Cehennemî Değil Cennetî Ol

Yazar: 
Nureddin Soyak
Köşe: 
Başyazı

İslâm’ın müslüman kadın ve erkeğe yüklediği önemli sorumluluklardan biri de fıtratın gereği olan evliliğin meşru şekilde gerçekleştirilmesidir. Bu hususta da müslüman fert, aile ve topluma önemli vazifeler düşmektedir. Günümüz müslüman toplumunda evlilik müessesesine bakışta ilâhî ve nebevî çizgiden ciddi sapmalar olduğuna şahit olmaktayız.
Bunun başlıca sebepleri ise anne, baba ve çocukların bu hususta ilâhî ve nebevî öğretiden cahil olmaları, dünyevileşme anaforu içerisinde bu çok önemli müesseseyi çıkar ve menfaate kurban etmeleridir.
Bugün evlilik çağına gelmiş kaç genç kız ve genç erkeğimizin evlilikten beklentileri ile İslâm’ın onlara yüklediği sorumluluk örtüşmektedir. Kaçı İslâm’ın evlilikte kendilerine yüklediği sorumluluğu biliyor. Burada sadece gençlerimizi suçlamak yanlış olur. Ana, baba olarak kaçımız gençlerimizi İslâm’ın öngördüğü şekilde kavlen ve fiilen evliliğe hazırlıyoruz. Onlara örnek oluyoruz. Netice malum binlerce yıkılan yuva parçalanan aileler, anne babaları hayatta olduğu halde öksüz ve yetim yavrular. Neden? Yanlış eğitim. Evliliğin sadece nimetleri tozpembe dünyalar olarak anlatılır, külfetleri öğretilmez, ona hazırlanmazsa, en ufak sıkıntı ve meşakkatler, beraberinde kavgaları, neticede de ayrılıkları ve düşmanlıkları getirir.
 

Evlilik konusunda kötü örneklerin giderek toplumda yaygınlaşması ise gençleri evlilikten soğutmaktadır. Bütün bu olumsuzlukları bertaraf etmek için gençlerimiz ilâhî ve nebevî öğreti ile eğitmemiz lazım. Ancak o zaman bu olumsuzluklara rağmen, İslâm’ın öngördüğü bu mübarek aile yuvasının kurulması için gençlerimiz bütün gereksiz ve anlamsız kaygılardan kurtulur. Bir an evvel sevgi ve merhamet üzerine kurulmuş, güven ve hoşgörünün hâkim olduğu, huzur ve sükûna kavuşularak, hayatın lezzetinin alındığı, o mübarek aile yuvasının inşası için acele ederler.
Şimdi evliliğe teşvikten başlayarak safha safha evliliğin devam ettirilmesi hususundaki ilâhî ve nebevî çağrıya kulak verelim.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
“Dünya kendisiyle faydalanılan bir maldır. Onu en hayırlısı da sâliha bir kadındır.” (Müslim) buyurmaktadır.
Müslüman bir erkek, hayatın sıkıntı meşakkatlerini, yorgunluğunu sâliha bir eş yanında unutur. Sâliha bir eş ailenin direği ve temelidir.
Diğer bir hadisi şerif de ise Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
“Mümin, Allaha karşı takvasından sonra sâliha bir kadından daha hayırlı bir şeyden istifade etmemiştir. Bu kadına emretse itaat eder, ona baksa yüzü güler, onun üzerine yemin etse yeminini yerine getirir, kocası uzaktayken namusunu ve malını korur.” (İbn Mace)
Sâliha kadının, mümin erkek için dünya hayatının en hayırlı nimeti olduğu bildirilerek bu nimetten istifadeye çağrılmaktadır.
“Ey gençler! Sizden kim imkân bulursa hemen evlensin. Çünkü evlenmek gözü harama karşı daha iyi korur, namusu daha iyi muhafaza eder. Kim de imkân bulamazsa oruç tutmaya baksın, oruç şehveti kırar.” (Buhârî, Müslim)
Ahlaksızlık ve hayâsızlığın her çeşidinin alenen işlendiği ve reklamının yapıldığı, gençliğimizin saptırılması için her çeşit tuzağın kurulduğu günümüzde bu nebevî çağrı ne kadar anlamlıdır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
“Evliliğe imkânı olup da evlenmeyen benden değildir.” (Taberani, Beyhaki) buyurarak evliliğe imkânı olanlara, evliliği kesin bir şekilde emretmektedir.
