Türkiye'de Anayasa Geleneğinin Özellikleri-4
E. 1961 Anayasası 27 Mayıs 1960'da darbeyi gerçekleştiren ordu, aynı gün idareyi, Org. Cemal Gürsel'in başkanlığında 38 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi (MBK)'ne devretti. Bu Komite'nin kontrolünde oluşturulan Kurucu Meclis ve bu Meclis'in oluşturduğu Anayasa Komisyonu, İstanbul ve Ankara'da yer alan üniversite hocalarından oluşan bilim kurullarının hazırladığı taslakları esas alarak yeni bir anayasa metni hazırladı.
Hazırlanan bu metin Kurucu Meclis tarafından kabul edildikten sonra, 9 Temmuz 1961’de halkoyuna sunularak yürürlüğe girdi.1
1961 Anayasası, daha çok, askerî ya da sivil kökenli bürokrasiden gelen aydınların ürünüdür. Amaç, bu tabakanın kendi özlemlerini ve değerlerini bu yeni anayasa ile gerçekleştirmek olmuştur.2
Anayasanın hazırlanmasında 1946 tarihli Fransız, 1947 tarihli İtalyan, 1949 tarihli Federal Almanya anayasalarından biçimsel olarak yararlanıldı.3 Yeni Anayasa şekil ve kapsam yönünden yeni özelliklere sahipti:4
1. 1961 Anayasası, bir tepki anayasasıdır. Bu tepki, 1950-1960 yılları arasında iktidarda bulunan DP uygulamalarına karşıdır. Tepki niteliğinin gereği olarak, tüm sorunları çözecek bir anayasa düşünülmüş, bu düşünce de teferruatlı ve uzun bir anayasa metni ortaya çıkarmıştır. Anayasa ile kurulan özgürlükçü demokratik düzenin, yine anayasa da ifadesini bulan kurum ve kurallar sistemiyle ayakta tutulabileceğine inanılmıştır.
2. 1961 Anayasası, egemenlik anlayışını değiştirmiştir. 1924 Anayasasının getirmiş olduğu meclis iradesi=millet iradesi anlayışı yerini, 1961 Anayasasında, “millet, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır” hükmüne bırakmıştır. Böylece meclis, egemenliği kullanan tek organ olmaktan çıkarılarak, anayasada gösterilen organlardan biri durumuna geldi. Egemenliğin kullanımında meclisin yetkileri sınırlanarak, meclis dışı kurumlar devreye sokuldu.5
3. 1961 Anayasası, parlamenter sisteme geçişi tamamladı. 1924 Anayasasının getirmiş olduğu meclis hükümeti sistemi ile parlamenter sistem arasındaki karma rejimi terk ederek parlamenter sisteme geçilmesini sağlamıştır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi getirildi; yasama, yürütme ve yargı arasında ayrılık oluşturuldu. Klasik parlamenter sistemin ilke ve ruhuna uygun olarak Meclisin hükümeti denetleme yolları kabul edildi, bağımsız ve sembolik yetki ve görevlerden fazla bir fonksiyonu olmayan Cumhurbaşkanlığı makamı oluşturuldu.6
MBK’nin görevleri, 1961 Anayasasının kabulü ve 15 Ekim 1961’de milletvekili genel seçimlerinin yapılıp meclisin açılmasıyla hukuken sona ermiş oldu. Fakat seçimlerden bekledikleri sonucu alamayan7 subaylar, siyasî çalışmalarına devam ediyorlardı. Askerler hükümetin mutlaka CHP tarafından kurulmasını istiyor ve bunun gerçekleşmemesi halinde iktidarı bırakmamaya niyetli görünüyorlardı.8
