El-Hacc

Yazar: 
Selahaddin Kip
Köşe: 
Kapak Dosyası

Bismillahirrahmanirrahim İslam'ın rükünleri beş olup müslümanın etiketidir. Onun üzerinde görülmelidir. Bunlar; şahadet kelimesini getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve haccetmektir. Hac ibadeti İslam dininin beş temel rüknünden biridir. Şartlarını haiz müslümanlar üzerine fevrî olarak farzdır. Yani borç olduktan sonra geciktirilmeden edâ edilir. Hac ibadeti bedenî ve malî olup, niyabet kabul eder. Büyük hikmetleri vardır.
     Hac, büyük bir ibadettir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hac ibadeti ondan önce geçen günahların tamamını siler götürür.” buyurmuşlardır. Arafat’ta vakfeden birinin en büyük günahı, günahının bağışlandığından şüphe etmesidir. Allah Teâlâ, hac yapanın da hacının kendisi için dua, istiğfar ettiği kimsenin de günahlarını affetmiştir.
Hac, Allah rızası niyetiyle Arafat’ta vakfe yapmak ve Beytullah’ı tavaf etmektir. Farziyeti ayet ve hadis-i şeriflerle sabittir.
“İnsanlardan yoluna gücü yetenler üzerine Allah için haccetmek zorunluluğu vardır. Her kim inkâr ederse bilinsin ki Allah’ın âlemlere ihtiyacı yoktur.” (Âl-i İmran 97)
Ayette “yapmayandan” değil de inkâr edenden müstağnidir, şeklindeki tabir oldukça düşündürücü, ağır ifade ve önemlidir.

 
HACCIN VACİP OLMASININ ŞARTLARI
Müslüman, baliğ, âkil ve hür olmak yanında yol emniyeti ve yoluna güç yetirecek imkana sahip olması ve kadın için beraberinde ebedî mahremi olan bir erkeğin bulunması şarttır. Hac mevsiminde bu kudrete malik olan kimsenin, ileride doğacak masrafları hesap ederek, haccı tehir etmesi caiz değildir. Örneğin oğlu – kızı evlenecek, masraf çıkacak v.s. diye tehir edemez. Kadın için mahremin olması şartı günümüzde bazen hafife alınıyor. Borcu olmayan bir şeyi üzerine alarak bulaştırmaktansa, ruhsatı değerlendirmek evladır. Günün icabı diye bakılmaz.
 Müslim’in Ebu Hüreyre’den rivayetine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hutbesinde:
“Ey insanlar, Allah, sizin üzerinize haccı farz kıldı, o halde haccediniz!” buyurdular. Adamın biri: “Ya Rasûlallah, her sene mi?” diye sorunca, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sustular. Adam sorusunu üç defa tekrarladı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Eğer “evet” deseydim her sene için vacip olurdu ve altından kalkamazdınız. Ben açık bıraktığım müddetçe zorlamayınız. Sizden önceki insanların helak olması, çok soru sormaları ve peygamberler hakkındaki ihtilafları yüzündendir. Ben size bir şeyi emredersem gücünüzün yettiği kadar yerine getirin, bir şeyi de yasaklarsam herhalde onu terk edin!” buyurmuşlar, böylece emir ile nehiy arasındaki farkı da talim buyrulmuş oldular. Emir, takatla kayıtlı iken nehyin kaydı yoktur. Mutlaka terk edilmesi gerekir.
Hac, birçok hikmetleri içine alan büyük bir ibadettir. Müslümanların bir arada bulunması, tanışması ve dayanışması için, başka hiçbir millette bulunamayan bir fırsattır. Dünyanın muhtelif aktarından gelen müslümanların dinî, ahlakî, sınaî, iktisadî ve siyasî yönden nasıl dayanışmaları gerekir, birlik ve heybetlerini nasıl korurlar? Nüfuz ve tesirlerini nasıl icra ederler de dine ve insanlığa hizmet edebilirler? Bu şuur nasıl yayılır? gibi sorulara cevap aranmalı; yetkili ve etkili insanlar ile devletleri temsil eden zevatın buluşması için fırsat bilinmelidir!
