Amel Defteri Ve Nefis Muhasebesi
Dünyâ diyerek geçme sakın, burdadır her şey
Mîzân ü sırât'ı mutlaka orda mı sandın
Cennet ü dûzah, gamm ü sürur, zulmet ile nûr
Yaptıklarının gölgesi, hâriçte mi sandın
Bilgin sana kıymet, talebin neyse osun sen
İnsanlığı sâde yiyip içmekte mi sandın
Hâlin ne ise müşteri sen oldun o hâle
Noksanı meğer adl-i ilâhîde mi sandın
“Her insanın amel kuşunu (defterini) boynuna yaftaladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız. Kitabını oku, bugün nefsin sana hesapçı olarak yeter, (deriz)” (İsra 17/13-14)
Kitap nedir? Neşir keyfiyeti nasıldır? Ameller o kitaba nasıl yazılmıştır. Bu kitap nasıl okunacaktır? O kitabı yazan kalem nasıl bir kalemdir? Ve yazılar nasıl bir mürekkeple yazılmaktadır? Bütün bunlar o kadar önemli değildir. Önemli olan vakanın bizzat kendisidir. Ortaya bir kitap konacaktır. Bu kitapta, bizim bütün bir hayat serüvenimiz bulunacaktır. Duyulduğunda bizi memnun ve mesrur edecek haberlerle, bizi mahcup edecek haberler, bir halita halinde bize takdim edilen bu kitapta mevcuttur.
“İşledikleri her şey kitaplarda mevcuttur. Küçük büyük hepsi satır satır (o kitapta) yazılmıştır.” (Kamer 54/52-53) ayetleri bu hakikati teyit etmektedir.
Herkes işlediğini, zerre zerre ahirette görecektir. Kur'an:
“Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.” (Zilzal 99/7-8) demektedir.
Amel defteri, irade hürriyetimiz olduğu, seçimlerimizden sorumlu olduğumuz anlamına gelir. Sorumlu olmayan öğrenciyi öğretmeni niye azarlasın, gücü olmayana neden yap densin! Amel defteri de nefsin terbiyesi demektir. Allah önce Âdem'e “bütün isimleri öğretmiş” (Bakara 2/31), sonra da onu ilâhî bir emirle, daha doğrusu yasak ile muhatap kılmıştır. Allah, adil olduğu için hem ilim, hem irade vermede cömert davranmıştır. İşte insanı öteki bütün varlıklardan ayıran özellik, onun bilen ve ahlaken sorumlu olan bir varlık olmasıdır. Hz. Âdem’in ilâhî emri yerine getirmede başarılı olmadığını biliyoruz. Fakat o, seçme hürriyetine sahip olduğunun şuurundaydı. Bunun için, “Rabbimiz nefsimize zulmettik” diye itirafta bulundu, gözyaşı döktü, günahına inledi.
İyilik de kötülük de yapıp ettiklerimizden doğar. Allah bana niçin arzu verdi, niçin düşman verdi, diyerek yakınıp durmayalım. Mücadele için düşmanın bulunması şarttır. Düşman olmadıkça cihad etmek muhaldir. Şehvet olmayınca, “ondan kaç” emrine uyman mümkün değildir. Bir şeye meylin ve isteğin yokken, onu yapmamak zaten sabır sayılmaz. İffet ve ismet, şehvet ve kudret varken olur. Heva ve heves olmasaydı, ondan nehiy de mümkün olmazdı.
Amellerin sonucunda iyi veya kötü bir hayat bizi beklemektedir. Amellerin neticesi, sebep olan amelden daha fazla şeyler ihtiva eder yani ücret, hizmetten daha fazla olur. İş zahmettir; ücret ise altındır, ihsandır. Bir rükû, bir secde, ahirette bir cennet meydana getirmektedir.
“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dane olmak üzere yedi başak veren bin danenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfu geniştir, O bilendir.” (Bakara 2/261).
Küfür ve günahla dolu defterin de cezasını buna kıyas edebiliriz. Mahşer günü, her gizli şey, meydana çıkar. Her suç, kendiliğinden insanı rezil eder. Elle ayak, dile gelir. Gündüz çalışan gece ücretini alır, ne ekersek onu biçeriz. Yapılanların yazıldığı amel defteri çocuğun gibidir, orada eteğini tutar, bırakmaz. Orada pişmanlık duymadan ömür defterini temiz tutmak, kirlendiyse tevbe ile temizlemek lazımdır. Nasuh tevbesi yapanların kötülükleri iyiliğe çevrilir.
