Günahın Cezası
Adam hocanın atına göz koymuştu. Hoca çok güzel ata binerdi. Hocanın biniciliği, atının alımlı çalımlı olarak özel bir tarzda yürüyüşü aslında herkesin dikkatini çekiyordu, ama bu atı çalmak kimsenin aklından geçmiyordu. Damarlarından hırsızlık kanı akan işte bu şahıs içine koydu: Bu atı muhakkak çalmayı planlıyordu. Fakat inançsız bir insan değildi. Günahların cezasız kalmayacağına imanı tamdı.
“Acaba at çalmanın cezası en erken ne zaman verilir? Boyunca ata binsem de cezasını çeksem.” diye düşünüyordu. Atın sahibi olan hocanın kapısını çaldı.
- Hocam, bir insan bir günah işlese onun cezasını ne zaman çeker? diyerek sorusunu sordu. Hoca Efendi:
- Evladım, bu konuda kesin bir şey yoktur. Kesin olan her günahın bir cezası olduğudur. Bazı suçların cezası hemen verilebiliyor, bazıları ahirete, cehenneme kalıyor. Ayrıca suçun çeşidine göre cezalar çok farklı olabiliyor. Cezaların maddî ve manevî oluşları da bahis konusudur. Bazı suçların cezalarının verilmediğini sanıyorsun. Sonra anlıyorsun ki hiç de öyle değil. Görünüşte bir şey yok, ama adam insanî duygu ve düşüncelerini kaybetmiş, mânen helak olmuştur.
Adamın daha fazla dinlemeye tahammülü yoktu.
- Hocam bana kestirme bir cevap ver. Ben bugün bir suç işlesem kaç gün sonra cezasını görürüm?
- Evladım, kesin söyleyemem dedim, ama bizim tecrübelerimizle sabit olan kırk gün sonra suçlu layık olduğu cezaya veya belaya çarpılır.
Adam, sevindi
- Hocam işte benim senden istediğim buydu, dedi. Hemen dışarıya fırladı.
Zaten Hoca da köyün uzağındaki tarlasına gitmek için acele ediyordu. Adam uygun bir yere saklandı ve hocayı beklemeye başladı. Hoca atıyla beraber ahırdan çıktı tarlasının yolunu tuttu. Adam hocaya görünmeden takip etti.
Hoca tarlaya vardı. Atını otlayabileceği şekilde bir ağaç köküne bağladı. Adam dikkatlice bakıyordu. Hocanın iyice işine daldığı bir zamanda yavaşça atın yanına vardı, atı bağlı olduğu yerden çözdüğü gibi üstüne atladı. Bu arada atın huysuzlanıp kişnemesi sebebiyle hoca ata doğru baktı. Ama adam daha hoca hamle yapmadan atı mahmuzladı ve köye ters istikamete doğru atı sürdü.
Hoca, adamın ardından şaşkınlıkla baka kaldı. Atın gitmesi çok problem değildi, nasıl olsa gelirdi de namaz vakti yaklaşıyordu. Namaza yetişemeyeceğinden endişelendi. Gözüyle de adamı takip ediyordu. Uzaktan adamın attan düştüğünü fark eder gibi oldu. Hemen koştu. Atın olduğu yere geldi. Sadık at yolun kenarında sanki sahibini beklemekteydi; sakince duruyordu. Ancak at hırsızı perişan bir durumdaydı. Bir kolu ile bir bacağı çaprazlamasına kırılmıştı. Kolunu bacağını oynatamıyor, feryat ediyordu. Hocayı yanı başında görünce, sanki bu başına gelenler onun suçuymuş gibi, öfkeyle:
- Hoca, beni bu hale getiren sensin sen! Sen suçun cezası genellikle kırk gün sonra çekilir demiştin, kırk dakika bile sürmedi dedi.
Hoca:
- Evladım, ben eminim ki bu, daha önce işlemiş olduğun bir suçun cezasıdır, ama yine de sana sahip çıkıp tedavi ettirmek bize düşer dedi.
Bu arada Hoca, halkın sorularını cevaplarken ifadelere çok duyarlı olmak gerektiğini de anladı. İhtimalli de olsa kırk gün sonra yerine daha genel bir ifade kullansa ve mesela:
“İnsan işlediği suçun cezasını o anda görebileceği gibi kırk dakika sonra da görebilir. Kırk gün sonraya tehir edilmesi de mümkündür. Ama ondan kurtuluş yoktur” dese belki kötü niyetli kişi kendisi için tehlikeli bir yola girmezdi.
Allah Teala pek çok ayet-i kerimede yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını ifade etmiştir:
“Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ve yanlış) hüküm veriyorlar!” (Ankebut 29/4)
“Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha üstün karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.” (Kasas 28/84)
“Kim bir kötülük işler yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur. Kim bir kötülük işlerse, kendi nefsine kötülük etmiş olur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.” (Nisa 4/110-111)
“Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir.” (İsra 17/7)
