Allah'ın Dinine Yardım Etmezseniz...

Yazar: 
Ali Küçük
Köşe: 
Tefsir

“Ey inananlar! Size ne oldu ki, “Allah yolunda, savaşa çıkın” dendiği zaman yere çöküp kaldınız? Âhireti bırakıp dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının geçimi âhirete göre pek az bir şeydir.” Tevbe 38
Hicretin dokuzuncu yılında Tebûk seferine çıkmak üzere Rasulullah efendimiz bir seferberlik ilânında bulunduğu zaman müslümanlar arasında ağır davrananları kınayan bir âyetle karşı karşıyayız. Yeryüzünde fitne ve fesadın kökünün kazınmasının, adâletin, Allah’a kulluğun gerçekleşmesinin bu uğurda mü'minlerin Allah için bir savaşı göze alabilmelerine bağlı olduğu vurgulanıyor. Dünya üzerinde, dünyaya taparak zâlimce egemen olan güçlerin belini kırmak, egemenliklerine son verip, onların zulüm ve işkenceleri altında kıvranan mazlumların, mus’taz’afların imdadına yetişmek üzere müslümanların mutlaka savaşı göze almaları gerektiği haber veriliyor.

Ey müminler, size ne oluyor da sizler Allah yolunda savaşmıyorsunuz? Ne oluyor size ki Allah ve Rasulünün bir savaş çağrısı karşısında yerlerinize çakılıp kaldınız? Size ne oluyor ki Allah yolunda bir savaşı göze alamıyorsunuz? Ne oluyor size ki rahatınızın içine gömülüp kaldınız? Zevkiniz, sefanız, malınız, mülkünüz ağır bastı da Allah yolunda bir savaştan ürker oldunuz? Yoksa sizler âhiret hayatını bırakıp da dünya hayatına mı razı oldunuz? Yoksa dünyayı âhirete mi tercih ettiniz? Rabbinizin rızasını, cenneti bıraktınız da şu dünyanın geçici menfaatlerine mi razı oldunuz? Bilmiyor musunuz ki dünya hayatının geçimliliği âhiret hayatının yanında çok azdır. Azı çoğa tercih mi ediyorsunuz? Bâkîyi, sonsuzu verip de fânîyi mi satın alıyorsunuz?
Şunu kesinlikle bilesiniz ki eğer sizler peygamberle birlikte bu savaşa katılmaz, onu yalnız bırakırsanız Allah onun destekçisidir. Allah elçisine yetecektir. Unutmayın ki sizlerin Allah yolunda cihadı bir kenara bırakıp mal-mülk, tarla-tapan, ev-bark derdine koşmanız sizin kendi kendinizi tehlikeye atmanız anlamına gelecektir.
Bu âyetlerin indiği ve müslümanların Allah yolunda bir sefere çağrıldıkları dönem Medine’de kıtlık ve kavurucu sıcakların hâkim olduğu, gölgelerin arandığı ve ekinlerin, meyvelerin hasat mevsiminin geldiği bir döneme rastlıyordu. İşte böyle bir ortamda Rabbimiz bir savaş emri veriyordu. Rasulullah efendimizin işin ciddiyetine binaen önceki âdetinden farklı olarak seferin yönünü de açıkça ortaya koyuyordu. Bizans’a karşı bir sefere gidiyoruz, diyordu. Uzun ve meakkatli bir yolculuk. Onun içindir ki müslümanlardan ağır davrananlar oldu. Dünya hayatı, yaşamak arzusu, mal-mülk sevgisi ağır bastığı için savaşa çıkmak zor geliyordu. Onların bu ağırdan almalarına karşılık bakın Rabbimizin tehdidine:
“Eğer bu sefere çıkmazsanız, Allah size can yakıcı azapla azap eder ve yerinize başka bir millet getirir. Ona bir şey de yapamazsınız. Allah her şeye Kâdirdir.”(Tevbe 39)
Ey müslümanlar, eğer rahatınızı düşündüğünüz için, bağınızı bahçenizi, dükkânınızı ticaretinizi, evinizi barkınızı düşündüğünüz için; Allah yolunda bir savaş size angarya gelir ve ağır davranırsanız bilesiniz ki; Allah size can yakıcı, dayanılmaz bir azapla azap edecektir. Sizi giderip sizin yerinize Allah’ı, Allah’ın rızasını, Allah’ın cennetini dünya menfaatlerine tercih edip O’nun yolunda malları ve canlarıyla cihad edecek kullar getirecektir. Unutmayın ki Allah dilediğini yapmaya Kâdirdir.
