Hizmet-4

Yazar: 
Fatih Yılmaz
Köşe: 
Kaliteli İnsan

Hizmet ehlinin dikkatli olacağı hususlardan bir kısmı şunlardır:
 1. İstikamet ve ihlâs üzere olmak.
2. Hizmetini sırf Allah rızâsı için yapmak.
3. Yaptığı hizmetten şımarıp, kendini diğer insanlardan üstün görmemek, bu fırsatı verdiği için Allah Teâlâ'ya şükretmek.
4. Daima kendi kusurlarını görmek.
5. Herkesi sevip, herkesle geçimli olmak.
6. Mütevâzı olup, kendini herkesten küçük görmek.
7. Hakarete maruz kaldığında, sabretmesini bilip, kinci ve hasûd olmamak.
8. Merhametli, affedici ve kabahat örtücü olmak.
Bir müslüman için hayatta en büyük hedef Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Allah'ın rızasını kazanmak da ancak ihlâs ve samimiyetle mümkün olur. İhlâs ise gerek ibadet ve gerek günlük hayatta sadece Allah'ın rızasını gözeterek hareket etmek demektir. Pazarlıksız ve şartsız her şeyiyle Rabbe teslim olup ihlâsla O’nun buyruklarına sarılmak müminin şiarı olmalıdır.
Müslüman, yaptığı hizmetten bir karşılık beklememelidir. Sadece ve sadece Allah’ın rızasını kazanmak için mücadele etmelidir. Şunu çok iyi bilmelidir ki, Yaratan kendisine hizmet imkânı vermiştir. Hizmet herkese nasip olmaz, diye düşünmeli, hamd ve şükrünü daha da artırmalıdır. Kendi kendine gurur ve kibre kapılmamalı, şımarmamalı. Yaptığı işin büyük olmadığını, kendisine Rabbi tarafından emanet edilen şeylerin kendi aracılığıyla O’nun adına tasarruf edildiğini düşünmelidir.
Hizmet insanı alçak gönüllü, mütevazı, sabretmesini bilen ve merhametli olandır. Affedici ve büyük küçük her işte aynı ihlâs ve samimiyeti gösterendir. Hizmette gayenin Hakk’ın rızasını kazanmak olduğunu hiç hatırından çıkarmayan kişidir.
Hayâtın en mühim gayelerinden biri, hem fert hem de toplum planında Allâh Teâlâ’nın râzı olacağı istikâmette hâl ve hareketler sergilemektir. Bunu başarabilmek için dâimî bir mücâdele ve gayret içinde bulunmak zarûrîdir. Bu alandaki en ufak bir gevşeklik ve zaafiyet, ferdin ve toplumun bünyesinde tedâvisi güç yaralar açabilir. Bu bakımdan Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem, İslâm’ı tebliğe başladığı ilk yıllardan itibâren Allâh’ın dinini öğrenme, yaşama ve diğer insanlara ulaştırma husûsu üzerinde hassâsiyetle durmuş, bizzat kendisi de fiilî bir örnek olmuştur.
Bir atasözünde: “Damlayan su mermeri, yürüyen gayret dağları deler.” denilmiştir.
Bu şanlı örneğin izini tâkip eden milletler iki cihânda da bahtiyâr olmuşlardır. 16. yüzyılın kudretli padişahı Yavuz Sultan Selim Hân’ın huzûruna girerek yer öpüp itimatnâmesini sunan Venedik elçisi Antonio Jüstiniani’ye, ülkesine döndüğünde Pâdişâh’ın nasıl biri olduğu sorulduğunda elçi şaşkınlık içinde: “Kılıcı öyle parlıyor ki, yüzünü göremedim” demişti. Elçinin bu sözlerini daha sonra öğrenen haşmetli Hünkâr Yavuz Selim şu târihî açıklamada bulunmuştur:
“Paşalarım! Osmanlının kılıcı parladığı sürece düşmanların başı dâimâ önde olur. Ama Allâh korusun, bu kılıç kınına girer ve paslanmaya başlarsa, o zaman bu kafalar yavaş yavaş dikilir ve bir gün bize yukardan bakar.”
Müslüman kalmak için açık gizli bütün tesir odaklarına karşı uyanık olmak lazımdır. Özellikle ehl-i kitap olan yahudî ve hıristiyanların olumsuz tesirlerine kapılmamak gerektir.
"Ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenler içinden herhangi bir gruba itaat edecek olursanız, sizi imanınızdan sonra döndürüp kâfir yaparlar!" (Al-i îmran, 100)
Dört düşmana dikkat edilmelidir.
İmam Gazalî, insanı şaşırtacak, Müslüman’ı olumsuz yönde etkileyecek nefis, şeytan, dünya ve öteki insanlar olmak üzere dört düşmanın bulunduğunu belirtmektedir. Bunlara karşı sürekli bir teyakkuz halinde bulunmak gerektiğini söylemeye hacet var mıdır?
Dünyanın giderek küçüldüğü, insanlar arasındaki ilişkilerin iyice giriftleştiği günümüzde müslüman, gönül safiyetini ve iman nezahet ve sadakatini koruyabilmek için sınır bekçilerinin uyanıklığına eş fevkalade bir teyakkuz haline mecbur bulunmaktadır. Atalarımız ne güzel ifade etmişler: "Su uyur, düşman uyumaz." İman düşmanları ise, hiç mi hiç uyumaz. Şeytan gibi dört bir yandan sokulup şaşırtmak isterler.

CANIM EFENDİM
Dinmeyen fırtınaları görüyorsun Sen
Seni candan özlüyorum canım Efendim.
Hasret alev alev sarmış, biliyorsun Sen
Yollarını gözlüyorum canım Efendim.

Basiretle firaseti katıp da gelsem
Muhabbete, merhamete bir batabilsem
Kaygıları, elemleri atıp da ölsem
Sevdanı ben gizliyorum canım Efendim.

Tomurcuk açan güllere ben Seni sordum
Gelirsin diye Sultanım hayaller kurdum
Çok bekledim yollarını ben beni yordum
İçin için sızlıyorum canım Efendim

Sevdayın ateşiyle yandıkça yanayım
Hülyama düş, rüyama gir gördüm sanayım
Hiç gitme benim ufkumdan Sana kanayım
Yollarını izliyorum canım Efendim

Ağır aksak dertli fakir seni özlüyor
Dayanılmaz hasret ile yolun gözlüyor
Heycanımı bağışla Sen yürek sızlıyor
Son bir ümit… bekliyorum benim Efendim!