Umre
''Umrenin hükmü nedir? Nelere dikkat etmemiz gerekir? İlkadım'a şimdiden teşekkürler''(Hakan Arıdil)
Umre: Belirli bir vakte bağlı olmaksızın usulüne göre ihrama girdikten sonra, tavaf ve say yapıp tıraş olmaktan ibarettir. Hanefî ve Malikî mezheplerinde, ömründe bir defa umre yapmak müekked sünnet, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise farz sayılmıştır.
Umrenin Farzları
1- İhram Hanefilere göre şart, Şâfiîlere göre ise rükündür.
2- Tavaf umrenin rüknüdür.
Peygamber aleyhisselamın umresi
Buhari, Müslim ve Ahmed’in rivayetine göre hazreti Enes şöyle diyor: Peygamberimiz aleyhisselam dört defa umre yapmıştır. Bu dört umre, hicretin altıncı yılında Beytü’l-Haramı ziyaret maksadıyla yaptığı Hudeybiye umresi, yedinci yılında yaptığı kaza umresi, Mekke ile Taif arasında bulunan ve Mekke’ye üç gece uzaklıktaki Huneyn vadisindeki Cirane mevkiinden sekizinci yılda yaptığı umre ve dokuzuncu yılda haccı ile birlikte yaptığı umrelerdir. (İslam Fıkhı, Prof. Dr. Zuhaylî, 3/462)
Peygamberimiz aleyhisselam şöyle buyuruyor:
“Umre kendisi ile öbür umre arasındaki işlenmiş küçük günahlara kefarettir. Allah katında makbul haccın karşılığı ise ancak cennettir.” (Buhari ve Müslim)
“Hac ve umre için Beytullah’a gidenler, müslümanların Allah’a gönderilmiş temsilcileridir. Kendisine dua ederlerse dualarını kabul eder. Mağfiret ederlerse onları bağışlar”
“Hac veya umre niyetiyle evinden çıkıp yolda ölen kimsenin defterine kıyamete kadar hac ve umre sevabı yazılır. Mekke veya Medine’de ölen ise mahkemeye arz edilmez, hesaba çekilmez kendisine (buyur) cennete gir denilir.”
“Ramazanda yapılan bir umre benimle yapılan bir hac gibidir.” (Buhari, Müslim)
“Hac ve umreyi Allah için tamamlayınız.” (Bakara 196) ayeti gereğince başlanılmış olan hac ve umrenin tamamlanılması vaciptir. Rasûlullah aleyhisselam şöyle buyuruyor:
“Hac ve umreyi peş peşe yapmak, ömrü ve rızkı artırır. Fakirliği ve günahı, körüğün demirdeki pası giderdiği gibi giderir. Ramazanda yapılan umre tam bir hac sayılır veya benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhari, Müslim)
Hac ve umrenin ehemmiyetini beyan eden şu hadis-i kudsi ne kadar calib-i dikkattir.
Rasulullah aleyhisselam yüce Rabbinden şöyle nakleder:
“Ben bir kuluma sıhhat ve afiyet ihsan edip rızkını da bol verdiğim halde o her dört senede bir bana gelmezse(yani hac ve umre ziyaretinde bulunmazsa) o kimse gerçekten mahrum biridir.” (Heysemî).
Rasul-i Ekrem efendimizi ziyaret ederken nelere dikkat etmemiz gerekir?