Evet, o gün böyle ağır davranan müslümanlara yapılan bu tehdit karşısında bugün; Allah ve Rasulünün cihad çaðrýsýna karþýlýk bizim durumlarýmýz gerçekten yürekler acýsýdýr. Rabbimizin cihad çaðrýsýna karþýlýk hiç kulak asmayan bizler gerçekten çok kötü bir durumdayýz. Allah için en ufak bir fedâkarlýða yanaþmayan bizler ne kötü bir durumdayýz? Âhiret hayatýný unutup sadece dünya rahatýndan baþka hiç bir þey düþünmez hale gelmiþiz. Siz sahiplenmezseniz, peygambere. Sahiplenenleri getirir, Allah. Dilediði zaman da sizi yok etmeye muktedirdir. Size de yaptýklarýnýza da ihtiyacý yoktur O’nun. Dilerse sizin defterlerinizi dürer de daha önce sizi sizden öncekilerin yerine dünya sahnesine getirdiði gibi sizin yerinize de baþkalarýný halef kýlar. Nuh toplumunu yok edip yerine Âd’ý getirdiði gibi, isyanlarýndan dolayý Âd’ýn da defterini dürüp yerine Semûd’u yerleþtirdiði gibi. Küfürlerinden ötürü Semûd’u da yerin dibine batýrýp, yerine baþkalarýný getirdiði gibi. Veya Selçukluyu, Osmanlýyý yok edip þu anda onlarýn yerine sizleri getirdiði gibi. Sizi de yok edip yerinize baþkalarýný getirir. Öyleyse size hâkim olan, sizin üzerinize Kahhâr olan Rabbinize teslim olun. O’nun istediði hayatý yaþayýn. Asla O’nun emirlerine isyan içine girmeyin. O’nun ve elçisinin cihad çaðrýsýna kulak týkayarak azabýna dâvetiye çýkarmayýn. Þunu da unutmayýn ki:
“Muhammed’e yardým etmezseniz, bilin ki, inkâr edenler onu Mekke’den çýkardýklarýnda maðarada bulunan iki kiþiden biri olarak Allah ona yardým etmiþti. Arkadaþý Ebu Bekir’e “Üzülme, Allah bizimledir” diyordu; Allah da ona güven vermiþ, görmediðiniz askerlerle onu desteklemiþ, inkâr edenlerin sözünü alçaltmýþtý. Ancak Allah’ýn sözü yücedir. Allah güçlüdür, Hakîmdir.”(Tevbe 40)
Eðer sizler peygamberime yardým etmez, onu bu cihad çaðrýmda yalnýz býrakýrsanýz unutmayýn ki onun yardýmcýsý, onun kefili Benim diyor Rabbimiz. Daha önce öyle olmadý mý? Hani hatýrlasanýza kâfirler onu Mekke’den çýkardýklarýnda Sevr maðarasýnda yanýnda O’nu koruyan sizler miydiniz? Ýki kiþiden biri olarak Allah O’na yardým edip düþmanlarýndan korumamýþ mýydý? Hani orada ayaklarýnýn dibine kadar gelmiþ kâfirlerden korku içine giren Ebu Bekir’e Rasulullah: “Üzülme, Allah bizimledir.” diyordu.
Ey Ebu Bekir, iki kiþi hakkýnda ne zandasýn ki üçüncüleri Allah’týr onlarýn. Sakýn mahzun olma, biz Allah korumasýnda ve Allah desteðindeyiz, diyordu. Biz þu anda Allah için buradayýz. Hareket noktamýz Allah’týr ve Rabbimiz bizi koruyacak, dinini galip getirecektir. Korkmana ve üzülmene gerek yoktur, diyordu. Böylece Allah da O’na güven vermiþ, görmediðiniz askerleriyle, ordularýyla O’nu desteklemiþ ve sonuçta kendi sözünü üstün getirmiþ, kâfirlerin sözünü alçaltmýþtýr. Allah’ýn kelimesi, Allah’ýn dini, Allah’ýn yasalarý üstündür. Allah Azîzdir, dilediðine güç yetirendir ve yaptýðý her þeyi belli bir hikmetle yapandýr.
