Milli İstiklali Korumada Eğitimin Rolü-2

Yazar: 
Yrd. Doç. Dr. Veysi Erken
Köşe: 
Hayatı Erken'den Okumak

Tarihî süreç içinde baktığımızda "istiklal ve hürriyet" kavramlarının anlam bakımından genişlediğini görüyoruz. Evet, bugün istiklal kavramı daha geniş bir anlam kazanmıştır. Günümüzün dünyasında istiklal sadece toprak bağımsızlığını ifade etmemektedir. Günümüzde istiklal, ferdin ve toplumun kendi değerleriyle olduğu kadar, kendi bilgi, beceri ve üretimiyle kendi ayakları üzerinde durmayı ifade eder.
Bilgi sahibi olmayan, sahip olduğu bilgiyi fiiliyata, yani teknolojiye dönüştüremeyen milletler ve fertler başka milletlere bağımlı olmaya mahkûm olurlar. Dolayısıyla, en azından istiklallerinin bir kısmını kaybederler.
Ferdin sahip olduğu istiklal duygusunun dışında, istiklal kavramı büyük oranda bilgi ve teknoloji ile eş anlamlı hale gelmiştir diyebiliriz. Bilgi ve teknoloji ile “güç” ve “kudret” sahibi olan milletler, diğer milletleri istedikleri yönde ve istedikleri tarzda hareket ettirebiliyorlar.

Bunun bariz misallerinden birisi kitle iletişim araçlarıyla oluşturulan “kitle kültürü” yani “Enformatik Cehalet”tir. İletişim teknolojileri sayesinde güçlüler “güç”lerine daha fazla “güç” katmışlardır
“Kalem ile ses en azından kılıç ölçüsünde keskindirler, başka bir deyişle, kılıç, yazılı ya da sözlü bir buyruğu yerine getirmek için kuşanılır. İlerleyen teknoloji “güçlü”leri daha da güçlendirmiştir, onları yalnızca daha güçlü, daha yetkin zorlama ve sindirme araçları ile donatmakla kalmamış, ellerine bir de geçmiş hükümdarların buyruğundakilerle karşılaştırılamayacak ölçüde kat kat üstün ‘inandırma ve kandırma araçları’nı bularak vermiştir. Basın çarkı ile radyo, ekonomik ve siyasal güçlerin bir yerde toplanmasında büyük katkıda bulunmuşlardır” 4 tespiti teknolojinin istiklal kavramı ile münasebetini gözler önüne sermektedir.
Teknoloji, bilgi ve becerinin fiiliyata dönüşümü olduğuna göre zorunlu olarak eğitim ile istiklal arasında vazgeçilmez bağın varlığı söz konusu olur. Çünkü eğitim yukarıda geçen tanımından da anlaşılacağı üzere fertlerin duygu boyutundaki değişme ile birlikte bilgi ve becerilerindeki farklılaşmayı da kapsar. Bilgi ve beceriler eğitim sürecinin vazgeçilmez nitelikleridir. Ancak burada hemen şunu belirtmekte fayda vardır. Şablonlara göre hazırlanmış bir eğitim sürecinin istiklale ve istikbale katkısı olamaz. Şabloncu eğitim süreçleri fertlerin doğru bilgilere ulaşmasını engeller. Doğru olmayan bilgilerle teknolojik değişim gerçekleşmez Ekonomik kalkınma sağlanmaz. Böyle bir eğitim anlayışı ancak köle ruhlu insan yetiştirir.
Bilgiyi teknolojiye dönüştüren bir eğitim, kalkınma, istiklal ve istikbalin dinamiklerindendir. Teknolojinin istiklalle ilgisini açıklığı kavuşturmak ve konunun anlaşılmasını kolaylaştırmak babından, hemen aklıma gelen bir hatıramı nakledeyim. Değerler konusunda yaptığım bir araştırmada kullanılmak üzere bir makalenin fotokopisini çektirmek üzere fakültelerimizden birinin kütüphanesine gittim. Bin bir zahmetle kaynağa ulaştım. Makalenin fotokopisini çektirmek için bu işle ilgili arkadaşa müracaat ettiğimde makinenin bozuk olduğunu ifade etti. Merakımdan neden tamir ettirilmediğini sorduğumda ise; “hocam bu makinenin yenisi 14.000.000 TL, tamir için 38.000.000 TL istiyorlar. Anlayacağınız, astarı yüzünden pahalı. Demirbaş eşya almak da yasak olduğundan yenisini alamıyoruz” cevabını aldım.