Medine, Peygamberimizin ve sahabenin oralarda gezdiği, ayak basmadık yerin kalmadığı, ilâhî emirlerin ve Peygamberimizin birçok sünnetinin meşru olduğu mekândır. Savaş, barış, tebliğ ve güzelliklerin sergilendiği, Cebrail ve nice meleklerin tecelli ettiği, ilâhî nurun sağanak sağanak yağdığı mübarek bir şehirdir. Medine-i Münevvere’de Peygamberimiz aleyhisselam hayatta iken yüksek sesle konuşmanın Rasul-i Ekrem’e hürmetsizlik olduğu ayet-i celilede şöyle buyruluyor:
“Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinin üzerine yükseltmeyiniz. Birbirinize bağırdığınız gibi Peygambere yüksek sesle bağırmayın. Yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.” (Hucurât 2)
Rasulullah’ın huzurunda yüksek sesle konuşmak yasaklanmıştır. Bundan maksat Peygamberimizin huzurunda münasebetsizce bağırıp çağırmayı sesi yükseltmeyi önlemektir. Günümüzde hac ve umre için Peygamberimizi ziyarete gidenler aynı hassasiyeti göstermeleri gerekir. Zira ayetlerin hükümleri kıyamete kadar geçerlidir. Peygamberimiz aleyhisselam, “kim benim vefatımdan sonra kabrimi ziyaret ederse sağlığımda ziyaret etmiş gibidir” buyurur. Bugün de Peygamberimizin manevî huzurunda herkes kemal-i edeble durmalı ve öyle ayrılmalı. Hatta namaz sonlarında herhangi bir kapıdan çıkarken terlikleri nezaketle hiç ses yapmadan yere koyup güzelce giymeliyiz. Yeryüzündeki her mescitte giriş çıkışlarımız aynı olmalıdır. Bu ayetin nüzulünden sonra, başta Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman olmak sahabeler Rasulullah’ın huzurunda birbirleri ile çok kısık sesle konuşmuşlardır.
Medinetü’n-Nebi’de Rasûlullah aleyhisselamın metfun bulunduğu hücre-i saadet Kâbe dâhil yeryüzünün her noktasından, göklerden ve arştan daha üstün ve şerefli sayılmıştır. (Reddü’l-Muhtar-Tecrid Tercümesi)
Rasulullah aleyhisselamın kabr-i şeriflerini ziyaret mendubdur. Rasulullah’a yaklaşmanın ve Rasûlullah aleyhisselamın sevgisini kalplere nakşetmenin en güzel vesilesidir. Zaruret olmadıkça ziyareti terk bir gaflettir.
Peygamberimiz aleyhisselam şöyle buyuruyor:
“Kabrimi ziyaret edene şefaatim sabit bir haktır.” (Beyhakî)
“Kim sevap kastederek beni Medine de ziyaret derse, o benim komşum olur. Kıyamet günü ona şefaat ederim.”
İşte ziyarete gidenler bunu idrak etmelidir. Gitmeden de hazırlıklı olmalı, çok Kur’an okumalı, salâvat-ı şerifeler hayatımızın bir parçası gibi dilimizden düşmemeli. Konuşmalarımız zikir, sükûtumuz tefekkür, kalpte Allah ve Rasûlünün muhabbeti hiç eksik olmamalı. Kalb-i selimle yola çıkmalı, musaffa bir kalple yaklaşmalı. Huzur-ı Peygambere kavuşunca, tevazu, edeb ve sükûnetle kabr-i saadete yaklaşıp Rasûlullah’ın kendisini görmekte ve sözlerini işitmekte olduğunu düşünmeli. Selamını kabul edeceğini ve duasına da âmin diyeceğini ümit ederek selamını arz etmeli.
Peygamberimiz aleyhisselam bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Bir kimse bana selam verince Cenab-ı Hak bana ruhumu iade eder. Ben de o kimsenin selamını alır mukabelede bulunurum.” (Sünen-i Ebu Davud)
Allah bana ruhumu iade eder demek, ruhumun bedenime taalluku devam eder demektir. Yoksa her selamda ruhun iade olunup sonra tekrar kabzolunması söz konusu değildir. Zira Peygamberimize yapılan salâvat-ı şerifeler gece gündüz devam etmektedir. Kıyamet sabahına kadar da devam edecektir.
Şefaat ya Rasûlallah!
Allah’ım ümmet-i Muhammedi Kur’an’a mahkûm et.
















