Çocuk; Dünya Ve Ahiret Dengesi
Çocuk, evli olan bütün ailelerin ya hayallerini kurduğu ya da hayatlarının en kıymetli varlıklarıdır. Annelerin saçını süpürge ettiği babaların ömürleri boyunca çalışıp didinip kazandıklarını ayaklarının altına serdikleri dünya süsüdür çocuklarımýz. Mal ve çocuklar dünya hayatýnýn çekici-süsüdür… (Kehf 46)
Ülkemizin sosyal ve ekonomik şartlarında çocuklarımız, dünyaya ödemeleri gereken borçlarla geliyorlar. Böyle olunca çocuklar dünyaya teşrif etmeden ebeveynlerini -çocukları için- bir gelecek kaygısı alıyor. Hangi okul, hangi dershane -hatta bazı derslerden özel dersler- hesapları ve kaygıları yaşanıyor. Sanki anne ve babaların çocuklarına karşı olan bütün sorumlulukları bunlardan işaretmiş gibi… Allah Teâlâ “Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akıbet takva sahiplerinindir.” (Tâhâ 132) buyurmaktadır. İnsan için asıl olan, rızkının peşinde olmasıdır. Fakat bunu hayatının tek gayesi haline getirerek kaybedenlerden olmayacaktır. Dünya hayatı, geçici ve aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. Elinizdeki ziynetler, aranızdaki övünme, mal ve evlat yarışı hepsi de geçicidir. Asıl kalıcı olan Cennet hayatıdır. O halde ne yapacaksanız, Cennet hayatı için yapın. Dünyada sıkıntı veya ferahlık, Allah’ın takdirine bağlıdır. (Tefhimu’l Kur’an)
“Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve (eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır. Gerçekten âhiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.” (Ankebût 64) Dünya - âhiret önceliğini, “Hiç ölmeyecek gibi dünya hayatı için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için hazırlan!” ifadesinde bulmak mümkündür.
Çocuklarımıza ve gençlerimize dünya-âhiret dengesini nasıl kazandıracağız?
Dünyadan kopmadan âhiret anlayışını çocuklarımıza nasıl vereceğiz?
Bu anlayışı vermek için nerden ve nasıl başlayacağız?
Her sorunun cevabını bulduğumuz kaynağımıza bakarak, cevabı bulabiliriz. Yani âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemde cevaplarımızı bulacağız.
İlk iş olarak hayatımızı iyi bir eşle birleştireceğiz.”Kadın dört hasleti için nikâhlanır: Malı için, haseb ve nesebi için, güzelliği için, dini için. Sen dindarı seç de huzur bul.” (Buhari, Nikâh) buyuruyor, Peygamber Efendimiz. Annenin, çocuğun şahsiyetinin oluşmasında, hayata bakış açısı kazandırmada ki önemli rolü olduğu bilinen bir gerçek. Modern psikolojide de çocuğun şahsiyetinin genel özelliklerinin 3–4 yaşına kadar oluştuğu kabul edilmektedir. Çocuk bu dönemde çoğunlukla annesinin yanındır.
Kalıcı eğitim görerek, duyarak ve uygulayarak yapılan eğitimdir. Din eğitimin de çocuklarımıza göstererek, anlatarak ve uygulattırarak başarılı olunabilir. “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Her çocuk fıtrat üzerine doğar’ buyurdu ve sonra da ‘şu ayeti okuyun’ dedi: “Allah’ın yaratılışta verdiği fıtrat...” (Rum 30). Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sözünü şöyle tamamladı: ‘Çocuğu anne ve babası yahudileştirir veya hıristiyanlaştırır veya mecusileştirir.’ buyurmuştur. (Buhari, Cenâiz 80, 95) Küçük yaştaki çocuk için ideal model, anne- babadır. Kız çocukları annelerini model olarak benimserken erkek çocukları da babalarını model olarak alırlar. Kur’ân okunulan bir evde, çocuk önce ne olduğunu anlayamasa da, büyüklerinin yaptığı gibi saygınlık besleyecek, sonra bunun hayatı için önemli bilgileri içine alan bir kitap olduğunu anlayacaktır. Eğitim Kur’ân ile başlar. İbn-i Haldun çocuğun eğitimine Kur'an ile başlanması gerektiği konusunda şöyle söyler: “Çocuklara Kur’ân talim etmek, dinin şeairinden bir şiardır.’’
Büyüklerin namaz kıldığı bir evde çocuk namazı belki bir oyun gibi görecek, fakat yaşı ilerledikçe bunun bir iadet olduğunu anlayacaktır. Dinin direği namaza çocuklarımızı alıştırabilmek için herkesten önce onu anne-babanın kılması gerekir. Hatta evde namaz kılınırken çocuk rahatsız etmesin diye kapalı odalarda değil, tam tersine özellikle çocukların görecekleri bir yerde namaz kılınmalıdır. Namazda rükû ve secdeye giderken çocuğumuzun sırtımıza çıkmasına, boynumuza asılmasına “Beraber rükû ve secde yapıyoruz.” diye bakılmalı ve bunun içinde mutlu olunmalıdır. Cuma ve bayram namazlarına çocukla beraber gidilmesi, çocuğun namaz kılma yaşı geldiğinde namaza alışmasında önemli katkılar sağlayacaktır. “Şüphesiz ben Allah’ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.” (Tâhâ 14) “ (Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et.” (Tâhâ 14) Ramazanda beraberce oruç tutmak, kurbanda kurban kesmek çocuğun dünyasında kalıcı etkiler bırakır.