Bu hatıra ile dikkatinizi bir konuya çekmek istiyorum. Kendi teknolojilerini üretemeyen milletler teknolojik araçların ithali sebebiyle teknoloji üreticilerine bağımlı hale gelmektedirler. Bağımlılık istiklalin zıddıdır. Teknolojik bağımlılık, milletlerin serbest hareket etme kabiliyetini kısıtlar.
Kıbrıs barış harekâtında uygulanan silah ambargosunun teknolojik bağımlılığın serbest hareket etme kabiliyetini, yani istiklali ne kadar etkilediği, o günleri yaşayanların hafızalarındadır.
Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta, ülkelerin vatandaşlarını eğitirken neyi hedeflemelerinin gerektiğidir. Eğer sağlanan eğitim hizmetleriyle, fertlere kazandırılan bilgi ve beceriler teknolojiye dönüştürülemiyorsa, o eğitim hizmetinin istiklale katkısı olmaz. Zorunlu eğitim süresinin bilmem kaç yıla çıkarılması marifet değil. Marifet, millî istiklale katkı sağlayacak eğitim süreciyle fertlere bilgi ve becerilerin kazandırılmasıdır.
Fertlerine teknolojiye dönüşmeyen bilgi ve beceri kazandıran ülkelerin bağımlılığı ortadadır. Yüzlerce ülkenin, hem de zengin ülkenin ismi burada zikredilebilir. Ancak buna gerek yoktur.
Bugün dünyada yeni eğitim felsefeleri hızla gelişmektedir. Gelişen eğitim felsefelerinin ortak özelliği şablonlara dayanmaması ve fertleri bilgiye en kısa yoldan ulaştırmasıdır. Bunların başında “belirgin ihtiyaçlara cevap verebilme” felsefesine dayanan eğitim anlayışı gelmektedir5. Bunun temel ilkeleri kısa, kesin ve özel olmak üzere üç tanedir. Ferdin kendi ayakları üzerinde kısa vadede durmasını sağlamayı amaçlayan bu eğitim anlayışı, bireyin istiklalini sağlayacak yapıdadır.
İstiklal gerek fert, gerekse milletler için “muktedir” olmayı gerektirir. Muktedir olamayan, fertler, topluluklar ve kültürler başka fertlerin, toplulukların ve kültürlerin etkisinde kalabilirler, istiklallerini kaybedebilirler. Unutulmamalıdır ki, günümüzün dünyasında “haklılar” değil, “güçlüler” söz sahibidir.
İstiklal sahibi olmak ve kalmak isteyen ülkeler, ekonomik, sosyal, kültürel, siyasî ve eğitim durumlarını buna göre düzenlemek ve önceliklerini tespit etmek mecburiyetindedirler. Merhum Mümtaz Turhan’ın ifadesiyle:
“Geri kalmış milletler, meselelerini ehemmiyet sırasına göre sıralayamayan milletlerdir”.
Bir fert veya ülke, istiklalini sağlamak, muhafaza etmek ve istikbalde söz sahibi olmak istiyorsa, önceliklerini iyi tespit etmek mecburiyetindedir. İstiklal için en öncelikli hedef nitelikli ve bilgisini teknolojiye dönüştürebilen insanın yetiştirilmesidir. Teknolojiye dönüştürülebilen bilgi ve becerilerle fertlerini yetiştiren toplumların ekonomileri güçlü olur. Yeraltı kaynakları kıt olan Japonya’yı ve ekonomisini güçlü kılan en önemli faktör, yetişmiş insan gücüne sahip olmasıdır. Gelişmiş ve sözü dinlenir ülke olmanın önemli âmili teknolojiye dönüşen bilgilerle donanmış fertlere sahip olmaktır.
