Lebbeyk Allahümme Lebbeyk Buyur Allah'ım Buyur

Yazar: 
Hacı
Köşe: 
Tefekkür Ekseni

Bismillah... "İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya incelmiş binekler üstünde (uzak yollardan) her derin vadiyi aşarak sana gelsinler." (Hac 27) Bu çağrıya kulak ver!
İlk Hz. İbrahim çağrılmakla emrolundu.  Önce Kâbe’yi inşa etti. Sonra müminleri davet etti. Peygamberimiz bu çağrıyı yeniledi, ebedîleştirdi.
“…yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” (Âl-i İmran 97) ayeti mucibince bu İbrahîmî çağrıya kulak veren müslümanlar “Lebbeyk/Buyur” diyerek bu davetin sıradan bir seyahat olmadığını, özel davet olduğunu bilerek yola koyulur.
Önce Güllerin Efendisinin şehri Medine açar kapılarını sana. Taalal bedru aleyna der, hicrette Efendimize dediği gibi.
Hicreti anlarsın, Mekke’den bir kaçış olmadığını, Allah’ın dinini yaşamak için Medine’ye göçmek olduğunu.
Hicreti anlarsın, Allah’la arandaki engellerden kaçmak olduğunu... Sen de dış dünyadan iç dünyana hicret edersin. Allah’la arandaki engellerden sıyrılırsın.
Efendimiz karşılar seni ilkin, yeşil kubbenin altında. Artık O’nun misafirisin. Ebu Eyyub el-Ensârî’yi hatırlarsın. O da Efendimizi misafir etmişti.

