İlkadım'dan
Kıymetli okuyucu, Fakültede İdare Hukuku hocamız, "en kötü diktatörlük hâkimlerin diktatörlüğüdür" derdi. Çünkü diktatör zulüm yaptığında gideceğiniz bir mahkeme vardır. Belki karar sizin lehinize çıkmaz ama en azından bir umut olarak baskıya direnebilen bir hâkim bulunur ve diktatöre karşı sizin hakkınızı korur. Ama eğer diktatörler hâkimler ise zulme karşı gidebileceğiniz bir merci bulunmayacaktır.
Hitler dönemi Almanya’sında hâkimler Hitler’in bazı haksız uygulamalarına direndikleri için, “Berlin’de hâkimler var” sözü meşhur olmuştur.
Bir ülkede hâkimlere ve yargı sistemine güven kalmamışsa, o ülkede güce dayanarak iş yapmak isteyenler çoğalır. Bu da çetelerin, mafyanın artmasına ve toplumda etkin olmalarına yol açar. İnsanlar haklarını aramak için mahkemeye gitmek yerine, bu tür gayri meşru organizasyonlara başvururlar.
Mahkemeye giden her insan, mahkemede sadece haklıyı tesbit için uğraşıldığından; haklı olduktan sonra, makam mevkisi, para pulu, derisinin rengi, kılık kıyafeti, inancı veya ideolojisinin mahkeme önünde bir önem taşımadığından emin olmalıdır. Romalıların, adalet kraliçeleri Justita’yı gözleri bağlı olarak tasvir etmelerinin sebebi budur. Bu sebeple hâkimlerin en önemli özellikleri tarafsızlık olmalıdır. Hâkim makamına oturduğu zaman ideolojisinden sıyrılmalı, sadece ve sadece hukuk kaideleri ile kanunlara bakmalıdır.
Yargı bağımsızlığı kulağa hoş gelse de pratik değeri bulunmayan, gerekli de olmayan bir şeydir. Hâkim ve savcıların bağlı olacağı, maaşlarını veren, özlük haklarını takip eden bir merci muhakkak bulunacaktır. Mesele bu merciin kararlara müdahalesine imkân vermemektir. Bu da yine tarafsızlıkla mümkündür.
Allah Teala hüküm verirken kendi aleyhimize olsa da doğruluktan ayrılmamamızı istemiştir. Bu sebeple İslam tarihinde tarafsız hâkimler hep bulunagelmiş, bunlar padişah ile tebaasını beraber yargılamaktan ve haklı olan tebaa lehine hükmetmekten çekinmemişlerdir.
Bir gayrimüslimle bir müslüman mahkeme huzuruna çekişerek geldiklerinde hâkim, gelenlerin dinine değil kimin haklı olduğuna bakar. Eğer müslüman haksız ise gayrimüslim lehine karar verilir ve bu da uygulanır.
Türkiye’de bir yargı reformu zamanı çoktan gelmiş ve geçmektedir. Hâkimlerin tarafsızlığını temin eden, hâkim ve savcıları vicdanı ile cüzdanı arasına sıkıştırmayan bir sistem kurulmak zorundadır. Bunun yanında, cüzdanı değil vicdanı tercih edecek insanları yetiştirecek bir yapı da oluşturulmalıdır.
Not: Almanya’da görülen bir dava nedeniyle Türkiye’de estirilen fırtınanın perde gerisindeki yönlendiricilerinin sadece siyasete müdahil olmak istedikleri kanaatinde değilim. Kanaatimizce en önemli sebeplerinden biri, dünyanın çeşitli yerlerinde yardım faaliyetleri yürüten bu teşkilatların küçülmelerini sağlamak, bunun için de halkın bunlara yönelen teveccühünü önlemektir.
Dünyanın çeşitli yerlerinde insanî yardım yapan batılı teşkilatların çok büyük bölümü misyoner teşkilatlarıdır. Bu teşkilatlar insanî yardım bahanesiyle insanları hıristiyanlaştırmaya çalışmaktadır. Şimdi bunların karşısına hem Türkiye’den hem de İslam dünyasının çeşitli yerlerinden yardım teşkilatları çıkmakta, bu da onların hıristiyanlaştırma çalışmalarına darbe vurmaktadır. Ayrıca bu yardım teşkilatlarımız yurtdışında ülkemizin ağırlığını artırmakta, sesini duyurmaktadır. Bu sebeple, yapılan bu propagandalara, ya da yardım faaliyetlerini bahane ederek kendine çıkar sağlayan birkaç kişiye bakarak yardım yapmaktan kaçınmayalım. Denetimlerimizi artıralım, bu kuruluşlarımız yeniden kendilerini gözden geçirsin ama dünyanın çeşitli yerlerindeki mazlumlara el uzatmaktan vazgeçmeyelim.
Selam ve dua ile…
