İslam Dininin İlim Ve İlim Adamına Verdiği Değer-1

Yazar: 
Zeki Soyak
Köşe: 
Cuma Sohbetleri

Muhterem müslümanlar, bu sohbetimizde İslam dininin ilme ve ilim adamına verdiği değerden bahsetmeye çalışacağız. İslam dini kıyamet sabahına kadar bâki olacak hükümleri içermektedir. Onun için İslam dini cehle karşı savaş açmıştır. İslam'da cehlin, cehaletin asla yeri yoktur. O bakımdan her müslüman kadın ve erkeğe fariza-i diniyesini yani Rab Teâlâ'ya, yaratıcısına kulluk yapacak kadar, ibadet edecek kadar ilimleri öğrenmesi farz kılınmıştır.
Böyle bir hakikatle karşı karşıya olduğumuz halde, müslüman milletlerin cahil kalması asla ve asla kabul edilemez. Hele hele İslam dini, irtica, gericilik veya çağdışılıkla itham edilemez. Aklıselim bir insan tarafından asla ve asla böyle çirkin ifadeler kullanılamaz. Çünkü her şeyden önce İslam dini, yaratıcımız tarafından vaz’ edilmiştir. Onun ahkâmı, geçmişi, hâli, geleceği bilen ve bizi yoktan var eden Rabbimiz tarafından konulmuştur.
Böyle bir dinin, inananlarını gerçek ilme, faydalı ilme teşvik etmesi en tabii bir neticedir. Maalesef bir kısım nâdanlar, bir kısım cahiller, bir kısım münkirler İslam dinine bu yönüyle de saldırmakta, İslam dininin ilme karşı olduğu vehmine kapılmakta veya bile bile böyle bir iftira atmaktadır.

Bakınız Allah Teâlâ Kur’an-ı Mübinde ne buyuruyor:

