Gelenek Oluşturabilmek
Tarih ve insan bir birlerine etki etmekten bir türlü vazgeçemez. İnsan, hayat gergefinde tarih denilen olguyu örmeye devam ederken, tarih de insanı kendine yapıştırarak insanın geleceğe yalın bir halde uçup gitmesine engel olur. Tarih insansız, insan tarihsiz olamaz. Aslında anlatan her varlık geçmişten bahsetmek zorundadır. Geçmiş tarihtir. Yaşayan her şey de, geçmişi oluşturur. Böylece kendi tarihini de yapmış olur. İnsan her ne olursa olsun, bir tarih meydana getirdiğinin farkında olmalıdır. Bu sebeple yapıp-ettiklerine dikkat etmelidir. Belki yapıp ettikleri kitaplara geçmeyecektir ama kendisi bu âlemden göçüp gittiğinde mutlaka “falan böyleydi” diye kendisinden bahsettirecektir. Bu da o kişi için küçük bir tarihi değil midir?
Toplumların tarihleri, o toplumu oluşturan insanların günlük hayatları ile birebir ilişkilidir. Dinamik bir toplum, oluşturacağı tarihle bütün bir dünya tarihine baskın gelebildiği gibi; statik bir toplum da durağanlıkları nedeniyle tarih içerisinde bahse değer bulunmayan, sadece adlarının geçtiği bir yer alabilir. Belki bu bile gerçek olamayabilir.
Milletlerin hayata bakışları ve düşünce ufukları hayatlarını doğurur. Yaşanılan hayatlar ise insanlık kalitesine göre tarih içerisinde anılmaya hak kazanır. Bu gün, bu hakikatlerle uyuşmayacak bir konu var ise bu da: Egemen ya da baskın milletlerin tarihlerinin daha çok bilinip, uzun süre güçsüz kaldığı için tarihleri bilinemeyen toplumların var olabileceği konusudur. Günümüzde daha çok Batı’ya ait kahramanların, masal kahramanlarının, edebiyatçıların, filozofların, sanatçıların vb. biliniyor olması diğer milletlerin adam yetiştiremiyor oluşundan değil; baskın kültür olarak dünya yüzeyine arz edilen “Batı Fikriyatı”nın kendini dayatmasındandır.
Tarih oluşturmanın önemli malzemelerinden birisi gelenek oluşturmaktır. Gelenek, adı üzerinde, bir sürecin sonucudur. Gelenek oluşması için düşüncelerde ve fiillerde süreklilik gerekir. Üç gün yapılan dördüncü gün terk edilen uygulamalar unutulur gider. Unutulması gereken fiillerle gelenek oluşturulamaz. Tarihe malzeme sağlayan yüce insanlar sabır ve sebatın temsilcisi olmuşlardır. Bu oluş insan kabiliyet ve dayanma sınırlarının son noktaları sayesinde gerçekleşebilmiştir.
Peygamberlerin emsalsiz sabır, metanet, azim ve gayretleri, elan önümüzde mevcut olan dini bilgi, amel ve imânî düşünce unsurlarının gelecek nesillere de bir gelenek halinde ulaşmasını sağlamaktadır.
Dünya tarihinde yüce ahlakları ile temayüz etmiş insanlar, ahlaki meziyetleri ile bir gelenek oluşturmuş olurlar. Yeni yetişen nesil güzel ahlak konusunda bu ahlaki meziyet sahibi kişilere öykünür. Onlar gibi olmak ister. Her ne zaman mazide yerini almış yüce ahlaklı kişiler gibi hareket edilirse o kişiler yeniden üretilmiş olur.
İnsanlık tarihine damgasını vuran, havariler sıddîklar, salihler şehitler de bir sonraki nesle ilham kaynağı olup, gelenek oluşturabildikleri için bugün hatırlanabilir durumdadırlar.
İlim adamları, ilmi metotlarını her ne zaman talebelerine aktarabildilerse ekol sahibi olabilmişlerdir. Diğer bir anlatımla, talebe yetiştiremeyen veya eser veremeyen nice âlimler tarihin sayfalarına adlarını yazdıramamış demektir. Böylece onlardan bir gelenek tevarüs edilememiştir.
Savaşlarda geleceğe anlatılacak kahramanlıklar sunamayan askerler de unutulup gitmiştir. Oysa harp sahalarında dâhice işler yapan komutanlar, yaptıkları işlerle sonraki savaşlarda hayatta olmadıkları halde, fikirlerinden istifade edilecek kişiler arasında anılmakla taktik fikirlerini günümüze kadar getirebilmişlerdir.
Mucitlerin icat ettikleri her ne ise, o eşya kullanılırken en azından mucidin çektiği sıkıntıları hatırlamak birer gelenek olmaktadır. Daha sonra yaşayacak olanlar da mucidin hayatından ibret alma imkânına kavuşmuş olmaktadır.
