İlkadım'dan

Yazar: 
Akif Dursun
Köşe: 
İlkadım'dan

Ebû Kabîl rivayet ediyor: "Biz Abdullah bin Amr bin As'ın yanındaydık. Ona Konstantiniyye ve Roma'dan hangisinin daha önce fethedileceğini sorduk. Abdullah, ağzına kadar dolu bir sandık getirtti ve oradan bir kitap çıkarttı. Ardından şöyle dedi: Biz Rasulullah'ın yanında yazıyorduk. Rasulullah'tan, Konsantiniyye ve Roma'dan hangisinin önce fethedileceği soruldu. Rasulullah, Hırakl'in şehri (yani Konstantiniyye) önce fethedilir, buyurdu." (Müsned-i Ahmed, H. No:6804) "Roma, müslümanlar tarafından tesbih ve tekbirlerle fethedilmedikçe kıyamet kopmaz" (Deylemî)
Kıymetli okuyucu,
Müslüman kıyametin büyük alametleri görülünceye kadar ümitvar olmak zorundadır. Sıkıntılar her yandan gelse de Allah Teala’nın kendisi ile olduğu şuurunda olduğunu bilmeli, ümitsizliğe kapılmamalıdır.

Mekke’de İslam yeni yeni yayılırken, müslümanlar işkencelerle karşı karşıya iken, Rasulullah, kendisine şikâyette bulunan müslümanlara Arap yarımadasının hâkimiyetini müjdeliyordu. Düşman saldırısına karşı hendek kazarken, Yemen, Mısır, İran’ın fethini müjdelemişti. Daha sonra İstanbul ve Roma’nın fethi müjdelendi. Bunlardan bir kısmı bu rivayetleri yapan sahabe zamanında gerçekleşirken, İstanbul yaklaşık 8 yüzyıl sonra fethedilecekti. Bu müjdelerden olan Roma’nın fethi ise hâlâ gerçekleşmemiştir. Allah ve Rasulü yalan söylemeyeceğine göre bu fetih de gerçekleşecektir.
Allah Teala yeryüzüne sadık kullarının vâris olacağını beyan buyurmuştur. Kıyametten önce müslümanların yeryüzünde yeniden hâkimiyeti olacağı, sahih hadislerle beyan edilmiştir. Bütün bunlar Allah Teala’nın vaadidir. Bu vaadin çabuk gerçekleşmesi ise biz müslümanlara bağlıdır. Allah kendi yolunda giden müminlere muhakkak yardım edecektir. Ancak bu yardıma layık olmak gerekir.
Allah, “Ya Rasulullah, sen bize Kızıldeniz’e girmeyi emretsen hiç tereddütsüz gireriz” diyen sahabenin yardımına üçbin melek göndermiş(Âl-i İmran 123-124) hatta bu yardımı artıracağını ifade etmiş(Âl-i İmran 125); ancak “Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada bekleriz” (Maide 24) diyenlere ise zillet ve meskenet damgası vurmuştur(Maide 26).
Medine’ye kavuşmak için ateşe yatırılmak, kızgın çölde işkence görmek, mızrakla şehit edilmek, bir deri parçası ile karın doyurmaya çalışmak, Allah’ın yardımı ne zaman? diyecek kadar sarsılmak gerekiyor. Müşrik ileri gelenlerini öldürüp Mekke’yi fethetmek için de, Bedir’e çıkmak, Uhud’da şehit vermek, binlerce metrelik Hendek kazmak ve “Anam, babam, canım, malım senin yoluna kurban olsun Ya Rasulullah!” demek gerekiyor.
Medain’i, Mısır’ı, San’a’yı fethetmek için, karşısına çıkan imtihan nehrinden(dünyadan) en fazla bir avuç(kifayet miktarı) ile yetinmek ve “nice az topluluklar çok topluluklara galip gelir” diyerek güçlü kuvvetli düşman karşısına çıkmak gerekiyor. Eğer bunlar yapılmazsa Allah, vaadini gerçekleştirmek için başka bir topluluk getirir:
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide 54)
Kadir-i Mutlak olan sadece Allah Teala’dır. Düşmanların çok güçlü olması, silahlarının teknolojilerinin vb. olması onların her şeye güç yetirmelerine yol açmaz. Allah Teala’nın çeşit çeşit orduları vardır. Dilediği zaman onları kullanır.
Biz, bize düşenleri hakkıyla yerine getirmekten sorumluyuz. Eğer biz Müslümanlığımızın gereğini yapmazsak bu dünyada da öbür dünyada da rezil olanlardan oluruz.
Selam ve dua ile…