Eğitimde ''Model Şahsiyet'' Ve Battal Gazi - 2
İnsan, iyi veya kötü her ne başaracaksa iki şeyi kullanarak başaracaktır; zamanını ve enerjisini. Bunları kullanabilmek için de sıhhat gerekir. Şu halde insan üç şeyin kıymetini bilmelidir: Sıhhat, enerji, zaman. Dünya ve ahiretimizin cennet olması, bu üçünün yerinde, sırasında ve usulünce değerlendirilmesine bağlıdır.
Âdem’in evlatları olarak, uzayıp-giden zamanların yolcusuyuz: Âlem-i ervah, dünya, berzah, mahşer, cennet, cehennem.
Şu anda zamanın dünya merhalesini yaşıyoruz. Dünya günlerinin şu veya bu şekilde yaşanması irademize havale edilmiştir. Zamanın değerlendirilmesi ve boşa harcanması, dünya günleriyle alakalıdır. Dünya ötesinde de, varlığımızı bir şekilde sürdüreceğiz ama bu, oranın şartlarına göre olacaktır.
Zaman akıp giden bir su, hayat dönüşü olmayan bir yolculuktur. Bilmediğimiz istikametlere doğru, kesintisiz akıp gitmek durumundayız. Hayatın yanlış yaşanmış kısımlarını yeniden doğru bir şekilde yaşamak üzere, geriye dönmek mümkün değildir. Yarın, vazifelerini de yanında getirecektir. Olan olmuş, geçen geçmiştir. Gösterge mecburî istikameti göstermektedir. Binaenaleyh hayatımızın her kararını doğru vermek zorundayız. Doğru kararlar doğru bilgilere ve doğru düşüncelere istinat ederler.
Doğru kararların doğru yaşanması… Kanaatimce, Kuran’ı Kerim’in “hidayet” dediği budur.
“Her anı, her günü o günün şartlarına göre yaşamak” diye bir meselemiz vardır. “Vaktin bizden istediğini iyi anlamak durumundayız. Zira vakitler muhteliftir. Vakit vardır, dua vaktidir. Vakit vardır, sükut vaktidir. (Vakit vardır, vura tuta çalışma vaktidir.) Vakte ait bilgi, insana yine vakit içinde verilir. Kul dua etmesine dair işaret alırsa dua etmeli, sükut etmesiyle ilgili işaret alırsa sükût etmesi uygun olur. Diğer durumlar da buna göredir. Yani kul, basiret nazarıyla vaktin neyi gerektirdiğini bilerek amel eder.” (Prof Dr. Kamil Yılmaz, Altınoluk Dergisi, Eylül 2002)
Zamanı değerlendirmeden her insan aynı şeyi anlamaz. Bu noktada iman ve imana müstenit bilgiler-duygular çok önemlidir. Sıradan bir insan, gününü gün etmekten başka bir şey düşünmezken, ciddi bir mümin dakikasının hesabını yapabilir. Hayata iman gözüyle bakıldığında işin rengi değişir, çok önemli şeyler gündeme gelebilir. Birisi bol parayı, şehveti-şöhreti öne alırken, diğeri niyeti, yapılan işin insanlık hayrına ne kazandırdığını önemseyebilir.
“Şöhret olmak için boşuna didinip durmuşum. Keşke, hayatın kolay elde edilir zevklerinden, olabildiğince fazla istifade edebilseydim.”
Bu sözler, Spenser’e aittir. Hayatının sonlarına doğru böyle düşünmüş, böyle söylemiştir.
Zamanı değerlendirmek, mesleğimizin, ana meşguliyetimizin hakkını vermekle başlar. Bu hak verilmiyorsa, değerlendirmeden hiç söz etmemek gerekir.
Mesleğin ifası, kul hakkıyla da, fazilet ve rezalet ile de alakalıdır. Kişi topluma, aldığı kadar veriyorsa bu adalet, fazla veriyorsa fazilet, eksik veriyorsa rezalet olur.
Mesleğimiz dışında, “hobi” dediğimiz meşguliyetler de önemlidir. İnsan mesleğinde yorulur ve geçici bir yılgınlık hisseder. Bu durum kişiyi, meşguliyetlerini değiştirmeye zorlar. Bu değişiklik hem yorgunluk ve yılgınlığı önler, hem de üretimin zevkli bir şekilde devamını sağlar. Söz gelimi yorgun bir kafa, pekâlâ tarla bahçe işlerinde çalıştırılarak dinlendirilebilir. Getirdiği saadet de işin promosyonudur.
“İleri ülkelerde zaman yetmez, geri ülkelerde geçmezmiş.”
El-Hak, doğrudur efendim. Zaman şuuruna sahip olmak bir kalite göstergesidir. İleriliği getiren de zaten bu kalitedir. Güzel yaşanmış zamanlar maddî ve manevî bereketler getirdiği gibi boşa harcanan zamanlar da bunalım ve seyahatler getirecektir.