Bir eğitimci de eğitim metotları ve eğitim uygulamalarıyla gelenek oluşturur. Nicelerimiz hangi hareketimizi, hangi öğretmenimizden devşirdiğimizi bile bilmiyoruz. Nitekim toplumumuzda birçok eğitimcinin güzel örnek olmaları nedeniyle ahlaki güzelliklerin gelenekleşmesine neden olduğunu hepimiz biliriz.
Bir toplum önderi, mesela bir imam da kendi mahallesinde nice güzel gelenekler oluşturabilir. Bayramlarımızın bayram olabilmesinde gelenek oluşturabilen imamlarımızın etkisini inkâr edemeyiz
Baba, evindeki uygulamaları ile gelenek oluşturmaktadır. Çok alkol alan bir baba, alkol geleneğini evine yerleştirmiş demektir. Mezhebi geniş bir hane reisi, vurdumduymazlık geleneğine evlatlarını hibe etmiş olur.
Tertipsiz bir annenin çocukları da büyük bir ihtimalle pasaklılık geleneğinin iyi birer temsilcisi olacaklardır.
Elhâsıl-ı kelam, herkes gelenek oluşturabilir. Hiç kimse kendini küçük görmemelidir. Eşref-i mahlûkat olan insan, hareketlerinden bazıları ile belki ilkleri gerçekleştirmektedir. Her ilk ise bir gelenektir, tarih olmaya layıktır.
Gelenek oluşturabilmek için yakînî bir iman sahibi olmanın elzem olduğunu söylemeye gerek yok. Zayıf bir inançla, hiçbir şey oluşturulamaz. Bu gün hiç de arzu etmediğimiz, zaman zaman şikâyet ettiğimiz hayat tarzlarını yaşıyor olmamızın birinci sebebi, inanç noksanlığı olsa gerektir.
İnancın gerektirdiği işlerde istikamet çok önemlidir: İnanmak ve inanmaya devam etmek! Ve bu inancın gerektirdiği yolda, yalın ayak başıkabak yürümeye gayret etmek!
Kendini küçük görmemek Yaratıcı’nın insandan beklediklerinin ilklerindendir. O zübde-i âlemdir. Nasıl kendini küçük görerek varlığını yok eder? Kendini kabul eden, kendinden bir şeyler bekleyen insan, kendi kabiliyetlerini keşfeder ve o kabiliyetlerini kullanma yolunu tercih eder. İşte böylece yapılan ve uygulanmaya devam edilen güzel ve övülen fiiller gelenek olmaya başlar.
İnsanın yaratılışından gelen özellikler ve daha sonra elde ettikleri ile mükemmel bir kitap olduğunu düşünmesi, diğer insanların ne olursa olsun kendisinden bir şeyler alabileceğini bir an bile aklından çıkarmaması, numune olabilecek işlerin doğmasına sebep olabilir. Numune olay ve işler anılmaya değerdir ve örnek alınır. Örnekler gelenekleşir ve uzun yıllar uygulamada kalır.
Gelenek denilince kötü gelenekleri söz konusu etmediğimiz malumdur. Övülen gelenekler korunmadıkça yerlerini kötü gelenekler alır. Bu bir sünnetullahtır. Yaşadığımız günlerde, istediğimiz halde birçok şeyi gelenek haline getiremediğimiz ve bu sebeple kerhen bize uymayan geleneklere tabi olduğumuz gerçeği ayan beyan ortadadır. Sünnete uygun bir düğün geleneği oluşturmadığımız gerçeği onlardan sadece birisidir.
Fıkranın Anlattığı
Adam sekerâtül mevt halindedir. Hanımı, büyük oğlu, küçük oğlu ve kızı başucunda beklemektedirler. Herkes mahzun ve heyecanlıdır. En önemli varlıkları öldü-ölecek bir haldedir. Biraz sonra hepsi babaya bakarlar.
Adam inleyerek başını kaldırır:
—Oğlum Ahmet, burada mısın?
Ahmet hayal dünyasından sıyrılır ve:
—Evet, baba, buradayım.
Baba devam eder:
—Naci sen burada mısın?
Naci de cevap verir:
— Tabi baba başucundayım.
İnleme devam eder:
—Ha hanım sen de burada mısın?
Eşi titreyerek:
—He he… Ben de buradayım.
_Kızım Zeynep, sen de mi buradasın?
—Evet, babacığım buradayım.
Baba gözlerini sinirden göz bebeklerinin etrafında bir tur attırdıktan sonra:
—Allah hepinizin belasını versin! Hepiniz yanımdasınız da dükkânda kim duruyor!