Evet, þimdi þu anda Rabbinizin bir cihad çaðrýsý karþýsýnda peygamberini yalnýz býraksanýz bile, hiç biriniz O’nunla birlikte cihada çýkmasanýz bile orada O’nu koruyan, O’nu galip getiren Allah elbette yine galip getirecektir. Azîz olan, mutlak güç ve kudret sahibi olan ve Hakîm olan Allah’ýn hiç kimsenin yardýmýna ihtiyacý yoktur. Siz ne yaparsanýz kendi menfaatiniz için yapmaktasýnýz. Allah yolunda mallarýný ve canlarýný ortaya koyanlar kendi nefisleri için ortaya koymuþlardýr. Allah yolunda bir fedâkârlýktan kaçanlar da kendi aleyhlerinde bir eylem içine girmiþlerdir. Allah cennet karþýlýðýnda müminlerin mallarýný ve canlarýný satýn almýþtýr. Öyleyse haydi:
 “Ýsteyen, istemeyen, hepiniz savaþa çýkýn. Allah yolunda mallarýnýzla, canlarýnýzla cihad edin. Bilirseniz bu sizin için hayýrlýdýr.”(Tevbe 41)
Aðýrlýklý ve aðýrlýksýz olarak, gerek binitli gerek binitsiz olarak, gerek kolay, gerek zor gelerek, gerek genç, gerek yaþlý olarak, gerek evli, gerek bekâr olarak, gerek zengin, gerek fakir olarak, gerek silahlý, gerek silahsýz olarak Allah yolunda savaþa çýkýn. Ýþiniz, aþýnýz, durumunuz müsait olsa da çýkýn, olmasa da çýkýn. Allah’ýn ve Rasulunün emrine koþun. Hiç beklemeden emre imtisal edin. Allah yolunda mallarýnýz ve canlarýnýzla cihad edin. Malý olan malýyla, caný olan canýyla, ikisine de sahip olan ikisiyle de savaþa gitsin. Sakýn ha sakýn, Allah yolunda çýkýlacak bir cihad için mâzeretlerin arkasýna saklanmayýn.
Eðer bilirseniz bu sizin için çok hayýrlýdýr. Haydi, hakkýnýzda hayýrlý olana koþun. Haydi, imanlarýnýzý yapabileceðiniz, imanlarýnýzý hayatýnýzda görüntüleyebileceðiniz, iman kaynaklý yaþayabileceðiniz bir hayat ortamý oluþturmak üzere savaþa hazýrlanýn. Ýslâm düþmanlarýna karþý, düþmanlarýnýza karþý tedbirlerinizi alarak bölük bölük savaþa çýkýn.
Ey Allah ve Rasulüne iman edenler! Ey dünya hayatý yerine âhireti satýn alanlar! Ey Allah’la böyle bir alýþveriþte bulunanlar! Fânîyi verip de bâkîye talip olanlar! Dünya hayatýnýn basit zevklerini býrakýp da cennete ve Allah’ýn rýzasýna talip olanlar! Allah yolunda, Allah’ýn egemenliðini gerçekleþtirmek için, îlây-ý kelimetullah için savaþýn. Çünkü unutmayýn ki Allah yolunda savaþanlar geçici ve basit dünya hayatýný satýp, karþýlýðýnda ebedî olan âhireti satýn almýþlardýr. Kim dünya hayatýnýn geçiciliðini, derbederliðini, fânîliðini, zavallýlýðýný bilir de Allah yolunda savaþarak buradaki zevkini, sefasýný cennet için fedâ etmeyi becerebilirse, fâniyi verip bâkîyi kazanmayý becerebilirse, Allah’ýn rýzasýný kazanabilirse iþte kazançta olan odur. Dünyayý da âhireti de en iyi deðerlendiren odur. Öyleyse dünya hayatýna karþýlýk âhireti satýn almak isteyenler Allah yolunda savaþsýnlar. Bunun baþka bir yolu yoktur.
Dünya metaý hem azdýrhem de geçicidir, fânidir. Yâni þu anda dünyanýn ne kadarýna sahip olsanýz, ne kadarýna egemen olsanýz, tüm dünya mülkleri, tüm dünya saltanatlarý sizin de olsa bilesiniz ki çok azdýr, âhiretin ve âhiret saltanatýnýn yanýnda. Mademki dünya metaý çok azdýr, mademki tüm dünya sizin olsa bile bir gün bitecektir, öyleyse bir gün bitecek olan bir dünya metaý hesabýyla Allah için bir savaþtan geri kalarak ebedî bir âhiret hayatýný, ebedî bir cenneti fedâ etmek akýl kârý mýdýr? Muttakiler için, Allah’la yol bulanlar için, hayatlarýný Allah için yaþayanlar için, Allah’ýn korumasý altýna girip Allah’ýn istediði gibi yaþayan, Allah adýna canlarý ve mallarýný fedâya hazýr olanlar için âhiret yurdu gerçekten çok hayýrlýdýr.