Eğitimde ''Model Şahsiyet'' Ve Battal Gazi-1
Milletler arasında korkunç boyutlarda rekabetin yaşandığı ve yaşanacağı bir devirde yaşıyoruz. Bu rekabette ön saflarda yer almak ancak yetişmekte olan nesillerin bilgi ve teknoloji çağının gereklerine uygun talim ve terbiyeye tâbi tutulmaları ile mümkün olur. Talim ve terbiye ıstılahları yerine günümüzde eğitim ve öğretim terimleri kullanılmaktadır.
Öğretim(talim) bilgi ve becerinin planlı bir şekilde kazandırılması süreci olarak tarif edilirken, eğitim (terbiye), öğretimi de kapsayacak şekilde ferdin bütün özelliklerinde bilgi, beceri, anlayış, tutum, tavır, davranış vb. değişiklik ve gelişme meydana getirme süreci olarak tanımlanmaktadır.
Dolayısıyla terbiyesiz bir talim(öğretim) milletlerin ufkunu aydınlatamaz. Bazen fertlere kazandırılan bilgi ve beceriler kendi milletleri aleyhine koz olarak kullanılabilmektedir. Özel muayenehanelerine gidip muayene olmadığından veya olamadığından hastahanelerde hastalarına kötü davranan doktorlar, malzemeden çalan mühendisler, çürük mal satan tüccar, terbiye(eğitim)siz talim (öğretim) için bir misal oluşturur.
Eğitim, ferdin özelliklerinde farklılaşma meydana getirme ameliyesi olduğuna göre, amacının ve hedeflerinin önceden belirlenmiş olması gerekir. Nasıl bir insan tipinin yetiştirileceğinin önceden bilinmesi icap eder.
Eğitim sürecinin sonucunda ulaşılmak istenen hedeflerin gerçekleşmesi, hedeflere uygun metot ve vasıtaların kullanılması daha fazla ehemmiyet arz eder. Bu bağlamda genel olarak fertlere millî mefkûre ve şuurun kazandırılmasında cemiyetin içinde yetişen kahramanların efsaneleşmiş şahsiyetlerinden faydalanılır.
Ferdin tutum, tavır, duygu ve davranış kazanmasında ve bilgi ile becerisini yerinde kullanabilme alışkanlığını kazanmasında “üstün”, kâmil”, “mümtaz” ve “kahraman” şahsiyetlerin önemli bir yer tuttuğunu özellikle sosyal öğrenmeciler ileri sürerler.
Sosyal öğrenmeci eğitimciler tarafından geliştirilen öğrenme teorilerinde “Model Şahsiyet” kavramı ön plana çıkar. Bu yaklaşımlara göre insanoğlunun bir “model şahsiyet”e ihtiyaç duyması, beşer ruhuna Cenab-ı Allah tarafından yerleştirilen bir tabiattan kaynaklanır ki, o da “taklittir”. Taklit, çocuğu, zayıfı ve bazen topyekûn halkı kâmil ve mümtaz bir insanı model edinmeye, örnek almaya teşvik eden, sevk eden bir duygudur. Taklit duygusu her fertte mevcuttur. Sosyal grupların hepsinde, askerlik hayatında erin komutanını taklit ettiği gibi grubu oluşturan fertlerin taklit edeceği, örnek alacağı “model şahsiyet”lere ihtiyaç bulunmaktadır.
“Model Şahsiyet”e duyulan ihtiyaç, insanı eğitmek için oluşturulan ve bir sosyal grup olan okullarda had safhaya ulaşır.
Cemiyet hayatı ilerleyip, gelişip ve karmaşıklaştıkça fertlerin “model şahsiyet”e olan ihtiyacı da artar. Bundan dolayıdır ki, İslam eğitim yöntemlerinde “örnek olma” ve “örnek edinme”nin kullanımı zirveye ulaşır. Çocuk anayı- babayı, öğrenci öğretmeni, çırak ustayı ve genel olarak müslüman peygamberini “model” alır1. Özellikle kişilik gelişiminin önemli aşamaları olan çocukluk ve erginlik dönemlerinde “model şahsiyet”e ve “kahramanlara” duyulan ihtiyaç en güçlü noktadadır2.
Sosyal öğrenme yaklaşımlarının ortaya çıkardığı gerçek, eğitimde “model şahsiyet”in kullanımı, eğitmede kullanılan yöntem ve vasıtaların en tesirlisi ve başarıya ulaştırmaya en yakın olanıdır3.
