Hesap Sorulabilen Ve Bedel Ödetilebilen Bir Demokrasi
Herkes işini yapıyor. Herkes işini yapmalı. Asker işini yapıyor, yapmalı. İstihbaratçı işini yapıyor, yapmalı. Siyasetçi işini yapıyor, yapmalı. Yapmıyor mu hesap sorulabilir olmalı. Yok, ABD istihbaratı yapmamışmış, Barzanî'nin peşmergeleri yardım etmemişmiş, PKK uzun zamandır buna hazırlanıyormuş. Başka bir şey mi bekliyoruz. Düşman düşmanlığını yapacak. Siz de görevinizi yapacaksınız.
PKK gündüz gözüne karakolunuza saldırıyor ise bir güvenlik zaafı var demektir. Bunu yazmak güvenlik zaafı oluşturmaz. Bunu konuşmak güvenlik zaafı oluşturmaz. Bunu söylemek güvenlik güçlerinin moralini bozmaz. Asıl moral bozucu olan onbeş askerimizin kendi karakollarında şehit edilmesidir. Orada bir zaaf var ise nedenleri bulunmalı, bulunuyor ve ek önlemler alınıyorsa bunlar kamuoyuyla paylaşılmalı. Sınırdan dört kilometre içerde bir saldırı oluyorsa beklenen şudur. Askerimiz saldırgan grubun tamamını imha eder, elinden kaçırmaz. Buna imkânı da gücü de vardır. Sonra şehitlerimize ağlarız ama hiç değilse kanları yerde kalmadı deriz. Güvenlik güçlerimiz gereğini yaptı deriz. Saldırı olacaktır. Terörün doğasında bu vardır. Siz de onları ve destekçilerini pişman edeceksiniz.
Herkes işini yapıyor. Herkes işini yapmalı. Asker işini yapıyor, yapmalı. İstihbaratçı işini yapıyor, yapmalı. Siyasetçi işini yapıyor, yapmalı. Yapmıyor mu hesap sorulabilir olmalı. Yok, ABD istihbaratı yapmamışmış, Barzanî'nin peşmergeleri yardım etmemişmiş, PKK uzun zamandır buna hazırlanıyormuş. Başka bir şey mi bekliyoruz. Düşman düşmanlığını yapacak. Siz de görevinizi yapacaksınız.
PKK gündüz gözüne karakolunuza saldırıyor ise bir güvenlik zaafı var demektir. Bunu yazmak güvenlik zaafı oluşturmaz. Bunu konuşmak güvenlik zaafı oluşturmaz. Bunu söylemek güvenlik güçlerinin moralini bozmaz. Asıl moral bozucu olan onbeş askerimizin kendi karakollarında şehit edilmesidir. Orada bir zaaf var ise nedenleri bulunmalı, bulunuyor ve ek önlemler alınıyorsa bunlar kamuoyuyla paylaşılmalı. Sınırdan dört kilometre içerde bir saldırı oluyorsa beklenen şudur. Askerimiz saldırgan grubun tamamını imha eder, elinden kaçırmaz. Buna imkânı da gücü de vardır. Sonra şehitlerimize ağlarız ama hiç değilse kanları yerde kalmadı deriz. Güvenlik güçlerimiz gereğini yaptı deriz. Saldırı olacaktır. Terörün doğasında bu vardır. Siz de onları ve destekçilerini pişman edeceksiniz.
Dağlıca olayından sonra uzun süre bekledik. İhmali olanlar var mı? Varsa onlara ne yapıldı? Yoksa niçin böyle bir zayiat oldu? Ne gibi tedbirler alındı? Sorular sorulara eklendi, ancak cevaplar bir türlü gelmedi. Sonra da Aktütün karakolundan gelen acı haber yaramızı ağırlaştırdı. Ocaklara kor düşürdü.
Şimdi hamaset nutukları atma zamanı değil. Herkes bir kısım hainler bulup veryansın edebilir. Ancak bu sorunumuza çare olmaz. Böylece kendi zaafımızı atlayıp, kabahati başkalarına yükleyerek kolay yolu seçmiş oluruz. Oysa Türk tarihi mağlubiyetlerden zafer kuralları çıkaran ordular ve komutanlarla süslüdür. Dönüp herkes kendini sorgulamalı. Karşısındakini değil.