(Habibim o insanlara, o bilmezlere, o cahillere, o münkirlere) de ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Muhakkak bu gerçeği, (bilenlerle bilmeyenlerin bir olmayacağı gerçeğini) akıl sahipleri bilir.” (Zümer 39/9)
Diğer bir ayet-i kerimede de Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Habibim! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar. Ve derler ki: Rabbimizi tenzih ederiz. Şüphesiz ki Rabbimizin vaadi gerçekleşir. Ve ağlayarak yüzleri üstü secdeye kapanırlar. Hem de bu Kur'ân'ı işitmek (onun hakikatlerine, sırlarına vâkıf olmak) onların Allah'a teslimiyetlerini daha da artırır.” (İsra 17/107-109)
Değerli müslümanlar, bu ayetler Kur’an’da bu konudaki yüzlerce ayetten birkaç tanesidir. Aklıselim sahibi olanlar, gerçekten tefekkür ve tezekkür edenler, samimi olanlar için bu ayet-i kerimeler İslam’ın, dinin, İslamî hakikatlerin nasıl ilimle bağdaştığını ve İslam’ın nasıl ilme değer verdiğini anlamaya kâfidir. Bu hususta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden de birçok hadis-i şerif varit olmuştur. Onlardan birisi şudur:
Abdullah bin Amr radıyallâhu anhümânın anlattığına göre Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem- bir gün mescide girince halka hâlinde oturmuş iki grupla karşılaştı. Gruplardan biri Kur'an-ı Kerim okuyor ve Allah Teâlâ'ya duâ ediyordu. Diğeri ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Bunu gören Nebiyy-i Muhterem -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
 “İşte şunlar toplanmışlar Kur’an okuyorlar Rablerine dua ediyorlar. Allah celle dilerse onların isteklerini yerine getirir isterse bu isteklerini ahirete bırakır. İşte şunlar da ilim öğreniyorlar ve ilim öğretiyorlar. Ben de insanlara ancak (Kur’anî hakikatleri, İslami gerçekleri anlatmak için) muallim olarak gönderildim.” buyurdu ve hemen ilim öğrenen ve öğreten topluluğun arasına oturdu.” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 17)
Evet değerli müminler biz öyle bir dine mensubuz ki bize ilmi farz kılmış. Biz öyle bir Peygamberin ümmetiyiz ki “ben muallim olarak gönderildim” buyurmuş. Nasıl olur da bütün bu gerçekler ortada iken insanlar, cehaletleri sebebiyle ya da inatları veyahut da inkârları sebebiyle İslam dinine böyle iftira ederler. İslamî hakikatlerle yani vahiyle ilim çatışıyor deme hamakatını ve bönlüğünü gösterirler. Böyle insanlar ya kapkara cahillerdir ya da İslam’a ve müslümanlara karşı kin ve gayz ile doludurlar.
Değerli müslümanlar, Ebu’d-Derda radıyallahu anhtan rivayet edilen bir hadis-i şerifi de hep beraber görelim. Bakınız İslam, müslümanlara nasıl tavsiyede bulunuyor ve ilme ilim adamına nasıl değer veriyor.
Ebu’d-Derda Hz.leri diyor ki: Ben Rasulullah aleyhissalatü vesselamı şöyle derken işittim. “Muhakkak semavat ve arzda ne varsa hatta denizdeki balıklara kadar hepsi ilim ehli için istiğfar ederler.” (İbn Mâce, Mukaddime 20; Tirmizî, İlim 19; Dârimî, Mukaddime 32)
Evet değerli müslümanlar, Allah Teâlâ sevgili Peygamberini muallim olarak gönderir de ilmi teşvik etmez mi? O, âlimin, ilmiyle amel eden ilim ehlinin kadru kıymetini ümmetine bildirmez mi?
Âlim deyince, kültür kabilinden bazı şeyleri bilenler zannedilmesin. Âlim demek öncelikle Rabbini tanıyan demektir. Rabbini bilmeyen, Rabbinin yüce kudretine vâkıf olmayan, O’na teslim olmayan bir insan asla ve asla âlim olamaz. Çünkü o daha kendini yaratanı bilmiyor ve tanımıyor.
Bundan sonra âlim dinini iyi bilecektir. Çünkü dinini bilmeyen bir insan, ne kadar başka şeyleri öğrenirse öğrensin, İslam nazarında, Allah nazarında kara bir cahildir. Demek ki kişi âlim olabilmek için önce Rabbini tanıyacak, sonra İslam’ı dinini tanıyacak, Kur’an’ı iyi bilecek, sünneti iyi bilecek ve İslam’ın gerçeklerini iyi bilecektir. Bununla da yetmiyor. Bildikleriyle amel etmeli yani bildiklerini hayatına yansıtmalıdır. Bildiklerini hayatına yansıtmayanlar sadece bilginin hamallığını yapmaktadırlar. Böyle insanlar da asla ve asla makbul değildirler ve âlim olma sıfatını almış sayılmazlar.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruyor.
“Kişinin geride bıraktığı şeylerin en hayırlısı üç şeydir. (İlki) kendisini Hayırla yâd ettiren salih bir evlat.”  
Salih ne demektir değerli müslümanlar? Birincisi, yaptığını Allah rızası için yapacak. İkincisi, yaptığı iş İslam’da yeri olan, hayırlı bir iş olacak ve üçüncüsü de Allah Teâlâ nasıl yapılmasını emrettiyse öyle yapacak. Bu üç şart bir araya gelirse o amel salih bir amel olur. Bu şartlardan birisi eksik olursa o iş hayırlı bir iş, salih bir amel olmaz. Rasulullah aleyhissalatü vesselam bize salih evladı da salih amel olarak bildirmiş. Çünkü bir anne babanın en büyük ticareti, elde ettiği en büyük mülkü salih evladıdır. Evlat şayet salih olarak yetiştirilirse babanın, annenin kazancının en hayırlısıdır. Onun için Allah’ın rasulü öyle buyurmuş.
“(İkincisi) bir sadaka, bir hayır işlemiş ki onun sevabı kendisine ulaşıyor.”
Yani kendisi vefat ettikten sonra da o hayır devam ediyor. Vakıflar yapmış, camiler, çeşmeler, yollar, tekkeler, zaviyeler yapmış ve böylece insanlığın hayrına, kendisinin vefatından sonra da devam edecek bir hayır, bir vakıf, bir amel işlemiştir. İkincisi de budur.
“(Üçüncüsü de) bir ilim bırakmıştır ki kendisinden sonra o ilimle amel ediliyor.” (İbn Mâce, Mukaddime 20; Sahih-i İbn Hibban, İlim 33)
Yani talebe yetiştirmiş, kitap yazmış ve benzeri ilme hizmet edecek müesseseler kurmuş. Bunlar hep ilimdir. Çünkü içinde ilim öğrenilen bir müessese de biraz önce ifade edildiği gibi büyük bir hayırdır. Devam ettikleri müddetçe bu üç şeyin hayrı, ecri, insanın ölümünden sonra da kendisine muhakkak ulaşmaktadır. Böylece Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ilmin yüce kadrini de bizlere bildirmiş oluyor.
Rasulullah aleyhissalatü vesselamın pek çok duaları vardır. Bu dualar bize bir talimdir. İşte o dualarından birisi de şudur:
 