Ayrıca hac fiillerinin tatbikatında dünya müslümanlarının katkıları nasıl temin edilir? Zira orada yerlisi ile uzaktan geleni eşit haklara sahiptir. Sonra orası o kadar hassas bir yer ki, başka yerlerde düşünceden sorumlu olunmuyorken orada yanlış düşünmek cezayı mûcibdir. Orası emniyet ve nezahet makamıdır. Hacı bunun bilincinde olmalı. (Hac 25-28)
Hac fiillerinin tatbikatında gördüğü eksikliklerden bahsederken Üstad Ramazan El-Buti şöyle diyor: “İnsanın sevap kazanmayı bırak, günah kazanmadan o hengâmenin içinden çıkabilmesi büyük başarı sayılır.” Demek ki düzen ve organize eksik.
Hac tatbikatında bazı fiilleri tartışma konusu yapanlar işitiyoruz. Tavafta, şeytan taşlamada, sa’yde hikmetleri açıkça anlaşılmayan kısımları vardır. Bunlar “Emr-i ta’abbüdî”dir. Manası ve hikmeti üzerinde düşünülebilir. Hükümlerine müdahale edilemez. İcma ve tevatürle sübut bulmuş meselelerdir. Makulu’l-mana değildir. Dinî hükümler şer’an sabittir, aklen müdahale edilemez. “Akıl ile nakil çatışırsa, akıl esas alınır nakil tevil edilir” kaidesi ibadetlerde geçerli değildir.
 
HACCIN ÇEŞİTLERİ
Haccın çeşitleri, İfrad, Temettü’ ve Kıran olmak üzere üçtür. Keyfiyeti ise şöyledir:
Mikatta ihrama girmek üzere (bazen de uçak yolculuğunda günün gereği olarak hava alanlarında girilir) temizlenir. Mümkünse gusül eder, değilse abdest alır. Tırnaklarını keser, güzel koku sürünür. İzar ve rida olmak üzere iki parça peştamal giyinir. Bunların beyaz olması efdaldir. İki rekât namaz kılar, hangi haccı niyet edecekse onu söyler, tayin eder.
Eğer “İFRAD” ise: “Allah rızası için hac niyetiyle ihrama girdim. Allah’ım, kolaylık ver ve kabul et!” dedikten sonra; “Lebbeyk Allahümme lebbeyk, Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk inne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk lâ şerîke lek” der. Bunu erkekler canlı ve yüksek sesle söylerler.
“Haccın efdali, el-ecc ve’s-secc” denir ki, “‘Ecc” yüksek sesle Lebbeyk demektir. “Secc” ise kurban kesmektir. (İbn Mâce, 2924) Bu sözler haccın marşıdır. Her hacı bunu bilmeli, öğrenmeli ve söylemelidir. Kadınlar gizli söyler. Dilerse başka dualar ekleme suretiyle uzatır, salâvat-i şerifeler getirir. Böylece İfrad ihramına girmiş olur. Sadece hac işlerini yapar, kurban kesmek vacip olmaz, isterse nafile olarak kesebilir. İhram yasaklarına riayet eder ki bunlar:
Cima’ ve müştemilatı, masiyetler, mücadele etmek (tabii hak olan şeyi savunmak her zaman haktır bu yapılır). Dikilmiş giysi giymek (ayakkabı giyebilir, ön ve arka taraflarının açık olması tercih edilir), kadınlar elbiselerini giyinir sadece yüzleri açık olur. Koku sürünmek, kokulu şeylerden sakınmaktır. Kara avı avlamaz, avlayana yardımcı olmaz; başkasının avladığı avın etinden yiyebilir. Saç ve tırnak kesmez, baş ağrısı ve hastalık gibi sebeplerden yapmaya mecbur kalırsa yapar ve ceza olarak sadaka verir. Sadakada ölçü bir fitredir. Kurbanda ölçü, kurban olacak bir mal kesmektir. Büyükbaş hayvanlara da ortak olarak yapmak caizdir. Harem dairesine ait ot, ağaç kesemez. Bunlardan cima fiili Arafat vakfesinden önce vukû bulursa, o sene için haccı fasid olur, telafisi ancak gelecek yıla kalır. Arafat vakfesinden sonra olursa, bedene(deve ya da sığır) kurban keser, haccına devam eder. Diğer yasaklardan, vacipler için kurban, sünnetler için de sadaka cezası gerekir. Bu cezalar Harem dairesi içinde îfâ edilir. Bu cezaya borçlu olarak memleketine dönen biri vekâleten herhangi bir zamanda, birilerine orada îfâ ettirebilir.
