Düşünceye Dair
“Kuşkusuz göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, gece ile gürdüzün birbirini izlemesinde derin kavrayış sahipleri için alınacak dersler vardır.” “Onlar ki; ayaktayken, otururken ve uyumak için uzandıklarında (her zaman ve her durumda) Allah’ı anar, göklerin ve yerin yaradılışı üzerinde tefekkür ederler”
“Rabbimiz! Bütün bunları anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Yücelikte eşsizsin! Bizi ateş azabından koru... (derler)”
“Allah’ı anmak, Allah’ı sürekli gündeme almak, O yokmuş gibi düşünmemek, konuşmamak, yaşamamak ve sonuçta Allah’ın gündeminde kalmaktır.
Hayat biz olmasak da anlamlıdır. Biz farketmedik diye hayat anlamını kaybetmez. İnsanın farkı hayata anlam verdiği için değil, hayata verilen anlamı keşfettiği içindir.” (Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, Gerekçeli Meal tefsir, 3/Âl-i İmran
Suresi, a. 190, 191)
Cenab-ı Hak başka surelerde, ayetlerini, “düşünen bir kavim için” açıkladığını söylüyor. Düşünmeyenleri çürümüş, kokuşmuş, murdar bir hayata mahküm edeceğini ifade buyuruyor. Şu halde doğru bilgilere istinat eden düşünce sayesindedir ki dinamik, sağlıklı, anlamlı, gelişmiş, nezih bir hayata ulaşacaktır. Düşüncesizlik mânâsızlığı ve durgunluğu, durgunluk devrilmeyi, devrilme çürümeyi getirecektir. Binaenaleyh mü’minler, tabiatta olup bitenler ve olaylar üzerinde inceden inceye düşünerek isabetli neticelere ulaşmalıdır. Bu neticeler onların hayat kalitesinin her bakımdan yükseltmeli ve yaşayışları, muhteşem bir îmâna sahip olduklarının canlı şahidi olmalıdır. Aksine bir tutum, seviyesiz bir hayatı getirecektir ki, bu îmânımızın yüksek ilkeleriyle örtüşmeyecektir.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem düþünceli ve hüzünlü bir mîzâca sahipti. Hira tecrübesi düþüncede yoðunlaþma, derinleþme ve bir neticeye ulaþma çabasýydý. Sonralarý bu, itikâflarla sürüp gitti. O “düþüncesiz baþlar, aldýrmaz yürekler, paslý vicdanlardan” endiþeliydi. “Bir saatlik tefekkürün, düþüncesizce yapýlan altmýþ yýllýk ibadetten hayýrlý olduðunu” söyledi. O, þekilden ziyade özün derdindeydi. Þuurun Allah Teâlâ ile buluþmasýný istiyordu.
Peygamber Efendimiz’in irtihalinden sonra varisleri “teblið, tebyin, temsil” vazifesini layýkýyla yapabilselerdi, ilim, düþünce ve duygunun, (beyan, burhan ve irfanýn) kahramanlarýný zincirleme yetiþtirebilselerdi “Ýki cihanda aziz ümmet Muhammed Ümmeti” olurdu. Ýlim, düþünce, duygu yerli yerine oturtulamadýðýndan dolayýdýr ki, “dengeli ümmet” dengesizliðin getirdiði her nevi acýyý ve kaygýyý yaþamýþtýr ve yaþamaktadýr.
Bilinen bir husustur ki, ilim okumak baþka, ilim yapmak baþkadýr. Düþünen cins kafalara sahip olmayanlar ayný þeyleri tekrarlayýp duracaktýr. Bu bir yerinde saymadýr. Ne ki hayat durmuyor ve yerinde saymýyor. Yeni bilgiler, yeni düþünceler, yeni duygular, yeni icatlar sunamýyorsanýz hayat sizi yok kabul edecektir. Var olmak deðer üretmek, ilerlemek ve hayatý güzelleþtirmektir. Bu illâki bir zarûrettir, ihmale tahammülü yoktur.
Gerçi yolun sonuna kadar düþünceyle gitmiyoruz. Bir merhalede düþünce bitiyor, yol týkanýyor. Bu noktada biz ne muhteþem bir yaratýlýþ, ne ince ayar bir organizasyon, ne harika bir sistemle karþý karþýya bulunduðumuzu fark ederek hayretler içinde kalýyoruz. Buradan aþk moduna geçebilsek, belki de akýlla kavranmasý mümkün olmayan sýrlara âþina olacaðýz. Belki de insan dergâh-ý ilâhide böyle böyle yükselecektir, yücelecektir.
Kim bilir?
**
Ölümler olur, doðumlar olur. Günler geceler nöbetleþe gelir, gider, durur. Yaðmur yüklü bulutlar gelir yanan topraðý sular, âlem yeniden can bulur, nice bin nebat zuhur eder. Renk renk güller, çiçekler açar, “âyât-ý beyyinât” gibi durur, gözler önünde. Bunlar hep düþünen baþlar, hisli gönüller içindir. Düþünce yoksa gönül devrede deðilse insan bu olup bitenlerden bir þey anlamaz. Gelir geçer, görür geçer iþte o kadar. Kitap okunmamýþ, vazife bilinmemiþtir. Bu hüzün verici bir mahrumiyettir.
Ýki kapýlý bir handa, dünya misafirhanesinde sayýlý günler yaþamak ne anlama gelir? Bu iþin önü sonu nedir? Nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz?
Ýnsanlýðýn bu temel sorunlarý kimleri ilgilendirir?
