Millet İddia Sahiplerini Mahkum Etmiştir
Ak Parti hakkında açılan kapatma davası ve verilen cevap üzerinde birkaç noktaya temas etmek istiyoruz. Bu dava tüm Türkiye'yi ve bizim de geleceğimizi ilgilendirdiği için kendimizi ve dergimizi ilgilendirdiği düşüncesindeyiz. Olaya mevcut durumu bir kenara koyarak bakarsak belki daha doğru değerlendirmiş oluruz.
Bu davayı bir Başsavcının açtığı dava olarak görmeyip, siyasetin ürettiği iddialar olarak cevaplanması halinde cevapların yerine oturduğunu görüyoruz. Bu, varsayım olmaktan öte bir gerçeği de ifade etmektedir. İddialar daha önce siyaset tarafından ifade edilmiştir. Hatta bu siyasî partilerden biri iddiaları Başsavcıya kendilerinin gönderdiğini iddia bile etmiştir. Ayrıca iddia metnindeki gazete kupürleri de bir kısım medyanın bu iddiaları daha önce dile getirdiğini göstermektedir. 22 Temmuz seçimlerine bu iddiaların gölgesinde gidilmiş, sonuçta iddia sahipleri yüzde birin altında kalırken iddiaların muhatabı olan parti yüzde kırk yedi oy alarak oylarını artırmıştır. Kısaca millet iddia sahiplerini mahkûm etmiştir.
Şimdi Ak Partinin verdiği cevaplara bu gözle bakalım:
“Bu iddianame, hukuk sisteminin en temel karakteri olan objektiflik, nesnellik, nedensellik ve rasyonelliğe dayanmamakta; en iyimser yaklaşımla bir algılama sorununun varlığını ortaya koymaktadır. Partimiz hakkında hazırlanan iddianame, baştan aşağı gerçekleri tersyüz eden, değerleri ve kavramları birbirine karıştıran, dahası koruyor gibi göründüğü ilkelere zarar veren önyargılı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu iddianamenin gerçekte olup bitenle bir ilgisi bulunmamaktadır. Esasen böyle bir ilgi kurma kaygısı taşımadığı da ortadadır. Bu nedenle, iddianamenin ortaya koyduklarıyla gerçekler arasında derin bir uçurum bulunmaktadır. Sonuçta iddianamenin kanıtladığı tek şey de budur.”
Dikkat edilecek olursa kullanılan dil savunma dili değildir. Kullanılan dil tıpkı iddialar gibi siyasîdir. Cevaplar bir mahkemeye değil sanki millete verilmektedir.
- “Bu davayla hukuk sistemimiz zarar görmektedir.
Bu davayla Demokrasimiz zarar görmektedir.
Bu davayla ülkemiz ve milletimiz zarar görmektedir.
Bu davayla Devletimizin bütünlüğü zarar görmektedir.”
- “Hakkımızda düzenlenen bu iddianamedeki hiçbir iddia ve ithamı kesinlikle kabul etmiyoruz. İddianamenin hukuki ve siyasî anlamda hiçbir meşruiyetinin de olmadığına inanıyoruz.
- “Biz bu iddianamede partimizin değil, partimize gönül veren milletimizin ve onun temel değerlerinin itham edildiğini düşünüyoruz. Bu iddianamenin konusu sadece AK Parti değil, onun üzerinden millet iradesi ve demokratik siyasettir.
- “AK Parti hakkında düzenlenen iddianame, hukuki bir metin olmaktan ziyade, ülkenin gerçeklerini ve iktidar partisinin icraatlarını görmezlikten gelerek, korku ve vehimlerden hareketle geleceğe yönelik spekülatif öngörülere yer veren kurgusal bir metin niteliğindedir. Muhalif siyasî partilerin iktidarları yıpratmak için bu tür yollara başvurmaları anlaşılabilir. Ancak, hukuk sanal değerlendirmelere değil, somut gerçekliklere, belge ve bulgulara dayanmak zorundadır. Özellikle, sonuçları bakımından son derece ağır yaptırımlar içeren siyasî parti kapatma davalarında doğruluğu bile araştırılmaksızın gazete kupürlerinden seçilerek bir araya getirilen ve her siyasî görüşten insanın söyleyebileceği sözlerle bir takım kurguların temellendirilmeye çalışılması son derece tehlikelidir. Bu tehlike, söz konusu siyasî parti yasama çoğunluğuna sahip ve yürütme görevini üstlenen iktidar partisi ise daha da vahim bir boyuta ulaşmaktadır.
- “İktidar partisinin kapatılması, yasama ve yürütme organlarını felç ederek çalışamaz hale getirebilecek bir girişimdir. İçeride ve dışarıda birçok kişinin kapatma davasını “yargı darbesi” olarak nitelendirmesinin arkasında da bu gerçeklik yatmaktadır. Demokratik bir sistemi diğer rejimlerden ayıran temel özellik iktidarın sadece ve sadece seçim yoluyla el değiştirmesidir. Bir ülkede iktidarlar seçim dışındaki yollarla değişiyor; temel siyasî kararlar demokratik temsil meşruluğuna sahip olmayanlar tarafından alınıyor ya da bunlar tarafından seçilmişlere dayatılıyorsa, o ülkede seçimler düzenli olarak yapılıyor olsa bile, demokrasiden değil, ancak bir bürokratik rejimden söz edilebilir.
