Tefekkür

Yazar: 
Fatih Yılmaz
Köşe: 
Tefekkür Ekseni

Tefekkür, insana mahsus bir özelliktir. İnsan, tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur. Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler hakkında yapılabilir. Onun için, Allah’ın yarattığı varlıklar hakkında tefekkür mümkündür. Fakat Allah’ın zatı hakkındaki tefekkür mümkün değildir. Çünkü Allah hiç bir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez.
Düşünen toplum için yüce Rabbimiz ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:
“O’dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti. Orada bütün meyvelerden iki çift yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor. şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) bir toplum için ayetler vardır.”  (er-Ra’d, 3)

Gözünüzün görebildiği alanın genişliği, ışığın varlığı, Güneş’in yüzünüze çarpan sıcaklığı, gökyüzünün masmavi rengi, bembeyaz bulutların varlığı sizi çok şaşırtacaktır. Geceleri gökyüzünde beliren parlak ışıklı yıldızlar, tüm ihtişamı ile gökyüzüne doğru uzanan dağlar, insanlar için bir güzellik olan akarsular, göller, denizler, yeryüzüne hayat veren sağanak yağmur, yemyeşil ağaçlar, rengarenk menekşeler, papatyalar, karanfiller, güzel kokularıyla leylaklar, güller, her biri insana ayrı lezzet veren portakallar, karpuzlar, erikler, çilekler, muzlar, şeftaliler, insanda şefkat duygusu uyandıran kediler, köpekler, tavşanlar, gazeller, hayranlık verici estetikleri ve renkleriyle kelebekler, kuşlar, denizaltı canlıları….
Tüm bu gördükleriniz karşısında hem hayrete kapılır, bir kavunu tattığınızda, elmadan bir parça ısırdığınızda lezzetlerinin nasıl bu kadar güzel ve çeşitli olduğunu, böyle kabuklu bir cismin içine nasıl olup da şekerin yerleştirildiğini düşünür, meyvelerin sıra sıra dizilmiş çekirdeklerini gördüğünüzde tasarımlarını kimin yaptığını öğrenmek istersiniz.
Kaliteli, kendini bilen insan güne başlamadan önce her sabah bir müddet düşünmelidir. İlk düþüncesi görülen günahlarıdır. Gözünü düþünmeli; “Bu göz bana Rabbimin bir lütfudur, onunla helale bakmam, yeryüzünü ibret nazarýyla seyretmem için verildi. Ya bu gözlerim olmasaydý benim halim nice olurdu? Nasýl bakar, kainatý nasýl temaþa ederdim? Bunca varlýklarýn þekillerini nasýl tasavvur ederdim?” demeli. Ýstemeyerek de olsa görüntüsüne giren  haramdan hemen nazarlarýný kaçýrmalý ve onu, sen bunun için yaratýlmadýn diye uyarmalýdýr.
Bu ve buna benzer sözleri her gün, güne baþlamadan düþünmelidir. Akþam da kafasýný yastýða koyduðunda, “Bugün ben ne yaptým? Allah (c.c) rýzasýna uygun mu davrandým, yoksa aksini mi yaptým. Bu günüm hayýrla mý, yoksa kötülüklerle mi geçti? Kimleri dilime doladým, kimleri dilimle incittim ya da memnun ettim? Gözümü, kulaðýmý, elimi, ayaðýmý v.s. azalarýmý bugün hangi yönde kullandým? Allah (c.c)’ ýn emrettiði þekilde mi, yoksa nefsimin emrettiði þekilde mi?”...  Burada sorularý çoðaltabiliriz. Önemli olan tefekkürün ne demek olduðunu iyi idrak edebilmektir.
Burada maksat, Müslümanýn günlük yaþantýsýný belirli plan ve programlara alarak kendisini Hakk’a ve hakikate götürecek yola koyulmasýdýr. Tefekkürüne göre yaþamasýdýr. Düþünceleri, gidiþatýna yön vermelidir ki fayda temin edilsin.
Gökler ve yer arasýnda bulunan bulut, yaðmur, kar, dolu, gök gürültüsü, þimþek, gökkuþaðý ve havada  meydana gelen hadisatýn hepsi, bu tefekkürün mevzuu olup bunlarý da düþünebiliriz. Çünkü bunlar Allahu Teâlâ’nýn mânâlý san’atlarýdýr. Çünkü bunlardan yüce Allah Kur’an-ý Hakim’inde sýk sýk söz ediyor. Bunlardan bazýlarýna kýsaca temas edelim:
Bizim kendi üzerimizde bulunan nimetlerin çoðundan haberimiz dahi yok…Bir ses: “Kendinize bakýn, azamet ve celali görürsünüz” diyor sanki.
Kur’an-ý Kerim’de: “Ýçinizdedir, niçin görmüyorsunuz.”  buyruluyor.
O halde kamil ve kaliteli insan olmaya namzet kardeþim, sen kimsin? Bu aleme nereden geldin? Niçin yaratýldýn? Gayen, nedir? Nereye koþuyorsun?  Rabbimin lisanýyla “Fe eyne tezhebun?..”  Ey insan yolculuk nereye?..