İstiklali korumada eğitimin önemini izah etmek için Pakistan-Hindistan savaşından sonra söylenilen ve icraata dönüştürülen şu sözün yeterli olacağını zannediyorum. Pakistan-Hindistan savaşı akabinde Pakistan yenilmiş ve Doğu Pakistan olarak adlandırılan önemli bir parçasını kaybetmiştir. Hindistan’ın teknolojisi karşısında tutunamayan Pakistan devletinin yöneticileri savaşın acı neticesi sayesinde ilmin istiklali korumada ne kadar etkili olduğunu daha iyi kavradılar. Savaştan sonra ilmin ehemmiyetini kavrayan Pakistan’ın yöneticileri düşüncelerini fiiliyata dönüştürmeye gayret ediyorlar ve sonuçta başarılı oluyorlar. İşte bu düşünceyi dillendirenlerden birisi olan Merhum Ziya’ul-Hak: “Gerekirse ot yiyerek kendi atom bombamızı yapacağız” diyerek ülkesinin istiklalinin ancak teknolojiye dönüşen bilgiyle mümkün olacağını gözler önüne seriyordu.
Buraya kadar yapılan izahattan ve verilen misallerden hareketle netice olarak şunu söylemek durumundayız. Millî istiklali korumada eğitime rol yükleyenlerin ilk önce millî istiklal ile neyi kastettiklerini ortaya koymaları gerekir. İstiklal ve hürriyet eğitim yoluyla toplumu oluşturan fertlere kazandırılan kavramlar ise, bunların muhtevası nedir? Millî şuur ve teknolojiye dönüştürülebilecek bilgiler midir? Bu bilgiler fertlere nasıl kazandırılır?
Yukarıdaki sorulardan hareketle diyebiliriz ki, günümüzde istiklal kavramının anlamı genişlemiş ve her konuda “güçlü” olmayı ifade eder hale gelmiştir. Güçlü olmak şuur ve bilgiyle mümkündür. Bu hem fertler için, hem de milletler için geçerlidir. Bilgi ve şuur fertlere ancak eğitimle kazandırılır. Dolayısıyla, eğitimin istiklal ile doğrudan ilgisi vardır.
Milletler istiklallerini eğitim sayesinde korur veya gene eğitim yüzünden kaybederler. Eğitimin, özellikle eğitimde büyük rol oynayan okulların milletin istiklalini korumasındaki ehemmiyetini Bulgar zulmünü bizatihi yaşayan Ömer Osman Erendoruk şu veciz tespitiyle dile getirmektedir:
“Zulmün iyisi olmaz ya, okul kapatmak gene de zulümlerin en pisidir, çünkü okul kapatmanın sonucu, bir milletin benliğine, yüreğine, can evine saplanmış oktur, mermidir, şarapneldir, bombadır; üç beş kişiyi yok etme amacı ile değil, bir milleti toptan yok etmeye yöneliktir”6.
Ancak, istiklalin devamlılığında aslî unsur olan eğitim süreci müdahaleleri ve şabloncu yaklaşımları kaldırmaz. Hayatın ve ilmin gerçekleriyle uyuşmayan müdahaleler, nasıl Osmanlı devletini zayıflatmış ve istiklalini kaybetmesine sebep olmuşsa; günümüzde de eğitime yapılan ve yapılacak yanlış müdahaleler devletlerin istiklallerini kaybetmelerine sebep olabilecektir.
İnsanının istiklaline katkısını düşünen ülkelerin insan yetiştirme düzenlerinde millî istiklali korumada etkili olabilecek “nitelikleri ve değerleri” eğitimlerinin hedefleri haline getirmeleri gerekir. Denebilir ki, eğitime rol yükleyerek istiklalini korumada başarılı olmak isteyen ülkeler önce bu alanda nasıl bir insan tahayyül ettiklerini belirlemek durumundadırlar. Zira insan yetiştirme tarzı, zihniyetlere ve zihniyetlerin hedef olarak seçtikleri niteliklere göre değişiklik gösterir.
