Millî İstiklali Korumada Eğitimin Rolü-1
İstiklal ve hürriyet bir insanın, bir toplumun karakteri haline gelirse mana kazanır. Dünyevî anlamda her şey insanla başlayıp insanla bittiğine göre, istiklal de insanın meselesidir. Ve böyle kalmaya devam edecektir. Ne ekersen onu biçersin demiş atalarımız.
Ektiğimizin karşılığını alacağımıza göre neyi ne zaman ve nerede ektiğimizi iyi bilmemiz gerekir. “İnsanların gönlünde istiklal fikri ne zaman ve ne şekilde yeşermeye başlar?” sorusunun cevabını her eğitimci aramalıdır.
Esasında milletini seven hiçbir eğitimci, bu soruya bigâne kalamaz. Millî olduğunu iddia eden hiçbir devlet de bunu göz ardı edemez. İstiklal: Kendi başına olma, kimseye bağlı olmayıp kendi kendine olmayı ifade eder. Bir ülke, bir millet veya bir ferdin kimseye bağlı olmadan kendi kendine olması ne demektir? Ve bu nasıl sağlanır? Eğitimin buna katkısı nedir? Bu sorulara cevap aramak her vatanseverin görevidir.
İletişim teknolojisindeki gelişim sayesinde dünyanın büyük bir köye dönüştüğü ve bu dönüşümün bütün hızıyla devam ettiği bir zaman dilimindeyiz. Bu dönüşüm, hayatın muhtelif alanlarını farklılaştırdığı gibi istiklal kavramını da farklılaştırmış bulunmaktadır.
İstiklalin fertler ve toplumlar için elzem değerlerin başında yer alması nedeniyle bunun fertlere nasıl mal edileceğinin düşünülmesi ve bunu kazandırmanın yollarının bulunması gerekir.
Bugün, fertlerin ve toplumların karşılaştığı sosyal problemlerin başında değer yargılarındaki aşınmalar yer almaktadır. “Değerlerin aşınmasının temel sebebi “eğitim” sürecinin amacı, muhtevası ve sürecin işletiliş biçimidir” dediğimizde mübalağalı bir ifade kullanmış olmayız. Çünkü gerek fertlerin, gerekse milletlerin değer yargılarına sahip oluşu ve değer yargılarının kendileri için bir anlam ifade etmesi eğitim süreci ile kendilerine kazandırılan bilgi, beceri, anlayış, tutum, tavır, alışkanlık gibi niteliklerle doğru orantılıdır. Mesela; bir Türk “bayrağı” için “kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü” değerlendirmesini yapar ve bu duyguyu iliklerine kadar hissederken, bir Amerikalının bayrağını pantolonuna yama yapmakta bir beis görmemesi değerlerin kazandırılma biçimi ile yakından ilgilidir. Sadece bu misal değerlerin toplumdan topluma farklı derecelerde anlam ifade ettiğini ve fertlere farklı bir şekilde kazandırıldığını göstermeye yeterlidir. Değerler eğitimle fertlere kazandırılır. Çünkü eğitim, bireyin idrakinde, kavrayışında, zihniyetinde, tutum ve değerlerinde, kabiliyet ve maharetlerinde bir gelişme ve değişmeyi ifade eden faaliyetlerin sürecidir.
Eğitim aynı zamanda bir şuurlandırma vetiresidir. Şuur; anlama, hissetme, duyma ve tutum geliştirmedir. Yani insanın kendi kendini ve çevresini kavraması ve farkına varmasını ifade eder. Ferdin kendini ve çevresini kavraması tutumlarıyla ilgilidir. “Tutum sisteminde mevcut en kritik, en mühim zihnî unsurlar kıymetlendirici olan inançlardır. Bunlar, tutumun mevzuunu teşkil eden objeye, leh veya aleyhte, müsait veya gayrı müsait, arzu edilen veya edilmeyen, iyi veya fena olan vasıfların izafe edilmesine yarar” 1 denebilir ki, insan şuurlanma ve tutum geliştirme fıtratı itibarıyla varlıklar içinde işlenmeye, etkilenmeye, değişmeye, gelişmeye ve şekillenmeye en elverişli olanıdır. Bu niteliği sayesinde hiçbir varlık eğitimden insan kadar yararlanamaz. Yine hiçbir varlık, insan kadar eğitilmeye muhtaç değildir.
Bu gerçekten hareketle denebilir ki, fert ve toplumların istiklali için eğitim her derde deva durumundadır. Tabii ki, eğitim sürecini “beşikten mezara kadar” kabul ederek amacını, muhtevasını, ortamını ve yöntemlerini hedeflere uygun bir şekilde seçer ve tanzim edebilirsek.
