Özlem Kavuşmakla Biter mi?

Yazar: 
Ahmet İlhan
Köşe: 
Kapak Dosyası

Kâbe'nin yolları bölük bölüktür Benim ciğerciğim delik deliktir Dünya dedikleri bir gölgeliktir Canım Kâbe'm varsam sana Yüzüm gözüm sürsem sana Eşim dostum yüklesinler yükümü Komşularım helal etsin hakkını Görmez oldum ırak ile yakını Canım Kâbe'm varsam sana Yüzüm gözüm sürsem sana
Yanık sesiyle bir hafız, Yunus’un ilâhisini okuyor. Her okunuşunda içimden bir şeyler kopuyor. Davet midir, kısmet midir? Eğer davet ise davet umumi değil mi? Eğer kısmet ise ne zaman? Kuralar çekiliyor ve her seferinde umut başka bir bahara kalıyor. Yoksa geç mi kaldım? Tüm bahaneleri yok edip önce mi davranmalıydım? Sabırsızlığım doğru mu? İçimde büyüyen özlem yüreğimi yakıyor. Yoksa böyle bir özlem, her yıl hac heyecanı yaşamak da bir ayrıcalık mı? Duygularımı tartıyor kendime teselliler arıyorum.
Özellikle Ramazan ayında tüm tv’ler Kâbe’ye yöneliyor. Kâbe’nin etrafında kelebekler gibi pervane olan milyonları evimize taşıyor. Asr-ı saadete uzanıp, geçmişi günümüze getiriyorlar. O topraklarda yaşananlar Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabenin yaşadıkları olaylar olayların geçtiği yerler gösteriliyor.
Siz de bu hasreti duyuyor musunuz? Medine ve Ravza denilince kan basıncınızda bir değişme oluyor mu? Bir arkadaşınız Hacca gidiyorum, Umre’ye gidiyorum, hakkını helal et dediği zaman gözyaşlarınızı engellemekte zorlanıyor musunuz?

Bu soruların cevapları her yıl Ramazan ayının akabinde, hac için yavaş yavaş hazırlanmaya başlanan dost ve arkadaşlarınızı gördüğünüzde yüreğinize ağır bir yük gibi gelip oturuyorsa, binlerce, milyonlarca müslüman gibi sizin içinizde de her geçen yıl artarak büyüyen hac özlemi var demektir.
Sevgili Peygamberimiz:
“Suyun kiri yıkadığı gibi, hac da günahları yıkar.”
“İçine günah karışmamış ve kabul olunmuş bir haccın karşılığı ancak cennettir.” buyurmuştur. Kim günahlardan arınmak istemez ki? Kim cennete kavuşmak istemez ki?
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmaktadır:
“Hacceden kimseler, Allah’ın kulları arasından seçtiği heyetleridir. Allah onları davet etti, onlar da emr-i ilâhî’ye icabet ettiler.”
Mahşerin bir misali yaşanırken, davetçi Âlemlerin Rabbi iken kim bu davete gelmez istemez ki? Kim, sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin dünyaya geldiği ülkeyi, İslam güneşinin doğduğu şehri, Kur’an-ı Kerimin inmeye başladığı Mekke’yi ve diğer kutsal mekânları ziyaret etmek, bu kutsal mekânlarda meydana gelen ilâhî olayları düşünmek istemez ki?
Hac özlemi ile Kâbe özlemi, Ravza özlemi iç içe olsalar da haccın verdiği hazzı ve bunu getiren özlemi gidermeye yetmiyorlar. İsterse defalarca umreye gitsin, Kâbe’ye yüz sürsün, Peygamber şehrinde yaşasın… Hac özlemi başka...
Hac özlemi yüzyıllardır müminlerin yüreğinde kor gibi yanmaktadır. Yunus’un çok bilinen ilâhisi bu özlemi dile getirmektedir:
Ah nice bir uyursun uyanmaz mısın
Göçtü kervan kaldık dağlar başında
Çağrışır tellallar inanmaz mısın
Göçtü kervan kaldık dağlar başında
 
Emr-i hac göçeli hayli zamandır
Muhammed cümleye dindir imandır
Delilsiz gidilmez yollar yamandır
Göçtü kervan kaldık dağlar başında
 
Yunus sen bu dünyaya niye geldin
Gece gündüz Hakkı zikretsin dilin
Enbiyaya uğramaz ise yolun
Göçtü kervan kaldık dağlar başında
Mehmet Akif Ersoy ise bu özlemi bir Sudanlının dilinden destanlaştırır:
Ya Nebî, şu hâlime bak!
Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
O Peygamberimize duyduğu hasreti hac özlemi ile birleştirir. İçi yanarken önüne dikilen engelleri sıralar. O günün engelleri yollardır, yoksulluktur. Ev halidir, geçim derdidir. Bugün de çok farklı değil. Akif Sudanlıya engelleri aştırır:
Yıkıldı hepsi... Ben aştım diyâr-ı Sudân’ı,
Üç ay "Tihâme!" deyip çiğnedim beyâbânı.
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrâda;
Yetişmeseydin eğer, ya Muhammed, imdâda:
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin!
Çölün öldürücü sıcaklığını peygamber sevgisiyle ve hac özlemi ile aştırır. Sonra çölün yalnızlığında Sudanlıyı konuşturur. Özlemini yıldızlara söyletir.
Sudanlı kelebeğin mum ateşinde yok oluşu gibi sevdiğine kavuşur ve kavuşmanın mutluluğu içinde son nefesini verir.
Bağrı yanık Anadolu’yu dolaşıp gezin, Sudanlının kavuştuğu özlemi kim istemez ki? Bir daha, bir daha gitse de oraya yüreğini bağlamış müslümanın özlemi salt kavuşmakla biter mi?