Þu ilâhi san’ata bir bakýn… Bakýp da O’nun san’atýna hayran kalmamak mümkün mü?
Ýnsan, kendine gönül gözüyle bakýnca ve kendini tefekkür edince âlemin, yani yaratýklarýn en önde geleni olduðunu görecektir. Þeyh Galip þu mýsralarda bunu açýk bir þekilde ifade ediyor:
“Hoþça bak zatýna kim zübde-i âlemsin sen,
Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen.”
Ey insan! Kendine gönül gözü ile iyice bak ki sen âlemin, yani yaratýklarýn özüsün ve sen kainatýn göz bebeði olan âdemsin. Kainat senin emrine amade kýlýndý. Þu âlemdeki her þey senin için var oldu… Sen kim için varsýn? Yeryüzüne halife olarak gelen kiþi, kendine bir bak. Ötelere gitmene gerek yok, kendi azalarýn üzerinde bir tefekküre dal… Dünyada yaratýlmýþ her þey sana hizmet için var, sen ne için varsýn? Senin görevin Rabbine kulluktan baþka bir þey deðildir. O halde O’na nasýl kulluk yapmak gerekiyorsa öylece kul ol… O’ndan nasýl korkmak gerekiyorsa öylece kork… Yeryüzündeki her gün içtiðimiz suyu yerin altýna çekse hangi güçle onu tekrar geri döndürebiliriz? Sadece bu noktaya ibret nazarýyla baksak yeter sanýrým… O, mercimek tanesinden daha küçük olan göz merceðimizin önüne bir perde çekse ne yapabiliriz? Dünya baþýmýza yýkýlmaz mý? Dünyamýz karardýktan sonra hayatýn ne kadar da çekilmez olduðunu, gözün, hiç farkýna varmadýðýmýz eþsiz üstünlüðünü o zaman daha iyi anlarýz…
Aman Allah’ým! Þu  insan denen muamma ne kadar mükemmel donatýlmýþ, þaný çok yüce Yaratan’ýn ilâhî fýrçasýndan tuvale dökülen insan resmine bir  bakýn…       
Kuran’da, insanlarý ölümden sonra diriltmenin Allah için çok kolay  olduðu anlatýlýrken, insanlarýn özellikle parmak uçlarýna dikkat çekilir:            
“Evet, onun parmak uçlarýný dahi derleyip (yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.”  (Kýyamet suresi, 4)
Ayette parmak uçlarýnýn vurgulanmasý, son derece hikmetlidir. Çünkü tüm insanlarýn parmak izi, tamamen kendilerine özeldir. Þu an dünya üzerinde yaþayan her insanýn parmak izi birbirinden farklýdýr. Dahasý, tarih boyunca yaþamýþ insanlarýnki de birbirinden farklýdýr.
Ýþte bu nedenle parmak izi, herkese özel çok önemli bir “kimlik kartý” sayýlmakta ve tüm dünyada bu amaçla kullanýlmaktadýr.
Ancak önemli olan, parmak izinin özelliðinin ancak 19. yüzyýlýn sonlarýna doðru keþfedilmiþ olmasýdýr. Ondan önce, insanlar parmak izini hiçbir özelliði ve anlamý olmayan çizgiler olarak görmüþtür. Fakat Kuran’da, o dönemde kimsenin dikkatini dahi çekmeyen parmak izleri vurgulanmakta ve bu izlerin ancak çaðýmýzda fark edilen önemine dikkat çekilmektedir.
Eðer kendimizden baþkalarýnda da acaiplikleri görmek istersek, yeryüzüne bakýp, onun bizim için nasýl düzenlendiðini iyi düþünmek lazýmdýr.
Daðlar saðlam kýlýnmýþ, sert taþlar altýndan leziz sular çýkarýlmýþ, çýkarken de aðýr aðýr çýkarýlýrmýþ. Sert taþlar sularý tutmasa idi her taraf su dolacaktý veya ovalarý su basacaktý.
Yüce Rabbimiz Fecr suresinde bakýnýz bizleri düþünceye nasýl davet ediyor:
“Devenin nasýl yaratýldýðýna (insanlar) bakmazlar mý?”
“Göðün nasýl yükseltildiðine?”
“Daðlarýn nasýl dikildiðine?”
 “Yeryüzünün nasýl yayýldýðýna bir bakmazlar mý?”(Fecr, 17.18.19)
Tefekküre bu ayetlerle davet edilen insandan gözlerini yukarý çevirmesi isteniyor. Semayý temaþa edip oradaki gizemleri gördükten sonra yorgun düþen gözler aþaðý kayarken ilk göreceði yüksek daðlar oluyor. Yaratýcý, nefis bir üslupla daðlarýn azametine, onun özelliklerini tefekküre davet ediyor. Son olarak da yeryüzünün nasýl yayýlýp serildiðine, içinden binbir türlü bitkilerin çýkarýldýðýna ve daha sayýlmayacak kadar çok özelliklerle donatýldýðýna insanýn dikkati çekiliyor.
