Nevşehir'li Hacı Hüseyin Efendi

Yazar: 
A. Baki Öncel
Köşe: 
Örnek Şahsiyetler

1926 yılında doğan Hüseyin Yücebaş'ın babası aslen Aksaray'ın Eskil Kasabasından olup Nevşehir'e yerleştiklerinde Eskili mahallesinde ikamet etmişlerdir. "Kavaklılar" lakabıyla anılan babasının üç çocuğundan ikincisidir. Hüseyin Efendi 7 yaşlarında babasını kaybetmiş, Eskili Mahallesinde annesi, ablası ve kardeşiyle birlikte zorlu bir hayata adım atmıştır.
Her zaman inancının adamı olmayı bilen Hüseyin Efendi küçüklüğünden itibaren takva üzere yaşamaya önem vermiştir. Daha çocuk denecek yaşlarda iken mahalle imamı Sait Hocaefendi kendisinden saatin kaç olduğunu sorar. Saati durmuş olduğu için bilmeyerek saati yanlış söyler. Eve gelip de yanlış bilgi verdiğini anlayınca “Niçin ben yalan söyledim” diyerek kendisini ağır bir şekilde cezalandırdığını evlatlarına anlatmıştır.

Meslek olarak marangozluğu tercih eden Hüseyin Efendi askere gidene kadar mesleğini geliştirmiş, askerden sonra da marangozluk mesleğine devam etmiştir.
Daha gençlik yıllarında maneviyata karşı iştiyakı olan Hüseyin Efendi askerden hava değişimi için geldiğinde Saatçi Hoca merhumdan Kur’an-ı Kerim ve biraz da Arapça dersi almıştır.
Hüseyin Efendi askerliğini bitirdikten sonra 1949 senesinde Çekiçlerli Ahmet Efendi’den ilk manevi dersini alır. 1951 yılında hazretin vefatından sonra içinde bir boşluk oluşur. O günlerde Hüseyin Efendi Aksaray’da çalışmaktadır. Aslen Babayanlı olan Mevlevi bir tanıdığı ziyaretine gelir. O zat, “Ah Hüseyin, dün Konya’daydım. Sami Efendi’nin müritleri beni bir sohbete götürdüler. Öyle bir sohbet ki Efendim, öyle bir feyizyâb olduk ki efendim...” sözlerini söylerken “Sami Efendi” ismini duyan Hüseyin Efendi’nin gönlüne bir ateş salınır. Hüseyin Efendi, Kayseri’de Sami Efendi Hazretleri’nin vekili olduğunu duyunca doğruca Kayseri’ye varır. Hacı Şaban Efendi’yi bulup 1951 yılında Sami Efendi Hazretlerinden ders alır.
Sami Efendi Hazretlerinin Adana’da olması onu Adana’ya çeker. Ceyhan’da bir iş bulan Hüseyin Efendi her hafta Sami Efendi hazretlerinin sohbetine katılma imkanına kavuşur.
Sami Efendi Hazretleri İstanbul’a hicret edince Hüseyin Efendi de artık Adana’da duramaz ve hemen yola çıkar. Yol harçlığını tedarik için gaz ocağını, ceketini ve kitaplarını satar. İstanbul’da bir taraftan çalışırken bir taraftan da Sami Efendi Hazretlerinin sohbetlerine devam eder. İstanbul dönüşü Aksaray’a yerleşir. Bir müddet Aksaray’da marangozluk yaptıktan sonra 1981 yılında Sami Efendi Hazretleri tarafından Nevşehir’e ders vekili olarak görevlendirilir.
Hüseyin Efendi kendisini Nevşehir’e vazifelendiren Sami Efendi Hazretlerine karşı son derece hürmetkâr ve teslimiyet ehliydi. Aynı teslimiyetini Musa Efendi Hazretlerine de gösteren Hüseyin Efendi, Musa Efendi Hazretleri tarafından kısa bir süreliğine Erzincan’a da görevlendirilir.
Üç mürşide hizmet eden Hüseyin Efendi mürşit değişikliğinden hiç etkilenmemiş ve onun çevresinde bulunan insanlar da bu değişimden etkilenmeyip yeni vazifelendirilen mürşide kolayca intibak etmişlerdir.
Hüseyin Efendi hep şunu söylerdi: “Dün kırmızı kaftanla giden dost bugün siyah kaftanla geri geldi. Her ne kadar dışarıdaki testi farklı ise de içindeki mey aynı meydir.” O, mürşidini yüce Allah’ın üflediği bir ney gibi görürdü. Ney farklı olsa da üfleyen birdi.
