Kur'an Eğitiminin Önemi

Yazar: 
Nureddin Soyak
Köşe: 
Başyazı

Kur'an, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gönderilmiş Allah celle celaluhun sözüdür. Rabbimiz onunla insana bilmediğini öğretmiştir. İnsan onunla Rabbini öğrenmiş, kendini öğrenmiş, dünyayı öğrenmiş ve ukbayı öğrenmiştir. O, öğrenilecek, öğretilecek, yaşanacak ve yaşatılacaktır. Çünkü bu, Allah celle celaluhun emri, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin de kavlidir. Rabbimiz Rasûlünün şahsında tüm insanlığa hitaben: "Sen sana vahyolunana sımsıkı sarıl" (Zuhruf 43) buyurmakta; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de: "Size iki emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız müddetçe yoldan sapmazsınız. O Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetimdir" buyurmaktadır.
Elbette ki hem olağan hem de olağanüstü durumlarda Kur’an ve sünnete sarılmak ve de mucibince de amel işlemek, beraberinde bazı meşakkatleri de getirmektedir ki bu da adetullahtır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tebliğiyle başlayıp günümüze kadar gelen süreç bunu göstermektedir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize Kur’an tebliği müşriklerce yasaklanmış, hakaretlere uğramış, daha sonra da memleketinden kovulmuştur. Kur’an hadimliği öyle kolayca elde edilecek bir rütbe değildir. Bu rütbeye talip olanlar, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ifade ettiği üzere, “bela ve musibet gömleğini giymeye” hazır olmalılar. Her halde nefis ve nesillerinin Kur’an eğitimine gerekli önemi vermeliler.
Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: “Sizin en hayırlınız, Kur’an-ı öğrenen ve öğreteninizdir” buyururken bir başka hadiste de bu hadisi açıklar mahiyette: “Şu halis bir mümindir ki, Kur’an okur ve onun gereğince iş yapar…” buyurarak Kur’an öğrenmekten maksadın gereğince işler yapmak olduğunu bize bildirmektedir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bize en ulvî hedefi göstermiştir: Kur’an’ı öğrenerek ve öğreterek en hayırlı olmak çabası. Bu nebevî müjde bizi heyecanlandırmalı ve en hayırlı olma yolunda yarıştırmalıdır. En hayırlınız en zenginleriniz, en yüksek makam sahibi olanlarınız, en iyi giyinenleriniz, en iyi malikânelerde barınanlarınız denilmediği halde bunlar için bir ömür yarışan biz müslümanlar acaba ne yaptığımızın farkında mıyız? Biz bu fani değerler için yarışırken, evlatlarımızı baki değerler için yarışmaya nasıl ikna edeceğiz?
Kur’an’ı söndürme çalışmalarının bütün hızıyla devam ettiği günümüzde, bizim Kur’an eğitim ve öğretimize kayıtsız kalışımız Kur’an düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekten başka ne işe yarar?
Yaz tatilinin yaklaştığı şu günlerde, dershane arayışı hassasiyetiyle, çocuklarımızı emanet edeceğimiz yaz kursu ve eğitimcisi arayışı içine girmeli, hiçbir masraftan kaçınmayarak onları emin ellere teslim etmeliyiz. Çünkü şefkat, merhamet, sevgi ve hoşgörüden yoksun kaba saba, yarım hocalara körpe yavruları teslim etmek, onları yarım doktorlara teslim etmekten daha vahim sonuçlar doğurur. Bu da o yavruların ruhlarında tedavisi mümkün olmayan yaralar açar.
Kur’an eğitimi için sadece yaz kursları yeterli görülmemelidir. Çünkü Kur’an eğitimi süreklilik ister. Diğer taraftan da öğrencinin zihninde Kur’an eğitiminin işinden gücünden arta kalan zamanların bir faaliyeti olarak algılanması tehlikelidir. Bu noktada aile ve eğitimciler eğitimin devamlılığını sağlayacak bir gayret ve çaba içine girmelidirler.
İslam âlimleri, Kur’an eğitiminin önemi, hangi yaşlarda verilmesi gerektiği ile ilgili değerli görüşler beyan etmişlerdir.
İbrahim Hakkı: “Oğlu veya kızı altı yaşına geldiklerinde, onlara Kur’an, farzlar ve din adabını öğretmesi ana baba üzerine bir vecibedir” der.
İbni Sina: “Çocukların mafsalları kuvvetlenir, lisanı doğru ve mutedil seviyeye ulaşır, telkine uygun bir hâle gelir ve işittiğini anlayıp koruyacak bir duruma ulaşır ulaşmaz ona hemen Kur’an’ı Kerimin okunması öğretilmeli ve İslam dininin ilkeleri anlatılmalıdır” der.
İbni Haldun da: “Bilinmelidir ki çocuklara Kur’an öğretilmesi dinin şiarındandır. O yüzden müslümanlar bunu esas alarak bütün beldelerde uygulamışlardır. Çünkü Kur’an’daki ayetlere ve bazı hadis metinlerine istinat eden İslam imanının kalplerde kökleşmesi her şeyden evvel bu şiara bağlıdır. Onun için Kur’an, öğrenimin temeli olmuş ve daha sonra oluşan melekeler bunun üzerine bina edilmiştir.”
İbni Haldun devamla: “Mevcut adet gelenek ve görenekler Kur’an öğretiminin öne alınmasını gerektirmektedir. Bunun sebebi teberrük ve sevabın tercih edilmesi olarak ele alınabilir. Ayrıca çocukluğun sonuna doğru ve ergenlik döneminde çocukların önüne bir takım engellerin çıkıp onları ilimden koparması ve böylece Kuran’ı okumayı öğrenme fırsatını ellerinden kaçması endişesi de önemli bir sebep olarak karşımızda durmaktadır.
