Allah'ın Misafirleri (Mekke)

Köşe: 
Dua Ekseni

Ramazandan 4 gün önce, 2 saat 45 dakika uçak yolculuğu ile Mekke'ye 70 km uzaklıktaki, dünyanın sayılı havaalanlarından olan Cidde havaalanına ulaşıyoruz. Mekke'deki otelimiz, Mekke-Medine karayolu olan İbrahim el-Halil caddesi üzerinde Kâbe'ye 300 metre kadar mesafede.
Evden ihramlı olarak hareket ettiğimizden otele eşyalarımızı bırakıp, abdestlerimizi tazeleyip, bir an önce ihramdan çıkmak en önemlisi de "yoklamada" geldiğimizi, davete icabet ettiğimizi, "Davet Sahibi'ne" iletmek üzere Beytullah'ın yolunu tutuyoruz.
Türkiye'den sonbaharın tatlı serinliğiyle ayrılıyoruz.

Cidde'de uçaktan iner inmez, sımsıcak bir atmosfer vücudumuzu sarıp sarmalıyor. Heyecandan, mutluluktan, manevî ateşten olsa gerek, kalbimin kavrulduğunu, atışlarını sanki gırtlağımda hissediyorum.
Ateşli bir hastalık geçirirken insanın nasıl gözleri çakmak çakmak olup yanarsa, öyle bir alev sarıyor gözlerimi.
Tarif edemediğim ve içine yuvarlandığım coşku ummanından mıdır, gözlerime hücum eden alevden midir bilinmez görüş mesafem daralıyor, etrafımdaki cisimler bulanıklaşıyor.
Yanaklarımın ıslaklığını hissediyorum. Bilinçsizce sımsıkı kapattığım dudaklarımın aralanırsa, tutsak bir kuş gibi çırpınan kalbimin, daralan göğüs kafesimden kanatlanıp uçuvereceğini sanıyorum.
Otelimizle Kâbe arası yürüme 5 dk mesafede, 1 nolu kapısından hamdederek giriyorum. Kapıdaki dijital levhada sıcaklığın 41 derece olduğu gözüme ilişiyor. Daha sonra baktığımda gündüzlerin 39-45 derece, geceleri ise ısının, 33-37 derece arasında değiştiğini görüyorum.
Ramazan henüz başlamadığından, davetlilerin hepsi icabet etmemiş. "Allah'ın Ev'i" epey tenha sayılır.
Hacerü’l-Esved hizasında Rabbime elimi uzatıyorum;
"Rabbim! Sen çağırdın, lebbeyk dedim, buyruğun başım-gözüm üstüne. Davetini işittim, bana şükrederek, icabet etmek düştü. En büyük Sen’sin, tek büyük Sen’sin, Sen kendini övdüğün, tanıttığın gibisin. Sen’in adınla."
"Bismillahi Allahuekber!"
7 şavt bir tavaf. 7 nin sırrı ne ola acep? Arapçada  sınırsızlığı ifade eden tekrarlardan olduğunu biliyorum. 33, 700, 7000  gibi.
Kâbe’yi kalbimin tarafına alıp niyetleniyorum. Sonra da;
"Rabbim! Kolay kıl."
"Neyi kolay kılsın? 10 dk da bitecek tavafı mı? Hayır mı? Peki, neyi kolaylaştırmasını istiyorsun o zaman?"
"Rabbim! Bildiğim-bilmediğim ama senin bildiğin, hatamı, günahımı samimiyetle kabul ve itiraf ediyorum. Pişmanlığımı arz ediyorum. Geçmişteki tüm karaladığım, kirlettiğim ömür sayfalarımı yırtıp yerine elime tutuşturduğun bu tertemiz defteri, Sen'in istediğin, memnun olduğun şekilde selam yurdunda da "sağ elimle" almak üzere teslim alıyorum.
Bu antlaşma için uzattığın "eline" elimi uzatıyorum.
Verdiğim bu sözde durabilmek, yenilenen bu antlaşmaya tüm ruhumla, eylemlerimle, imanımla sadık kalabilmemi kolaylaştırmanı niyaz ediyorum."
