Allah'ın Evini Ziyaret
"Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlatmış ve ona (şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut." (Hac 26) Kur'an-ı Kerim'de Kâbe adıyla birlikte beyt (ev), Beytullah (Allah'ın evi), Beytü'l-atik (en eski ev), Beytü'l-mamur (mamur ev), beytü'l-haram ve Beytü'l-muharrem (korunmuş, dokunulmaz, saygı duyulan ev) isimleriyle adlandırılan Kâbe-i muazzama, Allah'ın evidir. "Evimi temiz tut" ifadesiyle bu açıkça belirtilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Rabbimiz, beytini ve onun duvarına yerleştirilmiş olan Hacerü’l-Esved’i ikram etmiştir. Kâbe, Allah’ın nişânelerindendir. Ona saygı göstermek, Allah’a saygı göstermektir. Rabbimiz:
“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet) Mekke’deki (Kâbe)dir.” (Âl-i İmran 96) buyurmaktadır.
Diğer bir ayet-i celilede:
“Biz beyti (Kâbe’yi) insanlara toplanma mahal güvenli bir yer kıldık…” (Bakara 125) buyrulmaktadır.
Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem efendimiz de Rüknü’l-Yemânî (Kâbe’nin güneyi gösteren köşesi) ile Hacerü’l-Esved’i istilam etmiş bazen de elini sürerek öpmüş ve “Rüknü’l-Yemânî ve Hacerü’l-Esved’e dokunmak günahları siler.” buyurmuştur. (Müsned)
Diğer bir hadisinde de:
“Allah bu ev için her gün 120 adet rahmet indirir. Bunun altmışı tavaf edenler, kırkı namaz kılanlar, yirmi de ona bakanlar içindir.” (Heysemî) buyurmuştur.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
“Semanın kapılarının açıldığı ve duaların kabul edildiği dört zaman vardır. Bunlar, müminlerin Allah yolunda düşmanla karşılaştıkları, yağmurun yağdığı, namaz kılındığı ve Kâbe’nin görüldüğü anlardır.” (Taberânî, Beyhakî) buyurarak Allah evine bakmanın bile rahmete vesilesi ve ibadet olduğunu bize haber vermektedir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, “Hacerü’l-Esved’e dokunan kimsenin rahmanın eline dokunmuş gibi olduğunu (İbn Mâce), Hacerü’l-Esved’in yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu ve kullarıyla onun vasıtasıyla musafaha ettiğini, Hacerü’l-Esved’e dokunanın Allah’a biat etmiş olacağını (Heysemî)” haber vermiştir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, dudaklarını Hacerü’l-Esved’in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Hz. Ömer’in de ağladığını görünce şöyle demiştir:
“Ey Ömer! Gözyaşı burada dökülür.” (İbn Mâce)
Bu ilâhî ve nebevî övgülere mazhar olan Allah’ın evi, Allah Teâlâ’nın: “Rabbin İbrahim’i bir takım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince, ben seni insanlara önder yapacağım…” (Bakara 124) buyurduğu, çok ciddi imtihanlardan geçirdiği İbrahim aleyhisselam ve oğlu İsmail’e inşa ettirilmiştir.
“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı); ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, bilensin.” (Bakara 127)
Bu temiz ve mübarek eller tarafından inşa edilen Allah’ın evine ziyaret çağrısı, Rabbimizin emri ile İbrahim aleyhisselam tarafından yapılmıştır:
“İnsanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde sana (Kâbe’ye) gelsinler.” (Hac 27)
Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de:
“Hac menasikini îfâ ettiğiniz yerlerde (meşair) durunuz; çünkü siz, atanız İbrahim’in mirası üzeresiniz.” (Ebu Davud) buyurmuştur.
Bu İbrahimî çağrı, âlemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman nebisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin çağrısıyla zirveye ulaşmıştır.
Kâbe-i Muazzama’yı görmekle başlayıp, dokunmakla devam edip, tavafla zirveleşen manevî lezzet sofrasına davete, imkân sahibi hangi müslüman ilgisiz kalabilir. Kalınmamıştır da… Kâbe yapıldığı günden günümüze kadar, dünyanın dört bir yanından inananların ziyaret akınına uğramış, hiçbir zaman ziyaretçisiz kalmamış, nebevî müjdelere ulaşmak arzusuyla yanıp kavrulan müminleri, manevî lezzetlerin zirvesine taşımıştır.
Nitekim bu halet-i ruhiye ile Nâbi şöyle der:
“Bu ne devlet, ne saadet, bu ne câh
Ki olasın taif-i dergâh-ı ilâh.”
Başka mısralarında ise:
“Kâbe’dir hazne-i esrar-ı hüdâ
Kadıha Allahu Teala şerefâ
Kursi-i memleketi rabbanî
Sudde-i bargeh-i rahmanî.” der.
Beytullah maddî ve manevî arınmanın merkezi ve sembolüdür. Rabbimiz, İbrahim aleyhisselamın şahsında, insanlara kendilerini şirkten korumalarını, Beytullah’ı da ibadet edenler için temiz tutmalarını emretmiştir.
