Dili Muhafaza Etmek-2
Değerli müminler, dört özellik vardır ki bu özellikler ancak iman sahibi olan kişilerde bulunur. O özelliklerden birincisi susmak gereken yerde susmaktır. Susulacak yerde sükût etmek ibadetin başıdır.
İkincisi tevazudur. Mütevazı olmayan, ucbun ve kibrin o kahredici kıskacı altında ezilen insanlar asla ve asla kâmil bir mümin olamazlar. Kendimizde bize ait ne var ki bize ait zannettiğimiz şeyler için kibre, ucbe düşelim, kendimizi beğenelim, büyüklenelim? Her şey bizi yaratana ait değil mi? Mülkün sahibi Allah Teâlâ değil mi? Bizler bu mülkte, kendi vücut iklimimizde birçok emanetleri taşıyan fani bir varlık değil miyiz? Öyleyse neyimizi beğeniriz, neyimize ucub ederiz. Bize bir fazilet, bir kabiliyet, bir güzellik verilmişse o Rabbimizindir, Rabbimizdendir. Öyleyse ucub etmek, kibir etmekle değil Rabbimize şükretmekle mükellefiz.
Tevazu, Rasulullah aleyhissalatü vesselamın en büyük ahlakıdır. O ki, âlemler O’nun için yaratılmıştır. O ki, Allah’ın sevgilisi, dostu, habibidir. O ki, yaratılmışların içinde tek bir Zühre yıldızıdır, bir güneştir, bir aydır. Allah’la sidretü’l-müntehanın ötesinde kelam eden tek insandır. O tevazu ederse günah kirleri içerisinde boğulmuş, günah bataklığı içerisinde kirlenmiş bizler neyimize ucub ederiz, neyimize kibir ederiz?
Tasavvuf ahlakı öncelikle insana tevazuu öğretir. Tasavvufun meyvesi, Kur’an ve sünnetin meyvesi, İslam’ın meyvesi güzel ahlaktır. Güzel ahlakın zirvesinde ise tevazu vardır. Hilmiyyet vardır. Ucub ve kibir ise cehlin ve inkârın zehirli meyve veren zakkum ağacıdır. Çöllerde zehirli meyve bitiren Ebu Cehil karpuzu gibidir. İşte inkâr ve küfür ağacının meyvesi de ucub ve kibir yolu ile Allah’a itaatsizliktir. O’na imandan sarf-ı nazar etmektir.
Şeytan ucub etti, kendini beğendi, büyüklendi, haset etti ve Hz. Âdem aleyhisselama secde etmedi. Onun için de dergâh-ı izzetten kovuldu. Lanet halkası boynuna asıldı. Kıyamet sabahına kadar bütün müminlerin kalbinde lanetlenecektir. Ve o ebedî cehennemdedir. Şeytanın yolundan giderek ucub, kibir ve gururla Allah’ın nizamına baş kaldıranlar, Kur’an’a çağdışı diyenler, İslam’ın emirlerine, nehiylerine tavır koyanlar ve bunu da medenîlik adına, çağdaşlık adına yapan münkirler ve inkârcılar da aynı akıbete uğrayacaklardır. Onlar şeytanın kuludurlar, nefislerinin kuludurlar ve onunla haşrolunarak ebedî cehennemde kalacaklardır. Ta ki tövbe ederler, ta ki istiğfar ederler, ta ki hayattayken yaptıklarından pişmanlık duyarak Allah’a rücu edip iman ederlerse elbette ki Allah Rahmandır, rahimdir ve affedicidir. Ve onlar iyi bir kul olarak yaşarlarsa Allah’a vasıl olurlar.
Evet, ancak iman sahibinde olan birinci özellik susması gereken yerde susmak ve ikincisi tevazudur. Tevazu kulun en güzel ahlakıdır.
Üçüncüsü Allah’ı zikretmektir. O yüce kudret karşısında, o haliku zülcelal karşısında, Rezzak-ı âlem karşısında acziyetini, hiçliğini, faniliğini idrak ederek onu her an anmak ve:
“Nerede olursanız olun O (Allah) sizinle beraberdir” (Hadid 57/4)
“Biz insana şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)
Ayet-i kerimelerinin sırrına mahzar olarak ona göre bir edep takınmaktır. Nerede olursak olalım, açıkta, gizlide O bizimle beraberdir. Her zaman, her mekânda bizimle beraberdir, bize şah damarımızdan daha yakındır. İşte Allah’ı zikretmek, bu durumu her an iliklerimize kadar hissetmek ve her an bu his ve duygu ile yaşar hale gelmektir.
