Anne-Baba Veya Öğretmen Olarak Nasıl Bir Eğitimciyiz?
Bilindiği gibi Peygamberimiz: “Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden mes‘ulsünüz.” buyurmaktadır. Bu konudaki, görevlerimizden biri olarak Kuran’da müminin özelliklerinden bahsedilirken öne çıkan hususlardan bir tanesi de “ma’rûfu emretmek, münkerden sakındırmak”tır (Âl-i İmran,104; Tevbe, 71–72). Ma’ruf, Allah katında ve Peygamberimizin sünnetinde istenilen, rağbet edilen, hoşa giden sözler ve fiillerdir. İnsanı insan yapar, güzelleştirir, sevimli kılar. Münker ise bunun tersidir.
Ayette öncelikli sırayı “marufu emretmek” almaktadır. Biz de bu sıraya uyarak; büyüklerin çocuklarımıza ve gençlerimize davranışlar kazandırmak ve bu davranışlara süreklilik sağlamak konusunda basit ama önemli hatalarımıza açıklık getirmeye çalışacağız. Münker konusunda izlenmesi gereken yöntemleri başka bir zamana bırakacağız.
Eğitimle ilgili sevk ve idarede dört temel unsur vardır: Eğiten, eğitilen, çevre ve muhteva. Her birisinin istenilen davranışı kazandırmada ayrı bir yeri vardır. Eğitilen bir unsur olan çocuğun yaşı, zayıflığı, konumu ve himmete muhtaçlığı vb. nedenlerle hatalar yapmasını gayet tabii karşılamak gerekir. Diğer taraftan ebeveyn ve öğretmenlerin çocuğun davranışlarındaki olumsuzlukları kaldırması, çevreyi güzelleştirecek ve olumlu bir ortam sağlayacaktır. Bu sebeple büyüklerin (eğiten) ma’rufu emretme konusundaki davranışlarının ve hassasiyetlerinin ayrıcalıklı ve önemli bir yeri vardır.
Biz büyüklerin elbette ki çocuklarımızdan beklediğimiz davranışlar vardır. Ancak zaman zaman umduğumuz davranışların tamamen tersiyle de karşılaşabiliriz. İşte büyüklerin hatası çocuğun beklenen, istenilen davranışı sergilediği anda veya istenmeyen davranışı ortaya koyduğunda açığa çıkar. “Bu nasıl olur?” diyeceksiniz. Mesela çocuk yemeğe başlarken ma’ruf bir amel olarak besmele çekti, yemekten sonra ellerini yıkadı… Çocuğun bu veya bunlara ilişkin, ma’ruf olarak niteleyeceğimiz her bir davranışının büyükler tarafından onaylanması gerekir. Her bir onaylama ma’rufun emri ve yaygınlaşması için büyüğün dikkate alacağı temel görevlerden birisidir. Bu; sözle, davranışla, mükâfatlandırmayla, gülümsemeyle gösterilmelidir. İşte büyüklerin yaptıkları önemli hatalardan biri ma’ruf bir davranışın onaylanmamasıyla ilgilidir.
Ma’rufu emretmek mü’minin rıfk sahibi olmasının gereğidir. Rıfk, insanlara karşı nazik ve yumuşak olmak demektir. Allah ve Rasulünün razı olduğu ve methettiği güzel ahlakî vasıflardan biridir. Nitekim Allah Teâlâ “O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmran, 159) buyurmaktadır. Rıfk, büyükle çocuğun (veya gencin) arasında ilişkinin kurulması ve etkileşimin açığa çıkması için şarttır.
Bilindiği üzere asrımıza iletişim çağı da denilmektedir. Bugün iletişim (karşılıklı ilişkinin kurulması) için yapılan açıklamalardan bir tanesi de iletişimin bir takım olmazsa olmaz parçalardan meydana geldiğidir. Biz bu öğelerin her birinden ayrı ayrı bahsetmeyeceğiz. Ancak her iletişim için bir kaynak ve bu kaynağa ait davranışın onaylanması söz konusudur. Bir örnekle açıklamaya çalışalım: Dinleyici isteklerini yayınlayan bir radyo programı düşünelim. Radyo istasyonu kaynak olur. Dinleyici isteğine program akışı içerisinde yer verir. Dinleyici telefon, faks veya mesaj yoluyla isteğini bildirir. Bu, program akışının, yani radyo istasyonunun istekler konusunda ortaya koyduğu davranışın onaylanması anlamına gelir. Bir an için bu onaylanma işinin yapılmadığını düşünelim; kaynakla dinleyici arasındaki iletişimin kopması anlamına gelir. Programın yürümesi imkânsızlaşır. Çocuk, ortaya koyduğu istenilen davranışla ma’rufun kaynağıdır. Büyüklerin sözleri, davranışları ile verdiği karşılık o davranışların onaylanması anlamına gelir. Büyükle çocuk arasındaki iletişimin kurulması ve devamı için bu onaylama konusu hayatî önem taşır. Nitekim araştırmalar göstermiştir ki; bu onaylama işlemi yapılmadığı ve işletilmediği takdirde çocuklardaki olumlu davranışların (ma’rufun) azaldığı ve hatta zamanla ortadan kalktığı gözlemlenmiştir.