Düþünen baþlarý, hisli yürekleri, susturulamayan vicdanlarý...
**
Bir rüzgâr devinir tarlalarda. Küçük bir tolaz, minyatür bir hortum yani. Çer-çöp, dal-diken ne varsa havaya savrulur. Döne döne, tozu dumana kata kata yüzlerce metre ilerler, derken sakinleþir, diner.
“Ne oluyoruz yâhû” derim, gülümserim kendi kendime ýlýk ve aydýnlýk. Veya güneþ görmez bir yamaç. Kuz düþmüþ. Günlerce kýraðý kalkmaz hani.
Biraz ötede küçük bir dere. Kayalardan kayalara zýplaya zýplaya þen kahkahalar ata ata gelir. Sular serperek etrafýný uyandýrýr. Ara ara durgunlaþýr, dinlenir. Güllere, sümbüllere yakýn geçerken el sallar, selam verir. Öpmek için ayaklarýna eðilir. Derken daha büyük derelerle birleþir. Gücüne, kuvvetine, çevresinin çokluðuna güvenerek kükremeye baþlar, efelenir.
Ýþte bütün bunlar düþüncenin bereketidir.
**
Olan baþka, olmasý gereken baþkadýr. Arada kapatýlmaz boþluklar, derin ve geniþ fay hatlarý vardýr. Sonuçlara gitmek için sebepler yakalanamýyordur. Ýþin sancýsýný çeken azdýr. Basiret erbabý çöle dökülen bir sürahi su misalidir. Dünya müstekbirliði elimizi, kolumuzu baðlýyordur.
Milyonlarca boþ insan mezarý evlerde (kahvelerde) boþuna ömür tüketip, boþ gözlerle boþluða bakýyorlardýr. Ömrün emanet, zamanýn bir nimet olduðunu kim hesaba katacak? Ne bir dünya görüþü ne isabetli bir düþünce, ne üretip “veren el” olma niyeti. Oturur sevgili müslümanlar televizyonun bilmem ne programlarýný seyreder, dedi-kodu yapar, ömür harcar.
Nedir bu dostum?
Düþüncesizlik, hissizlik, kalitesizlik.
Bir iþe yaramalý insan yahu. “Balýk bilmezse halýk bilir.” “En çetin hayat boþ hayattýr.”
Ýnsan arþý ala istikametlerine bakmalý, vazifeyi oradan almalý, vicdandan almalý. Toplum toplum diyenler yaratýcý yüce kudreti hesaba katmayanlardýr. “Hakkýn sesi halkýn sesidir. Makâsýdü’þ þerîa kullarýn maslahatýdýr.”
**
Ýlim, düþünce, ibadet… Bunlar insan fýtratýnýn ihtiyacý, sevilmesi gereken þeyler. Lakin bu sevgiyi yaþayabilenler nerede? Okuttuðu ilmi, kýldýðý namazý, yaptýðý iþi sevememiþ, bu merhaleye erememiþ insanlar nasýl olacak da bu sevginin baþkalarýnda uyanmasýna vesile olacak.
Okullar açýlýr, sevdalardan, saygýlardan bi haber onbinlerce insan geçer, bir damlacýk yüreklerin baþýna. Ýlimlere, düþüncelere, duygulara, çocuklara, yarýnlara, yorumlara bir haller olur. Varolan sevgiler de yele verilir.
Bâzan çocuklara, o saf ve masum melek misali hallere bakarým. Sonra çocuklarýn seyir çizgisi gözümün önüne gelir. Olmasý gereken baþka, olup biten baþka.
Düþman aðlar hâlî periþanýmýza.
**
Eee! Ne yapalým yani. Dünya bu. Acýsý da var, kaygýsý da. Saf, duraðan saadetlerden ibaret deðil. Hüzünler gelip gidip duruyor. Bu hep böyle olmuþ. Dünya sadece düðün bayram deðil.
Mademki dünya günleri böyledir. Þu halde insan bir þekilde yaþama sevincini canlý tutarak vazife insanýna dönüþmelidir. Hýzlý bir çalýþma temposu tutturarak, kaygýlar üzerinde yoðunlaþmaya zaman býrakmamalýdýr. Çalýþmayý bir ilaç gibi kullanmalýdýr. “Problemlerin baskýsýndan yoðun bir çalýþma temposu tutturarak kurtulmaya çalýþtým.” cümlesi rahmetli Cemil Meriç’e aittir. Bir çýkýþ yolu aramalý, insan. Kendini hüzünlere kaygýlara teslim etmemeli. Sonsuz güce yaslanarak mücadeleyi sürdürmelidir.
Ýnsanýn hareketliliðe programlanmasý belki de gam-u kasvetin boydan aþmamasý içindir.
Dünyayý da insaný da yaratan Allah’týr. Haliyle fýtratýmýzý en iyi tanýyan Allah olduðu gibi dünya günlerinin getireceði acý tatlý halleri bilen de O’dur. Yüce Allah hareketliliði, ibadeti, zikri, duayý günlük hayatýmýza yerleþtirerek gözyaþlarýmýzý tebessümlere; çatýk kaþlarýmýzý gülen yüzlere çevirmek istedi. Yani Allah Teâlâ insaný fýtratýný yaþamaya çaðýrmýþ olabilir. Ýlahi rehberlik, ilahi sevginin neticesi olabilir. Hayýr, hayýr “belki” deðil, bu, yüzde yüz böyledir.
Ýþte bunlar hep düþüncedir.
Bu fakir böyle düþünüyor.
