Yapacağı hac “TEMETTÜ’” ise niyetinde; “Allah rızası için umreye niyet ettim Allah’ım kolaylık ver ve kabul buyur” der ve sonra da duayı ve Lebbeyki okur. Bununla umre yapar. Umre, tavaf ve sa’yden ibarettir. Sa’yı, Safa’dan başlar Merve’de bitirir; dört gidiş, üç geliş olarak yedi tavaf sayılır. Sonra tıraş olur ihramdan çıkar. Mekke’de kaldığı müddetçe ihramla ilgisi kalmamış, her şey mubah olmuştur. Ayrıca hac için gireceği ihram hakkında mikat aranmaz. Mekke’de ve kaldığı yerde girer ve sadece “hac” için niyet eder. Lebbeyki söyler. Temettü’ün, temettü’ sayılması için, umreyi o yıla ait hac ayları içinde yapmış olması şarttır. Hac ayları; Şevval, Zilkade ve Zilhicce’den ilk on gündür. Bundan önce yapılan umre ile haccı birleştiremez ve temettü’ sayılmaz. Kur’an’da hac aylarından bahsedilmesi bundandır. Birilerinin zannettiği gibi hac filini üç aylara yaymak değildir. Kur’an, hac gününü tesbit ediyor ki (Hac 3) o da Zilhicce’nin dokuzu arefe günüdür.
“KIRAN”da ise mikatta, “Allah rızası için umre ve hacca niyet ettim, Allah’ım kolaylık ver ve kabul buyur” der, duayı ve Lebbeyki okur. Hac işleri tamamen bitinceye kadar ihramdan çıkamaz. Temettü’ ve kıran niyetlerinde kurban vaciptir. Şayet kurban kesemezse, Arefe gününden önce olmak kaydıyla üç gün orada, memleketine döndükten sonra da yedi gün olmak üzere on gün oruç tutar. Bu oruç kurban yerini tutar. Kıran ihramı içinde iken cinayet işlese, yani ceza gerektirecek bir işte bulunsa, cezası iki kat olur. Zira iki ihramın hürmetini birden bozmuştur. İhramdan çıkışta tertip şöyle sıralanır: Önce şeytan taşlanır, sonra kurban kesilir, daha sonra tıraş olarak ihramdan çıkılır. Onun için, “taş, baş, tıraş” şeklinde ifade edilir. Tıraşta başın dörtte biri üzerinden bıçak-makine geçmeli.
Terviye günü ki, Zilhicce’nin sekizinci günü Mina’ya çıkılır. Orada gecelenir, sabah namazı kılınır. Oradan Arefe günü Arafat’a çıkılır. Cebel-i Rahme’ye yakın olmaya çalışılır. O günün zeval vaktinden bayram gününün sabahına kadar olan zaman içinde, bir lahza da olsa orada bulunması farzın edâsı için kifayetlidir. O gün, mukîm-seferî ayırımı yapılmadan, nüsükün gereği olarak, öğlen ve ikindi namazları cem-i takdim ve ikişer rekât olarak bir ezan ve iki kametle kılınır. (Allahu a’lem) Sabunî’nin görüşü de bu yoldadır. Akşama kadar orada kalır. Güneş battıktan sonra İmamla beraber Müzdelife’ye inilir, akşam ve yatsı namazlarını bir ezan bir kametle cem-i tehir olarak orada kılar. Her namaz için ayrı ayrı kamet getirilmesinde de beis yoktur. Bayram günü orada sabahın alaca karanlığında namazını kılar. Oradan Mina’ya yönelir, Cemretü’l-Akebe denilen büyük şeytanı taşlar. Yedi taş atar, her birinde tekbir getirir. Kurbanın ikinci ve üçüncü günlerinde öğleden sonra olmak üzere üç yerde şeytan taşlanır ve sırası üstü küçük, orta ve büyük şeytanları taşlanır. Her taş için tekbir getirir. Taş, kurban ve tıraş tertibine riayet ederek ihramdan çıkar. Hac çeşitlerinden hangisini yapsa da keyfiyet aynıdır. Üçüncü gününden sonra Mina’da kalmayabilir, kalırsa, üç yerde de şeytan taşlanacak, bunu sabah vaktinde yapabilir.