"Çok zor ve ağır bir antlaşmanın altına imza attığının farkında mısın?"
"Evet. Kendi acizliğimin, kulluğumun farkında olduğum kadar, kolaylıklar, yollar göstermesini istediğim antlaşmanın diğer tarafı olan "Dostumun" azametinin, merhametinin, rahmetinin, affediciliğinin, terbiye ediciliğinin de farkındayım. Kendisine dayanıp, güvenen ve "kanatları" altına sığınanlara asla yüz çevirmez, ihmal etmez."
"O zaman en Emin'e emanetsin demektir"
"Evet. Bismillahi Allahûekber! "
Tavaftan sonra, atam İbrahim'in makamında, O'nu da şahit kılarak antlaşmanın imzasına geçiyorum.
Kıyama durup, "Dostumun" düşmanlarından safımı ayırıp, ilk rekâtta, sözleşmenin l. maddesi olan "Sizin dininiz size, benim dinim bana" satırlarını önce nefsime, sonrada tüm insanlara deklere ediyorum.
İkinci rekâtta ise,
Benim dinimin ilahı olan Allah; Ehad'dır, Samed'dir, doğmamıştır, doğurmamıştır, fani ve muhtaç bir yaratılmış değildir, siz ve ilahlarınızın da muhtaç olduğu ama kendisinin kimseye muhtaç olmadığı tek ve biricik Şanı Yüce Zat'tır.
Kısacık, satırlara yazılabilen ancak tüm yaşam tarzımı belirleyen, açık ve net bu iki maddelik antlaşmayla güçleniyor, zemzem çeşmelerine doğru yöneliyorum.
Zemzem suyun adı, su hayatın… Hayatsa, dirilişin, canlılığın... Rezzak olandan diriliş için gerekli rızkı isterken, körü körüne tevekkül ederek istemek olmaz.
Hacer misali Sa'y etmek şart. Sa'y'ının sonunda zemzeme ulaşmasan da koşmak, yorulmak lazım.
Zemzem, Makam-ı İbrahim'de yatırıp boğazlama noktasına getirdiğin İsmail'inin ayaklarıyla sunulacaktır. Endişen, şüphen olmasın.
"Bitti mi işin? "
"Hayır, yeni başlıyor. Az önceki sözleşmeye atılan imza idi. Şimdi icraata geçirmek, eyleme dönüştürme zamanı.
Allah'ın işaretlerinden olan Safa-Merve arasında ömrümün bundan sonra kalan kısmının cehd ve cihadının provası var. İnsanlar, Sa’y’larının karşılığını "zerre kadar eksik, zerre kadar fazla olmaksızın, Adil olandan alırlar."
"Anladım, yine mi kolaylaştırsın diyeceksin?"
"Elbette. İzni olmadan yaprak düşmez." Sa'y'ımın hayır ve rızası üzere olması için, yardım dileyip, eksiğini, kusurunu setredip, tamam sayması ve kabul etmesi için rahmetine, yardımına müracaat edeceğim.
Rabbim! Sa'y'ımdaki tüm zorlukları kolay kılan büyüklüğüne sığınarak Sen'in adınla başlarım.
"Bismillahi Allahûekber! "
Doğumumla başlayıp, ölümümle dünya Sa'y'ımın biteceği bir yolculuğa başlıyorum.
Merve, şükürle durup nefes almak için, noktalanan değil, virgül konulan bir durak. Bir müddet dinlendikten sonra yeni bir işle yorulmak üzere tekrar yeni baştan sa'y.
Sa'y'dan sonra zemzemle serinliyor, diriliyor, kalbimi duruluyorum.
….
Akşam namazını kılmak üzere, ezanın bitmesini bekliyoruz. O ara top atılışının sesleri kulaklarımızda yankılanıyor. Arap hanımlara gelen telefonlardan, hilalin göründüğünü, yarın ramazanın başladığının müjdesini alıyoruz. O gün ilk teravih namazını da kılıyoruz. Böylece Türkiye'den bir gün önce oruca başlayıp bir gün önce Kadir Gecesini idrak edeceğiz.
Türkiye'de bir yıl öncesinden ramazan da, bayram da belli.
