Nihai Evrensel İslam Birliğine Giden Süreçteki Dönüm Noktaları-14
Kur’ân-ı Kerîm, Allâh kelâmı; her harfi, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer harfleriyle, her kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer kelimeleriyle, her âyeti, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer âyetleriyle ve her sûresi de, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer sureleriyle bire-bir bağlantı içeriyor. Kur’ân-ı Kerîm’deki bu yapı, tüm kâinatta da mevcut. İyi takip edildiklerinde, hikmetlerine inildiğinde, kâinatta cereyan eden tüm; fizîkî, coğrafî, sosyal olayların birbirinin sebebi ve sonucu olduğu, tetikleyicisi olduğuna şahit oluruz. “Arizona’da bir kelebek kanat çırpsa, titreşimi Çin’de deprem tetikler.” Sözü bir gerçeği ifade eder.
Kur’ân-ı Kerîm’i oluşturan surelere bir göz attığımızda, isimlerinin, kâinattaki tüm; siyasî, sosyal, coğrafî, fizikî vb. olaylara dikkat çekici olarak seçildiğini görürüz. Yine, yüce Allâh’ın, üzerine yemin ettiği şeylerde de aynı durum söz konusudur. “Kalem”, bir sure ismidir ve Allah “kalem”e yemin eder. “İncir (Et-Tîn)” bir sure ismidir; Yüce Allah “incir”e yemin eder. “Burçlar sahibi Semâya yemin olsun.” der Rabbimiz, “El-Burûc” adını verdiği surenin ilk ayetinde. Semâ, “Burçlar sahibidir.” Ve yine güneş, bu sistem içerisinde burçtan burca geçerek; Yasîn Suresinin 38. âyetinde işâret edildiği gibi, “Kendisi için karar kılınan bir durağa doğru akıp gitmekte..”
Yıl 2001; güneş sistemi “Kova” burcunda. “Kova”, “su” demek, ateşlerin sönmesi demek. Yüce Allah, ayrıştıklarında birbirini, yanarak ve yakarak yok eden oksijen ve hidrojenden; onları belli oranlarda bir araya getirerek, yaktıkları ateşi söndüren suyu yaratıyor.
“Hak” ile “batıl”ın kavgası Hâbil ve Kâbil’den beri; ancak siyasî coğrafya açısından bakıldığında, özellikle, dünyada yanan ayrılık ateşlerinin ve bunlara bağlı diğer ateşlerin kaynağının, Hz. İbrâhim aleyhisselamın oğulları Hz. İsmâil aleyhisselamın ve Hz. İshak aleyhisselamdan beri Filistin meselesi olduğu bir gerçek.. Ortalama üç bin yıldır, Yüce Allah’ın, “teâruf etsinler” (marifetlerini, farklılıklarını ortaya koysunlar, farklılıklarıyla birbirlerini tanısınlar, tanışsınlar) diye, kabile ve şûbeler halinde; farklı dil, farlı ırklarda yarattığı insanları, “Firavunî” metotla, rızık ve ölüm ile karşılıklı korkutarak, aralarına korku dağları kurarak bölen, savaştıran; bu sistemi sürdürmek için de örümcek ağı gibi ağlarla örgütlenen (Siyonizm yapılanması) zihniyetin kurduğu ağlar, (Ankebut Sûresinde işaret edildiği gibi) barış rüzgârlarıyla dağılıp gidiyor… İki hidrojenle bir oksijenin bir araya gelerek “su”yu oluşturduğu gibi, Dünya toplumları farklılıklarıyla bir araya gelerek, farklı tatlarda buluşuyorlar. Dünya’nın değişik bölgelerinde yanan ayrılık ateşleri, söne-söne ilk kaynağına; yani, Filistin’e doğru yaklaşıyor; son ateş kaynağına doğru… Bazen bu ateşleri, Açe-Sumatra’da olduğu gibi “tsunami”, bazen de Keşmir’de olduğu gibi “deprem” söndürüyor. Yıllardır, sun’i Keşmir Meselesi yüzünden savaş hali yaşayan Hindistan ve Pakistan barış masasına oturuyorlar. Daha ileri boyutta, 2001 yılından itibaren Hindistan, müslümanları daha özgürce dinlerini yaşama imkânına kavuşuyorlar.
Çeçenistan’da ise halen, için-için yanan ateşin dumanı tütmekte..!