Gençlerin onure edilmesi, önlerinin açılması, yeteneklerinin baskı altında tutulmaması ve kabiliyetlerinin geliştirilmesi şarttır. Hazreti Ömer’in radiyallahu anh oğlu Abdullah (İbni Ömer radıyallahu anh) anlatıyor: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile bir seferde idik. Babama ait bir devenin üzerinde idim. Onu zapt edemiyor, kavmin önüne geçip duruyordum. Babam bu duruma üzülerek geliyor, deveyi geri alıyor ve;
“Ona sahip ol! Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellemin önüne geçmesin.” diyordu.
Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem,
“Onu bana satar mısın ey Ömer?” buyurdu.
Babam:
“Deve sizindir Ya Rasulallah!” diyerek ona sattı.
Bundan sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:
“O senindir ey Abdullah! Onu istediğin gibi kullan.” (Buhari, Büyü, 47; Hibe, 25/2)
Bu olayda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gençlerin baskı altında tutulmamasının gerektiğini, bu durumun onların yeteneklerinin açığa çıkmasındaki ön şartlardan birisi olduğunu göstermektedir. İnsan psikolojisinin gereği olarak kişi, içtenlikle yaptığı işlerin onaylanmasına sevinir. Onu yapmaya daha çok gayret eder. Bu, çocuk için de böyledir; büyükler için de. Bu onaylama yapılmadığı, tersine hareket edildiği takdirde istenilen davranış bir süre sonra yok olur. Tersine hareketin bir örneği de şudur: Babasının arabasını yıkayan bir çocuğun, bu konuda onaylama işleminin yapılmaması ve sessiz kalınması sonucunda, aynı işlemi üç defa daha tekrar ettikten sonra bırakıp bir daha yapmadığı gözlemlenmiştir.
Çocuklarımızın ma’rufu yaptıkça onaylanması temel görevlerimiz arasında yer almalıdır. Çocukla büyük arasındaki iletişimin devamı için bu şarttır. Burada bir tehlikeden de bahsetmek gerekecektir. Onaylama kelimelerini (aferin, çok güzel, ne güzel yaptın vs.) veya fiillerini (sırtını sıvazlama, gülümseme…) dengeli kullanma şartına da dikkat etmek gerekir. Onaylama sözü olarak sürekli “Bravo” kelimesini kullanan bir öğretmene bu kelimenin lakap olarak takılmasının gözlenmesi yaşanmış açık bir örnektir. Bu sebeple onaylama sözlerini ve davranışlarını sürekli farklı farklı kullanmak gerekir. Yoksa etkisini kaybeder. Alay konusu olabilir.
Sonuçta bu onaylama davranýışını sergileyen büyükler, hata arayan, suçları öne çıkaran bir varlık olmaktan kurtularak; iyiyi, güzeli, hoþ olanı, kısaca ma’rufu öne çıkaran bir insan konumuna çıkar ki bu; çocuğun eğitiminde çok önemli ve vazgeçilemeyecek bir ayrıntıdır. Öncelikle büyük, ayetteki sýrasýnda yer aldýðý gibi ma’rufu emreden bir insan olur. Bu, küçükle büyük arasında sevginin doğmasına, onların kaynaşmasına, büyüğün üsve-i hasene (en güzel örnek) konumunun açığa çıkmasına sebep olur.
Olumsuz davranışlar (münker) konusundaki değerlendirmeye başka bir zaman değinmek üzere; Peygamberimizin şahsında Allah Teâlânın bizlere “Müminlerden sana tâbi olanlara kanadını indir.” (Şuara, 215) emri ilahisini şiar edinmemiz dileğiyle… Rabbim bizleri, gerçek anlamda iyiliği emreden ve kötülüklerden sakındıran bir ümmet kılsın.