Allah Teâlâ’ya kulluk ve ibadet bile evliliğe mani olmadığına göre, imkânı olan mümin erkek ve mümin kadın bir an evvel evlenmelidir.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ibadetlerini sormak için üç kişi Efendimizin hanımlarına geldi. Onlara anlatıldığında bunların kendileri için yetersiz geleceği düşüncesiyle “Allah O’nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamışken biz nerede Hazreti Peygamber nerede.” dediler. Bunlardan birisi, “Ben artık devamlı gece namazı kılacağım.” dedi. Diğeri, “Hiç ara vermeden sürekli oruç tutacağım.” dedi. Öbürü de “Kadınlardan uzak duracağım, asla evlenmeyeceğim.” dedi. Derken Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz geldi. “şöyle şöyle diyenler sizler misiniz? Bakın! Allah’a yemin olsun ki sizin Allah’tan en çok korkanınız ve sakınanınız benim. Ama ben hem oruç tutuyorum hem de tutmuyorum. Hem gece namazı kılıyorum hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir.” (Buharî-Müslim) buyurdu.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, o güzide ashabına Allah Teâlâ’ya ibadet de bile itidali, orta yolu tavsiye ediyor. İçtenlikle Allah’a ibadette yarışan o güzel insanlara en güzel örnek olarak kendisini takip etmelerini salık veriyordu.
Bir diğer mübarek sözlerinde ise:
“Şüphesiz ki Allah bize, ruhbanlık yerine batıldan uzak hakka yönelik kopkolay din ve hükümler vermiştir.” (Beyhakî)  buyurarak fıtratın gereğini emreden İslâm ahkâmına uymalarını emrediyordu.
Evliliğin dünya ve ahiret saadetine götüren bir yol olabilmesi içinde şu tavsiyelerde bulunuyordu:
“Kadın dört şeyi için nikâhlanır; malı soyu güzelliği ve dini. Sen dindar olanı seç ki rahat edesin.” (Buhari) buyurmaktadır. Burada dindarlığın doğru olarak anlaşılması lazımdır. Ne sadece kılık kıyafet ne de sadece ibadetlere devam, dindarlık için yeterli ölçü olur.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize fazlaca ibadete düşkünlükle birlikte elinden ve dilinden komşularının rahatsız olduğu bir kadının durumu sorulunca “O cehennemdedir.” buyurarak müslüman için ahlâkî güzelliklerin vazgeçilmez bir özellik olduğunu vurgulamıştır.
Hz. Ömer radıyallahu anh da bir adamın ona gelip diğer bir adam hakkında şehadette bulunması üzerine;
“Onunla komşuluk, yolculuk, alım-satımda bulunup bulunmadığını sorar. Bunların hepsinde de olumsuz cevap alınca da öfkelenerek:
-Yoksa sen onu camide başını secdeye koyup kaldırırken mi gördün? Diye sorar. Adam “evet” diye cevap verince Hz. Ömer ona şöyle dedi:
-Haydi git sen o adamı tanımıyorsun.”
Burada dikkat çekilen husus insanları tanımada onların ahlâkî vasıflarına vakıf olunmasıdır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin evlilikte dindar olanın tercih edilmesi tavsiyesi, güzelliğin göz ardı edilmesini gerektirmez. Nitekim, Mugire b. Þube radıyallahu anh şöyle dedi: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz zamanında bir kadınla evlenmek istediğimde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ‘Ona baktın mı?’ buyurdu. Ben, ‘Hayır.’ dedim. Buyurdu ki:
“Ona bak, çünkü aranızda muhabbet ve anlaşmanın husulü için bu lazımdır.” (Nesai)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
“Dindarlığından ve ahlakından hoşlandığınız bir kimse size evlenmeye gelirse hemen onunla evlenin. Aksi takdirde yeryüzüne fitne olur, yaygın bir fesad çıkar.” (Tirmizi, İbn Mace) buyurarak, İslâmî ölçülere uyan birinin evlilik teklifinin kabul edilmemesinin fitne ve fesada yol açacağını bildirmektedir.
Nitekim Rabbimiz de:
“Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara, iyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara aittir.” (Nur 26) buyurmaktadır.
İslam kadın ve erkeğin saygınlığını koruyarak onların ana babaları tarafından bile olsa zorla evlendirilmelerine asla müsaade etmemiştir.
Aişe radıyallahu anha: “Ailesinin evlendirdiği genç kızın görüşünün alınıp alınmayacağı durumunu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme sordum. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de ‘Evet görüşü alınır.’ buyurdu. ‘Genç kız utanır.’ dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de: ‘Onun evliliği kabul etmesi susmasıdır.’ buyurdu.” demiştir. (Buharî)
Hansa radıyallahu anha anlatıyor: “Babam beni kardeşinin oğluyla ben istemediğim halde evlendirdi. Ben gidip Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme şikâyette bulundum. Rasulullah bana: ‘Babanın yaptığını normal gör.’ dedi. Ben ‘Babamın yaptığı bu işi istemiyorum.’ dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de ‘Git o halde onun yaptığı nikâh geçerli değildir. Dilediğin kimse ile nikâhlan.’ buyurdu. Ben de bunun üzerine ‘Ben babamın yaptığı nikâhı kabul ediyorum, fakat insanların babalarının kızlarının nikâhları hususunda hiçbir haklarının olmadığını bilmelerini arzu ettiğimden dolayý böyle davrandım.’ dedim.” (Buhari).