Terörün istediği panik halinde birbirimize düşmemizdir. Kardeş kavgası çıkarmak öncelikli istekleridir. Bunun çalışmalarını da yapıyorlar. Şehitlerimizin acısıyla kontrolü kaybedip de onların ekmeğine yağ sürmeye kalkışmamalıyız. Bu vatan toprağı şehit kanlarıyla sulanmıştır. Bu şehitlerimiz ne ilktir, ne de son olacaklardır. Osmaniyeli ile Diyarbakırlı şehit koyun koyuna vatan toprağına emanet edilirken, onların kanları üzerine hesap içinde olanlara da bir mesaj vermektedirler. Bu toprağı vatan yapan onların kanlarıdır. Bu vatan da o şehitlerin evlatlarına emanetidir. Birlikte vatan yaptığımız bu topraklar üzerinde yine birlikte yaşayacağız. Düşmanlara inat omuz omuza vereceğiz. Şehitlerimizi omuzlayıp vatanın bağrına taşıyacağız. Diyarbakırlıyı da, Osmaniyeliyi de. Diyarbakırlıyı, Osmaniyeliye düşman etmek isteyenlere inat vatanın bölünmezliğini vakarla ve sessizce haykıracağız.
Ama ihmali olanlardan da hesabını soracağız.
Artık hesap sormanın ötesinde yapılması gerekenler olmalı. Açık açık herkes bir ihmalden söz ediyor. Peki, ihmali olan kim? Üçlü istihbarata rağmen yeterli önlem almayan sorumlular kimler?
“Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile Emniyet'in baskından yaklaşık 10 gün önce çok gizli bir yazı ile terör örgütünün karakola saldıracağını bildirdiği öğrenildi. Askerî istihbaratın da bu yönde duyumlar aldığı belirtiliyor. MİT ve Emniyet'in gizli yazılarında, PKK'nın Aktütün'e saldırı hazırlığı yaptığı, bu amaçla sınır ötesinden kalabalık bir terörist grubun Türkiye'ye girmeyi planladığı aktarılıyor.
Edinilen bilgilere göre, istihbarat uyarıları güvenlik güçleri tarafından dikkate alındı ve gereği yapıldı. Aktütün Jandarma Sınır Bölüğü'nde alarm durumuna geçildi. Bölüğe personel takviyesi de sağlandı. Bayraktepe mevkiinde nöbet tutan asker sayısı artırıldı.
Bölüğe ayrıca ağır silah desteğinde bulunuldu. Üst düzey güvenlik kaynakları, saldırı ile ilgili önemli detaylara da işaret etti. Buna göre saldırı istihbaratı üzerine, PKK'lı teröristlerin karakola ulaşabileceği güzergâhtaki sınırlı geçit noktalarından bazıları teröristlere açıldı.
Böylelikle aynı güzergâhtan giriş yapacak teröristlerin bölgeye dağılmadan etkisiz hale getirilmesi planlandı. Bu plan geçmişte birkaç kez daha başarıyla uygulanmıştı.
MİT, Emniyet ve askeri birimlerin istihbaratına rağmen Aktütün Karakolu, PKK'lı teröristlerin saldırısından ağır zayiatla çıktı. Güvenlik kaynakları, şehit sayısının 15'in üzerinde olduğunu öne sürüyor. Üst düzey askerî bir yetkili, söz konusu şehitlerin önümüzdeki günlerde peyderpey açıklanacağını ileri sürüyor.”
Bütün bunların sorumluları için hemen derhal yapılması gerekenler yapılmaz ise deliller kaybolup gittikten sonra açılacak soruşturma ve incelemelerin bir anlamı kalmayacaktır. Şu anda bile biz ancak hâlâ sorumlu olanların bize bildirdikleri bilgilerle hareket ediyoruz.
Hükümet sorumlulara bedel ödetmemekte diretirse kendi bedel ödeyecektir. Kendisi bedel ödemelidir. Milli Savunma Bakanı istifa edebilir. Bu işin bir bedeli olmalıdır. Mutlaka biri bedel ödemelidir.
Demokrasinin ve sivil iradenin gücü böyle bir ortamda belli olacaktır. Askerin sivil iradeye baskı ile defalarca demokrasiye müdahalesine şahit olduk. Peki, hiç bizim seçtiklerimiz hesap sorabilen ve bedel ödetebilen bir duruş sergileyebildiler mi? İşte bu yüzden bir demokrasi tarihimiz yok.
Dağlıca olayından sonra yapılmayan bir kez daha ertelenemez. Aktütün faciası toplantılar ve bildirilerle geçiştirilemez. Çünkü sonrasında başkaları gelecektir. Milletimizin ise buna tahammülü yoktur.
Sonra Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu’na askerlerimiz şehit düşerken golf turnuvasında kalmasının ve sonrasında niçin duyarlı davranmadığının hesabı sorulmalı, bedeli istenmelidir. İstifa müessesi tam da bu zamanlar için gereklidir. Sorumlu davranan insanlar sorumluluklarının gereğini yaparlar. Böylesine üst düzey görevlere gelmiş insanlar da ise sorumluluk duygusu daha yüksektir. İstifa işlemiyor ise görevden almak da bir yoldur.