Hayatında para biriktirmeyi hiç sevmemiş, kendine ait evi olmamıştı. Zühd ve takvaya önem vererek hayatını devam ettiren Hüseyin Efendi çocuklarının yaptırdığı Cami-i Cedit Mahallesindeki evi de satıp parasını bir hayır kurumuna vakfetmiştir. 1000 metrekarelik bir tarlayı da satarak vakıf için infak etmeyi evlatlarına tembih ederek üzerinde dünyaya ait bir şeyin kalmamasına önem vermiştir. “Binlerce evim olsa satar vakfa veririm.” diyerek infakı bizzat yaşayarak anlatan bir ahlaka sahipti.
Hüseyin Efendi ömrünün sonuna kadar hizmetle yaşadı. En büyük arzusu Nevşehir’e büyük bir külliye yaptırmaktı. Aşeviyle, huzureviyle, Sağlık Ocağı ve sosyal eğitimin yapılacağı eğitim kurumlarıyla büyük bir külliye… Vefat etmeden böyle bir külliyenin temelini atmanın kendisini manevi huzura gark edeceğine inandığını söylerdi. Hizmet, infak ve vakıf insanı olan Hüseyin Efendi, infakın ve hizmetin insanın kendisini vakfetmesiyle olacağını sık sık ifade eder ve ihvanın Osman Nuri Topbaş hocamızın bu konuyu içeren kitabını özümseyerek okumasını isterdi.
Hüseyin Efendinin en önemli taraflarından biri de coşkulu bir derviş olmasıydı. Dervişliği hep aktivite olarak, bir hareket olarak anlamıştır. İlk zamanlarda Hüseyin Efendi Mevlevilikten çok bahsederdi. Hatta o zamanlar şeb-i arus törenlerine de katılırdı. Hüseyin Efendinin bu coşkusu ve Mevlana’dan sık bahsetmesi bazıları tarafından o dönemde yadırganmış idi. Bir defasında Sami Efendi Hazretleri Hüseyin Efendinin rüyasına Mevlana’nın kisvesini giymiş olarak teşrif etmiş. Sami Efendi Hazretleri mânâ âleminde adeta Hüseyin Efendinin bu halini onaylamıştır.
Hüseyin Efendi dışarıdan mahzun gözüktüğü hallerde çevresindekilere “Siz benim dış yüzüme bakmayın. İç âlemime bakın. İç âlemimde davullar çalınıyor, bayramlar yapılıyor” derdi. Celalli bir hâli vardı. Celalli olması edep ve çekingenliğine engel değildi. O üstatlarının meclisinde bulunduğu zaman edeple bir kenara oturmaya çalışırdı.
Hüseyin Efendi her zaman el emeği ile geçinmeye önem verirdi. Kimseye yük olmak istemez, “hepimiz yolcuyuz, azığımızı hazırlamalıyız.” derdi. Dünyaya değer vermezdi. Babasından kalan mirasın borçlarını ödeyecek kadarını alıp gerisini kabul etmemiştir.
Vefalı bir insandı. Kendisine Kur’an öğreten Hocasının evladının önünden geçmeyecek kadar hocasına vefasını göstermiştir.
Yakalanmış olduğu kanser hastalığının son yirmi gününü yatarak geçirdi. Hastalık prostat kanserinden akciğer kanserine ve oradan da kemiklere sirayet ettiğinden kalkamaz haldeydi. Sabırlıydı. Her zaman şükür halindeydi. 59 yıl boyunca zikirle meşgul olan bir insan elbette ölüm anında da Rabbi ile birlikte olacaktı.
O, ümmetin ve milletimizin birlik ve beraberliğine dua eder, bütün insanlığın hidayetini ve mutluluğunu isterdi.
Kin tutmazdı, insanların kendisine karşı yaptığı hataları affederdi. Hizmet binalarının yapılmasına ihtiyaç varsa onların mutlaka yapılmasını isterdi. Fakat asıl yatırımın tıpkı Zeki Soyak Hocaefendi’nin yaptığı gibi, insan yetiştirmeye yönelik yatırımlar olduğunu söylerdi.
Kazancının %50’sini her yıl vakfa yönlendirdiği gibi bazen de %100’ünü vakfederdi. Onun için yıllık kazancının azlığı veya çokluğu önemli değildi. Elde edebildiğini vakfedebilmek önemliydi. Çocuklarından bile kendisi için bir şey istemezdi. Vakfın ihtiyaçlarının karşılanması gerekirse onlardan tekrar ödenmek üzere borç alırdı. Çocuklarına olan borcunu da çocukları istemese bile mutlaka öderdi.
Takva ile yaşayıp, hizmetle ömür süren Hüseyin Yücebaş Efendi 19 Mayıs 2008 tarihinde saat 15:30’da Hakka yürüdü.
Son anlarında hep “Allah Allah” zikriyle meşgul olan Hüseyin Efendi’nin vefat anında letaiflerinin hareket halinde ve dudaklarının kıpır kıpır olduğu müşahede edilmiş.
Rabbim rahmetine gark etsin.