Hâlbuki çocuk vesayet altında bulunduğu sürece, birilerinin emrine itaat etmek ve hükme boyun eğmek durumundadır. Buluğ çağına geçip, velilerin boyunduruğu ve yönetiminden sıyrıldı mı, nice kere delikanlılık sebebiyle tepesinde esen kavak yeli onu tembelleştirmektedir. İşte bunun için veliler, çocukların velayet ve hükümlerinin altında bulundurdukları zamanı, Kur’an okumayı öğrenme için bir ganimet bilmektedirler” demektedir.
Bu sözlerden, Kur’an eğitimine yaş sınırı getirmeye kalkanların asıl fikrinin ne olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü mükelleflikten sonra başlayan Kur’an eğitiminden istenilen netice alınmamaktadır.
Kur’an eğitiminin insan üzerindeki etkisinin en çarpıcı örneğini sahabe-i kiramın hayatında görmekteyiz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Kur’an eğitimi ile bedevîler, medenîleşmiş; vahşiler, yahşileşmiştir. Onun eğitimi, Kur’an’ın sahih kıratının öğretilmesi ile birlikte ahkâmının da bir hayat tarzı olarak benimsenmesi faaliyeti idi. Bunun neticesinde de cihana Kur’an eğitimini yayacak yıldız bir nesil yetişmiştir. Muallimi Rasûlullah, kitabı Kur’an olan ve bunda samimi olan nesiller yıldızlaşırken, Kur’an eğitimine kendini teslim etmeyen, hatta karşı çıkanlar Ebu Cehil ve Ebu Lehebler gibi dünya ve ahiretlerini perişan ederler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden beri Kur’an yasakçıları nerede? Nesillerinden onlarla övünenler var mı? Ama yakılmaya, yok edilmeye çalışılan Allah celle celaluhun sözü Kur’an ayakta, Kur’an nesilleri ayakta… kıyamete kadar da bütün yıkıcı faaliyetlere rağmen ayakta kalacaklar.
Ne gariptir ki yüzyıllarca İslam’ın bayraktarlığını yapan ülkemizde bile belirli dönemlerle Kur’an eğitimi yasaklanmış ve halen de Kur’an eğitimini kısıtlama çalışmaları sürmektedir. Prof. Dr. Emin ışık bir röportajında 1946’lı yıllarda babasının kendine Kur’an’ı gizlice öğrettiğinden bahisle, eğer böyle bir engelleme söz konusu olursa: “Millet de gizli öğrenecek ve öğretecek. Aynen eskiden olduğu gibi… Torunuma çocuğuma ben öğreteceğim. Şikâyet olduğu zaman alsınlar götürsünler: “çocuğuna niye Kur’an öğrettin diye…” Sen de öğreteceksin bilen de öğretecek” diyerek Kur’an eğitiminin hiçbir dönemde engellenemeyeceğinin altını çizmektedir.
Dün olduğu gibi bugün de müslüman fert, aile ve toplum Kur’an eğitimine sahip çıkmalı, önemsemeli, benimsemeli ve gerekli ihtimamı göstermelidir.
Plansız, programsız, rastgele yapılan Kur’an eğitim programları faydadan çok zarar getirebilir. Telafisi mümkün olmayan sıkıntılar meydana gelebilir… Eğitim ve öğretimin temel unsurlarından hiçbiri ihmal edilmeden, bilgilendirme, yönlendirme ve uygulama üslubuyla eğitim gerçekleştirilmelidir. Öğretmen, öğrenci, ders kitabı ve ders mekânının yeterli olması çok önemlidir. Programda öğretmenin hedefleri ile öğrenci velisinin beklentisi aynı olmalı, programın uygulanacağı zaman en iyi şekilde planlanarak, en verimli hale getirilmelidir.
Öğretmen, ilim, hilim ve ihlâs sahibi olmalı. Mesuliyetin şuurunda ve örnek olmalı, sevmeli, sevilmeli, öğrenciyi külfet değil nimet olarak görmeli, “senin vasıtanla bir kişinin hidayete ermesi senin için dünya ve içindekilerden hayırlıdır.” müjde-i peygamberisi onun meşalesi olmalı.
Öğrenciyi programın gerekliliğine ve önemine ikna etmeli.
Bir yaz kursu programının sonunda bir genç kızımız tarafından kurs yönetimine bırakılan mektubun özetinde “ben bu kursa gelirken de ağladım, giderken de ağlıyorum…” ifadesi bu hususu en güzel şekilde açıklamaktadır. İstemeyerek geldiği kurstan ağlayarak ayrılması kursun amacına ulaştığına en güzel bir delildir. Yine bir velinin hasta çocuğunun kursa gelmesini engelleyemeyip onunla birlikte gelmek zorunda kalmasını anlatması da kurs ve hocalarının başarısını anlatan çok güzel bir hatıradır.
Programların sosyal etkinliklerle (spor, geziler, piknikler, piyes, mezuniyet programı v.b) desteklenmesi kursun amacının gerçekleşmesine önemli katkılar sağlamaktadır. Öğrencilerin başarılarının ödüllendirilip başarısızlıklarının alay konusu yapılmaması da önemli hususlardandır.
Kur’an eğitiminin verildiği mekânın da çok nezih ve ferah olması, eğitimin önemli unsurlarındandır. Kur’an’ın ruhuna uygun olan da budur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şüphesiz ki Allah Teala temiz olan ibadet ehlini sever.” buyurmaktadır.
Rabbim nefislerimizi ve nesillerimizi bir ömür boyu Kur’an hizmetinde daim ve kaim eylesin…