“Model şahsiyet”le insanı terbiye etme eğitim tarihimizde de önemli bir yer tutar. Özellikle tekke, zaviye, ribat, medrese, oda, dernek vs. eğitim kurumlarında “Battalnâme” ve “Saltuknâme”ler okunarak, okunan eserdeki efsanevî kahramanlar “model şahsiyet” olarak genç nesillere benimsetilmeye çalışılır. “Battalnâme” ve “Saltukname”lerde yer alan menkıbeler belirli sıra ve aralıklarla kendine mahsus töre ve saygı ile okunurdu4. Bu yaklaşım günümüzde de geçerli olan “tedriç” yöntemi, başka bir deyişle konunun basitten karmaşığa, kolaydan zora doğru öğretilmesidir.
Battalnâmelerdeki anlatımlara göre, efsanevî kahramanlar toplumda bulunması gereken meziyetlere sahip olup özellikle “bahadırlığı” temsil etmekte ve nitelikleriyle yetişecek fertlere “model şahsiyet” durumundadır.
Özellikle, İslam’ı din olarak benimsemiş olan kahramandaki “ya şehit ol ya gazi” parolası bahadır meziyetinin muharrik unsuru olduğu görülür. İslam’ın kabulünden sonra yaşama düsturu olarak “İla-yı Kelimetullah” benimsenmiş ve bu düstur müminleri kahramanlaştırarak cepheden cepheye koşturmuştur. İşte sırf Cenab-ı Allah’ın rızası için cepheden cepheye koşan ve fevkaladeliklerle hayatını sürdüren mücahit şahsiyetlerin hayatları etrafında menkıbe ve destan halkaları oluşmuş ve Battalnâmelerle Saltuknâmeler yazılmıştır.
İslam’ın cihad anlayışı etkisi altında gelişen menkıbe ve destanlardaki kahramanların bir tek gayeleri vardır. O da İla-yı Kelimetullah uğrunda cihaddır. Cihad, ferdin bütün imkânları ile inancı doğrultusundaki gayretini ifade eder. Dolayısıyla bu kahramanların cihadlarındaki amaç ve hedefler, dünyevî savaşlardan tamamen farklıdır.
Bu nedenle İla-yı Kelimetullah uğrundaki mücahedelerle ilgili gelişen menkıbe ve destanlarda, maddî kuvvetle manevî kuvvet birleşir, nusretullah biçiminde tecelli eder ve fertlere güç kaynağı olur.
Gerçekte, İslamî hayatta “gazilik” ve “şehitlik” erişilmesi istenilen en yüce mertebelerdir. Küffara karşı koymak her müminin mukaddes görevleri arasında yer alır. Bu inanç ve azimle mücahedeye başlayan kişiler psikolojik olarak çok güçlü olurlar.
Menkıbe ve destanlara konu olan şahsiyetlerin psikolojik olarak güçlü oldukları, bu yönleriyle yüceltildikleri ve “model” olarak takdim edildikleri görülmektedir.
Bilindiği üzere “model” alma yoluyla öğrenme bilhassa kişiliğin önemli boyutları olan tutum, tavır, alışkanlık vb. yönlerde daha fazla etkili olmaktadır5. Fert kimi sever, benimser ve hayranlık duyarsa onu kendine “model” ya da “kahraman” olarak seçer. Onun gibi olmaya ve davranmaya çalışır6.
Bireylerin hemen hemen her yaşta hayran oldukları, etkilendikleri, beğendikleri, üstün kabul ettikleri, hatta aynîleşmek istedikleri şahsiyetler vardır.
Bireylerin gönlünde üstün şahsiyetler belirli özellikleriyle temayüz ederler. Bireylerin kimliğinin oluşmasında ve oluşturulmasında temayüz etmiş “üstün şahsiyetler”in yeri ve önemi tartışılamaz. Eğitimciler gibi şairler de “üstün şahsiyet”leri gençliğin kimliğinin oluşturulmasında bir motif olarak kullanırlar. Naat, kaside ve benzer şiirleri yazanlarda bu durum açıkça görülür. Benzer şekilde, üstün özellikleriyle temayüz etmiş ve gemileri karadan yürüttürecek kadar kararlı, cesur, zeki ve kahraman olan Fatih Sultan Mehmet’i, şair A. Nihat Asya gençlere:
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek,
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek…
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek!
Yürü hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın
Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden…
Senin de destanını okuyalım ezberden…
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini!
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini!
Küçük görme, hor görme –delikanlım- kendini!
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın,
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
mısralarıyla model şahsiyet olarak takdim eder.
“Model Şahsiyet” ile bireyi eğitme anlayışı batı ülkeleri eğitiminde de bir yöntem olarak yer almış durumdadır. Zenginlerden alıp fakirlere dağıtan ve zulme uğrayanların yardımına davetsiz bir şekilde koştuğu kabul edilen Robin Hood tipi kişiler, gençlere efsanevî bir kahraman tarzında “model şahsiyet” olarak benimsetilmeye çalışılır.
