Askerlerin baskısıyla Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanı seçilmesi ve İnönü’nün başkanlığında bir CHP-AP koalisyonunun kurulması ile buhran belli bir dönem atlatıldı. Fakat ordunun siyasete müdahalesi tamamen önlenemedi. Subayların her birinin gönlünde, kendi fikirlerine göre devleti kurtarma düşüncesi yatıyordu.9 Genç subayların bu durumu ordu üst kademelerini bile endişelendiriyordu. Ordu içinde bozulan hiyerarşi, İnönü’nün de desteği ile tekrar kuruldu. Fevrî olarak darbe düşüncesinde olan subaylar elenerek az da olsa tasfiye edildiler. Ordu bundan sonra yeniden yapılandırılarak, emir-komuta zincirini bozacak girişimlere kesinlikle izin vermedi. Bu nedenle, gerek 12 Mart Muhtırası ve gerekse 12 Eylül darbesi tamamen emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleştirildi.10
27 Mayısçı subayların, siyasî sistemin işleyişi üzerindeki belirleyici konumları, 1965 genel seçimlerine kadar devam etse de, Türk siyasetinde 1961 Anayasası ile başlayan dönemin en önemli özelliği, siyasetin çoğulcu bir nitelik kazanması ve seçim sisteminin küçük gruplara temsil imkanı sağlaması oldu. Böylece meclis, farklı dünya görüşünü temsil eden partilere de kapılarını açtı. İlk olarak 1965 seçimlerinde, mecliste temsil edilme şansı kazanan değişik gruplar11, 12 Mart ve 12 Eylül rejimlerinin tüm engellemelerine rağmen çoğalıp çeşitlenerek, Türk siyasî hayatının ayrılmaz parçası oldular.12
Fakat 1961 Anayasasının sağlamış olduğu bu imkânlara rağmen, Türk siyasî hayatı, özellikle gençlik ve işçilerin ön plana çıktığı bu yeni katılma taleplerini karşılayacak kadar gelişmiş mekanizmalardan yoksundu. Neticede, koalisyon hükümetlerinin üstesinden gelememesinin de etkisiyle, gençlik hareketlerinin ve meclis dışı siyasî mücadelenin sabotaj, soygun ve cinayet boyutlarına ulaşması üzerine, 12 Mart 1971’de Genel Kurmay Başkanı ve ordu komutanlarının vermiş oldukları muhtıra ile AP hükümeti istifa etti ve çok partili siyasî hayat askıya alındı. Muhtıradan 1973 seçimlerine kadar, ülkeyi askerlerin denetimindeki sivil hükümetler yönetti. Bu dönemde siyasî rejim ordunun istediği biçimde yeniden düzenlendi ve devletin egemen ideolojik anlayışına zıt olan siyasî ve sivil örgütlere izin veren anayasa hükümlerinde kapsamlı değişiklikler yapıldı.13
12 Mart ara rejiminin baskı ve engellemelerine rağmen, siyaset dışına itilmeye çalışılan gruplar, kısa sürede tekrar siyasî hayatın dinamik güçleri haline geldiler. Cumhuriyetin başından beri yasaklanan çeşitli siyasî eğilimler, bu dönemde akla gelebilecek her türlü aracı kullanarak siyasî hayata katılmak ve devletin yönetiminde etkili olabilmek için meydana çıktılar. 1973 ve sonrasında yapılan seçimlerde, hiçbir partinin tek başına iktidara gelemeyeceği, oyların çok sayıda parti arasında bölündüğü, çok parçalı meclis tabloları ortaya çıktı. Dolayısıyla ülke koalisyon hükümetleri ile yönetilmek zorunda kaldı.
Koalisyon ortaklarının her birinin elde ettikleri bakanlıklarda kendi bağımsız hükümetini ilan ettiği bu dönemde, toplumsal huzursuzluk ve terör olayları yaygınlaştı. Bu durum, Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koymasını haklı gösterecek yeni bir ortam hazırlamıştı.14 Nitekim 12 Eylül 1980 tarihinde Silahlı Kuvvetler emir-komuta zinciri içinde yönetime el koydu.