 
HACCIN ŞART VE RÜKÜNLERİ
Haccın bir şartı ve iki rüknü vardır. Şart, ihramdır. İhram, sadece iki parça peştamal giymek değil, bu vaciptir terk ederse kurban cezası ile telafi edilebilir. Esas ihram, niyet ve Lebbeyk’tir. Rükünlerinden biri Arafat vakfesidir ki burada temizlik şart değildir. Âdet halindeki kadınlar da vakfe yapar. Ancak Arefe günü zevalinden bayram sabahı şafak sökmesine kadar olan zaman içinde Arafat’ta bir an bulunma mecburiyeti vardır. Bu saatlerde orada bulunamayan o sene için haccetmiş olamaz. İkincisi, ziyaret ya da İfaza tavafıdır. Bunun zamanı da bayramın birinci günü gecesi gece yarısından itibaren bayramın üçüncü gününün akşamına kadardır. Mazur kadınlar tehir ederler. Mazeret yokken tehir etmek kurban cezası gerektirir derler. Bunu yapmamış ise cinsî münasebet helal olmaz. Yani bu husustaki ihram yasağı bunu îfâ edinceye kadar devam eder. Günlerce, aylarca uzasa da yasak devam eder.
 
TAVAFIN TARİFİ VE ÇEŞİTLERİ
Tavafın dört çeşidi vardır:
Tavaf, Beytullah’ın etrafında yedi defa dönmektir. Bir dönüş bir “şavt”tır, yedi şavt bir tavaftır. Hacer-i Esved’den başlar orada biter. Tavaf eden, Beytullah’ı solunu alarak Hatim denilen yarımay biçimindeki duvarın dışından almak suretiyle Kâbe-i Muazzama’nın etrafında dolaşır. Her defasında Hacer-i Esved’i selamlar. Onu öpmek ya da el sürmek için zorlamaz, izdihama sebep olmaz. Duraklamadan, işaretle selam verir geçer. Hep dua eder. Hacer-i Esved’e gelirken, “Rabbena atina fi’d-dünya haseneten ve fi’l-ahireti haseneten ve gınâ azâbe’n-nâr” der. “Lailahe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü velehü’l-hamdü yuhyî ve yumît ve hüve alâ külli şey’in kadir” der. Başka da belirlenmiş duası yoktur. İçinden geldiği gibi meşru olan her şey ile dua eder. O büyük fırsatı değerlendirmeye çalışır. Orada yapılan ibadetler başka yerlerde yapılan ibadetten yüz bin kat fazladır. Akıl sahibi bu fırsatı kaçırmaz.
Tavafını Hacer-i Esved’den bitirince, toplumdan çıkar; mümkünse Makam-ı İbrahim’de değilse müsait bir yerde iki rekât namaz kılar. Kâbe’ye dönerek duasını yapar. Zemzem kuyusuna iner orada bol bol zemzem içer. Oradan Safa tepesine varır. Duasını yapar. Merve’ye doğru yönelir. Yeşil direğe vardığında ikinci yeşil direğe kadar koşar. Kadınlar için koşma yoktur. Merve’de Kâbe’ye dönerek duasını yapar. Böylece sa’yını yapmış olur.
 Umre, sadece tavaf ve sa’ydan ibarettir. Bunu yaparsa tıraş olup ihramdan çıkar. Tıraş, Hanefî mezhebinde en az başın dörtte biriyle olur. Diğer mezheplerde birkaç saç tanesi kesilmekle ihramdan çıkılıyor. Bunu bilemeyen Hanefî mezhebinden bazıları olanlara bakıp aldanıyorlar. İhramdan çıkmayı hak eden herkes, kendi kendine tıraş olabileceği gibi başkalarını da tıraş edebilir.
1 – Kudüm tavafıdır ki, Kâbe-i Müşerrefe’ye ilk girdiği anda yaptığı tavaftır. Beytullah’ı selamlamadır. Onu ilk gördüğünde ona selam verir, ebediyen hürmetle kalması için dua eder. Bu tavafta “iztiba’” ki sağ omzunu açık tutmak ve “remel” ki, tavafta canlı ve hareketli olarak dönmek vardır. Peşinde “sa’y” olan her tavafta “iztiba’” ve “remel” vardır. Bunlardan her ikisi de tavafın ilk üç şavtında müstahabdır. Diğerlerinde gerekmez.