Nice yýllar sonra, Suriye ve Türkiye Cumhurbaþkanlarý karþýlýklý olarak birbirlerinin ülkelerini ziyaret ediyorlar. Irak’ý iþgal eden Amerika, asýrlardýr bir araya gelemeyen Þiî ve Sünnî gruplarýn, Baðdat’ta, Kâzýmiye Câmiinde ortak okunan hutbe ile Cuma namazý kýlmalarýna vesile olabiliyor. Allâh, þer gibi gözüken þeylerden hayýr murat ediyor. Nihayetinde, Iraklý Þiî ve Sünnî âlimler Ekim 2006 Kadir gecesinde Ýslam Lonferansý Örgütü Sekreteri Ekmelettin ÝHSANOÐLU Bey’in baþkanlýðýnda barýþ yemini ediyorlar. Güney Lübnan’a saldýran Ýsrail’e karþý, Þiî Hizbullah güçlerinin zaferi, yýllardýr ayrýlýk yaþayan Suriye ve Lübnan Þiî ve Sünnî müslümanlarýný birbirlerine kenetlendiriyor; Þiî-Sünnî ayrýlmadan bütün Suriyeliler evlerini Hizbullah bayraklarýyla donatýveriyorlar. Lübnan müslümanlarý, Þiî-Sünnî ayrýlmadan Ortak Cuma namazlarýnda buluþuyorlar.
Artýk, on muharrem aþure günlerinde, Kerbelâ’da, Ehl-i Beyt’in çektiði acýyý tüm Dünya Müslümanlarý paylaþýyorlar. Ýstanbul Halkalý’da, Aþûre gününde Câferî cemaatinin daha önce; sýrtlarý zincirle dövme, baþlara vurma tarzý yaptýklarý kutlamalar yerini “kan baðýþýnda bulunma” tarzý kutlamalara býrakýyor. Artýk Halkalý meydanýnda, on muharremlerde, Caferi-Hanefî-Þafiî.. ayrýlmadan herkes var. Artýk Aþûre günlerinde, her müslüman “Hüseyin” ve her yer “Kerbelâ”. Artýk dünyanýn deðiþik bölgelerinde yapýlan Aþure kutlamalarýna deðiþik dinlerden kiþilerin bile katýlýmlarýna þahit olabiliyoruz.
Her hac mevsiminde ayrý kafileler halinde Kâbe’yi tavaf eden Ýranlý hacý adaylarý, son (2006) hac mevsiminde kendilerini müslüman kardeþlerinin oluþturduðu tavaf anaforuna karýþýk olarak býrakýveriyorlar. Hani bir zamanlar: “Ýranlý hacýlar, abdest alýrken ayaklarýný yýkamaz; mesh ederlerdi; bu ne biçim Müslümanlýktý!..” Ya þimdi: Abdest alýrken ayaklarý mesh etmenin kýraat farkýndan kaynaklanan bir hüküm olduðu gerçeðini öðrendi müslümanlar. Nasýrlý ayaklarýný ovuþturarak çatlaklara suyu geçirmeye çalýþan müslüman, baktý ki vakit dar; ayaklarýný mesh eden Caferi kardeþini taklit ediverdi.! Bütün mezheplerin mensuplarý diðer mezheplerin kolaylýklarýný bilhassa hacda kullanmaya baþladýlar. (Diðer mezheplerin kolaylýklarýný kullanma fikrini gündeme getiren ilim adamlarýnýn, 1970’li yýllarda, nasýl “Mezhepsizlikle” suçlandýðýný; hatta hakarete uðradýðýný bizim kuþaklar çok iyi bilir.!)
Ayrýk uygulamalar birlik uygulamaya dönüþünce, izdihamlar, cidaller azaldý. “Hacda cidal (cedelleþme) ve fýsk (günah iþleme) yoktur” hükmüne raðmen; kutsal yolculuðu birbirleriyle cidal içerisinde geçirenlerin yerlerini, sühûlet içinde yaptýðý kutsal yolculuðun hazzýný tadan Müslümanlar aldý..
Özellikle ÝKÖ. Sekreterliðine Muhterem Ekmelettin ÝHSANOÐLU Bey’in seçilmesinden sonra birliðe giden yolda birçok ilk gerçekleþti: Humeyni inkýlâbýndan sonra, ilk defa bir Ýran Cumhurbaþkaný mart 2007 de Suud Kralýnýn misafiri oldu ve iki ülke Ýslâm Dünyasýný bölme planlarýna karþý güç birliði yapacaklarýný açýkladýlar. Bir zamanlar hiç mümkün görülmüyordu bu durum. “Bir Mart Tezkeresi” diye bilinen ve Amerika’nýn Kuzey Irak’tan cephe açmasý için Türkiye topraklarýný kullanma talebinin TBMM’ce reddedilmesi yeni bir çýðýrýn baþlangýcý oldu. -Ki; bu Tezkere olayý ve akabinde Ýslâm Dünyasýnda ortaya çýkan geliþmeler ileride birçok ilmî sosyolojik çalýþmaya konu olabilecektir.-
“Karþý konulamaz” denilen Amerika’nýn korku eksenine dayalý imajý, güneþ altýndaki buz yýðýnlarý gibi eridi gitti. Ýslâm Âleminin yönü hýzla Türkiye’ye çevrildi. Türkiye, dünyada ve Ýslâm Âleminde sözü dinlenen etkili bir devlet konumuna geldi. Nasýl ki, Çanakkale Zaferi, Ýngiltere’nin “Karþý konulamaz bir devlet.” imajýný yýkmýþsa; bu tezkere olayýndan sonra Amerika’nýn hegemonya gücü etkisini yitirdi. Türkiye, tezkere olayý sonrasý oluþan gücünü halen kullanmaya devam ediyor. Zaman akmakta ve Ýslâm Birliðine giden süreç çok hýzlý çalýþmaktadýr. Son zamanlarda ÝKÖ çerçevesinde bir Ýslâm Barýþ Gücü oluþturulmasý söz konusu edilmektedir. Yine, 2 Kasým 2006’da Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý öncülüðünde Afrika Müslüman Liderler Zirvesi toplanmýþtýr. Müslüman iþ adamlarý, deðiþik organizasyonlarla hem iþ baðlantýlarý kurmakta; hem de, sosyal etkileþimle dînî kültürel yapýlarýný birbirleriyle paylaþmaktadýrlar.