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz önce babasının emrine uymasını tavsiye etti. Çünkü anne ve babalar elbette evlatlarının iyiliğini isterler. Bununla birlikte babasının Hansa’yı istemediği biriyle evlenmeye zorladığını görünce de onu serbest bırakmıştır.
Şu bir hakikattir ki ne erkeğin idealindeki kadına, ne de kadının idealindeki erkeğe ulaşması her zaman mümkün olmaz. Ne güzel demişler, “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.” diye. O halde şöyle demek de mümkündür. “Kusursuz eş arayan eşsiz kalır.”
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tavsiyesine uyup dindar ve ahlâklı olanı bulunca zahirî bazı standartlardan feragat ederek evliliği gerçekleştirmek gerek.
Ecdadımız boşuna dememiş, “Nikâhta keramet vardır.” diye. Bu sözün hakikati de Rabbimizin şu ilâhî fermanında şöyle zikredilmiştir:
“Kendileri ile huzur bulmanız için eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum 21)
Eşlerin birbirinden huzur ve sükûn bulması yaradılışının gereğidir. Aksi ise yaradılışa aykırıdır. Rabbimizin eşlere düğün hediyesi, evliliğin ilânihaye devamını sağlayacak yegâne sermaye olan sevgi ve merhamettir. Rabbimiz birbirini tanımayan farklı ortamlarda yetişmiş eşlerin kalbine sevgi ve merhamet koymasını, varlığının ve kudretinin delillerinden saymaktadır.
İnsanların “cicim ayları” dedikleri evliliğin ilk aylarında sevgi ve merhamet zirvededir. Daha sonra ise bu sermaye eşler tarafında hoyratça kullanılarak tüketilir. Aynen mirasyedi evlat gibidir. Hâlbuki işin ehli olan eşler o ilahi sevgi ve merhamet sermayesini tüketmek şöyle dursun ömürlerinin sonuna kadar artırarak devam ederler.
Dolayısıyla ilahi sermayeyi tüketenler için evlilik cehenneme dönüşürken, ilahi sermayeyi kazanca çevirenler içinde evlilik hayatı cennete dönüşür.
“Bir kadın bir ihtiyacı için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gelir. İhtiyacını gördükten sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ‘Evli misin?’ diye sordu. Kadın, ‘Evet.’ dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ‘Kocanla aran nasıl?’ diye sordu. Kadın, ‘Onun hakkında kusur etmem. Ancak yapamayacağım bir şey olursa bu hariçtir.’ dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ‘Kocana karşı durumuna dikkat et. Çünkü o senin hem cennetin hem cehennemindir.’ buyurdu.” (İmam Ahmet ve Nesai)
Eşlerin evlilik hayatının cennete veya cehenneme giden bir yola çevirmek kendi ellerindedir. Bu eşlerin evlilikle ilgili görev ve sorumluluklarını bilip gereğini yapmaları ile mümkündür.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
“Adam kendi ailesi içinde koruyucu bir çobandır ve koruyup yetiştirdiğinden sorumludur. Kadın da kocasının evinde koruyucu bir çobandır ve koruduğu şeyden sorumludur.” (Buhari, Müslim)
Rabbimiz Teâlâ buyuruyor ki:
“Erkekler kadınların koruyup kollayıcısıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar. İyi kadınlar itaatkârdırlar.” (Nisa 34)
Rabbimiz ve Rasulünün açık beyanlarında da görüldüğü gibi erkeğin kadına hâkimiyeti söz konusudur.  Bu hâkimiyetten rahatsız olanlar fitne kazan kaynatarak kadınları kocalarına isyan ve serkeşliğe davet etmektedirler.
Erkeğin kadına hâkimiyeti rahmet ve sevgiye dayalı fıtri bir hâkimiyettir. Bu hâkimiyet kadına baskı veya zor kullanmak veya onun şahsiyetini yaralamak değildir. Şüphesiz ki insan sevdiğine kendi arzu ve iradesiyle itaat eder.