Millî istiklale katkı sağlayacak eğitime bu zaviyeden baktığımızda yetiştirme faaliyetlerinin dört boyutuyla karşılaşılır. Birincisi, şuurlu ve duygulu insan yetiştirme felsefesinin temelini oluşturan zihniyettir. İnsan yetiştirmenin zihniyeti belirlendikten sonra, hedef davranış olan tutum, tavır, alışkanlık, bilgi, maharet vs. niteliklerin öğrenme-öğretme sürecinde ferde benimsetilmesi devreye girer. Bu niteliklerin kazandırılması ancak milletin istiklal sembollerinden olan “millî dil” ile gerçekleşir. Bir milletin istiklalinde dilin önemini Yale Ünivesitesi’inde 26 yaşında profesör olmuş, bu suretle Batı dünyasının 300 yılda en genç profesör olma rekorunu kırmış Oktay Sinanoğlu kendisiyle yapılan bir röportajda şu şekilde vurguluyor:
“Türkiye’ye yapılan en büyük ihanet, yabancı dille eğitimdir. Bunu herkes bilmelidir. Ve bu durdurulmadığı takdirde Türkiye diye bir şey kalmaz. Çok yakın bir zamanda ne Türkiye Cumhuriyeti kalır, ne Türk lafı kalır. Batı’nın istediği de budur. Zaten eskiden beri Haçlı seferleri bilmem ne falan, buralardan Türk Müslüman kavramını silmek için uğraşmıştır. Sonunda bu yöntemlere başvurmuştur. Osmanlıyı böyle yöntemlerle batırmıştır. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp buralardan Türk Müslüman lafını kaldırmak niyetinde. Hiç şakası yok bu işin. Bu teori dediler, komplo teorisi dediler. Ya, gerçekler bunu gösteriyor kardeşim. Dünyanın ne yanına bakarsan bak, milleti uyuttular. Bu çok korkunç bir gidiştir. Bu işin derhal hallolması lazım. Ve bu işlerle uğraşmayan, bu işe derhal dur demeyen bir hükümet ister dindar olsun, ister milliyetçiyim desin, inanmam. Çünkü bu işle uğraşmayan bir hükümet millî olamaz. Dilsiz millet olmaz”7. Bunlar kendi diliyle şuurlu insan yetiştirmenin ikinci boyutu ile ilgilidir.
Şuurlu insan yetiştirmenin bir boyutu da, çevre ve çevrenin içinde ferde sunulan modellerdir. Yetiştirmeye uygun olmayan ortam ve modeller en değerli niteliklerin yok olmasına veya yaratılış fıtratına uygun olmayan alanlara yönelmesine sebep olur.
İnsan yetiştirmenin son boyutu da teşkilatlanmayla ilgilidir. İyi çevre ancak mükemmel okullaşma ve organizasyonlarla hayat bulur.
Türk milletinin geleceğini inşa edecek çocukların ve gençlerin, hak ve hakikat doğrultusunda yetiştirilmesi ve bu yolla millî istiklalin korunması arzu ediliyorsa, behemehâl, imkânı olan herkesin “insan yetiştirme”ye katkısı sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, sözden fiile geçen her müsbet teşebbüs, kazanılmış bir alanın yapı taşlarını oluşturur. Dininden ve tarihinden kaynaklanan kültürüyle yoğrulmuş bir yapıdan aldığı güzel hasletlerle, başta gençlerimiz olmak üzere toplumun büyük bir çoğunluğu ideal toplum olma yolunda bir çaba içerisine girebilir. Bunun için yapılması gereken şey, önce istiklalimizi tehlikeye düşüren faktörlerle, millî şuur ve duyguların kazandırılamayış sebeplerini ortaya koymak ve aynı zamanda “insan” mefhumunun içini dolduran değerlerimizi gün yüzüne çıkarmaktır. Unutulmamalıdır ki, tedavi doğru teşhisle başlar ve doğru yöntem ve ilaçla devam eder.
