Örtünmenin Mahremden Kopuşu

Yazar: 
Muhammed B. Ayaz
Köşe: 
Kapak

"Göster Allah'ım, bu millet kurtulur tek bir mu'cize. Gaib hazinenden bir utanmak hissi ver bize. Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük her yerde. Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde." M. Akif Ersoy
Türban adıyla ünlenen başörtüsü sorunu, müslüman kadının farizası noktasında tartışılıyor. Kamusal alandaki yasak nedeniyle inançlı halk çoğunluğu onu, bu refleksle savunuyor.
Ancak bu tartışmaları bir de, kadının örtünme sebebi olan mahremiyet noktasından yapmalı…
Bin küsur yıla yakın süreçten sonra, kadının toplumsal rolünün Batıdan etkilenmesi ile tesettür yeniden tanımlandı. Çağ mefhumu bu yenilikleri meşrulaştırma aracı olarak kullanıldı. Öylesine hızlı bir değişim yaşandı ki, dış mekân elbisesi kavramı da aşındı yakın zamana kadar. Gelinen durumda tesettür ve hicap kavramlarından çok, iyi görünme ve imaj daha etkili bir dil oldu giyim üzerinde... Dünyevî bir takım sebepler zaruret gibi görülerek, dinin emirleri Batılı tarzda değiştirildi. Mesela kadının başını açması, tüm tarih içinde son elli altmış yılda ortaya çıkmıştır.

Öncelikli tartışılması gereken nokta müslüman kadının toplumsal rolü ve mahremiyetler olmalı idi. Ancak yasağın acımasızlığı buna imkân vermedi. “Mahrem” kavramına dikkat çekmek bugün için sanki ağır bir konu gibi… Hâlbuki hicap (tesettür) kelime anlamı, müslüman kadının hissi olan mahcubiyeti esas alır. Yani dışarıda kadının tavrı, bilgisizlik ve anlayışsızlık içermeyen zarafet ve bütünlük eseri bir utanma duygusudur.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayâ imandandır” buyurmuştur. Hicab, hayâ ve iffet kavramlarını da gündeme getirmektedir. Öyle ki birer fazilet duygusu gibi algılansa da kadın doğasının süsleridir.
Sosyal yapı kadını erkek kadar donanımlı kılarak, sınırsız toplumsal rolü meşru görmektedir. Hâlbuki deneyimler toplumsal rolde kadının hususiyetlerini dikkate alarak belirlenmiş örnekler olduğunu gösteriyor. Ancak hak talebi için çıkan yüksek sesten dolayı özne durumundaki kadının, kendini kısmen sınırlayacak hassasiyetler kayboluyor. Bunu bir tür aidiyetten kopuş olarak, erkekleri de içine alan, çağın ifsatları olarak değerlendirmek gerekiyor.
Yaratılış özelliklerini terk etmek, günümüz kadınını mahremden koparacaktır. Eşit haklar verilen kadının kendisine ait fıtrî özelliklerini, Batılı hukuk ne kadar dikkate alabilir ki? Çalışma ortamları, okullar ve tüm kamusal alan kadının hususiyetleri hakkında bütüncül bir imkân sağlamıyor. Bu nedenle modern kadın gibi olmak isterken aidiyet tutarsızlığına düşülüyor.
Kadın toplumsal roller hakkında hükme dayalı geçmiş deneyimleri, “gelenek” olarak algıladığı için, moderni zımnen seçmiş oluyor. Ne var ki insanların çoğunlukla tarihsel arka plandan kopuk ve zamanın getirdikleri üzerinden değerlendirme yapma kolaycılığı yaygındır.
Prof. Dr. N.Göle, bu konuyu şöyle tespit ediyor:
“Kadının örtünmesi, İslamcıların gözünde yozlaşmanın önünde bir set, Batıcıların gözünde ise “asrîleşmenin” önünde bir engeldir. Kadının örtünmesi, mahrem alanı ve gizliliği dile getirir. Batı’ya yönelişin mihenk taşı, kadının görünürlük kazanması, mahrem alanı terk etmesi olmuştur.”
Bu tespitte kadının görünürlüğü modernite için mihenk taşı olarak ele alınmıştır Örtünmeyi mahremden çıkararak, Batılı tarzda kamusal alanda yer alma arzusu, “hicabı” zaafa uğratmıştır. Çünkü iki tarz-ı hayatın dışında, kadın için orta yollar icat etmek gelinen noktada, onun benlik değerini zedelemektedir.
Kadının dışarıda görünüm sorununun diğer halkalarına baktığımızda, beğenilme arzusuyla giyinen önemli bir kesim var. Niyetlerde çoğunlukla ahlaksızlık içermeyen bu açılıp saçılma, nevzuhur bir ifsat olayıdır. Bu sorunu dünden bugüne farklı kılan, müslüman kadının da son yarım yüzyılda bu özenti içinde olmasıdır. Modernitenin bu alandaki araçları medya üzerinden servis yapmaktadır.
Medya girişimcileri çoğunlukla Batı hayranı olduğu için, özenti süreci hızlı gerçekleşmiştir. Daha birkaç on yıl önce annesinin hicapla karşıladığı değeri, yeni nesil bîperva tüketmektedir. Sokak baskısı da artık yaşanmamaktadır. Toplumun her kesimi yeni hayat tarzını peşinen kabullenmiştir.
Kadının tesettürü, günümüzün yaygın din anlayışının etkisiyle, şekle indirgenmiştir. Özde hayâ duygusu ve mahrem duyarlılığı, her insan için ayna olacak bir etki sağlar. Batılılar kadının doğasına uygun ortamları ve gizliliği (mahrem) bilmedikleri için ona zulmediyorlar. Mahremin, hayânın, iffetin onu değerli kılan birer araç olduğunu da göremiyorlar. Her özelliğini görünür kılarak “bayağı” bir meta haline getiriyorlar.
Mevdudi bu konuda şöyle der:
“İnsandaki utanma ve hayâ duyguları tabiî ve fıtrîdir. Bunun ilk belirtisi, bir kişinin başka birisinin önünde mahrem yerleri açıldığında tabiî olarak duyduğu utanma hissidir. Kur'an bize bu utanma duygusunun ne uygarlığın gelişmesiyle insanda sonradan oluşabileceğini ne de bunun, şeytanın yandaşlarının ileri sürdüğü gibi insan tarafından kazanılabilen bir duygu olduğunu anlatır. Bu, yaratıldığı ta ilk günden beri insanda bulunan fitrî bir duygudur.”
Kadının bugünkü duruşunda üstleneceği toplumsal rol onun fıtrî referansları esas alınarak belirlenebilir. Bu referanslar olmadan toplum içinde yer alış fitne ve ifsadı celbedecektir.
Nur suresindeki Allah Teala’nın örtünme emrine, şimdi mahrem ölçüleriyle birlikte, tekrar bakalım:
“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.”