Bu ilahi taksim ve görevlendirmeye razı olan müslüman kadın ve erkek Allah Teâlâ’ya iyi bir kul olmanın birbirinin hak ve hukuklarına riayetten geçtiğinin bilincindedirler. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de:
“Kadın kocasının kendisi üzerindeki bütün haklarını yerine getirmediği müddetçe üzerinde bulunan Allah'ın haklarını yerine getirmemiş olur.” (Taberânî) buyurmaktadır.
Müslüman kadın ve erkek kurulan aile yuvasının sağlıklı devam edebilmesi içinde bu ilahi ve nebevi emir ve yasaklara uymak zorundadır.
Rabbimiz Teâlâ:
“Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin. Hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmıþ olabilir.” (Nisa19)
Bu ilâhî çağrı evlilik bağının basit sebeplerle zarar görmesinin engellenmesi açısından çok önemlidir. Bugün aile yuvalarının fındık kabuğunu doldurmayan meselelerle yıkıldığına şahit olunca, bu ilâhî uyarının ne kadar muhteşem olduğunu bir kez daha idrak ediyoruz.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de:
“Kadınlara hayır tavsiye ediniz. Çünkü kadınlar eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiklerinin en eğrisi en üsttekidir. Doğrultmaya kalkışırsan onu kırarsın, olduğu gibi bırakırsan eğri olarak kalır. Kadınlara tavsiyede bulununuz.” (Buhari, Müslim) buyurarak, kadınlık mizacına dikkat çekmiş ve mizaçtan kaynaklanan bazı davranışları hoşgörü ve karşılıklı anlayışla halledilmesini tavsiye buyurmuştur. Aynı şekilde kadının da erkeğin mizacını tanıýarak birbirlerine daha yumuşak ve anlayışlı davranması mümkün olur.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz eşine iyi davranan kocayı ümmetinin en hayırlısı ilan etmesi bu manada çok anlamlıdır.
“İman açısından müminlerin en kâmili, ahlaken en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı hayırlı olanlarınızdır.”(Tirmizi)
Müslüman, Rabbinin ve Rasulünün emrine uyarak hoşlanmadığı durumlarla karşılaşsa da eşiyle iyi geçinir.
Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
“Mümin erkek hanımından nefret etmez. Onun bir huyunu sevmezse ötekini sever.” (Müslim) buyurarak aile hayatının devamı için altın öğütler vermektedir.
Amr b. As radýyallahu anh anlatıyor:
 “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bana ‘Gündüzleri hep oruç tuttuğun geceleri de hep namazla geçirdiğin doğrumu?’ dedi. Ben de ‘Evet. Ey Allahın Rasulü.’ dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ‘Öyle yapma! Bâzan oruç tut, bâzan ye, biraz uyu, biraz kalk. Çünkü vücudunun senin üzerinde hakký vardır. Gözlerinin senin üzerinde hakkı vardır. Eşinin senin üzerinde hakkı vardır.’ dedi.” (Buhari, Müslim)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin müslüman kadına tavsiyeleri ise aile hayatının mutluluk ve huzuru için vazgeçilmez tavsiyeleridir.
“Kadın kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.” (Tirmizi, İbn Mace)
“Müslüman bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, kocasına itaat edip, namusunu muhafaza ederse, Cennete istediği kapıdan girer.” (İbni Hibban)
Hz. Ümame’nin kızına tavsiyeleri de tarihi bir değere haizdir:
“Sevgili kızım! Eğer edeb yönünden faziletli, soy yönünden saygınlığı sebebiyle bir kimseye nasihat edilmeyecek olsaydı, sana tavsiyede bulunmazdım. Fakat bu tavsiyem gafillere hatırlatma, akıllı kimseler için bilgi mahiyetindedir.
Sevgili kızım! Kadınlar erkekler için yaratılmıştır. Tıpkı erkeklerin de kadınlar için yaratıldığı gibi.
Sevgili kızım! Şu anda yuvanı terk edip bilmediğin bir yuvaya, alışık olmadığın bir arkadaşın yanına gidiyorsun. O sana sahip olmakla kral oldu. Sen de ona cariye ol ki, zamanla o senin kölen olsun. Eşine karşı fazla konuşma, itaat et, geçim ehli ol. Kocanın hiçbir sırrını açığa vurma.
Sevgili kızım! O sıkıntılı iken sen sevinçli görünme. O sevinçli iken sen asık suratlı olma. Sen kocana saygılı davran ki o sana değerli varlık gibi davransın. Sana uzun müddet arkadaşlık yapsın.
Sevgili kızım! Şunu kesin bil ki sen sevdiğin ve sevmediğin hususlarda onun memnuniyetini kendi memnuniyetine, onun arzusunu kendi arzuna tercih etmedikçe onun sevgisini kazanamazsın. Allah evliliği senin için hayırlı kılsın ve seni korusun.”
Mutluluk yolunda ne güzel anne tavsiyesi!