Arafat

Yazar: 
Bekir Balaban
Köşe: 
Kapak Dosyası

Arafat Harem dışında Mekke'ye yaklaşık onbeş km. mesafede olup, haccın meş'arinden (hac için belirlenmiş yerlerden)dir. Arafat insanlık tarihinde ve müminlerin hayatında çok önemli bir yer tutar.
Cennetten uzaklaştırıldıklarında arzın ayrı ayrı köşelerinde yalnız başlarına Rablerine tevbe ve istiğfarla sığınan, gönülleri pişmanlık ve ayrılık ateşi ile tutuşan Hz. Âdem aleyhisselam ve Hz. Havva validemizin lütf-i ilâhîye nâil olarak affedildiklerinde buluşturuldukları yer Arafat’tır. Bu bakımdan Arafat yeryüzünde, Allah’ın dilediği, insanî hayatın başladığı merkezdir.
Hz. İbrahim aleyhisselamın Cebrail’den hac ibadetini öğrendiği yer olan Arafat, müminlerin marifetullaha ulaşma koşusunun mahşer meydanıdır.
Mikatta ihram abdestiyle her türlü maddî-manevî kirden arınma niyetiyle ihramına bürünen mümin, dünyadan soyunup sonsuz hayatın başlangıç elbisesini giyer, Rabbine bağlılık akdiyle O’ndan gayriye olan akitlerinin tümünden sıyrılır. Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk… diyerek Rabbine boyun eğip Harem sınırından içeriye her türlü yanlışlıktan temizlenmek üzere girer.

Harem’e girişte ilk menzil, müminlerin gönlünü süsleyen, günde beş vakit göz önüne getirmeye gayret ettikleri Kâbe’dir. Mekke’ye fetih günü devesinin üzerinde başı önünde tevazu ile giren Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin girişini düşünerek, Beytullah’ın azamet ve ihtişamı karşısında eşsiz bir duygu seline kapılan mümin, Hacer-i Esved’i istilam ederek, şekil ve renklerin yüzlerde içtima ettiği kardeşlerinin arasına rızâ-yı ilâhî arzusuyla katılıverir. Bir koşudur başlar bu katılımla. Ne incinme ne incitme var bu koşuda.
Burası buğdayı kabuğundan ayırır gibi mümini dünyalıklarından ve o ana kadar işlediği yanlışlardan ayırma değirmenidir. Her dönüş bir temizlenme, özün özünü çıkarma yarışıdır.
Mümin, Beyt-i Mamur’un izdüşümünde Beyt-i Mamur’u tavaf eden melekler gibi saf ve temiz olma arzusu ile Kâbe’de pervane olur; döner, döner…
Bu dönüşler, çölün ortasında yalnızlık, açlık ve sonsuzlukla yavrusunu kaybetme duygusuna kapılıp bin bir ümitle koşuşturan Hz. Hacer’in mekânında, Safa ile Merve’de kemâlini bulmaya çalışır. Sa’y ya Hacervârî bir koşudur ya da Muhammedî bir gövde gösterisidir.
Tevriye gününe dek pervaneler gibi Kâbe’nin cazibesinde dönen gönüller ilâhî aşkla dünyalarını yok edip Sûr’un üfürüleceği güne hazırlanma çabasındadırlar.
Sûr’a üfürüldüğü, mezarlarından Rablerine yürütüldükleri gün gibi tevriye günü yeniden ihrama giren müminler, önce Mina’ya, oradan da Arafat’a mahşerî bir yürüyüşle yürüyüverirler.
İşte bu yürüyüş haccın başlama yürüyüşüdür. Bu yürüyüş kıyameti hatırlama, kıyamet günü mezardan mahşere gidişi hatırlama yürüyüşüdür. Bu yürüyüş Mizan’ın kurulacağı mahşer meydanına, Allah’ın huzuruna, dünya hayatının tüm çıplaklığı gözler önüne serileceği, gizli-açık işlenen her şeyin ortaya döküleceği; kişinin kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı o mutlak günün hatırlanacağı meydana, Arafat’a yürüyüştür.
Arafat’ta kişinin acziyetinin idraki içinde Rabbine ilticâ ederek nefsânî arzulardan sıyrılmayı istemesi, günahlarından tam bir pişmanlık tevbesi gerekmektedir ki bu tevbeyle Hz. Âdem ve Hz. Havva’ya nasip olan afv-ı ilâhîye, lutf-i ilâhîye nail olsun.
Arafat’ta Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın dua ve niyazlarının hissedilmesinin ötesinde, Veda Haccında, devesinin üzerinde ashabına İslam’ın insan hakları beyannamesi olan hutbesini sunan âlemlerin efendisi, peygamberimiz, önderimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi canlı olarak dinlercesine hissetmek, o hisle ötelerin ötesine gidivermek, O’nunla bir olmak, O’nunla o anı yaşamak gerek. Arafat günü bir güne hazırlıktır ki:
“Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan kaçacak yer nerede? der. Ey insan! O gün sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun” (Kıyâmet 75/11-12)
 “O gün bazı yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır. O gün bir takım yüzler de asıktır.” (İnsan 76/23-24)
“Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah’ın izni olmadan kimse konuşmayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir. İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse Rabbine götürecek bir yol benimser.” (Nebe’ 78/38-39)
Elest bezminde belâ lafzıyla ruhlarımıza sunduğu ikrar tablosunu, mükellefiyet çağında baştan sona sergileyen insanoğlunun, Arafat’ta tüm hücreleriyle yenilenmesi, masivadan sıyrılıp Rabbiyle bir olması gerekmektedir.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ey insanlar! Yüce Allah, bugün size in’am ve ihsanda bulunup (aranızdaki haklar hariç olmak üzere) sizleri yarlığadı. İyilerinize diledikleri şeyleri verdi. Besmele ile Müzdelife’ye sökün edip gidiniz.” buyurdu.
Cenab-ı Hak her mümini, o günde yarlığanan, günahsız bir şekilde Müzdelife’ye yürüyüveren kullarından eylesin! Günahsız elleriyle topladığı taşları Mina’da şeytana atıp, onun kendisine musallat olmasını bertaraf kullarından eylesin. Âmin.