Allah Allah deyip de isyan ve tuğyan içinde olmak, Allah Allah deyip de nefsimizi ve şeytanı rehber edinmek zikir değildir. La İlahe İllallah deyip de kâfirlerin yaptığı işleri yapmak, “ben müslümanım” deyip de kâfir ve münafıklar gibi yaşamak, Allah’ı anmak ve zikretmek değildir. Allah’ı zikretmek tekraren ifade edeyim ki O’nu iliklerimize kadar hissederek her an, her saniye, her zaman, her yerde, her mekânda, açıkta, gizlide, kalabalıkta, bizimle olduğunu hissederek yaşamak, O’na O’nun istediği gibi bir kul olmak için çaba sarf etmektir.
Ve dördüncüsü şer yönü az olmak, günahı az olmaktır. Mümin günahı ancak bilmeyerek veya bir anlık gafletle yapar ve hemen ondan rücu eder, tövbe eder. Gözyaşlarıyla dergâh-ı izzete alın koyarak yakarır, yakınır, sevdalı bir gönülden, öyle bir haykırışla istiğfar eder ki, öyle bir pişmanlık duyar ki o tövbesi onu yıkar, temizler ve anasından yeni doğmuş gibi bir hâle getirir.
İşte müminin hali budur. Müminin yaşantısında inkâr olamaz. Müminin yaşantısında günah-ı kebair olamaz. Geçmişte olduysa tövbe istiğfar eder. Bir daha ona rücû edemez. Onun kalbinde kötülükler yer tutmaz. Onun zihninde hile, hud’a olmaz. Onun zihninde zulüm, baskı, terör olmaz. Onun kalbi bütün müminlere şefkatle çalkalanır. Şefkatle heyecanlanır, insanlara hizmet etmek heyecanını yaşar. Allah’a kulluk etme heyecanını yaşar. Yoksa müslümanlara tuzak kurmak için, genç yavruların okumaması için şeytanca tuzaklar hazırlamaz. Bu, müminin hali değildir.
Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam “Lüzumsuz, malayani, gereksiz, dünyaya da ukbaya da faydası olmayan sözleri terk etmek kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir” buyuruyor. Demek ki müslümanın güzelliği sözünün güzelliğiyle paraleldir.
Sözün güzelliği nedir? En güzel olanı ifade etmektir. En güzel olan nedir? Allah’ın kelamıdır, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kelamıdır veya Allah ve Rasûlünün kelamına denk düşen ona paralel olan, ona zıt düşmeyen sözlerdir. Bunun dışında her söz malayanidir. Malayaninin ötesinde kişiyi küfre, şirke götüren sözlerdir.
Değerli müminler söz deyip geçilmemelidir. Söz vardır insanı bir anda küfrün karanlığından, şirkin zulmetinden imanın aydınlığına kavuşturur. Söz vardır bir lahzada insanı cehennemin alevli ateşlerine, küfrün karanlıklarına, küfrün dehlizlerine iletir.
Hz. Ömer radıyallahu anh İslam’ın düşmanı iken kılıcını çekip Rasulullah’ı öldüreceğim diye yola çıkmışken ona hidayet yolda ulaştı. İman nuru ona yolda kavuştu. Ve o bir sözle, “La İlahe illallah” sözüyle o küfrün karanlığından, İslam’ın düşmanlığından kurtuldu. İmanın aydınlığına ve peygamber dostluğuna yüceldi. Allah dostluğuna yüceldi. Ebu Cehil ise inkârında inat etti, küfründe inat etti. Makamı, mevkii, malı mülkü ona ucub ve kibir verdi. Ve bu inadı, “ben atalarım dininden dönmem” diye İslam’a arka çevirmesi, yüz çevirmesi, İslam’a karşı gelmesi, küfründe inat etmesi o bir sözü söylememesi onu cehennem çukurlarına, dehlizlerine attı. Kıyamet sabahına kadar lanetle anılacak olan şeytanın en samimi takipçisi, en samimi kulu olarak lanetlenecek bir noktada kaldı.
İşte firavunlar, işte Nemrutlar, işte Karunlar aynı küfür yolunu seçtiler ve onlar da kıyamet sabahına kadar lanetlenecekler. Demek ki söz var insanı imanın aydınlığına, Allah, peygamber dostluğuna yükseltir, söz vardır onu şeytanın kulu haline getirir. Küfrün karanlıklarına yuvarlar. Rabbimiz Teâlâ bizlere iman, ihlâs, samimiyet, hak söz konuşma nasip eylesin.
Lokman hekime “seni bu gördüğümüz makama ne ulaştırdı?” diye sorulduğunda şöyle diyor:
“Doğru söz, emaneti yerine teslim etmek, bana faydası olmayan sözü bırakmak.”
Evet, bazılarınca peygamber, bazılarınca evliyaullahtan olduğu söylenilen Lokman hakimi o yüce makama yükselten, o mertebeye çıkaran üç büyük haslet doğru söz, hakkı konuşmak, doğruyu konuşmak ve emaneti yerine teslim etmek idi.