Daha sonra ki günlerde yine hilale göre biz 30 gün, Türkiye'deki kardeşlerimiz 29 gün oruç tutup aynı gün bayramı kutluyoruz.
Ramazanla birlikte müminler akın akın emin belde olan Mekke'ye gelmeye başlıyor.
Hangisinin yüzüne baksam tanıdık geliyor. Bunlar yıllardır varlığını bildiğim, hasret olduğum ama yüzünü görmenin bu güne nasip olduğu, gözümden ırak, gönlüme yakın olan kardeşlerim. Aynı muhabbeti onların gözlerinde de görüyorum. Kavuşturan, buluşturan, kardeş kılan Rabbime hamdolsun!
….
Tavafta, okyanusa karışan dereler misali insan selinde "ben"liğimden arınıp, "Bir" olanda güç bulduğumu, hırçın engebeli yatağımdaki, tek başıma mücadelenin sona erdiğini, ummanda yok olmanın dinginliğini, sekinesini hissediyorum.
Nasıl ki dereler, tersine akmak istese de başarısız olur, Tavafta da ters istikamette yol almak isteyenin bu eylemi başarısız oluyor ve doğru istikamette ilerleyenler aralarına alıp, omuz verip, zorunlu olarak doğru istikamete yol alması sağlanıyor.
Hani, tökezleyip bir an yönünü, yolunu şaşıranların da doğru istikamette yol alan kardeşlerince, kendi haline terk edilmeyip, aralarına alıp, gerekirse zorla, ısrarla "Dosdoğru Yol" üzere yönünü çevirmelerinin gerekliliğini hatırlatırcasına.
Evet, tek olarak başlanan yolculuk, aynı davaya gönül vermiş, baş koymuş yoldaşlarla meşakkatli, yorucu ama bir o kadar da güven verici, güç katıcı, paylaşımcı, sadra şifa yolculuğa dönüşüyor.
….
Erkeklerin ilk üç şavtta yaptıkları "dosta güven verici, düşmana korku salıcı" çalımlı yürüyüşleri anlamlı. (Remel)
Peki ama bu ümmetin mücahitlerinin buradaki temsilcileri neden böyle hemen tamama yakını ak saçlı, aksakallı orta yaş ve üzeri?
"Ev Sahibi" sadece belli yaş grubunun üzerindeki bunları mı davet etti?
Yoksa gençlere de davetiye göndermesine rağmen;
"Daha gencim. Hele işimi, aşımı, eşimi, makamımı, evimi, arabamı, gençliğimi düşüneyim. Önümüzde uzun yıllar var. Dur hele, gideriz bakalım." deyip davetiyeyi bir kenara mı attılar acaba?
Belki de "gençlerin ilahı/ilahesinin" konserine gitmişlerdir.
Ya da çılgın partilerde, çılgınca eğleniyorlardır!
Kim bilir;  şu milyonluk tribünlerdeki "Goool!" seslerinin içinde kaybolup gidenler arasındadırlar.
En çok da benim ülkemi temsilen gelenler yüreğimi acıtıyor. Gençlerin sayısı derde deva denecek kadar az.
….
Kur'an ve Namaz ayı olan Ramazan'ın başlamasıyla;
Vakit namazlarına eklenen teravih namazlarıyla Kur'an'ı yaşama dâhil etme, namazın imanı ayakta tutması, orucun diriltip tüm uzuvlar ve ruha etkisi eylemlere de  yansıyıp etkisini gösteriyor hemen.
Sanki daha önce hiç Kur'an okumamış, hiç namaz kılmamış, hiç oruç tutmamışım.
Kısaca hiç Ramazan yaşamamışçasına bir duyguya sürükleniyorum.
2.5 saat süren teravih ve sonunda durulan kunutta bazen 25-30 dk’yı bulan dualar çok etkileyici.
Ama bu dualarda; Çeçenistan, Irak, İran, Ürdün, Filistin, Suriye, Somali, Doğu Türkistan, Tunus, Cezayir, Türkiye hatta hatta S.Arabistan'daki işlenen zulümlere maruz kalan mazlumlar neden yok?