Allah’ın peygamberi aracılığı ile davet ettiği Beytullah’ı ziyaret, yapıldığı zamana göre iki şekilde isimlendirilir. Nitekim Rabbimiz:
“Hac ve umreyi Allah için tam yapın…” (Bakara 196) buyurarak Beytullah’ı ziyaretin hac ve umre şeklinde olduğunu bizlere bildirmiş, hac ve umrenin eksiksiz yapılmasını emretmiştir. Haccın vaktini de Rabbimiz şu ayetler ile haber vermektedir:
“Hac bilinen aylardadır…” (Bakara 197)
“Sayılı günlerde Allah’ı zikredin…” (Bakara 203)
Beytullah’ı bilinen ayların sayılı günlerinde ziyaretin adı HAC; bunun dışındaki yılın bütün günlerinde yapılan ziyaretin adı da UMREDİR.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
“Binekler ancak şu üç şey için koşulur: Benim şu mescidim, Mescid-i Haram (Kâbe) ve Mescid-i Aksa” diye buyurmuştur.
Diğer bir hadis-i şerifte ise:
“Hacılar ve umre yapanlar, Allah’ın elçileridir. Dua ettiklerinde kabul eder, mağfiret dilediklerinde bağışlar.” (İbn Mâce) buyrulmuştur.
Allah’ın evini hac şeklindeki ziyaret, Rabbimizin kulları üzerindeki hakkıdır.
Nitekim Rabbimiz:
“…yoluna gücü yetenlerin, Beytullah’ı haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” (Âl-i İmran 97)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
“Kim kendisini Beytullah’a ulaştıracak bir burak ve azığa sahip olup da haccetmezse, ister yahudi, ister hıristiyan olarak ölsün.” (Tirmizî) buyurmaktadır.
Bu ayet-i celile ve hadis-i şerif, hac farizasının dindeki yeri ve önemini açıkça ifade etmektedir. Şu nebevî müjde ise gönüllere su serpmektedir:
“Kim şu Beytullah’a gelir de bu arada kötü söz söylemez, günah işlemez ise hacdan annesinden doğduğu gün gibi döner.” (Buhârî, Müslim)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ümmetini umreye teşvik etmiştir:
“Ramazan-ı şerifte umre yapmak, benimle beraber yapılan bir hacca bedeldir.” (Buhârî, Müslim)
“Umre, diğer umre ile arasında geçen günahlara keffarettir. Kabul olunan mebrur haccın karşılığı ise ancak cennettir.” (Buhari, Müslim)
Bu ayetler ve hadisler açıkça göstermektedir ki gücü yetenler bir şekilde Beytullah’ı ziyaret etmelidirler.
Bütün ibadetlerin olduğu gibi hac ve umre ibadetinin de özü ve ruhu teslimiyet ve itaattir. Aczini itiraf, hiçliğini anlayarak her türlü ilave sıfatlardan soyunarak hakiki kulluğa bürünmektir. Allah’la buluşma, nefis ve şeytanla yüzleşerek “ölmeden evvel ölme” sırrına ulaşmaya gayret etmedir.
Hac ibadeti, bazı yönleri ile de İbrahim aleyhisselam ve ailesinin müthiş teslimiyetlerinin bayraklaştırılmasıdır.
Yarabbi, o ne müthiş bir teslimiyet! İbrahim aleyhisselam, oğlu İsmail’i Allah yolunda kurban etmeye teslim, İsmail aleyhisselam çocuk yaşta babasının kendisini Allah yolunda kurban etmesine razı olmuş ve Hacer annemiz İbrahim aleyhisselama, “bunu sana emreden Allah mıdır?” diye soruyor, “evet” cevabını alınca, “öyleyse O bizi zayi etmez” diyerek Allah’a teslimiyetini ifade ediyor.
İhramla dünyanın kasvetinden sıyrılan mümin, telbiye ile itaate devam sözü verir. Tavafla Rabbinin tevhid sarayının etrafında pervane olarak kendinden geçer. Mümin sa’y’le ilâhî rahmet ve mağfiret arayışına dalar. Arafat’ta vakfede Rabbine yalvarıp yakaran mümin, şeytanla hesaplaşarak, gerektiğinde Rabbi uğrunda canını bile vereceğini kurban keserek ifade eder. Çünkü malları ve canları karşılığında Allah’tan cennet almanın en kârlı iş olduğunu bilir. Şiblî hazretlerinin haccedenlere söylediği sözler ne kadar anlamlıdır:
“Hacca niyet ettiğinde, bugüne kadar işlediğin masiyetlere tevbe edip sırat-ı müstakime yönelmediysen hakikatte niyet etmiş olmazsın. İhram için elbiseni çıkarırken bütün masiyetlerden soyunmadıysan hakikatte ihrama girmiş olmazsın. Hac için guslederken bu temizlik sendeki manevî kirleri ve kalbî illetleri de temizlemediyse hakikatte temizlenmiş olamazsın.
Harem-i şerife girerken bütün haramları ve haktan uzaklaştıran her türlü söz ve davranışı terk etmeye söz vermediysen gerçekte Harem’e girmiş olamazsın. Kurban keserken aşırı nefsanî istekleri ve iradeni Hakk’ın rızasında yok etmediysen gerçekten kurban kesmiş olmazsın. Şeytana taş atarken içindeki cehaleti ve vesveseleri de taşlayamamışsan, sende ilim ve irfan hâsıl olmamışsa hakikatte taş atmış sayılmazsın.
Kâbe’yi ziyaret vesilesiyle sende ilâhî ikramlar arttı mı, gönlün huzur ve sürur ile doldu mu? Zira hadis-i şerifte:
“Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın ziyaretçileridir. Ziyaret edilenin, kendisini ziyaret edene ikram etmesi bir haktır.” buyrulur. Sen bu ikramı fark edemediysen hakikatte ziyaret etmiş sayılmazsın…”
Rabbim tüm müminlere rızasına uygun nice hakiki Beytullah ziyaretleri nasip etsin. Âmin.