Dünyanýn bir çok köþesinde açýlan Türk Okullarý baþlý-baþýna bir misyon îfâ etmektedirler. Bu okullar, bulunduklarý ülkeler ile Türkiye arasýnda kültürel baðlar oluþturmakta; bilhassa Türkçenin bir dünya dili haline gelmesinde öncülük etmektedirler. Bu okullarda okuyan öðrenciler, yýllar sonra, karþýmýza; iþ baðlantýsý kurmaya gelen bir iþ adamý veya resmî bir görevli sýfatýyla çýkabilmekte; daha önce tanýþan, yani karþýlýklý olarak aydýnlanan gönüller ortak birlikteliklere çok daha kolay imza atabilmektedirler.
Türkiye içerisine döndüðümüzde de, ortak oluþumlar devam etmektedir. Kutlu Doðum Haftasý Kutlamalarýna bütün gönüllü teþekküller ortak çalýþmalarla katýlmaktadýrlar. 2007 yýlýnda gazete sayfalarýnda birçok ilki okuduk:
-“Diyanetten, imamlara Alevîlik eðitimi”,
-“Cem evlerinde K.Kerîm Kursu.”,
- “Diyanet Alevî eserlerini yayýnlýyor.”,
-“Isparta Ýlahiyat Fakültesi, Alevî-Bektâþî Ana Bilim Dalý kurma için Y.Ö.K. e baþvurdu.” Bu ve buna benzer haberler( Bizim, 1976, liseli yýllarýmýzda yaþanan; binlerce insanýn öldüðü Kahramanmaraþ, yüzlerce insanýn öldüðü Sivas olaylarýný göz önüne aldýðýmýzda) bir zamanlar imkânsýz denen þeylerdi. Yine, 13 Kasým 2006 da Ýstanbul’da, Ýspanya ve Türkiye’nin önderliðinde yapýlan “Medeniyetler Ýttifaký Toplantýsý” gerçekleþtiriliyor; toplantý haberini gazeteler; “21. Yüzyýlýn Barýþ Projesi” diye veriyorlar, deðiþik din mensuplarýndan oluþan “Âkil (Yüksek Düzeyli) Adamlar Grubu” dünya barýþýna giden bir projeyi daha hayata geçiriyorlardý.
Özellikle 2001 yýlý; savaþtan barýþa, ayrýlýktan birliðe giden birçok olayýn dönüm noktasý. Bedîü’z-Zaman hicri 1371 yýlýnda Þam Ümeyye Câmiinde okuduðu ünlü “Hutbe-i Þâmiyye” sinde, elli yýl sonra, inkârcý zihniyetin maðlup olacaðýna iþaret eder. Elli yýl sonrasý da, hicrî 1421, miladî 2001 yýlýna tekabül etmektedir. (Bkz: Yaþanan Ahir Zaman, Adem ÝBRAHÝMOÐLU)
Bütün bunlar birer sonuç. Her sonuç bir sebebe dayanýr, mutlaka. Çalýþmamýz içerisinde buraya kadarki çizgimizde daha çok sebepten sonuca gitmiþ; önemli dönüm noktalarýný belirtmeye çalýþmýþtýk. Þahitlerinden dinlediðimiz, yazýlanlardan okuduðumuz, bizzat yaþarken þahidi olduðumuz kan ve gözyaþlý; birliksiz ve dirliksiz akan zamana bir göz attýðýmýzda, yukarýda örneðini verdiðimiz sonuçlara ulaþmanýn kolay olmadýðý malum. Kimlerin bedel ödediði, kimlerin çile çektiði sebeplerde gizli. Aslýnda, her sonucun temeli; belki onlarca, belki de yüz yýllar öncesi bir projeye; evrensel, çaðlar üstü düþünebilen dehâ insanlarýn öngörülerine, yön vermelerine; onlarca yýl sonra ortaya çýkacak pozisyonlara ve görevlere uygun kaliteli insanlar üretmelerine dayalý.
