Din eğitimi tedrici yapılmalıdır. Küçük yaştaki çocuklar soyut düşünemezler. Onlar için Allah Teâlâ adeta kapı komşuları gibidir. Çocuklarımıza Allah Teâlâ’yı anlatılırken, onlarla oyun içinde sevgi, merhamet ve şefkat duygularını ön plana çıkartarak anlatmalıyız. Yani Allah Teâlâ; yakan, ceza veren olarak değil, iyi işler yapan, herkesi seven, onlara mükâfatlar veren olarak anlatılmalıdır. Bu arada çocukların Allah Teâlâ hakkında sordukları sorulara da sabırla cevap verilmelidir.
Çocuk deyip geçmek, onları yok saymak zaman zaman yaptığımız hatalar arsında yer alıyor. Hâlbuki onların her biri ayrı bir şahsiyettir. Bir eğitimci, bir çocuk için diyor ki: “Şahsiyet olarak ona değer verin, çünkü o bir şahsiyet sahibidir.” Bizim küçültülmüş bir fotokopimizdir, başka bir şey değil, yani. Ama bir şahsiyettir. İşte Allah, ona o şahsiyet duygusunu, küçük yaştan itibaren veriyor. Mesela küçük bir çocuğa bir şeyler söylüyorsunuz, ağlıyor. Demek ki bir ruh sahibidir. Taş gibi duygusuz ve hissiz bir varlık durmuyor, karşımızda. Anlayacağı dilden ve kaldırabileceği ağırlıkta dini bilgiler vermek, bir babanın çocuğu üzerindeki sorumluluğudur. “Bir kimsenin çocuğunu terbiye etmesi ve ona edep öğretmesi, her gün bir miktar sadaka vermesinden daha hayırlıdır.” Buyuruyor, Peygamber Efendimiz.
Gençlerde Ahlak Eğitimi
Gençlik dönemi insan ömrü içindeki en çalkantılı en çok git-gellerin yaşandığı dönemdir. Bu dönemde duygular insan davranışları üzerinde akıldan daha müessirdir. Ailesi ile ilişkilerinde problemlerin ve çatışmaların sıkça yaşandığı, bir dönem. Ancak hayatının sonuna kadar hangi değerler etrafında yaşayacağının büyük oranda belirlendiği bir dönemdir.
Bunun yanında günümüzdeki eğitim sistemi, gençleri -benzetmek gibi olmasın- yarış atı gibi testlerle, sınavlarla vs. yarıştıran, gençlerin sosyal faaliyetlerini azaltan, hayata farklı bir pencereden bakmasına engel olan, bir sürü engel gençliğin önünde duruyor. Sınav sistemi, okullardaki eğitim sisteminin gence hitap etmeyen yönü, toplumda üniversite kazanma konusunda oluşan baskı vs. ne yazık ki sıkıntı olarak duruyor gençlerin karşısında. (Genç Yaklaşım Dergisi’nin M. Emin Ay’la yaptığı söyleşiden...)
Günümüzün sosyal ve ekonomik hayatı içerisinde hem gençlerin kendileri için hem de ailelerinin çocukları için gelecek kaygıları yaşamaları yadırganacak bir durum değildir.
Gençlerimizin önünde duran bir başka tehlike de internet kullanımıdır. Her türlü bilgi ve iletişime açık olan internetten gençler çok olumsuz etkilenebiliyorlar. Geçlikte, insanlar olumsuz şartlara -aile, soysal hayat- rağmen, idealleri uğruna büyük fedakârlıklar yapabiliyorlar. Gençlere dünya ve âhiret dengesini sağlamalarını öğretmenin yolu; onların, hem hayat tecrübesi hem de kültürel düzeyi yüksek olan insanlarla beraber olmalarını sağlamakla olabilir. Örneğin, Musab bin Umeyr. O Mekke’nin en zengin ailelerinden birinin oğludur. Ancak o imanı uğruna bütün dünyevî zenginlikleri gerisinde bırakarak, Mekke’den Medine’ye hicret etmiştir. Şehit olduğunda da üzerini tamamen örtecek bir örtü dahi bulunamamıştır. Onu bu fedakârlığa götüren kuvvetin arkasında Allah Teâlâ’nın habibi Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile tanýþmasý, onu cân-ı gönülden sevmesi yatmaktadır. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin!’ buyurdular.’’ (Ebu Davud, Edeb 19) Genç insanın şeytanı çok olur, derler. Hele bir de buna kötü arkadaş eklenecek olursa gencin sesinin nereden geleceği hiç belli olmaz. O zaman genç çağda ki çocuğumuzun kimlerle arkadaşlık yaptığını takip etmeli ve hatta yapılabiliyorsa ona fark ettirmeden onun ahlâkı ve edebi güzel olan gençlerle arkadaşlıklar kurması sağlanmalıdır. Genç insan birçok konuda muhatap alınmalı, onun görüş ve düşüncelerine değer verilmelidir. Çünkü Allah Teâlâ genç insanı muhatap alır ve ona “Artık sen mükellefsin.” diyerek görev sorumluluklar yükler. Anne-babaların genç evlatlarına güvendiğini hissettirerek, onlara bir takım -yapabilecekleri- sorumluluklar verirlerse, gençlerle aralarındaki sevgi ve saygı bağı kuvvetlenir. Bu ebeveynlerini ideal bir model olarak algılamalarında yardımcı olacaktır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin dünya ve âhiret dengesini saðlamak bütün anne ve babalarýn en temel görevleri arasýnda yer almaktadır. Âhiret kaygısını en az dünya kaygısı kadar düşünmek, bunun için önlemler almak görevimiz olmakla birlikte, sonucun hayırlı tecelli edebilmesi için Allah Teâlâ’ya dua etmek gerekmektedir.