Biri işe girmek, kabul görmek isterse hünerlerini sergiler, işi almak istemeyen bir şey yapmaz. Cenneti arzu eden de bu dünyada hünerini gösterir, kulluğunu mükemmel yapmaya çalışır ki Malikü’l-mülk tarafından kabul edilsin. Hayatının kaydedildiğine inanan mümin, ahirette cennet bahçelerine girme adayıdır. Yani yüce değerleri istiyor demektir. Her şeyin bir bedeli, fiyatı olduğu gibi ahiret mutluluğunun da bedeli bu dünyada kulluk edip, sıkıntılara katlanmaktır. Kılıç olması için demir dövülür, parmakta elmas yüzük olmak için elmas madeni yontulur, kirlenen halının da tozu dövüle dövüle alınır; o halde insanın ahiret için dünya sıkıntılarına katlanması gerekir. Sobaya odun olmak değil de evin baş köşesine mobilya olmak istiyorsan yaptığın ibadetlerin, çektiğin zorlukların sana zulüm değil, nimet olduğunu düşünmelisin. Nefse muhalefetle ahlakî yükseliş kazanma olacağından nefis bize hız kazandırır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“(Kıyamet gününde) hesaba çekilmeden (dünyada), kendi muhasebenizi yapın, (amelleriniz orada) tartılmadan önce siz onları tartın!”
Hazreti Ali radıyallahu anh:
“Çalışmadan (cennete) gireceğini sanan kimse boş ümide kapılmıştır. Yalnız kendi gayret ve çalışmasıyla cennete gireceğini zanneden de kendine çok güvenen kimsedir” buyuruyor. Hasan Basri hazretleri:
“Amelsiz cennete girmeyi istemek, günahlardan bir günahtır” buyurdu. Yine Hasan Basri buyuruyor:
“Hakikate ermenin alâmeti, karşılığını beklemeden yararlı işler yapmaya devam etmektir.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Akıllı insan, nefsini ıslah edip ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Ahmak da, nefsine uyup Allah Teâlâ'ya karşı boş yere ümit bağlayandır” diye buyurmuştur.
Amel defteri nefis terbiyesi, nefsin muhasebe edilmesi demektir. Tembel olan nefis eşeğine ibadet yükünü vurmamız, mücadele kazığına bağlamamız gerekir. Nefsi mana yönüne çevirmek kurtuluştur.
Cehennemin âlemleri yutmasına rağmen “daha yok mu?” demesi gibi nefs-i emmâre de bir ejderha gibi günaha, isyana, şehvete doymak bilmez. Yedi kapılı cehennem, yedi başlı ejderha gibi nefis; gurur, hırs, şehvet, haset, hasislik, hiddet ve şöhret gibi huylarla bizi cehennemde yakmak ister. Nefis donmuş bir ejderha gibi bazen ölmüş görünse de günah işleme imkânı eline geçtiğinde hemen canlanır. Bu nedenle insan, ölene kadar nefse muhalefet etmekle, onun sırtına ibadet yükünü vurmakla emrolunmuştur.
“Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle, cehennem de nefsin hoşlandığı şeylerle kuşatılmıştır” buyrulmuştur.
Cenab-ı Hak imtihan sırrı olarak her bir günaha nefis için bir lezzet koyduğu gibi, itaat ve ibadette dahi, nefse hoş gelmeyen sıkıntı ve zorluklar koymuştur. Ancak başlangıçtaki bu küçük sıkıntı ve meşakkatlerin ardından ruh ve kalbi huzura kavuşturacak rahatlık vardır. Nefis, yaratılışı icabı günahlara koşarken, sıkıntılara sabretmeyi gerektiren ibadetlerden daima kaçar. Günahlar, yasaklar, başlangıçtaki lezzetlerine karşılık, sonradan maddî ve manevî ızdırap getirirken; iman, itaat ve ibadette başlangıçta çekilen küçük sıkıntılara karşılık, rahatlık ve huzura vesile olur. İşte bundan dolayıdır ki, günahlarda bulunan lezzetler “zehirli bal” olarak ifade edilmiştir. Nefsimize hoş gelen, fakat ruh ve kalbimizin hoşlanmadığı fani güzelliklerin, peşinde olmamalıyız ki, Rabbimizin rızasına ve cennetine nail ve cehenneminden emin olalım.
Amel defteri; nefis terbiyesi ve nefse muhalefet etme şuurunda olma demektir. Bu nedenle nefis köpeği terbiye edilmiş olsa bile yine köpektir ve bir an olsun tasması gevşetilmemeli, hazla beslenerek azdırılmamalıdır.