Bizde olan her şey emanettir. Göz emanet, kulak emanet, dil, kalp, makam mevki, mal, evlad-i iyal her şey emanettir. Bu emanetleri Allah emaneti bilmek ve bu emanetleri Allah yolunda kullanmak lazımdır. Eğer bunları Allah yolunda kullanmıyorsak emanete ihanet eden bir hain durumuna düşeriz. Onun için kâfirler sadece kâfir değil aynı zamanda haindirler.
Kâfirler, Allah ve Rasûlünün yolundan sapanlar asla vatanını sevemez, asla milletini sevemez, asla vatan ve milletine hizmet edemezler. Çünkü onlar haindirler, çıkar ve menfaatlerinden başka hiçbir şeyi düşünemezler.
Lokman Hakimin doğru söz dediği nedir? İmanını güçlendiren, ahirette mahcup etmeyen sözdür. Kendisine faydası olan şey nedir? Kulluğunu pekiştiren ihlâsını ilerleten şeydir.
Değerli müslümanlar ehli hikmetten bir zat şöyle der: “Altı şey var ki cahil olanlar bu altı şeyle vasıflıdırlar.” Yani bir insanın cehaletini anlamak istiyorsanız bunlara bakın. Bunlar o insanlarda varsa o insanlar cahildir diyor.
Birincisi, yerli yersiz her şeye öfkelenmek gazaplanmaktır. Müslüman ancak hak için kızarsa, Allah adına kızarsa o öfke makbuldür. Rasulullah kızdığı zaman yalnız hak için kızardı. Küfre kızardı, şirke kızardı, kebaire kızardı. Olur olmaz şeye öfkelenmek, yerli yersiz öfkelenmek cehaletin bir nişanesidir.
İkincisi, faydası olmayan söz söylemek, malayani, gereksiz lakırdılarla meşgul olmaktır.
Üçüncüsü, yeri gelmeden mal harcamaktır. Mal helalinden kazanılmışsa helal yerlere harcanır. Zekâtı verilir, sadakası verilir. Allah yolunda harcanılır. Allah yolunda hizmet eden yerlere malla destek olunur. Yoksa nefsini tatmin etmek için, dünya malı yığmak için, başkalarına yığın yığın paralar dövizler, mal mülk, apartman bırakmak için kazanılan para sadece ateştir. Onun için kişi malını nereye, nasıl harcayacağını bilmiyorsa, gereksiz yerlere lüzumsuz yerlere, Allah’ın emretmediği yerlere harcıyorsa cahildir.
Dördüncüsü, herkesin yanında sırrını söylemektir.
Beşincisi, ayırt etmeden herkese güvenmektir. Kâfire, münafığa güvenilmez.
Altıncısı, dostunu düşmanından ayırt edememektir. Değerli müminler, dostunu, düşmanını birbirinden ayırt edemeyen, Allah düşmanlarını dost edinen, münafıkları dost edinen, yahudileri dost edinen, ateistleri dost edinen, Kur’an’a dil uzatan, Peygambere dil uzatan, İslam’a dil uzatan hainlere dostluk elini uzatanlar gerçek cahildirler. Cehl-i mürekkep bir cehaletin içindedirler. İnsana yakışan, müslümana yakışan, dostunu düşmanını tanımak, dostuna sevgi gösterip düşmanlarından korunmaktır.
Hz. İsa aleyhisselam der ki: “Allah’ın zikri dışındaki her söz hiçtir. Hangi sükût fikir değilse gaflettir.”
Evet, bir adam konuşmuyor ama boş şeylerle kafasını meşgul edip duruyor. Lüzumsuz şeyler, hainlikler, hıyanetler düşünüyor. O sükût fayda vermez.
Tefekkür olursa, insanların hayrına düşünceler kalp ve kafayı işgal ederse, zikir ile geçerse sükût sükûttur. Hangi bakışta ibret yoksa boştur.
“Sözü Allah zikri, sükûtu tefekkür, bakışı ibret olanlara ne mutlu” diyor İsa aleyhisselam.
ez-Zahidî’de şöyle diyor:
“Mümin az söz eder, çok iş yapar. Münafık ise çok laf eder, az iş yapar.”
İşi hep fitnedir, tefrikadır. İnsanların huzurunu bozmaktır. İnsanların inancına düşmanlıktır. Hep böyle laf eder fakat insanlığın hayrına hiçbir işi yoktur. İşte bu münafıklık alametidir diyor ez-Zahidî Hazretleri.
Değerli müminler, Rabbimiz Teâlâ bizi her türlü nifak, küfür alametlerinden, nifak, küfür ve şirkten muhafaza buyursun. Bize amal-i saliha işlemeyi, güzel ameller yapmayı nasip eylesin. Bizim dilimizi, kalbimizi, gönlümüzü, her şeyimizi Rabbimize iyi bir kul olma yolunda kullanmayı nasip etsin. İmanla yaşatsın, imanla öldürsün. Rabbimiz İslam düşmanlarına, Kur’an düşmanlarına hidayet nasip eylesin. Hidayete ermezlerse kahr-u perişan eylesin. Bizleri cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Amin.