 Ýnsan sabahleyin baþýný kaldýrýp doðan güneþe doðru þöyle bir bakmalýdýr. Ufukta çizilen rengârenk ve çeþit çeþit tablolarý görmelidir. Bir ressamýn tablosuna hayran kalýrýz. Tasvirdeki gerçekçiliðini tebrîk ederiz. Hâl böyleyken gerçek sûretlerin mutlak “Musavvir”inin gözümüzün önünde çizdiklerine, kâinât tualinde oynattýðý kudret fýrçalarýna, renk renk nakýþlarýna ne buyurulur... Bir menekþeye bakalým.. Görebilen için ortalýk harikalarla doludur. Bir çiçeðin iþvesine, arýnýn, kelebeðin raksýna, pervanenin yanýþýna, bülbülün feryadýna ve bir de kendimize þöyle ibretle bir bakalým.
Bahar vaktinde etrafý bir seyredelim. Taþ gibi olan yeryüzünün, yaðmurlar baþlayýnca nasýl canlandýðýný, ipek gibi binlerce renge büründüðünü, yerden çýkan bitkilerin, bunlardaki çiçeklerin ve açýlan güllerin her birinin baþka bir renkte ve baþka bir güzellikte olmasýný tefekkür edelim. Sonra aðaçlarý, meyveleri düþünelim. Her birinin rengi, þekli, kokusu ve faydasý vardýr. Hatta ismini bilmediðimiz nice otlarda fayda ve þifalar vardýr. Kimi tatlý, kimi acý, kimi de ekþidir. Biri hastayý iyi eder, diðeri saðlamý hasta eder.
“O’dur ki, sizin için gökten bir su indirdi. Ýçecekleriniz ondandýr ve hayvanlarý otlattýðýnýz aðaçlar, bitkiler ondan sulanýp filizlenmektedir. Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzüm ve her çeþit meyvelerden bitirmektedir. Þüphesiz bunda, tefekkür eden (düþünen) bir toplum için (yaratýcýnýn varlýðýna, kudretine ve hikmetine) iþaret vardýr.”           (en-Nahl, 10,11)
Yeryüzünde sayýlýrý çok çeþitli hayvanlar vardýr. Garip þekilli, acaip suretli, çeþitli renkli ve düzgün yapýlýþlý hayvanlar kendi kendini mi yarattý? Yoksa bir baþkasý mý? Haþa… Bunlarý her türlü donanýmlarýyla birlikte yaratan þaný pek yüce Allah Azimü’þ-Þan’dan baþkasý olamaz.
Karýncanýn bir zerre gibi olan yumurtasýna bir bakalým, dikkat et neler söylüyor. Fasih bir lisanla diyor ki:
“Ey zavallý, eðer bir ressam veya bir nakkaþ, duvarýn üzerine resim yapsa ona hayran hayran bakarsýn. Gel de bana bak, nakkaþý ve suret yapaný bende gör. Ben bir zerre gibiyim, benden bir karýnca meydana getirecek olan nakkaþa bak ki, benim parçalarýmý nasýl ayýrtýyor? Bana baþ, ayak ve diðer uzuvlarý veriyor. Beynimde bir hazine topluluðu yapýyor. Sen bir senelik yiyeceðini biriktirememek sýkýntýsý içinde iken, ben bir senelik  yiyeceðimi alýyorum ve emin bir yere koyuyorum. Beni bir zerreden böyle çevik ve süslü yaratan Rabbime nasýl þükredeceðimi bilemiyorum.” Fakat insanlar bunu duymaz.
Hz. Âîþe (r.a) þöyle demiþtir:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir gece kalktý, abdest alýp namaz kýldý. Namazda çok aðladý. Gözlerinden akan yaþlar sakallarýný ve secde esnasýnda yerleri ýslattý. Sabah ezaný için gelen Hz. Bilâl (r.a):
“Ya Rasûlallah ! Geçmiþ ve gelecek bütün günahlarýnýz affedildiði halde, sizi aðlatan nedir?” deyince, O: “Bu gece yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet aðlatmaktadýr.” dedi ve ayeti okudu:
“Göklerin ve yerin yaratýlýþýnda, gecenin ve gündüzün gidip geliþinde elbette aklýselim sahipleri için ibret verici deliller vardýr”                                   (Âl-i Ýmrân, 190).
Ondan sonra Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem ):
“Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan, düþünmeyen kiþilere yazýklar olsun.” dedi.
Tefekkürün neticesinde insan geniþ bir ilme sahip olur. Ýnsanýn ilmi artýnca da, kalbinin hâli deðiþir. Onun neticesinde de, insanýn hâli ve hareketleri deðiþir. Görülüyor ki insanýn bilgisinin artmasý ve davranýþlarýnýn düzelmesi, tefekkürle baþlar. Onun için yüce Allah Kur’an’da çeþitli hususlarý dile getirdikten sonra:
“... Þüphesiz bunda tefekkür eden (düþünen) insanlar için ibretler vardýr.”  (Nahl, 11) demektedir.
Allah Teâlâ’nýn marifet bahçesinden nasibini al. Dýþarý çýk ve gözünü aç. Akýllara durgunluk veren hâlleri görür, kendinden geçer ve hayran kalýrsýn vesselam…