Burada bir itirazla karşılaşabiliriz. Genelde itiraz, eğitime bu büyüklükte rol yükleme ile ilgilidir. Eğitimi örgün eğitim kurumları ile sınırlı düşünürsek, tabii ki, eğitim her şey demek değildir. Eğitim, şayet örgün eğitim kurumları ile sınırlı olsaydı itirazcılar haklı olurdu. Hâlbuki ferdin şekillenmesi ve değer kazanması süreci, eğitimi örgün eğitim kurumlarına mahkûm etmek isteyenlerin ufuklarına uygun bir şekilde değil, günümüzde sıkça dile getirilen “hayat boyu eğitim” felsefesine uygun gerçekleşmektedir.
Eğitimin hayatın bütünlüğünü kapsayacak şekilde anlaşılması ve yorumlanması, fertlere ve toplumlara kazandırdıklarının veya kaybettirdiklerinin anlaşılmasını kolaylaştırır. Dolayısıyla, eğitim ile bir toplumun değer yargılarındaki gelişme veya gelişmeleri engelleyen unsurlar tahlil edilirken, konunun hayatın bütünlüğü içerisinde ele alınması gerekir. Böyle bir bakış tarzı ile fertlere ve milletlere “istiklal” sağlayacak niteliklerin nasıl kazandırılabileceği daha belirgin bir şekilde anlaşılmış olur. Eğitimin millî istiklale katkısının sağlanması onun amacı ve hedeflerinin doğru tespit edilmesine bağlıdır. Eğitimin hedefleri fertlerde millî şuurun esasını teşkil edecek değer yargılarının kazandırılması ile bilgi ve becerileri teknolojiye dönüştürmeye yönelik olmalıdır ki, istiklale katkı sağlasın.
Bu bağlamda, fert ve toplumların değer yargılarını hayatın bütün alanlarındaki eğitim faaliyetleriyle kazandığı ve konumuzun odağı olan “istiklal” kavramının günümüzde daha farklı bir muhtevaya büründüğünü bir kaç misalle açmakta fayda görmekteyiz.
T.B.M.M. Eski Başkanı Sayın Ferruh Bozbeyli’nin Eski Başbakanlardan Sadi Irmak Beyden dinlemiş olduğu bir hatırada, Sadi Bey: “Henüz 15 yaşındaydım. Seydişehir’deydik, yıl 1919. Babam beni Cuma namazına götürdü. Minberde aksakallı vakur tavırlı bir hoca vardı. ‘Ey cemaat dedi, görüyorum ve hissediyorum ki korkuyorsunuz. Yunanlı İzmir’e çıktı. Aydın’a doğru ilerliyor. Konya’ya, Ankara’ya da varacak diye korkuyorsunuz. Korkmayın Konya’ya da gidemez, Ankara’ya da gidemez. Peki, hocam bunu nereden biliyorsun? Biliyorum Allah’ın Kitabı’nda yazılı. Elbette var. Bakın Cenab-ı Mevla Kur’an-ı Kerimde ‘Bu kitabı biz indirdik, kıyamete kadar da onu biz muhafaza edeceğiz’ diyor. Peki, bugün dünyada bizden başka istiklaline sahip, bayrağı yere düşmemiş bir İslâm devleti var mı? Bizim de bayrağımız yere düşerse, hâşâ! Allah’ın sözü yere mi düşecek? Korkmayın zafer bizimdir. Bu teyid-i ilâhidir. Korkuyla ibadet olamaz. Ama bize de düşen işler var. Bakın askerin ayağında çarık yok. Onların imdadına kim koşacak
Sadi Bey, ‘Bir anda cami boşaldı. Herkes sırtından gömleğini, başından fesini, ayağından çorabını çıkarıp atıyor. Caminin önü tepeleme eşya ile doldu... Ve hepimiz don gömlek ve yarı çıplak namaza durduk dedi”2.
Hatırayı tahlil ettiğimizde istiklal hissinin fertlere kazandırılmasıyla ilgili birkaç yön karşımıza çıkar. Birinci yön, insanın her yaşta eğitilebileceği ve kendisine değer kazandırılabileceğidir. İkinci yön, eğitme faaliyetinin her yerde gerçekleştirilebileceği ile ilgilidir. Üçüncü ve en önemli yön, ferdin kendisine anlatılan, öğretilen ve benimsetilmek istenilen niteliklerin değerine inanmasıyla ilgilidir. Ferde kazandırılmak istenen nitelikler birey için anlamlı ise onun şahsiyet özelliği haline gelir. İstiklalin anlamı, fert için bir kıymet-i harbiye ifade ediyorsa:
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner; aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmaz taşarım...”
duygusu gelişir.