Kaynakça:
1- “Katılımın %81 olduğu halkoylamasında geçerli oyların %61,5’iyle Anayasaya evet denildi. Bu halkoylamasından önceki dönemin olağanüstü koşulları dolayısıyla, anayasanın reddedilmesini isteyen görüşlerin tam bir açıklıkla ortaya konduğu söylenemez. Yeni kurulan partilerden AP, oyların “hayır’lı olması” gibi dolaylı anlatımlarla, anayasaya karşı çıktı.” (Soysal, 100 Soruda.., s. 70-71)
2- Soysal, 100 Soruda.., s. 11
3- Kemal Dal, Türk Esas Teşkilat Hukuku, Bilim Yay., Ankara-1986, s. 56
4- A.e., s. 59; Soysal, 100 Soruda.., s. 88-91; Aldıkaçtı, a.g.e., s. 173
5- “Egemenliği meclisle beraber kullanan bir denetim organı olarak Anayasa Mahkemesi kuruldu. Danıştay’ın yargı yetkisi güçlendirilerek yürütme sınırlandırıldı. Böylece, DP zihniyetini temsil edenler iktidara gelseler bile, ülke yönetimine 1950-60 dönemindeki gibi tek başlarına egemen olmalarını engelleyecek hükümlere yer verildi.” (Karatepe, a.g.e., s. 237); “Onu (iktidarı), bürokratik kadroca yüz yıldan beri oluşturulmuş olan özlemler dışına kaymaktan alıkoyucu bir takım engeller konmuştur: ilkelerin, kuralların ve kurumların sağladığı bir sınırlama bu.” (Soysal, Anayasa.., s. 221)
6- “1961 Anayasasının getirdiği devlet sistemini şöyle özetlemek mümkündü: güçlü bir yargı denetimiyle sınırlandırılmış klasik parlamenter sistem.” (A.e., s. 282)
7- “Seçimlerde CHP 173, DP’nin devamı Adalet Partisi (AP) 158, Yeni Türkiye Partisi (YTP) 65, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) 54 milletvekili aldı. Seçim sonuçlarına göre hiçbir parti tek başına hükümet kuracak çoğunluk sağlayamadı. CHP’nin oylarında 1957 seçimlerine göre gerileme olmuştu. Gerçi DP’nin mirasçısı AP de tek başına iktidar olmasına yetecek oyu alamamıştı. Fakat öteki mirasçı YTP ile beraber hükümeti kurabiliyordu.” (A.e., s. 232)
8- “21 Ekim’de Harp Akademisi’nde bir toplantı yapan 10 general ve 28 albay, aralarında bir belge imzalayarak, “iktidar milletin hakiki temsilcilerine verilmediği takdirde, siyasî partileri feshederek iktidarı fiilen ele alacaklarını” bildirdiler. Askerler “Milletin hakiki temsilcisi” ile Halk Partisi’ni kastediyorlardı. Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay’la yakın çevresinin ve CHP Başkanı İsmet İnönü’nün yeni bir askerî müdahaleye karşı olduklarını bildirmeleri üzerine, subaylar planlarını uygulamaya koyamadılar.” (A.e., s. 232-233)
9- “Albay Talat Aydemir ve arkadaşlarının iki kez darbe teşebbüsünde bulunmaları, İnönü’nün ordu üzerindeki manevî etkisi ile bastırıldı.” (A.e., s. 233)
10- A.e., s. 234
11- Bu seçimlerde oyların %53’ünü alan AP, 240 milletvekili çıkararak tek başına iktidara geldi. Oyların %29’unu alan CHP ise 134 milletvekili çıkarabildi. Darbeyle yıkılan DP, aradan geçen beş yıl sonra AP çatısı altında yeniden dirilmişti. Cumhuriyet döneminin ilk yasal sosyalist partisi olan Türkiye İşçi Partisi (TKP) de bu seçimlerde mecliste grup kurdu.
12- Karatepe, (a.g.e., s. 235)
13- A.e., s. 237; “1971 ve 1973’te yapılan değişiklikler, devletin temel niteliklerini ve ilkelerini, kalıplaşmış ve durgunlaşmış kurallarla korumak amacını güdüyordu. Asıl yapılmak istenen şey, Anayasadaki özgürlükler düzeninin ve özerk kuruluşlar mekanizmasının yeni dengeler aramak için değil, yerleşik düzeni korumak için kullanılmasını sağlamaktır.” (Soysal, 100 Soruda.., s. 123)
14- “Siyasî kriz dönemlerinde gücünü kaybeden ve buhranı çözmede yetersiz kalan iktidarlara itaat eğilimi zayıflamakta ve mevcut rejimin meşru görmediği siyasî grupların iktidardan pay isteme cesareti artmaktadır. Böyle durumlarda kendisini anayasal düzenin koruyucusu olarak gören silahlı kuvvetler, yasa dışı güçleri ortadan kaldırarak yasal düzeni yeniden kurmak için siyasî hayatın işleyişine müdahale etmektedir.” (A.e., s. 245 )