Hülasa, istiklalimizi koruyabilmek için insanımızı eğitme sistemimizde millî his ve heyecanla birlikte teknolojiye dönüştürülebilen bilgi ve becerilerin kazandırılması aslî görev ve hedef olarak kabul edilmelidir.
İnsanlık camiasında geçmişte olduğu gibi söz sahibi olmak (Kanuni Sultan Süleyman’ın bir mektupla Fransa kralını kurtardığı gibi) ancak şablonlara dayanmayan nitelikli bir “eğitim sistemi” ile mümkündür.
İstiklalin devamlılığı, bilhassa gençlerin millî şuur ve heyecana sahip olmalarını sağlayacak, ulvî hedef ve hakikatlerin doğrultusunda koşmalarını temin edecek ve onları teknolojiye dönüştürülebilecek bilgi ve beceriyle donatacak bir eğitim anlayışı ile olabilir. Bilhassa geleceğin teminatı durumunda olan gençliğe istiklal şuurunu kazandırmada hem geçmişteki “model şahsiyetlerimizden, hem de günümüzde nitelikleriyle “model şahsiyet” olmada temayüz eden bütün değerlerimizden faydalanılmalıdır. İnsan yetiştirme düzeninde böyle bir yaklaşım, insanımızdaki “biz adam olmayız”, “biz bir şey beceremeyiz”, “biz bir şey icat edemeyiz” kısaca “biz muktedir ve müstakil olamayız” gibi yanlış kanaatlerin ortadan kalkmasına, dolayısıyla istiklalin devamlılığına vesile olur.
Kısaca, istiklalin varlığı, maddî ve manevî kudretin devamlılığı için eğitim sisteminin yani insan yetiştirme düzeninin yeniden düzenlenerek fertlere millî şuuru ve teknolojiye dönüştürülebilecek bilgileri kazandıracak şekilde tanzim edilmesi gerekir. İstiklalin devamlılığı için bundan başka yol yoktur. Unutulmamalıdır ki, eğitim iyi düzenlenirse bir milletin istiklalini sağlar, kötü tanzim edilirse milletin köleleşmesine sebep olur.

Dipnotlar :
4-Avcı, Nabi. : Kitle Kültürü Enformatik Cehalet, I. Baskı, Ankara 1990, s. 169.
5- ------------ : Ismarlama Eğitim, (Çev. Işın Görmüş, Financial Times, 20.3.1997) Gazete pazar, 25.05.1997.
6-Erendoruk, Ömer Osman, Buruk Acı, TDV Yayınları, Ankara 1997, s. 23.
7-Sinanoğlu, Oktay, Yabancı Dille Eğitim İhanettir, Kültür Dünyası Dergisi, Yıl 1, Sayı 7, İstanbul 1997, s. 15-16.

KAYNAKLAR
Avcı, Nabi, Kitle Kültürü Enformatik Cehalet, I. Baskı, Ankara 1990.
Bozbeyli, Ferruh, Günümüz Siyaset Anlayışının Millî Bütünlüğe Yansımaları, Tartışılan
Değerler Açısından Türkiye Sempozyumu (17-18 Haziran 1995), Ankara 1996.
Ekinci, Yusuf. :Günümüz Siyaset Anlayışının Millî Bütünlüğe Yansımaları, Tartışılan
Değerler Açısından Türkiye Sempozyumu (17-18 Haziran 1995), Ankara 1996.
Erendoruk, Ömer Osman, Buruk Acı, TDV Yayınları, Ankara 1997.
Gazetepazar, Ismarlama Eğitim, (Çev. Işın Görmüş,) Financial Times, 20.3.1997, 25.05.1997.
Krech, David ve Diğerleri, Cemiyet İçinde Fert, Birinci Kitap, (çev. Mümtaz Turhan), M.E.B. Yayınları, İstanbul 1983.
Sinanoğlu, Oktay, Yabancı Dille Eğitim İhanettir, Kültür Dünyası Dergisi, İstanbul 1997.