“Allah’ım fayda vermeyen ilimden sana sığınırım. İşitilmeyen, kabul edilmeyen duadan sana sığınırım. Allah’tan korkmayan, (hayâ duygusu olmayan) kalpten sana sığınırım. Ve doymayan, (dünyevîleşmiş, dünyanın tamamını versen bile hâlâ isterim diyen) kanaatsiz bir nefisten sana sığınırım.” (İbn Mâce, Mukaddime 23; Müslim, Zikir 18; Ebu Davud, Vitr 32)
Değerli müminler, demek ki müslümanlar faydalı ilimle meşgul olacak. İslam müslümanlara faydalı ilim elde etmesini emretmekte ve onu teşvik etmektedir. Faydasız birçok ilim vardır ki bunların bir kısmı mekruh, bir kısmı haramdır. Bu haram ve mekruh olan ilimler çeşitli kitaplarda tâdat edilmiştir. Hiç faydası olmayan fakat zararları da olmayan ilimlerle meşgul olmak da zayi edilmiş zamanlardır. Müslümanın zamanı çok mühimdir.
Zaman bir hazinedir. Bu hazine bizim hayatımızdır ve bu sarf edildiği zaman yerine konacak başka metaımız da yoktur. Onun için zamanını zayi eden, hayatını ziyan etmiş olur ve dolayısıyla da Allah indinde mesul olur. Çünkü hayatımız da, bize bahşedilen ömrümüz de bizim için bir emanettir. Bu ömrümüzü, bize tahsis edilen zamanı, en iyi bir şekilde kullanmamız, hayırlı işlerle, Allah’a kullukla, ibadetle geçirmemiz gerekmektedir.
İlim, sadece ve sadece Allah rızası ve insanlığa faydalı olmak için öğrenilmelidir. Çünkü insanın niyeti mühimdir. Ameller niyetlere göredir. Öyleyse değerli müslümanlar, özellikle ilimle iştigal eden gençler, niyetimizi halis tutalım. Bir kitabı okurken, bir ilmi elde etmek için gayret ederken sakın ola ki bunu dünyevî çıkarlarımıza alet etmeyelim. İnsanlar arasında ne güzel âlim desinler diye, ne büyük şöhret sahibi olmuş desinler diye, ne güzel hatip desinler diye ilim tahsil etmek bir müslümana yakışmaz ve aynı zamanda büyük bir vebaldir. Öyleyse her sahada olduğu gibi ilim öğrenme ve öğretme sahasında da gözetilecek şey rızâ-i bârîdir. Allah rızasıdır. Onun için âlemlerin efendisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Bir kimse Allah’tan başkası için ilim talep ederse (veya Allah rızasının dışında başkalarının rızasını gözetmek için, dünya, makam, mevki, şöhret için ilim öğrenirse, bunun için ilim yoluna girerse) böyle bir kişi cehennemdeki yerine hazırlansın” (İbn Mâce, Mukaddime 23)
Demek ki müslüman, her işinde olduğu gibi ilim öğrenme ve ilmi öğretme işinde de şan, şöhret, dünyevî çıkarlar, menfaatleri değil yalnız ve yalnız Allah rızasını gözetmelidir.