Mescid-i Nebi’ye girersin. Efendimizin huzurundasın. Şair Nâbi’yi hatırlarsın.
“Sakın terki edebten kûy-i mahbûbu Hüdâ'dır bu,
Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.”
(Sakın edebi terk etme. Burası Allah’ın sevgilisinin beldesidir. Cenâb-ı Hakk’ın nazar buyurduğu, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin makamı, Ravza-i Nebî’dir.)
Ve bir sükûnet, bir donma. Kanın donacak gibi. Ama yüreğin kuş misali, yerinden uçacak gibi.
O an, işte karşında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Uzat elini bak tutacak. Sen de ver elini, bey’at et. Bak hoş geldin, diyor. Selamını alıyor. Kardeşlerinden getirdiğin selamları da…
Sonra Ebu Bekir ve Ömer karşılar seni. Cennet’ül-Bakî, Ehl-i Beyt karşılar seni. Hz. Osman’ı ve Hz. Ali’yi hatırlarsın. Onlar misafir eder seni.
Bilal’i, Ebu Zer’i, Selman’ı hatırlarsın. Bilal ezan okur şimdi.
Muaz’ı, Hudayr’ı, Esat bin Zürare’yi hatırlarsın.
Bedir’i, Uhud’u, okçular tepesini hatırlarsın. Ok atan Sâd’ı. Efendimizin, “At ya Sâd, anam babam sana feda olsun!” deyişini. Kılıcın hakkını veren Ebu Dücane’yi hatırlarsın, meydanda çalımlı çalımlı yürüyüşünü. Mus’ab bin Umeyr’i hatırlarsın, şehit düşünce bir meleğin onun suretine girerek sancağı taşıyışını. Mekke’nin en zenginlerinden olan Musab’ın gömülürken, onu örtecek bir kefenin dahi olmayışını hatırlarsın.  Hanzala’yı hatırlarsın, cihad çağrısı geldiğinde, gusletmeye fırsat bulamadan yatağından cihad meydanına fırlayışını ve meleklerin onu yıkayışını.
Ve şehitlerin efendisi, seyyidi Allah’ın aslanı Hz. Hamza’yı hatırlarsın, Bedir’de ve Uhud’daki yiğitliğini. Mekke’de Ebu Cehil’e vuruşunu ve müslüman oluşunu hatırlarsın. Onlar misafir ederler seni.
Hatırlarsın.
Afra kadını. Yedi erkek doğuranı, yedisini birlikte Bedr’e yollayanı.
Sümeyra kadını. Uhud’da Rasulullah’ı arayıp, “Rasulullah nerede?” diyeni. Kocası ve kardeşi şehit düşmüşken “Rasulullah iyi mi?” diye sorup sevineni.
Aişe’yi, Fatıma’yı, Hasan’ı, Hüseyin’i.
Medine sokaklarını ve yetim kızı.
Kusva’yı ve hurma kütüğünü.
Hendek’i, Hayber’i, Hudeybiye’yi…
Ve zamanın döne döne savrulduğunu.
Vuslatın geldiğini. Kavuşma vaktini.
Faruk olanın kılıcını çektiğini, “Muhammed öldü diyenin kellesini vururum” dediğini.
Sıddîk olanın gelip, “Rasulullah öldü, Allah Hayy ve Lâ yemuttur” dediğini.
Ve eğilip öptüğünü, “Hayatında güzeldin, ölümünde de güzelsin. Öldün. Bir daha ölmeyeceksin.” dediğini.
Senin için de artık zaman gelmiştir. Ayrılık kolay değil belki ama vakit dolmuştur. Rasulullah’tan ve o yiğitlerden ayrılma vakti gelmiştir.
Mekke’ye gidiyorsun, Hz. Âdem’in, Hz. İbrahim’in yurduna, şehirlerin anasına, mübarek beldeye. Beytullah’a gidiyorsun. Rabbinin çağrısına. Bu çağrıya kulak veriyorsun.
“Lebbeyk Allahümme Lebbeyk/Buyur ya Rabbi buyur” diyerek.
İşte Mekke! İşte Harem-i Şerif! İşte Kâbe, Beytullah! Selam veriyorsun.
Dünyanın her köşesinden rengi farklı, dili farklı, kıyafeti farklı insanlar bir araya toplanmış, tek bir amaç için, tek bir hedef için: Allah rızası için.
Sen Kâbe’ye uzatıyorsun elini. Kâbe de uzatıyor sana elini. Koşuyorsun O’na, bağrına basıyor seni. Dokunuyorsun. Sanki meleklere dokunuyorsun, Sidrey-i müntehada. “Şükürler olsun Ya Rab!” diyorsun. Beni özel davet ettin. İşte buradayım diyorsun.
Ağla, ağla, ağla...
Doya doya ağla.
Dök gözünün yaşını.
Dök de günahın da dökülsün.
Sonra dön. Atom gibi, dünya gibi, evren gibi dön.
Dön günahlardan. Dön hatalardan. Dön isyanlardan, tuğyanlardan.
Dön, Pervane ol etrafında!
Dön! Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in döne döne inşa ettiği Kâbe gibi, kalbini inşa et! Kırdığın kalpleri de inşa et. Yıkarsan bir kalbi, Kâbe’yi yıkacağını düşün.
Ver selamını Haceru’l-Esved’e. Sana şahitlik etsin. Selamla Haceru’l-Esved’i. Tazele ahdini ve akdini, elestu bezmindeki gibi…
Zemzemden kana kana iç. Kalbini temizlediğin gibi şimdi de mideni temizle. Ruhun doyuncaya kadar iç.
Safa ve Merve’yi anla. Hâcer annemizi anla. Oğlu İsmail’le bir başına bu ıssız beldedeki halini. “Bizi kime bırakıyorsun bu ıssız beldede ey İbrahim!” dediğini. Sonra metanetini, teslimiyetini, “Allah bize yeter.” dediğini. Koş, Hâcer annemiz gibi, su bulmak için. Ara, kurtuluşu ara. Koş, ilahî rahmete koş.
Arafat’ı anla.
Baş açık, yalın ayak, hiçliği anla. Âdem atamızı ve Havva validemizi hatırla. Şeytana kandıklarını, yasak meyveyi yediklerini, cennetten kovuluşlarını hatırla. Ayrılıklarını, çilelerini, ızdırablarını hatırla. Yalvarmalarını, gözyaşlarını hatırla. Hatırla ve sen de günahlarını itiraf et, Allah’tan af dile. Hakikati tanı, bil. Hac Arafat’tır. Yani ârif olmaktır. Marifetullahtır. Dirilişi, mahşeri, hesabı, bekleyişi, ölmeden önce ölmeyi hatırla. Kendini bilmeyi, kendi kendini bulmayı hatırla. Vakfeyi, vakfeye durmayı, beklemeyi hatırla. Müzdelife’yi, Meşar-i Haramı hatırla.
Mina’yı anla.
Hz. İbrahim’i hatırla. Oğlu İsmail’e gördüğü rüyayı ve o ağır imtihanı hatırla. Hz. İbrahim’le oğlu İsmail’in sınandığı yeri hatırla. İhtiyarlıkta kendisine verilen biricik oğlunu kurban etmesi istendiği anı hatırla. Allah sevgisiyle evlat sevgisinin sınandığı yer. Hz. İsmail’in “Babacığım, Sana emredileni yap. Zira beni sabredenlerden bulacaksın.” (Saffat 102) dediğini, hatırla. Şeytanın yollarını kestiğini, onlara vesvese vermeye çalıştığını ve onların Allah’ın emrine teslim olup bu imtihanı kazandıklarını hatırla.
Ve sen, Allah sevgisi uğruna vazgeç tüm sevgilerden. Dünya sevgisinden, mal sevgisinden, şöhret sevgisinden… İbrahim ve İsmail gibi en çok sevdiğin varlıkları Allah yolunda fedâ et.
Şeytana karşı İbrahîmî tavrı takın. Şeytanı bertaraf et. Gururu, kibri, malı, mülkü, dünyayı… Fırlat taşı şeytana. Yani benliğine, nefsine, şehvetine… Kulluğun önünde her ne engel var ise ona. Kovulmuş şeytandan Rahim olan Allah’a sığın.
Kes kurbanını!
Şehvetini, kibrini, gururunu, heva ve hevesini. Kes, akıt kanı ki günahın aksın. Akıt ki kirlerin temizlensin. Akıt ki Allah’a yaklaş. Bağışlan.
Tıraş ol, kendi varlığından da kurban et. Tıraş ol, başı açık, yalın ayak var huzura. Tıraş ol, kibirden, gururdan sıyrıl. Günahlarından kurtul.
Gel Allah’ın huzuruna huşû ile. Verilen görevi başarıyla yerine getirmenin sevinciyle gel huzura. İmanını tazelemiş, şeytanı yenmiş, günahlardan arınmış bir şekilde var huzura. Ziyaret et Beytullah’ı. Ziyaret et Kâbe’yi.
Ve veda zamanı…
Birkaç hafta önce kavuşma heyecanıyla çarpan kalp, şimdi ayrılmanın hüznüyle çarpıyor. Dünya gözüyle gördüğü Beytullah’ı bir daha görebilecek mi?
Kâbe’ye veda et.
Kalbini verdiğin Kâbe’yi, yükleyerek kalbine ve kabul olmuş bir Hac’la dön memlekete.
Orada kazandıklarını kaybetmeden ve verdiğin söze sadık kalarak, Allah’a kul olarak yaşa!
 
* H. 1428 Zilhicce, M. 2007 yılında Haccı ifa etmiş birisi.