- “Partimize iktidar olduğu tarihten beri bazı marjinal siyasî partiler, gazete ve dergiler kanalıyla yöneltilen bu tür eleştirilerin aynen iddianamede yer alması hukuk adına üzüntü ve kaygı vericidir. Biz burada normalde siyasî muarızlarımızın bize yönelttikleri bu tür ciddiyetten uzak siyasî iddiaları cevap vermeye değer görmüyoruz. Ancak, partimizin kurulduğu andan itibaren insan haklarına dayanan, demokratik, laik, çoğulcu bir hukuk devleti olarak Cumhuriyetin korunması ve ilerlemesi için büyük çaba gösteren bir siyasî parti olduğu iç ve dış kamuoyu tarafından bilinmektedir. AK Parti olarak bu tür mesnetsiz iddialara siyasetin sağladığı her türlü meşru zeminde şu ana kadar gerekli tüm cevapları verdik, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz.
- “Ancak biz yargının bu tartışmalara alet edilmesine kesinlikle karşıyız. Zira bu durum, siyasî fikir mücadelesinin meşru zemininden uzaklaştırılarak, tarafsız olması gereken hukuk ve yargı alanına taşınması anlamına gelmektedir. Venedik Komisyonu, siyasî partilerin yasaklanması ve kapatılmaları konusundaki 2000 tarihli raporunda şu ilkeleri belirlemiştir:
- Siyasî partinin anayasada barışçıl yöntemlerle bir değişiklik yapmayı savunması tek başına onun yasaklanması ya da kapatılması için yeterli bir delil olarak görülemez.
- Siyasî partiler, ancak şiddet kullanmayı savunmaları ya da demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmak suretiyle hak ve özgürlükleri yok etmek amacıyla şiddeti siyasî bir araç olarak kullanmaları durumunda yasaklanabilir.
- “Bu davanın açılmasının temel nedenlerinden biri, iddianamede savunulan laiklik anlayışı ile partimizin laiklik anlayışı arasındaki farklılıktır. Buradan hareketle laikliğin gerekleri konusunda da farklı görüşler ortaya çıkabilmektedir. İddianamede laiklik tek boyutlu bir kavram olarak görülmekte ve bireylerin benimsemesi gereken “bir uygar yaşam biçimi” ve “yaşam felsefesi” şeklinde takdim edilmektedir.
- “Buna karşılık, AK Partinin laiklik anlayışı, çağdaş demokratik toplumların özgürlükçü laiklik anlayışıyla tamamen uyumlu bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Buna rağmen, iddianame partimizin demokratik ve özgürlükçü laiklik anlayışını ve onun gereklerini laikliğe aykırılık olarak göstermeye çalışmaktadır. Buna delil olarak da, Başbakan’ın laikliğin bir din olmadığı, dine alternatif olarak sunulmasının yanlış olduğu ve bireylerin değil devletin laik olabileceği yönündeki bazı sözleri kullanılmaktadır
- “Bu iddiaya yönelik cevabımız üç noktada toplanmaktadır. Birincisi, yükseköğretim kurumlarında kız öğrencilerin başörtüsü ile öğrenim görebilmesine ilişkin görüşlerin laiklikle ilişkilendirilmesi isabetli değildir. İkincisi, bu görüşün laikliğe uygun ya da aykırı olup olmadığından bağımsız olarak, iddianamede delil olarak sunulan sözlerin tamamı ifade özgürlüğü kapsamında herkesin rahatça dile getirdiği sözlerdir. Üçüncüsü, Parlamentoda gerçekleşen Anayasa değişikliği ve bu yöndeki kanun teklifleri birer yasama işlemi olması nedeniyle partimize değil, yasama organına isnat edilebilecek eylemlerdir.”
İddialara verilen cevaplardan kısa bir kesit verdik. Aslında cevabın özünü de vermiş olduk. Şimdi bekleyip göreceğiz. Millet adına karar verecek olan mahkeme ne karar verecek, sonra millet ne karar verecek. Çünkü çoğu zaman yanlış hesap Bağdat’tan dönüyor. Yanlış mahkeme kararları da milletten dönüyor. Millet iddialara muhatap olanları değil iddia sahiplerini mahkûm ediyor. Doğal olan da bu değil mi? Siyasî Partileri millet yaşatır ya da kapatır. Şimdi yeniden böyle bir süreçten geçiyoruz. Dileğimiz bundan sonra millet adına karar veren mahkemelerin gerçekten millet adına kararlar vermesi ve vesayet döneminin kapanmasıdır.