Müslüman duyarlılığı ile yaklaştığımızda her işin bir zamanı her zamanın da bir işi olduğu görülecektir. Her iş kendine ayrılan zamanda başlayacak ve bitecektir. Düşünelim ki tufan başladığında Nuh’un gemisi bitmemiş olsaydı durum neye varırdı. Malumdur ki ölüme giden ağlar, düğüne giden oynar. Soğumamış mezarlar üzerine ziyaret sofrası kurulmaz. İçinde bulunduğumuz şartlara uygun düşen neyse anın vacibi odur. Her zamanın bir işi vardır derken kastedilen budur. Ölüm evinde oynamak bir garabettir
İşe giderken, gerçekleştirilebilecek güzellikler başka, işte başka, işten sonra başkadır. Öğretmenin güzellikleri başka, esnafın başka, işçinin başkadır.
İşe giderken bile Allah’ın rızasını en fazla celbedecek meşguliyetler gündemimizdeyse böyle bir gidiş çok güzel bir gidiştir. Bu, imanımıza, ruhsal zenginliğimize, saadetimize, nice güzellikler kazandıracaktır.
Çocukluğumuzda köyümüzde İbrahim Çavuş diye bir ağa vardı. Pek çok meziyetleri yanında bir üstünlüğü de şuydu: İşe giderken bağıra bağıra ya Yasin okurdu ya da mevlit. Pazardan gelirken mutlaka hayvanına odun sarar da gelirdi.
Günlük hayatımızda insanlar arasında nice diyaloglar gerçekleşir; bu diyaloglarda azmi ve şevki artırıcı, uyku açıcı, imanı geliştirici, sözler söylenmelidir. Bir güzel sözden, bir isabetli tespitten ne çıkar dememeli. Damlaya damlaya göl, birer birer bin olacaktır. Her bir damla yakın ve uzak vadede tesirli olabilir. Tohum toprağa, yağmur arza düştüyse, muhtemeldir ki güneşini, havasını bulur da yeşerir ve boy atar.
Her isabetli ve güzel söz bir ikramdır. Kafalara ve gönüllere ikram! İkramın büyüğünden küçüğünden ziyade, zamanlaması, sunuluş tarzı, hepsinden öteye de sunuluş niyeti önemlidir.
Peygamber efendimiz hizmetçi isteyen kızına hizmetçi vermedi ama bir tavsiyede bulundu: “Yatağa girdiğinizde otuz üçer defa sübhanallah, elhamdülillah, Allahuekber” deyiniz.
Bu hem ruhsal bir gıda, hem zamanı ihya, hem de Allah rızasına vesiledir.
Bugün yolculuklarda teybe sürülen kasetin muhtevası ve kalitesi, hem şoför hem de yolcular açısından önemlidir. Güzel seçilmiş bir musiki de Allaha ulaşma ümidi ve alıp götüren bir özellik vardır. Güftede geçen sözler kulağımızdan girerek beynimizi de kalbimizi de programlamaktadır.
Ayrıca yolculuklarda başarabilenler, kitap, dergi vb. okurlarsa bu değerlendirilmiş bir yolculuk olur. Bu, bilhassa sık sık gidilip gelinen yollar için böyledir. İlk defa gidilip gelinen yollarda güzergâhı temaşa ve tefekkür güzel bir meşguliyet, daimî bir zikirdir. Bütün bunlardan sarf-ı nazar, yolun bitmesini beklemek, sıkıntıdan başka bir şey değildir.
Bir hususa daha işaret etmemiz gerekiyor:
Allah rızasının çok yoğun olduğu işi gerçekleştirmek mümkünken daha az yoğun bir meşguliyetin içinde olmak da bir nevi aldanmaktır. Ehem mühim sırasını başaramamaktır. Olunması gereken yerde olamamaktır. Sayılı günlerin sular seller gibi boşa akıp gitmesi kadar getirisi az meşguliyetlere sarf edilmesi de, ânın vacibi dururken ânın mendubuyla harcanıp gitmesi de rıza-yı ilâhîye uygun bir iş değildir.
Zamanı en değerli ameller için sarf etmek lazımdır. Bir zamanda birden fazla yapılacak iş olabilir. İnsan en çok yüz güldürecek olanı tercih etmelidir. Aksi takdirde bir nevi oyalanma batağına düşülecektir.
Zamanımızda en mühim iş Allah’ın dinini sevdirme, Kitabullah ile ibadullahı buluşturma gayretleridir diye düşünüyorum. İnsanların çoğunu sürükleyip götüren küfrün şartlarına direnmek, sağlam bir kulpa tutunmakla mümkündür.
Velhâsıl ömür sermayesinin değerlendirilmesi başlı başına bir şuur, bir yetişmişlik, bir teyakkuz (uyanık ve dikkatli olma) meselesidir. Her insan zamanını değerlendiremez. Evsafı buna yetmez. Dahası boş zaman dolayısıyla canı sıkılır. Dahası zamanını ve enerjisini günahlara harcar. İlerlemiş ülkelerde maalesef günah üretimi hatırı sayılır bir zaman tüketimine mal olmaktadır
Azizim, müminin vaktini lüzumsuz meşguliyetlerle geçirmemesi gerekir. Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmeyebilir. İnsan gözünü dört, gönlünü yüz dört açmalı, anın vacibine dört elle sarılmalıdır.
Zor bir günde hüsrana düşüp nedametler içinde kıvranmamak için Asr suresini yaşamalı, iman, amel, hak ve sabrın diriltici sularında hayat bulmalı, her dem yeniden doğmalıyız.
Bir emanetçi olduğumuz ölümlü dünyada, emanet edilen ömür sermayesini, bilerek ve şuurla kullananlara selam olsun.
