İstiklal şuurunun ehemmiyetini anlatan bir diğer misal de ders kitaplarımızda yer almayan ancak gençliğimize öğretilmesinin gerekliliğine inandığımız Avustralya’da gerçekleşen bir destanla ilgilidir. Gerçekten istiklal şuuruna sahip olmayanların akıllarına durgunluk verecek bir direnişin destanıdır bu. Avustralya kıtasının Broken HİLL şehrinde yaşayan Molla Abdullah ile Kahramanmaraşlı olduğu tahmin edilen dondurmacı Gül Mehmet isimli iki kahraman İngilizlerin teşkilatlandırmasıyla (o zaman Avustralya İngiltere’nin sömürgesi durumundadır.) Anzaklı askerlerin Osmanlı ile savaşmak üzere gönderildiğini öğrenince, konuyu kendi aralarında tartışıp vatanın savunulmasına katılmaya karar veriyorlar.
Avustralya’dan Türkiye’ye gelemeyeceklerini anlayınca orada savaşmayı ve Türk milletinin istiklaline katkı sağlamayı kararlaştırıyorlar. Sahip oldukları eşyayı satarak, alabildikleri miktarda cephane alıyorlar. Broken HİLL şehrinin Beyaz Kayalıklar denilen mevkiinde mevzilenerek cephaneleri bitip şehit oluncaya kadar Anzaklı askerlerle savaşıyorlar.
Millî istiklalin gerçekleşmesinin bir yönü de dayanışma ruhunun, milleti oluşturan fertlere kazandırılmasıyla ilgilidir. Bir duvarın taşları gibi milleti oluşturan fertlerin birbiriyle dayanışma içinde olmaları eğitim yoluyla kazanacakları ortak “his ve heyecanlarla” ilgilidir. Hadiseler karşısında benzer tutum ve tavırları sergilemenin yolu, benzer millî duygulara sahip olmakla mümkündür.
İstiklal için “millî his”in ne kadar önemli olduğunu istiklali şiar edinmiş her fert bilir. Millî his ve heyecanlar, ancak milletin gönlünde mâkes bulmuş şahsiyetler ve hadiselerin fertlere benimsetilmesiyle kazanılır. Tarihî süreç içinde baktığımızda, Malazgirt meydan muharebesinin, İstanbul’un fethinin ve Çanakkale destanının his ve heyecanın kazandırılmasındaki yerini kimse tartışamaz. Yunanlıların, çocuklarına millî his ve heyecanı kazandırmak için İlkokul kitaplarında İzmir’e nasıl çıktıklarını mübalağalı bir şekilde anlatırken, mağlubiyetlerinden bahsetmemeleri fertlere istiklal duygusunun kazandırılmasına yönelik his ve heyecanın nasıl verilebileceğini, dolayısıyla eğitimin önemini ortaya koymaları bakımından enteresandır.3
Bu misaller bize şunu göstermektedir ki, ancak istiklaline düşkün ve onun şuurunda olan fertler ve milletler istiklallerini koruyabilir, devam ettirebilir. Bu geçmişte böyle idi, günümüzde de böyledir. Zira istiklal şuuruna sahip insanları vatanlarından çıkartmak mümkün olabilir. Ama o insanların yüreğinden vatanlarını çıkarmak asla mümkün değildir.
Çeçenya’da, Tataristan’da, Kırım’da, Bosna’da, Kosova’da ve dünyanın başka yerlerinde görülen mücadeleler ve yapılan savaşlar görüşümüzü teyit eder mahiyettedir.
Dipnotlar
1) Krech, David ve Diğerleri, Cemiyet İçinde Fert, Birinci Kitap,(çev. Mümtaz Turhan), M.E.B. Yayınları, İstanbul 1983, s. 232.
2) Bozbeyli, Ferruh, Günümüz Siyaset Anlayışının Millî Bütünlüğe Yansımaları, Tartışılan Değerler Açısından Türkiye Sempozyumu (17-18 Haziran 1995), Ankara 1996, s. 223-224.
3) Ekinci, Yusuf, Günümüz Siyaset Anlayışının Millî Bütünlüğe Yansımaları, Tartışılan Değerler Açısından Türkiye Sempozyumu (17-18 Haziran 1995), Ankara 1996, s. 221.