Nefsinin kötülüğünden haberdar olmayan kişi omzunda yılan olduğunu bilmeyen adam gibidir. Damdaki bir kişi bunu görür ve haber verir, fakat gaflette ısrar edenler bu îkazlardan rahatsız olurlar. Yılan boyunlarını sokunca ise niye beni uyarmadınız diye feryât ederler. Peygamberler, âlimler ve Allah dostları da insanları cehenneme sürükleyen nefsin kötü huylarının zehrine karşı uyarmışlardır. O halde amelleri kontrolde, nefse muhalefette Allah’ın vahyini bize öğreten Peygamberimizin ikazlarına ve İslam’ı doğru öğrenmemize ve yaşamamıza rehber olan velilere ve âlimlere kulak verip, dediklerini yapmak kurtuluş yoludur.
Çâresizdir sürü, olmazsa hakîkî çobanı
Ruh görünmezse tutar meydanı nefsin yılanı
Amel defterini güzelliklerle doldurup, kötülüklerini silmenin yolu yine nefsin kendi kendisiyle kavgasına bağlıdır. Tıpkı kuyuda yansımasını görüp düşmanı zanneden aslanın sudaki aslanla savaşmak için kuyuya atlaması gibi nefsi, mücahede hileleri ile kuyuya atmak gerekir. Akıl çobanının gözetemediği sürüden koyun nefsi çalan şeytana da dikkat etmek gerekir.
Nefis fare gibi kırk yıl toplanan buğdayı çalarak ibadetten hâsıl olması beklenen iç huzuru çalmıştır: İnsan akıllı bir kedi gibi önce nefis faresinden kurtulmalı ki amel defteri ömrünün sonunda boş ve heba olmuş olarak karşısına çıkmasın. Kargaya benzeyen nefse uyduğunda cennet bahçesi yerine cehennem mezarlığına gidersin.
Dostların yanına eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmeye benzer. “Haydi, söyleyin kıyamet günü için, armağan olarak ne getirdiniz?” dendiğinde ne diyeceksiniz Yoksa ahiret günü ve hesap hakkında Kur’an’da söylenenleri boş bir vaat mi zannediyorsunuz! Kıyamet gününü, sorguyu, azap ve mükâfatı inkâr etmiyorsak, “Ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim (bilmiştim) zaten.” (Hâkka 69/19-20) diyorsak, Allah’ın huzuruna eli boş gitmek doğru olmaz. Yoksa “Keşke bana kitabım verilmeseydi.” “keşke anam beni doğurmasaydı!” der dururuz da bize bir faydası olmaz. Zira ahiret burada iken kazanılması gereken bir yerdir. Amel defteri kapandıktan sonra, denilip yapılacakların faydalı olması söz konusu değildir.
Defterini sağdan alanların sevinç ve süruru sonsuzdur.
“Hayır, ebrar (iyiler)in kitabı 'İlliyyun' (yüceler)dedir. Biliyor musun 'illiyyun' nedir? Yazılmış bir kitaptır. Onu ancak 'mukarreb' (Allah'a yakın) olanlar görürler.” (Mutaffifin 83/18-21)
Güzel güzeli çeker; “Temizler, temizlerindir” buyrulmuştur. Dünya hayatında diken tohumu eken kişi ahirette gül biçeceğini zannetmesin. “Ellerimizle yaptıklarımızın” karşımıza çıkacağı gün var. Dahası “düşüncelerinizden dahi mesulsünüz” uyarısı, günah işleme düşüncesinin bile günahı işlemeye cesaret verdiğinin, Allah’ın amellerimizi ve gönlümüzden geçenleri gördüğünü bile bile gösterilen bu cüretin günahı işlemeyi de davet edeceğinin uyarısıdır. “Ses çıkaran sen isen yankıya hayret etmek niye?” diyen Mevlana Celaleddin Rumi bu sırrı açıklar.
Öyle ise: Adım atarken dikkat gerek! El uzatırken ihtimam ister! Bakışınıza hedef seçerken titizlik lazımdır! Kulağınıza girecek sese, soluğa ne kadar dikkat edilse değer. Dudaklarınızdan dökülecek her söze, bir çekirdek atıyor gibi sonsuza fırlattığınız her kelimeye ne ölçüde hassasiyet gösterilse azdır! Konuştuğunuz şeylerin nereye gittiğini hesap edip öyle konuşmak lazımdır. Amellerinizin nerelerde ve kimler tarafından seyredileceğini düşünün ve yaptıklarınızı, yapacaklarınızı ona göre yapmalısınız! Seviyenize göre, kalbî meyillerinizden, hayallerinize ait gafletlerden dahi hesaba çekileceğiniz endişesini sinenizde daima bir kor gibi taşımalı ve latifelerinize, ona göre çeki düzen vermelisiniz!
Kanunî Sultan Süleyman’ın şu beyti ile yazımıza son noktayı koyalım:
Nefs hazzın ey Muhibbî vermegil hayvân sıfat,
Zabt-ı nefs et ârif ol âlemde insanlık budur!
