2 – Ziyaret tavafıdır ki, “İfaza” tavafı da denir. Rükünlerden ikincisi budur. Bunsuz hacı olunmaz. Onun için bunu yapıncaya kadar cinsî münasebet yasağı devam eder.
3 – Veda Tavafı ki “Sadr tavafı” da denir. Kâbe’den ayrılırken vedalaşma tavafıdır. Vacibdir. Mazeretsiz terk etmek kurban cezası gerektirir. Kadın halleri olduğunda terk edilir.
4 – Tatavvu’ –nafile – tavafıdır ki, her zaman yapılabilir. Mekke’de kalındığı müddetçe afakî (dışarıdan gelen) için yapılacak en makbul ibadet tavaftır. Tekrar tekrar umre yapmaktan ise kendi adına, ölü veya hayatta olan herhangi kimseler adına bolca tavaf edilsin! Orada kalındığı müddetçe başka şeyle vakit zâyi edilmesin! Tavaf, büyük ve küçük hadeslerden temiz olarak yapılır, abdest bozulursa tazelenir ve kaldığı yerden devam edilir. Yorulursa ara verilir. Avret yerleri kapalı olur. Fuzulî konuşma olmaz. Hep dua, tesbih, zikir edilir, salâvat getirilir. Esasen hac esnasında bolca dua edilmeli, bu fırsat zayi edilmemelidir. Her tavaftan sonra iki rekât namaz vardır.
Haccın vacipleri:
1 – İhrama mikatta girmek.
2 – Arafat’taki vakfede akşam-güneş batıncaya kadar kalmak.
3 – Müzdelife’de vakfederek orada sabahlamak. (Günün şartlarına göre burada sabahlamak problem oluyorsa da elimizdeki kaynaklara göre vaciptir. Ancak hastalar ya da görevliler erkenden ayrılabilirler. Onun için imkânları değerlendirerek burada sabahlamak gerekir. Yapılmadığı zaman ne lazım gelir demekten ise eksiklik olduğunu kabul etmeli.)
4 – Arafat’ta öğle ve ikindi namazlarını cem-i takdim olarak birleştirmek.
5 – Şeytan taşlamak. Bu, kurbanın birinci gününde sabah vakti, diğerlerini de ikinci ve üçüncü günleri öğleden sonra olmak üzere küçükten başlayarak üç yerde yedişer taş atarak gerçekleştirilir.
6- İhramdan tıraş ile çıkmaktır.
Vacibin terki kurban, sünnetin terki sadaka cezasını gerektirir.
Bir de çoktandır aklıma takılan, vicdanımı zorlayan bir durum var, ona da burada işaret etmeden geçemeyeceğim. Arafat’taki vakfede, o günün imamı ve hatibi çok verimli bir hutbe irad eder. Mescid-i Nemre’den yapılır. Gerçi Arapça olduğu için herkes faydalanamıyor. O güzelim hoparlör teşkilatı ile hutbeyi irat ettikleri gibi o günün öğle ve ikindi namazlarını da cem-i takdim olarak kıldırsalar olmaz mı? Şahsen buradaki namazın bir imamın peşinde bir cemaat halinde kılınmasında fıkhî bir sakınca görmüyorum. İmamın bulunduğu yer Arafat’ın kıblesinde son noktadadır. Böylece binlerce cemaat oluşarak muhtelif yerlerden, muhtelif seslerle ezanlar, kametler, karma karışık yapılacağına aynı imama iktida ile enha-i âlemden gelen müslümanların birlik ve beraberlik içinde bir imamın peşinde vahdetleri ilan edilse, bunu dost da düşman da görse iyi olmaz mıydı? Hatta tefrikanın izalesi için gerekli ve önemli bir lazime değil midir? Bir an için farklılıklar kaldırılamaz mı?
Tabii burası bizim boyumuzu aşar, ancak duygumu paylaşmak istedim. Cenab-ı Hak müslümanların bu kudsî ibadetlerini kendi rızalarına mukarin ve İslam âleminin salah ve felahına vesile olacak tesir ve feyizlerle berekâtlı kılsın, şuurlu ve mübarek olsun! Âmin!