınız! Kendi görüşünüzü Allah ve Rasulünün hükümleri önüne koyarak, dînî değerleri küçümseyerek imanınıza zarar vermeyin! Öldükten sonra pişmanlığın faydası yoktur. Ölüm geldiğinde yapılan tevbe de makbul değildir.”
 
BAŞÖRTÜSÜ
Kadının, yüzleri ve ellerinin dışında bütün bedeni avrettir. Ayaklarının avret olup olmamasında ihtilaf vardır. Fitne korkusu olursa el ve yüze de dikkat edilmesi, örtülmesi gerekir. İslam’da avretin manası şudur: “Örtülmesi farz olup, başkalarının bakması caiz olmayan uzuvlardır.”
İslam fıkhına göre cildin rengini gösterecek derecede ince olan bir elbise ile avret mahalli örtülmüş sayılmaz. Böyle bir elbise ile namaz da sahih olmaz. Kadının başı, saçı avrettir, kapanması gerekir. Aksini iddia edenler ya dini bilmiyorlar veya bile bile reddediyorlar. Derim ki, yanlıştan vazgeçin tevbe ve istiğfar edin. Allah Teala buyuruyor ki:
“Ey iman edenler iman edin!” (Nisa 136)
Sure-i Nur’un 31. ayetinde Allah Teala başörtüsü ile ilgili şöyle buyuruyor:
“Kadınlar namus ve iffetlerini esirgesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine (kadar) örtsünler!”
Peygamberimiz ise şöyle buyuruyor:
“Yabancı bir kadına şehvet nazarıyla bakan bir adamın gözüne kıyamet gününde kurşun akıtılır.”
Diğer bir hadis-i şerifte:
“Giyimli olmalarına rağmen çıplak gibi olan kadınları Allah lanetlemiştir” buyrulmuştur.
Bazı müslümanlar hem çeşitli haramları rahatlıkla işlemek, hem de günahkâr olmamak çaresini arıyorlar ise İslam’da böyle bir şey olmadığını bilsinler.
Allah Teala başka bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:
“Onlar, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. "Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz" derler. Bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isterler. İşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa 150- 151)
 
TAKVA ELBİSESİ
Takva kulun Rabbi ile kalpte buluşması, Cenab-ı Hakk’ın rızasını aramasıdır. Takva elbisesi Allah’ın razı olduğu bir elbisedir. Masiyet konusunda hiçbir kula itaat edilmez.
Ey hanım kardeşim, bugün size haramlar içerisinde bir hayat tarzı çizenlerin ne cennetleri ve ne de cehennemleri vardır. Allah’tan başka ilah yoktur. Biz de Allah’ın kullarıyız. Kul olduğumuzu unutmayalım. Allah ve Rasulüne muhalefet edenler, İslamî değerleri hiçe sayanlar için cehennem azabı pek şiddetlidir.
Allah’ım ümmet-i Muhammedi Kur’an’a mahkûm et. Âmin.